loading
close
SON DAKİKALAR

'AKP darbeyle mücadelede samimi değil'

'AKP darbeyle mücadelede samimi değil'
Tarih: 14.06.2012 - 13:55
Kategori: Siyaset

Kemal Kılıçdaroğlu, SKYTÜRK'e konuştu...

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu SKYTÜRK’ün canlı yayını “Zor Soru” ya konuk oldu ve Mehveş Evin ile Murat Sabuncu’nun sorularını şöyle yanıtladı;

Murat SABUNCU- Efendim zor soruya hoş geldiniz. Mehveş Evin’le beraber sunduğumuz programın ilk konuğu CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu. Kemal bey programımıza hoş geldiniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hoş bulduk efendim.

Murat SABUNCU- Efendim hemen fazla vakit geçirmeden sorularımıza başlayalım. Bir sürü sorumuz var. Bugün 
CHP’nin MYK’sı vardı ve bu MYK’da da bildiğim kadarıyla sizin bir süre evvel başlattığınız Kürt sorunu konusundaki 
adımlarda MHP’nin biraz geri duruşuyla ilgili MHP’ye tekrardan nasıl bir mesajla gidebilirizi tartıştınız. Çünkü 
hükümetle, AKP’yle bir noktada aslında olumlu bir mesajlar serisi verildi ve bir noktaya doğru gelindi ama MHP’nin çay içmeye bile çağırmadığını, çağırmak istemediğini biliyoruz bizde. Biraz galiba bunun altını çizdiniz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Türkiye’nin 81 iline gittim. Belki de hiçbir siyasi parti liderinin gitmediği kadar ilçelerine de gittim, beldelerine de gittim. Hemen hemen her yerde bir şehit ailesiyle karşılaşıyoruz. Ya baba, ya anne gelip bizi buluyor. Beni en çok ısrarla üzerinde duran ve beni en çok etkileyen Balıkesirli bir anne oldu. Elimi yakaladı, oğlu şehit, bu sorunu çözeceksin dedi. Ben iktidar değilim, biz iktidar değiliz nasıl çözelim? Hayır bu sorunu çözeceksiniz. Siz kaçıyorsunuz bu sorunu çözmekten. Benim oğlum şehit oldu, kız kardeşimin oğlu askere gitmiyor kaçtı. Niye çözmüyorsunuz siz bunu. Söz veriyorum elimizden geleni yapacağız dediğim zaman elimi bırakmadı, siz bana doğruyu söylemiyorsunuz bu sorunu çözmek istemiyorsunuz diye biraz sitem etti. 

Arkasından ben Ankara’da şehit binbaşının evine gittim. Babası niye siz bu sorunu çözmüyorsunuz dedi. Siyasiler olarak geliyorsunuz, bize başsağlığı diliyorsunuz, hoş geldiniz, sağ olun, var olun. Ama niye çözmüyorsunuz siz bu sorunu? Biz iktidar değiliz, biz muhalefetiz. Eğer gelirse biz katkı veririz, sorunun çözülmesini istiyoruz bizde dedim. Ama aslolan Başbakanın tavrıdır. Efendim Başbakan gelmiyorsa siz gidin, siz söyleyin dedi. Ben ona söz verdim. Peki dedim gerekirse gideceğiz ve şehit binbaşının evinde onun arkadaşları da vardı, asker arkadaşları da vardı. Sivil giymişlerdi, dışarıda rütbeli subaylarda vardı. Daha sonra Çankırı’da yine bir subayımızın babası vardı onunla telefonla görüştüm. Milletvekili arkadaşlarımız gittiler. Aynı şekilde bu sorunu ne olursunuz çözün. Yine defalarca söylüyorum hangi şehit ailesiyle karşılaşsam, hangi eve gitsem inşallah bu son olur diyorlar. Bizde düşündük nasıl yapabiliriz biz bunu? Oturduk konuştuk arkadaşlarımızla beraber. 4 parti bir araya gelse biz bunu çözebiliriz aslında. Niye çözmüyoruz? Artı sivil toplumdan da yararlanalım, kanaat önderlerinden de yararlanalım, onlarda parlamento dışında bir komisyon olsun. Onları da biz kuralım. Yani onlar kendiliğinden olmasın. Onları da biz oluşturalım.

Dolayısıyla sağlıklı, tutarlı bir yol, yöntem bulabiliriz biz. Katkı verebiliriz bu sorunun çözümüne diye düşündük. Çıkış yolumuz bu.

Şimdi umutsuz musunuz diye bir güzel soru sordunuz aslında. Umutsuz değilim. Ama şu gerçeği herkesin görmesi lazım. Şimdi 30 – 32 yıllık kronik bir sorun. Bu sorun karşısında partiler tavırlarını almışlar, yıllardır aynı tavırlarını da kararlılıkla sürdürüyorlar. Şimdi 4 siyasi partiyi düşünün, 4 siyasi partimiz var. Her parti farklı bir pencereden aynı soruna bakıyor. Ve baktığımız pencereye göre kendimizi netleştirmişiz. Bazen o konumda konuçlanmışız ki başkasının söylediğini, yani diğer partilerin yada diğer liderlerin söylediğini duymazlıktan geliyoruz. Duymuyoruz onları. Ve kendi doğrularımızı en doğru olarak kabul ediyoruz.

Mehveş EVİN- Burada bir özeleştiride yapıyorsunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Bakın ne diyorum? Bu sorun Türkiye’nin temel sorunudur. Bu soruna salt CHP penceresinden bakmakta yanlıştır. Onun için ben bir özeleştiriyi yapma yürekliliğini de gösteriyorum. O halde ne yapıyoruz? 4 parti gelelim bir araya. Sorun var mı meydanda? Var. Yani eskilerin deyimiyle cenaze meydanda, bu cenazeyi kaldırmamız lazım. Vatandaş bize oy verdi. Arkadaşlar bu cenazeyi kaldırın biz size oy verdik diyor. Bizde aynı şeyi söylüyoruz. Geçmişte kendimizi konuçlandırmış olabiliriz, düşüncelerimiz olabilir, kendi çözümlerimiz olabilir. Ama akıl akıldan üstündür diye bir kavramda var, bir atasözümüzde var.

Murat SABUNCU- Peki efendim CHP içinde de geçmişteki konumlandırmadan dolayı şuanda durduğunuz noktaya dair içerde ya da dışarıda eleştirilerde oluyor mutlaka. Siz daha evvel deklare ettiniz, icap ediyorsa ben Genel Başkanlığımı da kaybedebilirim sorun değil dediniz ve Salı günü aslında bir olay yaşandı grup toplantınızda. Ya anayasa masasından kalk ki anayasanın mutlaka ki önemli bir kısmında bu sorununda çözümü anlamında adımlar atılacak yada başkanlığı bırak diye bir not masanıza kadar ulaştı. Bunları da tabi bir taraftan siz kendi partiniz içinde göğüslemeye çalışıyorsunuz öyle değil mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi o nottan doğrusunu isterseniz gazeteler yazdıktan sonra haberim oldu.

Murat SABUNCU- O gün görmediniz mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır o gün görmedim. Ama ben İzmir’de bizim il kongresine gittiğim zaman genç bir çocuk bana anayasa masasından kalkılması gerekir diye bir platformun bir bildirisini verdi bana ve onu da saygıyla karşıladım. Yani sonuçta herkes benim gibi düşünmek ya da bizim gibi düşünmek zorunda değil. Anayasa platformuna neden oturduğumuzu bütün gerekçeleriyle anlatabilirim. Niçin kalkmamız gerektiğini de anlatabilirim. İsterseniz o konuya hemen girelim.

Murat SABUNCU- Kesmeyelim, herhalde var biraz daha.

Mehveş EVİN- Bende tam şeyi soracaktım. Yani tamam bu not böyle bir dışarıdan gelmiş bir not olabilir ama partinin içinde ulusalcı diye bildiğimiz bir kesim var. Size karşıda muhalefet eden bir kesim var. Benzer şeyler size iletiliyor mu ya da bunları konuşuyor musunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu konuyla ilgili olarak partinin içinden şuana kadar gelen bir tepki yok. Ama bu sorun nasıl çözülür diye herkesin kafasında sorular var. Bizim partililerin kafasında da sorular var. Olması da gayet doğaldır zaten. Bir kronik sorunu çözmeye yelteniyorsunuz, bir adım atıyorsunuz ve herkesin kafasında sorular var.

Geldiğimiz nokta şu; bizim bu sorunu çözmemizin yolu, yöntemi kendi bulduğumuz bir harita. Bir araya gelelim, konuşalım. Özeti bu. Ve ben şunu da söyledim. Bizim bulduğumuz bu yol haritasını eksik görebilirsiniz, yanlışta görebilirsiniz. Buna ben saygılıyım da ama benim sizden bir isteğim var. Bizim yol haritamız yanlışsa siz yol haritanızı söyleyin biz size destek verelim. Çünkü önemli olan nedir? Bu sorunu çözmektir. Türkiye’nin gündeminden çözmektir, çıkarmaktır bu sorunu. Eğer böyle bir yol haritasıyla çıkarsak parlamento saygınlık kazanır bir. Bana göre çok önemli bir noktadır. İki; Türkiye kendi sorunlarını özgür iradesiyle çözebilir bir devlettir algısı bütün dünyada yerleşmiş olur. Bu iki temel nokta çok önemlidir. Çünkü bugüne kadar yürütme organları, sadece AKP hükümetini kastetmiyorum. Ondan önceki hükümetleri de kastediyorum. Yürütme organları bu sorunu çözemediler. Hiçbir hükümet çözmedi. Çözmeye girişenlerde çözemediklerini gördüler. Biz ne diyoruz? Bu bir siyasal iktidarın tek başına çözebileceği bir sorun olmaktan çıkmıştır. O zaman oturalım parlamento zemininde biz bu sorunu hep beraber çözelim.

Murat SABUNCU- Peki efendim MHP’yi zorladınız ve belli bir noktada onlar duruyorlar. BDP’ye bir teklif gitti mi? Götürdünüz mü tarafınızdan? Yani BDP’nin de çünkü durduğu nokta önemli. BDP’yle ne zaman görüşeceksiniz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi ortamın biraz yumuşaması lazım. Söylemlerimize dikkat etmemiz lazım. Biz üzüm mü yemek istiyoruz, bağcımı döğmek istiyoruz? Aslında bir sorun var dedim, sorunu çözmek istiyoruz. Nasıl çözeceğiz bu sorunu? Birbirimize karşı daha saygılı bir dil kullanarak. Eğer siz kalkıp da MHP’ye veya onun liderine işte morgun önünde bekliyorsunuz derseniz bu olmaz. Bu yanlış bir ifadedir. Hem sorunu çözmek istiyorsunuz, hem suçluyorsunuz. BDP içinde kalkıp bunlar ölü sevicidir derseniz bu da yanlış bir ifadedir. Ben Sayın Başbakana işte herkesin mademki biz bu sorunu çözmek için bir adım atıyoruz üslubuna dikkat etmesi lazım dediğim zaman Sayın Başbakan yine kükremiş.

Şimdi bakınız, doğrusu şudur; sorunu çözmekte ne dedik biz? Bir mutabakat komisyonu kuralım parlamentoda. Ne demek mutabakat komisyonu? 4 siyasal partinin bir araya geldiği bir komisyon. Örneği var mı bunun? Anayasa komisyonu var. Şimdi var. Geçmişte var mıydı? Geçmişte de vardı. Rahmetli Ecevit’in Başbakanlığı döneminde bir uzlaşma komisyonu olmuştu. Ve o uzlaşma komisyonu anayasanın 60’ı aşkın maddesini değiştirmişti referanduma bile gitmeden oybirliğiyle parlamentodan çıkmıştı. Demek ki nedir? Biz ortak aklı egemen kıldığımız zaman parlamentoda çözemeyeceğimiz bir sorun yoktur. Aslında bir sorunu çözümsüz bırakmak parlamentoya da yakışmıyor. Bir sorun varsa sorunu çözmek parlamentonun temel görevlerinden birisidir. Niye biz sorunu çözmüyoruz? Çözümsüz bıraktığımız zaman aldığımız oyun hakkını vermiyoruz demektir, vatandaşa güvenmiyoruz demektir. Vatandaşın bize verdiği oyun hakkını vermiyoruz demektir. Biz bunu yapmak zorundayız. Bir araya gelelim biz bu sorunu çözeriz.

Murat SABUNCU- BDP’ye ilettiniz mi talebinizi efendim görüşmek için?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Henüz daha iletilmedi.

Murat SABUNCU- Neden? Mesela BDP daha evvel…

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi bakın ortamın yumuşaması lazım biraz.

Murat SABUNCU- BDP geriyor diye mi düşünüyorsunuz? Yoksa genel anlamadı mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır. Şuanda BDP’nin de ortamı gerdiği konusunda bir şey söylemeyeceğim. Ama özellikle AKP’yle MHP ve BDP arasındaki tartışmalar olayı geriyor. Olayın gerilmemesi lazım. Yani bizim daha yumuşak bir dil, daha saygılı bir üslup kullanmamız lazım bir araya gelebilmemiz için. Eğer bu sağlanabilirse elbette tekliflerimizi götüreceğiz. Ama şuandaki ortam çok sağlıklı bir ortam değil. Çok gerildi ortam. Oysa biz o kadar iyi niyetlerle başlamıştık ki, o kadar büyük umutlarla başlamıştık ki. Umudumuzu yitirmiş değiliz yine. O umudumuzu sürdürüyoruz.

Bir şey söyleyeyim. Yumuşak bir dilin kullanılması, görüşmenin sağlanması, bir uzlaşma komisyonu etrafında parlamentoda bütün siyasal partilerin bir araya gelmesi salt bizim çağrımız olmamalıdır. Bu medyanın da çağrısı olmalıdır, bu düşünen insanların çağrısı olmalıdır, bu yurtsever insanların çağrısı olmalıdır. Bu üniter devletten yana olanların çağrısı olmalıdır. Bu ülkenin sorunlarını ülkenin özgür iradesiyle çözebileceğimizi göstermemiz gereken her yurttaşın çağrısı olmalıdır. Yoksa efendim CHP bu sorunu çözer. Hayır biz böyle bir kolaycılığın içine girmek istemiyoruz. Daha tutarlı, daha akıllı, herkesi bir araya getiren, sağlıklı tartışan, çözüm üreten bir konumda olmak istiyoruz. Hep beraber. Ortak aklın egemen kılındığı bir yapıyı oluşturmak istiyoruz.

Mehveş EVİN- Çok önemli bir adım attınız ve herkes bunu konuşuyor. CHP’nin böyle bir adım atması ve Türkiye’nin bu sorunuyla ilgili bir öncülük, öncü bir rol üstlenmesiyle ilgili. Fakat bir yandan da ismi bile sorun oluyor. Yani biliyorsunuz Kürt sorunu AKP’ye göre daha doğrusu Tayyip beye göre yok. MHP’ye göre de yok. Sizde sözcükler üzerinde fazla durmamaktan yanasınız. Yani itina ediyorsunuz bu konudan. Hani sırf diyalog devam etsin diye. Fakat aynı zamanda konuştuğumuz bütün bunlar tam da bundan kaynaklanmıyor mu? Yani Kürt sorununu Kürt sorunu olarak konuşamamaktan kaynaklanmıyor mu?

Murat SABUNCU- Adını tam koymadan.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi şunu söyleyeyim. Biz bir araya geleceğiz. Diyelim ki, bir partimiz sorunun isminin Kürt sorunu olmasından endişe duyuyor. Ona da saygı gösteriyoruz. Diyoruz ki, sorun zaten bir sorun. Yani ortada sorun. Üstünü kapatsanız, kapatmasanız da, adını şöyle veya böyle koysanız da bu bir sorun. Adını eğer Kürt sorunu diye tanımlamaktan rahatsızsanız adını değiştirelim. Doğu güneydoğu sorunu koyalım. İnsan hakları sorunu koyalım. Terör sorunu koyalım. Nasıl tanımlarsanız. Önemli değil.

Mehveş EVİN- Büyük harflerle sorun diye yazalım. Belki öyle olur.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi. Ama bir sorun var yani. Binlerce, onbinlerce insanın yaşamına malolmuş bir sorun var ve devam ediyor. Değiştirelim.
Şey konusunda da biz akil adamlar dediğimiz zamanda aynı endişe dile getirildi. Vay efendim bu akil adamlar sözü işte Apo’nun sözüdür. Şimdi şunu söyledik. Aslında akil adamlar deyimi bir uluslararası deyimdir. Bir hukuk deyimidir. Yani şimdi diyelim ki, Apo anayasa dedi diye biz anayasa demeyecek miyiz? Anayasa anayasadır. Akil adamlarda akil adamlardır. Türkçesi de akıllı adamlardır. Akıllı adamlardan bütün toplumlarda vardır. İngiltere’de de vardır, Fransa’da da vardır, Türkiye’de de vardır. Aslında bizim kendi kültürümüzde de vardır. Yani ombudsmanlığı dünyaya mal eden devlet Osmanlıdır. İlk çıkışı Osmanlıdır. Nedir ombudsmanlık? Akil insanların oluşturduğu bir kurumdur bu.

Dolayısıyla biz dedik ki, bir araya gelsin parlamento dışında. Çünkü bizim sivil toplum örgütlerinden de yararlanmamız lazım. Bu olay üzerinde düşünmüş, kafa yormuş insanlardan da yararlanmamız lazım. Peki var mı örneği? Var. Nerede? Parlamentoda. Anayasa komisyonu var. Güzel. Soralım CHP’nin anayasa komisyonunda belirlediği adaylar var mı dışarıdan gelen? Var. İki tane öğretim üyesi. AKP’nin var mı? Var. MHP’nin var mı? Var. BDP’nin var mı? Var. Demek ki neden var bunlar? Çünkü siyasetçi her şeyi bilirim diye yola çıkmaz. Siyasetçinin temel özelliği en iyi bilenlerle çalışmaktır. Bu hüneri göstermektir. İyi bilenlerle, en iyi sorgulayanlarla, en iyi tahlil edenlerle çalışırsanız hata yapma şansınız azalmış olur. Sorunları çözme konusundaki yetiniz artmış olur, gücünüz artmış olur. Onun için dedik sivil toplumdan da oluşan bir akil adamlar olsun diye. Ama siz derseniz ki, ben akil adamlar deyiminden rahatsızım. Olur. Ne yapalım? Ak saçlılar heyeti diyelim, düşünen insanlar heyeti diyelim, akıllı insanlar heyeti diyelim. Ne olur? Adına ne derseniz.

Dediğim gibi isme takılıp kalmayalım. Biz bu sorunu çözecek miyiz? Niyetimiz çözmek mi? Evet. Bunun için bir araya gelmekten kaçınmayalım. Bir araya gelelim ve biz bu sorunu emin olun çözeriz.

Murat SABUNCU- Kemal bey bu noktada şunu soracağım. Biraz evvelde adını andınız diye soracağım. Şimdi evet önce parlamento, partiler çok önemli ama İmralı, Öcalan, PKK bu işin bir tarafı mıdır? Çünkü dünya örneklerinden biliyoruz ki, IRA’yla, ETA’yla bir şekilde devletler görüşmüşlerdir. Yani onlarda bu işin bir parçası mıdır, değil midir? Bunu nasıl görüyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi terörün bu işin bir parçası olduğunu kimse reddedemez zaten. Ortada bir olay var. Bizim söylediğimiz nedir? Meşru zeminlerde meşru tartışma. Altını çiziyorum. Meşru zeminlerde meşru tartışma. Meşru zemin olarak nereyi işaret ediyoruz? TBMM’yi işaret ediyoruz. Biz gayri meşru görüşmelere karşıyız. Oslo’da yapıldı. Meşru bir görüşme miydi? Hayır. Sonuç alındı mı? Hayır. Biz ne diyoruz? Niye gayrimeşru zeminlerde aramalara giriyoruz, sorunu çözmek için uğraşıyoruz? Meşru zemin varken, TBMM varken, oturup bu işin uzmanları, araştırmacıları, bilim insanları varken, kanaat önderleri varken siyasetçilerle bunlar bir araya gelip niye bu sorunu çözmek için uğraşmıyor. Biz bunu söylüyoruz. Gidilip görüşülebilir, tartışılabilir, konuşulabilir. Diyarbakır’da bir sürü sivil toplum kuruluşu var. Yıllardır çalışıyorlar. Üniversitelerde, Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de, Diyarbakır’da onlarca, yüzlerce araştırma yapıldı bu konuda. Bu konuda pek çok gazeteci arkadaşımızı siz daha iyi bilirsiniz. Yazıları çıktı, kitapları çıktı, araştırmaları çıktı.
Mehveş EVİN- Ama yazanlar, çizenler biraz sıkıntıda oluyor biliyorsunuz. Özellikle bu konularda biliyorsunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Ama sonuçta siyaset kurumu bu ülkeyi yönetiyorsa milli irade dediğimiz egemenlik 3 kurumda, yani yasama, yargı ve yürütmedeyse, 4. güç medya ki o da egemenlik gücünü kullanıyor. Bunlardan yararlanmamız lazım bizim bu sorunu çözmemiz için.

Murat SABUNCU- Yani bu sistemde Oslo tarzı örgütü de kapsayan, PKK’yı da kapsayan, Kandil’i de kapsayan bir görüşme serisi olmasını devletin herhangi bir tarafından siz makul ve normal karşılamıyorsunuz. Bundan bunu anlıyorum ben.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.

Murat SABUNCU- Bu kadar netsiniz. Peki.

Mehveş EVİN- Yani meclis çatısı altındaki partiler. Ama bir yandan şöylede bir sorun oluyor. Mesela Başbakan BDP’ye yönelik direk Kandil’i işaret ediyor yada BDP’li vekillerin durumu malum. İşte hapis cezaları vs. Orada biraz her şey birbirine karıştığı için özelikle soruyoruz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Mehveş hanım şimdi bakın, siyasetçi ben açık konuşurum, açık konuşmayı da seviyorum. Çünkü halkında buna ihtiyacı var. Yani siyasetçiye güven duymak zorunda halk. Siyasetçi zemine ve zamana göre konuşuyor. Oysa doğruları bizim halka söylememiz lazım. Halkı kandırmamamız lazım. Diyorum bir sorun var ortada. Bu sorunu çözmek için bizim konuşmamız lazım. Siyasetçi bunu konuşmayacakta neyi konuşacak Allah aşkına? Siyasetçinin asıl konuşması gereken sorun bu. Asıl tartışması, çözüm üretmesi gereken sorun bu. Efendim Kandilmiş, İmralı’ymış, şurasıymış, burasıymış, zamana ve zemine göre önce Kürt sorunu var diyoruz, sonra vazgeçiyoruz Kürt sorunu yoktur işte bilmem terör sorunu var diyoruz. Sonra terör sorunu var efendim Kürt sorunuyla bunlar iç içe geçmiştir diyoruz. Bir sürü tanım, bir sürü şey. Niye bir araya gelip konuşmuyoruz? Niçin? Ben eminim her siyasal partiden bu sorunu çözmek için gerçekten de samimi olarak masaya oturduğumuz zaman çözmek için çaba harcayacak çok yürekli, dürüst, namuslu milletvekillerimiz var. Bunlar yıllarını vermişler bu sorunu tanımlamak içinde, sorunu çözmek içinde. Bakın sorun o kadar karmaşık ki Mehveş hanım.

Sorunun bir boyutu olsa çözülürdü şimdi. Sorunun terör boyutu var. Yani güvenlik boyutu var. Sorunun psikolojik boyutu var. Sorunun sosyal boyutu var. Sorunun ekonomik boyutu var. Sorunun uluslararası boyutu var. Asıl tehlike bu. Eğer siz bu sorunu çözmezseniz kendi özgür iradenizle yarın diyecekler ki bu sorun Türkiye’nin sorunu değil. Bu bölgenin sorunu diyecekler. Birinci aşama. Arkadan efendim bu bölgenin sorunu ama artık bölgede bunu çözemiyor. Uluslararası alanda bunun çözülmesi lazım. Ben ne diyorum? İşi o boyuta götürmeyelim. Bu ülke ulusal kurtuluş savaşını vermiş bir ülkedir. Bu ülke kendi göbeğini kendi özgür iradesiyle kesmiş bir ülkedir. Bu ülke kendi sorununu çözebilecek güçte olan bir ülkedir. Bu ülkenin parlamentosu kendi sorununu başka yerlere ihale etme lüksüne sahip olan bir ülke değildir diyorum ve bunun için yola çıkıyoruz biz.

Bakın ciddi fay hatları oluşuyor. Duygusal kopuşlar var. En tehlikeli olanı budur. Artık bu gerçeği siyasetçinin görmesi lazım. Yazık günah bu ülkemize. Niye biz bunu görmüyoruz? Efendim ben onunla konuşmam, ben bununla bir araya gelmem, ben onun çayını içmem. Ya gelseