loading
close
SON DAKİKALAR

Akif Hamzacebi, 2023 Bütçesi CHP grup konuşmasında; enflasyon meselesi tartışılıyor, maliye politikasının destek vermediği bir para politikasının başarıya ulaşma şansı yoktur

Akif Hamzacebi, 2023 Bütçesi CHP grup konuşmasında; enflasyon meselesi tartışılıyor, maliye politikasının destek vermediği bir para politikasının başarıya ulaşma şansı yoktur
Tarih: 16.12.2022 - 18:33
Kategori: Siyaset

2023 Bütçesi görüşmelerinin son gününde 16 Aralık 2022, Cuma siyasi parti grupları adına yapılan kapanış konuşmalarında CHP TBMM Grubu adına CHP İstanbul Milletvekili Ekonomist Akif Hamzacebi konuştu.

CHP İstanbul Milletvekili Ekonomist Mehmet Akif Hamzacebi konuşmasına, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında verilen ceza ile başladı. Hamzacebi İmamoğlu davası hakkında; "Bu kararın arkasında iktidarın siyasi aklı yoktur bu kararın arkasında iktidarın siyasi akılsızlığı vardır." dedi.

 
TBMM Başkanı Şentop; Değerli milletvekilleri, şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ilk söz İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi'ye aittir. Buyurun Sayın Hamzaçebi, süreniz otuz dakikadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bütçe görüşmelerini ekranlardan, radyolardan takip etmekte olan çok değerli vatandaşlarımız; hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum, sağlıklı, güzel, mutlu günler diliyorum.

Bütçeyi dolayısıyla ekonomiyi görüşüyoruz ancak konuya girmeden önce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'na dün verilmiş olan mahkeme kararı hakkında görüşümü çok kısaca ifade etmek istiyorum. İstanbul seçimlerini iptal eden hastalıklı irade, bu kararın arkasında yine kendisini göstermiş ve Ekrem İmamoğlu'na hukuka uymayan bu ceza verilmiştir ancak şunu ifade edeyim ki bu kararın arkasında iktidarın siyasi aklı yoktur, bu kararın arkasında iktidarın siyasi akılsızlığı vardır. Ancak şu gerçek ortaya çıkıyor: Güç sahipleri, iktidar sahipleri hukuku bir sopa olarak kullanırsa ekonomide büyüme olmaz arkadaşlar. Bizim ekonomimizin temel meselesi de budur.

Sayın Erdoğan'ın yirmi yıllık iktidarı yirmi yıllık bir değerlendirmeyi zorunlu kılıyor. Bir dönem başta Erdoğan olmak üzere AK PARTİ sözcüleri kendi dönemlerindeki ilerlemeyi vurgulamak için "Nereden nereye." derlerdi. Sanki AK PARTİ iktidarından önce Türkiye'de medeniyet yokmuş gibi, sanki teknolojik gelişmelerle, medeniyetle Türkiye'yi AK PARTİ iktidarı tanıştırmış gibi(!)

AK PARTİ iktidarının, Sayın Erdoğan'ın on iki yıl Başbakan, sekiz yıl da Cumhurbaşkanı olarak yani toplam yirmi yıl yönettiği Türkiye'de bugün, manzarayıumumiye şöyledir: Ekonomimiz ağır sorunların içerisindedir. Birincisi, yüksek enflasyon vardır. 2017'den bu yana çift haneli enflasyonla yaşıyoruz. 2023 ve 2024'te de orta vadeli programa göre çift haneli enflasyon öngörüldüğüne göre demek ki AK PARTİ iktidarı cumhuriyetin 100'üncü yılı dâhil, ondan sonraki yıl dâhil Türkiye'yi çift haneli enflasyonla yaşamaya mahkûm etmiştir. Sekiz yıl çift haneli enflasyonla yaşayan bir Türkiye. Erdoğan: "Enflasyonun nedeni faizdir." dedikçe maşallah, enflasyon yükseliyor. Erdoğan, bu bilim dışı düşünceyi muhafaza ettikçe, bunda ısrar ettikçe milyonlar hayat pahalılığının altında eziliyor. OECD, geçenlerde bir istatistik yayınladı, çok yeni, OECD ülkelerinde gıda enflasyonunu gösteriyor. Türkiye, ekim ayındaki yüzde 99'luk enflasyonla OECD ülkelerinin lideri durumunda, Türkiye'den sonra 2'nci sırada Macaristan geliyor, Türkiye'nin enflasyonunun yarısından çok daha az bir orana sahip. OECD henüz daha kasım ayı gıda enflasyonunu görmüş değil, kasım ayı gıda enflasyonu yüzde 102. Şimdi Erdoğan'ın bu politikası devam ettiği sürece, devam ederse ileride bugünlere "İyi günlermiş." demek durumunda kalabiliriz. Yüzde bin enflasyonun olduğu Türkiye'yi görmek bu politikaların sonucu olacaktır, çok sürpriz olmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, ikinci önemli sorun, Türkiye'de düşük istikrarsız ve kalitesiz büyüme var; bu nedenle, işsizlik azalmıyor. İstenildiği kadar "İstihdam yarattık." teranesi söylensin, Türkiye'de işsizlik seviyesi hâlâ 2002 yılının yüzde 10,3'lük işsizlik oranı seviyelerindedir. Yirmi yıl geçmiş, yirmi yılın sonunda Türkiye hâlâ yirmi yıl öncesinin işsizlik oranına sahip. Ülke fakirleşmiş, sosyal yardım alan vatandaş ve hane sayısı artmıştır. İşsizliği azaltamayan, yoksulluğu azaltamayan iktidar, sosyal yardım yapılan hane sayısının, kişi sayısının büyüklüğüyle övünmektedir; aslında, bu, bir utanç konusu olmalı. 

Kişi başına gelirde 2007 yılının gerisine gittik. Aklıma eski masallardan, çocukluğumuzda duyduğumuz masallardan bir tekerleme geldi: Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik, yirmi yıl yol gittik, döndük arkamıza baktık ki bir arpa boyu yol gitmişiz. AK PARTİ ekonomi politikasının, Erdoğan ve arkadaşlarının ekonomi 20 yıllık politikasının sonucu budur. Sosyal devlet güç kaybetmiştir, "sosyal kamu hizmeti" kavramının içi boşaltılmıştır. O kadar ki Sultanbeyli'nin Adil Mahallesi'ndeki PTT şubesinin "Zarar ediyor." gerekçesiyle kapatılmasına kadar vardırılmıştır iş. Maliye politikası önemsizleştirilmiştir, bu önemlidir. Bakın, hep Merkez Bankası bağımsızlığı ve para politikası etrafında bu enflasyon meselesi tartışılıyor, maliye politikasının destek vermediği bir para politikasının başarıya ulaşma şansı da yoktur, şu an esasen para politikası da yerlerde sürünmektedir, böyle bir para politikası yoktur Türkiye'de. Hazinenin toplam borcu yükselmiştir, geleceği olmayan nesiller yaratılmıştır. İnsanlarımız mutsuzdur, umutsuzdur ama "2023 yılı bütçesiyle burada bir şeyler yapacağız." denilmeye çalışılıyor. O bile yetersiz, 2023 yılı bütçesiyle Türkiye'ye vadedilen kişi başı gelir hedefi 10.071 dolardır, on üç sene öncesinin rakamıdır bu. Cumhuriyetin 100'üncü yılına giriyoruz, AK PARTİ iktidarı Türkiye'ye on üç yıl öncesinin kişi başına gelirini yakalama sözü veriyor. Şimdi, bir şey söyleyeceğim: Her şey darmadağın olmuş, ekonomik dengeler, toplumsal dengeler, her şey darmadağın olmuş, siz ufalanmış tuğlalarla yeni bir ev yapmaya çalışıyorsunuz, mümkün değil.

Değerli milletvekilleri, evet, nereden nereye dedik; yirmi yıllık iktidar var, yirmi yılı değerlendirmemiz zorunlu. Rakamlar yalan söylemez; her ne kadar Sayın Canikli bir hafta önce burada cımbızla Türkiye'nin muz tüketimindeki artışı alarak "Ekonomide işler iyi, çiftçinin durumu iyi." demeye çalıştıysa da öyle değil, o konuya geleceğim -Sayın Canikli'ye laf atıyorum, belki bana bir cevap verir- yirmi yıl önce Türkiye ekonomisi neredeydi, şimdi nerede? Gelişmekte olan ülke ekonomileri neredeydi, şimdi nerede? Yirmi yıl önce Türkiye ekonomisi, dünya ekonomisinin yarattığı gelirin yüzde 1'inden azını üretiyordu; yüzde 0,8. Yirmi yıl sonra gene yüzde 0,8; yüzde 1'in altındayız. Bir ara yükselmiş 2008-2013 döneminde, Sayın Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olduğu 2014 yılından itibaren baş aşağı gitmeye başlamışız. 2014 çok büyük bir dönem noktası, her şeyin tersine döndüğü tarihtir o. Peki, gelişmekte olan ülkeler bu sürede ne yapmışlar? Gelişmekte olan ülkelerin dünya ekonomisi içindeki payı 2002 yılında yüzde 20,5, şimdi yüzde 42,2; 2 katına çıkmış. Türkiye 0,8-0,8; sabit kalmış. Bir laf vardır ya: "Bu küreselleşme hep gelişmiş ülkelerin lehine." Bu, uluslararası şirketlerin kesin lehine ama bakın, gelişmekte olan ülkeler payını yirmi yılda yüzde 20,5'tan yüzde 42'ye çıkarmış. Demek ki küreselleşmeyi yönetebilirsen başarılı olursun ama Türkiye yönetememiş, yirmi yılı yönetememiş Türkiye, heba etmiş. Peki gelişmekte olan ülke ekonomileri içerisinde Türkiye'nin payı ne? 2002 yılında yüzde 3,4; şimdi yüzde 2. 90'lı yıllar Türkiye'nin büyüme hikâyesi açısından iyi yıllar değildir, 90 yılı başında Türkiye ekonomisinin dünya ekonomisi içindeki payı yüzde 4, şimdi yüzde 2; yarı yarıya inmişiz. Nefesimiz yetmemiş; gelişmekte olan ülkeler koşmaya başlamış, biz ağır adımlarla yürüyoruz hâlâ ve zamanı kaybediyoruz değerli arkadaşlar.

Şimdi, bakın, kişi başına gelirde durum da farklı değil; 2002 yılında 74'üncü sırada, 2020'de 195 ülke arasında 75'inci sırada. Çok iyi hatırlıyorum, Sayın Erdoğan'ın "Çıraklık dönemim." dediği yıllar, Romanyalı işçiler İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Park ve Bahçeler Müdürlüğünde çalışıyordu. Gazetede okudum, gayet iyi hatırlıyorum, soruyorlar: Niye Türkiye'desin? "Ya, burada ücretler daha iyi." Baktım, 2002'de Romanya'da kişi başına gelir 2.114 dolar, Türkiye'de 3.617 dolar; aşağı yukarı yüzde 50'den fazla. Şimdi Romanya nerede biliyor musunuz? 14.795 dolar, 7 katına çıkmış. Bulgaristan 2.091 dolardan 11.746 dolara çıkmış; 6 katına çıkmış. Başka ülkeler de var, hepsini vererek zamanınızı almayayım. Çıraklık, kalfalık, ustalık dönemlerini Sayın Erdoğan geçirdi ama Türkiye bu küreselleşme döneminden çırak çıktı.

Ama Türkiye'de bu yirmi yıllık sürenin, yirmi yıllık AK PARTİ iktidarının kazananları da var, kazananları da var, herkes kaybetmedi. Türkiye kaybetti de Türkiye'de kazananlar var. Bir istatistik var önümde -millet fakirleşti ama bir grup insan zenginleşti- Türkiye'de ve dünyada belli ülkelerdeki servet dağılımını gösteriyor. Türkiye, servet dağılımında dünyanın en kötü ülkesi; en varlıklı yüzde 1'in elindeki servet toplam servetin yüzde 41'i. Bizden daha kötü olan Rusya ve Güney Afrika var, 2 ülke var. Amerika Birleşik Devletleri dahi Türkiye'den daha az adaletsiz. Avrupa ülkelerini saymıyorum, hepsi bizden daha iyi. Erdoğan Türkiye'de serveti yeniden dağıttı, 5 araç kullandı: Kamu ihaleleri, banka kredileri, teşvikler, imar emsal uygulamaları, TMSF ve özelleştirme ihaleleri.

İktidarların görevi, kendi siyasal anlayışlarına, siyasal programlarına göre serveti ve geliri yeniden dağıtmaktır; bunu adalet ölçüsüne uygun olarak yaparsanız herkes mutlu olur ama adaletsiz yaparsanız herkes tepki gösterir, tepki gösterir. Şimdi, görüyoruz ki AK PARTİ'nin yirmi yıllık iktidarı döneminde bir grup insan zenginleşti. Yeni bir elit var Türkiye'de artık, yeni bir elit; bu, AK PARTİ döneminin eliti. "Elit" kavramı değişti artık, başka bir şey; AK PARTİ döneminde iktidara eklemlenmiş olan, iktidarın dağıttığı kaynaklardan, imkânlardan nemalanmış olanlar bunlar. Oysa, biz iktidarı nasıl tarif ediyoruz? İktidar, adalet dağıtmanın yeridir, nema dağıtmanın yeri değildir.

Sayın Erdoğan sık sık Kur'an-ı Kerim'den sureler, ayetler okuyor, ben de ona bir ayet okumak istiyorum. Haşr suresi 7'nci ayet: "Servet, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir şey olmasın." Sayın Erdoğan, Aralık 2021'de İslam İşbirliği Teşkilatı Üyesi Ülkelerin Parlamento Birliği 16'ncı konferansında konuşuyor; şunu söylüyor, aynen okuyorum: "Muhakkak ki sizi biraz korku ve açlıkla mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle deneriz, sabredenlere müjdeler." Bakara suresinden bir ayet. Evet, İslam'da dünya hayatı bir imtihan olarak görülür, inançlı bütün insanlar bunu böyle kabul eder; ben de inanırım, ben de böyle inanıyorum ama Sayın Erdoğan, siz ve arkadaşlarınız bu imtihana hiçbir zaman girmediniz ki.

Şimdi, bakın, yüzde 1'i elinde servet toplanıyor; millet fakirleşiyor, yoksullaşıyor. Ücretlilerin millî gelirden aldığı paya bakıyorum, üçüncü çeyrekler itibarıyla 2002 yılından itibaren bütün rakamlar burada. Bunların hepsini gösteremeyeceğim, konuşma sürem çok sınırlı, burada 2014'ten itibaren var. Ama bakın, buradan size özetleyeyim: 2014'te ücretliler millî gelirin yüzde 30,7'sini alıyormuş, 30,7'si. Şimdi ne kadar? Yüzde 26,5'u; azalmış, bir ara bir yükselme olmuş, azalmış. Bu rakam, üçüncü çeyrekler itibarıyla verdiğimiz bu rakam 2003 yılından bu yana AK PARTİ iktidarının en kötü rakamı. Ücretlilerin millî gelirden aldığı pay aşağıya iniyor sevgili arkadaşlar.

Şimdi, biraz önce bir imtihandan söz ettim, bu neye benziyor biliyor musunuz? Yani bir grup fakirleşiyor, ücretliler fakirleşiyor toplum yoksullaşıyor; öte taraftan Erdoğan ve arkadaşları bize dinî mesajlar veriyor, Kur'an'dan ayetler okuyor. Teşekkür ederiz; bu ayetlerin hiçbirine itirazımız yok, hepsi bizim de kabul ettiğimiz, inandığımız ayetler. Ama bu, biraz şuna benziyor: Dıştan namazlı niyazlı, içten infaka değil kenze yani mal mülk biriktirmeye dayalı dindarlık. Evet, nereden nereye...

Şimdi, değerli arkadaşlar ekonomik büyüme istikrarsız, inişli çıkışlı. Gerçekleşen büyüme de yoksulluğu azaltmıyor, refah yaratmıyor, işsizliği azaltmıyor; rakamlar bunu gösteriyor. Türkiye ekonomisinin bir verimlilik problemi var. Verimlilik yani faktör verimliliği; emek ve sermaye aynı kaldığı anda eğer üretim miktarı artmış ise verimlilik artmış demektir. Türkiye ekonomisi bu verimliliği 2001-2007 yıllarında yakalamış, AK PARTİ'nin o çıraklık dönemi dediği yıllar; 2001'de başlıyor ama. İki nedeni var verimlilik artışının: Bir, 2001 krizinde atıl kalan kapasite üretime koşuluyor; ikincisi, reformlar, yapısal reformlar dediğimiz kavram. Bu dönemde, 2001'den itibaren ne yapılmış? Bankacılık reformu yapılmış, kamu ihale reformu yapılmış. AK PARTİ onu 200'e yakın kez değiştirdi. "Hangi ihaleyi kime, nasıl veririz?" diye, bunun yasal altyapısını oluşturmak için bu yasa bu kadar değiştirildi. Mali disiplin sağlandı, vergi tabanı genişletildi; maliye politikası son derece güçlüydü, Merkez Bankasının para politikasını destekliyordu. Özerk gelir idaresi... Fonların kaldırılması; bu, çok önemli. Fonların kaldırılması bizim maliye tarihimizde mali disiplin açısından bir devrimdir, çok önemlidir. Bütün bunlar, Merkez Bankası bağımsızlığı; sayabiliriz. Ha, bunun üzerine 2004'te Avrupa Birliğinden müzakere takviminin alınmış olması. Bütün bunlar, o dönem verimliliği artıran unsurlar oldu. Verimlilik niye sona erdi biliyor musunuz? Reformlardan vazgeçildi, yapılan reformlar da ters yüz edildi. Kamu İhale Kanunu 200 kere değişirse Türkiye ekonomisi ne büyüyebilir ne de verimliliğini artırabilir.

Sayın Erdoğan demokrasiyi sevmiyor, onun temelini oluşturan temel hak ve özgürlükleri sevmiyor. Yani, elinden gelse... Onu yapmaya teşebbüs ediyor, birçok uygulamasında görüyoruz, işte, İmamoğlu kararı gibi, önceki yıllardaki Demirtaş kararı olsun, diğer kararlar olsun; bunların hepsi. Sevmiyor, elinden gelse "Bu piyasa ekonomisi olsun ama bu da otoriter piyasa ekonomisi olsun." diyecek. Yani "Özel sektör de benim emir ve talimatlarım doğrultusunda hareket etsin." diyecek, bunu istiyor. Bakın, bugün bankacılık sistemi var ya, eğer böyle devam etsin, önümüzdeki yıl "özel banka" diye bir banka kalmayacak; söylüyorum size.

Evet, sevgili arkadaşlar, bakın asgari ücrete bir girmek istiyorum; asgari ücrete iki nedenle girmek istiyorum. Birincisi, güncel bir tartışma; ikincisi de şu: Türkiye ekonomisi teknoloji yoğun ürün üretemiyor arkadaşlar, bizim imalat sanayimizin asıl problemi buradadır. Türkiye'nin teknoloji yoğun ürün üretimindeki yeri maalesef, âdeta sabit kalmış, ilerlemiyor; daha çok "orta teknoloji", "orta düşük" ya da "orta yüksek" dediğimiz grup ki bunlar toplam imalat sanayisinin yüzde 97'sini oluşturuyor, yüksek teknolojili ürün üretim ve ihracatı yüzde 3 seviyesinde; Dünya Bankası rakamları önümde. Türkiye'nin teknoloji yoğun ürün ihracatının toplam ihracatı içerisindeki, imalat sanayisi ihracatı içerisindeki payı yüzde 3 seviyelerinde. Bakın, Romanya yüzde 4'lerden başlamış 2007'de, şimdi yüzde 12'de. Meksika yüzde 21 ki OECD'de biz birçok istatistikte yan yana oluruz Meksika'yla; bizi fersah fersah geçmiş. Latin Amerika ülkeleri yüzde 15, Hindistan yüzde 10, Kore yüzde 36, Brezilya yüzde 14, Bulgaristan yüzde 11 ve Türkiye yüzde 3'lerde; yüzde 2,1'lerden yüzde 3'e gelmiş. İşte, böyle devam edersek bu asgari ücreti, yoksulluk sınırının bile altında olan asgari ücreti her sene tartışırız, her sene tartışırız. Niye? Çünkü emek yoğun sanayiye yönelmişiz, 5 milyon da Suriyeli, Afganlı kişi var Türkiye'de; bunların varlığı bizim imalat sanayimiz için bir fırsat olarak görülüyor. Ucuz emeğe dayanarak rekabet gücü kazanmaya çalışmak Türkiye ekonomisinin yıkımı olur arkadaşlar, bundan vazgeçin, bu çıkış değil. Çıkış, bu sanayileşme stratejisini değiştirmektedir, katma değeri yüksek, teknoloji yoğun ürün üretebilmektedir.

Evet, devam ediyorum. Bir cümle söyleyeceğim, hatırlayacaksınız, 24 Haziran 2018'deki Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçiminden önce 19 Haziran 2018 tarihinde söylenmiş: "Neymiş bu kur falan? Bunlar bizim geleceğimizi belirleyen şeyler değil. Bunu Hans'a, George'a bırakamayız -müthiş milliyetçi bir söylem- bunlara biz karar veririz." diyor Sayın Erdoğan. "Şu 24'ünü hayırlısıyla bir atlatalım -24 Haziranı- şu dolarla, kurla, faizle nasıl uğraşılırmış göreceksiniz." Evet, harika bir cümle!

Şimdi, bakıyorum, 2018 Haziranında TÜFE yüzde 15, şimdi TÜİK'in baskılanmış enflasyonu yüzde 84; aşağı yukarı 7 katına çıkmış. Dolar kuru 4 lira 70 kuruş, işte, bugün de 18 lira 65 kuruş; o da 6 katına çıkmış. Şimdi, bir vatandaş sosyal medyada yazmış: "Ya, yaktın bizi Erdoğan." diyor, "Yaktın bizi Erdoğan." diyor, "Sana güvendik, yaktın bizi."

Şimdi, arkadaşlar, yetki istiyor ya, sakın ola ki bir daha yetki vermeyin Erdoğan'a. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, çıkıyor "Bana son defa yetki verin." diyor, çıraklık, kalfalık, ustalık; şimdi "Ustabaşılık dönemim." diyebilir. Sakın ola ki inanmayın sevgili vatandaşlarımız.

Şimdi, neymiş asgari ücret? Bakın, asgari ücret tartışılıyor; 2021 Ocak ayında 2.825 lira. Ekmek kaç lira o zaman? 1,5 lira. Kaç ekmek alıyormuş asgari ücret? 1.883 ekmek. 2022 Ocakta asgari ücret 4.253 lira, ekmek 2,5 lira. Kaç tane ekmek alıyor asgari ücret? 1.701 tane, 182 ekmek gitti bir yılda. Temmuzda asgari ücret bir daha arttı, 5.500 lira oldu. Böyle bayram havası estirildi memlekette "2021 başına göre yüzde 95 oranında artırdık asgari ücreti." diye.

Ekmek 4 lira, temmuz ayı fiyatını söylüyorum, şimdi, 5 liraya da çıktı. 1.375 ekmek alıyor. 2021 Ocağa göre 508 ekmek asgari ücretlinin sofrasından çekilip alındı; bu da bu. (CHP sıralarından alkışlar) 2021 Ocakta asgari ücretle alınan ekmeğe 4 dersek, 2022 Ocakta 1 ekmeğin yarısı gitti, 3,5 ekmeğe indi; şimdi 4 ekmekten 1'i gitti arkadaşlar, şimdi dediğim temmuzda. Şimdi, bakmayın, çıkacak arkadaşlar "Ya, artıracağız." diyecekler, inanmayın.

Sevgili arkadaşlar, devam ediyorum, şeye geleceğim, bir dakika. Bu kur, faiz, bu iş daha bitmedi. Faizle nasıl uğraşılır? Evet, Merkez Bankası politika faizini indirdi. Nebati Bakan "Anlamsızlaştırdık zaten o faizi." dedi. Bu da dünya merkez bankacılığı tarihinde bir ilk oluyor zannediyorum. Dolar faizi neymiş o zaman? Hazinenin dolar cinsinden borçlanma faizi. 2018 seçiminden önce yüzde 4'lerde. Şimdi kaçlarda? Yüzde 10'larda, son ihalede yüzde 10'un biraz altına düştü. Yani 2 katına çıkmış dolar cinsinden borçlanma faizi. Nereye gidiyoruz biliyor musunuz? Bu politika Türkiye'yi çöküşe doğru götürüyor, izin vermeyeceğiz o çöküşe ama oraya doğru gidiyor. Bakın, döviz cinsinden borçların Hazinenin toplam borç stoku içindeki durumu: 2002, kötü yıl; krizden sonra çıkmışız, yüzde 58'lerde; şimdi, 2021, yüzde 66'larda; ekim ayı itibarıyla 2022'de oran aynı. Bakın, iyileşmiş; reformlar var bu zaman, bunun da hepsini kendinize mal etmeyin ama reformlara sahip çıkmışsınız, bu da güzel bir şey ama sonra kötüye gitmiş; enflasyona endeksli kağıtları da buna dâhil ederseniz yüzde 82'yi buluyor; çöküşe gidiyor. Peki, ne oldu, ne anladık biz bu işten? Büyük milliyetçi laflar ettiniz "Hans'a, George'a bırakamayız." dediniz, bu milliyetçilik hepimizin hoşuna gitti. Bu nasıl bir milliyetçilik biliyor musunuz? Cami avlusu milliyetçiliği, avludan çıkınca milliyetçilik avluda kalıyor, unutuluyor. (CHP sıralarından alkışlar) Mücahit gömleği giyerek yola çıktınız, gömlek değiştirdikten sonra bugün tatlısu mücahidi olmuş durumdasınız.

Sayın Canikli geçen hafta "Muz tüketimi arttı, ekonomi iyi durumda." dedi yanına domatesi de kirazı da koydu, haksızlık etmeyeyim. Zamanım yok, hepsine cevap vermeye ama değerlendirmek zorundayım. Sayın Canikli de arzu ederse -Canikli'yle meslektaşız- bir televizyon programında bunları karşılıklı konuşabiliriz, ben mutlu olurum bunları konuşuyor olmaktan.

Şimdi, dedi ki gelir yönünden hiç problemi yok Sayın Canikli'nin, Sayın Canikli yoğunluktan artık herhâlde takip edemiyor o kadar. Bu da devletin rakamları, tarımsal destekte Türkiye nerede? Mavi çizgi, 2002 yılında bütçeden yapılan tarımsal destek harcamalarının millî gelire oranı, 2002 yılında 0,52, binde 5; şimdi 2022'de 0,30, 2021'de 0,33. Kırmızı çizgi de tarımsal destekleme harcamalarının faiz hariç bütçe harcamalarına oranı, bakın orada da ciddi bir azalış söz konusu. "Ya, Hamzaçebi, bırak bu binde 50'leri, şunları bunları da bize rakam söyle." diyeceksiniz.

Yani şöyle söyleyeyim: AK PARTİ iktidarı Sayın Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olduğu tarihten bu yana, 2014'ten bu yana çiftçiye verdiği desteği azaltmıştır. Eğer 2002 yılındaki kadar çiftçiye destek verilmiş olsaydı 2002 yılında 39 milyar TL vermiş, 30 milyar daha verecekti. Bakın, yüzde 1'i geçtim, millî gelirin yüzde 1'i oranında destek vermiyorsunuz eleştirisini yapmıyorum, "Bütçe imkânları müsait değil." diyeceksiniz; ya, hiç değilse 2002'deki desteği verin. (CHP sıralarından alkışlar) Arkadaşlar, 30 milyar daha eksik veriyorsunuz. 2023 yılında eğer 2002'deki desteği verecek olsaydınız bütçede 54 milyar lira değil, destek 43 milyar lira fazlasıyla 97 milyar lira olarak yer alacaktı; sadece demek ki 2022'de çiftçinin 30 milyarını, 2023'te de 43 milyarını aldınız, nasıl asgari ücretliden aldıysanız çiftçiden de aldınız.

Sevgili arkadaşlar, konuşmamın sonlarına geliyorum. Erdoğan Türkiye'de serveti yeniden dağıttı, 5 araç kullandı dedim; bir tane daha var kamu ihalelerinin içinde devleti soyma. "Ya, Hamzaçebi, ne diyorsun?" gibi bir şey diyebilirsiniz. Huzurunuza Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünün bandrol ihalesini getirmiştim. Sayın Engin Altay bunu konuştu, basın toplantıları yaptı, televizyonlarda söyledi.

Hiçbirinizin kılı kıpırdamadı. Bunu burada çok kısaca özetleyeceğim. Gelir İdaresi Başkanlığı alkollü içkiler ve sigaralardaki bandrolü on beş yıl süreyle ihale edip almış, beşer yıllık dönemler hâlinde 3 dönem ihale etmiş. Niye? Bu bandrolü Maliye basıyor, ÖTV'nin güvence altına alınması demektir bu, ÖTV o bandrolle alınıyor işte. Gayet başarılı ihale yapmış. 4'üncü dönem ihalesine çıkıyor 2019 yılında.

Teklifler alınıyor, ihale yapılacak, Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Berat Albayrak "Ya, bir dakika, bu çok önemli bir iş." diyor. Yerli ve millî... O zaman bu orta vadeli programın adını da değiştirmişti, yeni ekonomi programı, yerli, millî, milliyetçilik, hepsi çok güzel. Bu çok önemli, özel sektöre yaptırılamaz. Gelir İdaresi Başkanlığı 3 dönem başarıyla yürüttüğü ihalenin, 4'üncüsünü iptal ediyor bu nedenle. Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü "Bu işi ben yapacağım." diye Gelir İdaresine yazı yazıyor, -bunların hepsi kamuoyunda var, basında var- Darphane alıyor bunu. Sonra, aa, Cumhurbaşkanlığı, Sayın Cumhurbaşkanı bir karar yayınlıyor: "Darphanenin Bandrol Basım, İhale İşlerine İlişkin Usul ve Esaslar." Kararı okuyorum: "Darphane bu işi davetiye usulü veya pazarlıkla yapacak." İstese bile rekabete açık ihale yapamaz. Peki, olabilir. Bir şirket kuruluyor, DNS diye bir şirket; ana sözleşmesinde bu iş tarif ediliyor, bandrol basım ve dağıtım işi. Peki. Darphane ihaleyi yapıyor. E, hani bu çok önemli işti, özel sektör yapmayacaktı? Yerli, millî; geçtik onu. İhaleyi kaça yapıyor? 400 milyon TL. Peki, öbür şirket kaça yapıyordu, ondan önceki şirket; SICPA, Türk ve İtalyan ortaklığı şirket? 190 milyon liraya. Peki, onu da geçtik. İhaleyi alan DNS şirketi ilk işi yapan, on beş yıl süreyle yapan SICPA'ya gidiyor: "Ya, benim matbaam falan yok, bu işi sen yap. Al sana 190 milyon. Tamam mı?" "Tamam." 210 milyon cepte, kılçıksız. Bunun adı devleti soymaktır.

Buna hiç kimse ses çıkarmadı. Niye biliyor musunuz? Çünkü takvadan günah işleme özgürlüğüne geçmiştiniz. Evet, takvadan günah işleme özgürlüğüne geçenler bu işe göz yumdular. Bu sırada Sayın Erdoğan ne diyordu biliyor musunuz? Darphanenin de hesaplarını denetlemekle görevli olan Sayıştay'a diyordu ki: "Denetimleri açık arama mantığıyla yapmayın, sakın yapmayın. Olabilir, bizi rahatsız eden, canımızı sıkan şeyler olabilir, yaklaşım farklılıkları olabilir ama buna da saygı göstermek zorundayız."

Sayın Erdoğan, biz bu hırsızlığa, bu soyguna saygı göstermiyoruz. Bu, milletin parasıdır; bu, milletin parasıdır.

Sayın AK PARTİ Grubu, hiç mi rahatsız etmiyor sizi; bunu burada defalarca konuştuk. Bakın, "tweet"ler attım sosyal medyada. "Darphanede çete var." diyorum, çete; burada, huzurunuzda söylüyorum. Bunun sorumlusu zamanın Maliye Bakanıdır, Darphane Genel Müdürüdür. Bir de orada bir genel müdür yardımcısı var; isimlerini de arzu ederseniz veririm -genel müdürü bellidir, genel müdür yardımcısı- sizlere veririm.

Şimdi, tabii, sesiniz çıkmıyor. Yirmi yılın sonunda gördük ki dünyevi olanı uhrevi olanla çok kolay değiş tokuş etmişsiniz. Türkiye'de çoğunun zannettiği gibi, dinî bir iktidar yok, dünyevi bir iktidar var; dini iktidarı için kullanan bir iktidar, bir kadro var şu anda yönetimde.

Şimdi, rant coşkusu var. Çapul günlerini yaşıyoruz. Bunlar bitmek üzere, bunlar bitince kaçış günleri başlayacak, sizi o zaman göreceğim ben. 

Son cümlelerim şunlar değerli arkadaşlar: Türkiye 1999'daki Helsinki Zirvesi'nde Avrupa Birliğinin tam üye adayı ilan edildi. Bu zirveden sonra Türkiye'de önemli şeyler oldu: 2001 Anayasa değişikliği oldu tüm partilerin mutabakatıyla, 2004 Anayasa değişiklikleri yapıldı, 2004 yılında Avrupa Birliğinden müzakere takvimi alındı, reform süreci işlemeye başladı; işte, verimliliğin, millî gelirin arttığı dönemlerdir bunlar. Ama yirmi altı yıl sonra Türkiye Avrupa Birliği tarafından yaptırım uygulanan bir ülkeye dönüştü. İnsanlarımız mutsuzdur, umutsuzdur. Ekonomide bütün dengeler bozulmuştur.

Değerli milletvekilleri, biz, bu düzende, hile olan bu düzende bu hileye son vereceğiz. İktidardakilerin devleti kendi özel mülküne çevirdiği bu rejime son vereceğiz. Otoriter, antisiyaseti sonlandırarak çoğulcu demokrasiyi kuracağız. Türkiye'nin rotasını yeniden tarihsel yönüne yani Batı'ya çevireceğiz, Türkiye'yi AB tam üyeliğine taşıyacağız.

Biz Türk siyasetinin yeni aktörleri, Türk siyasetini, ittifakların yanında millet ittifakından çok daha büyük bir ittifakı kuracağız. Biz özgürlükleri baskı altına alan bu politikalara karşı daha büyük bir ittifak kuracağız. Ekolojinin, yeşil ekonominin, yeşil finansmanın, vergide yeşil dönüşümün ittifakını kuracağız. Yirmi yıllık iktidarın bir avuç kazananları karşısında çok büyük bir çoğunluğun, AK PARTİ döneminin kaybedenlerinin ittifakını kuracağız.  Günah işleme özgürlüğü adı altında devleti soyanlara karşı milletin çıkarlarını savunanların ittifakını kuracağız. Kapsayıcı büyümenin, refahın, güçlü sosyal devletin ve özgürlüğün ittifakını kuracağız.  Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bütçeye "hayır" oyu vereceğiz.

2023 yılı bütçesinin milletimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum, hepinize sevgiler saygılar sunuyorum.

Sayın Başkan, çok teşekkür ederim efendim, sağ olun."

Kaynak : www.istanbulgercegi.com - Dilfiraz Değerli

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları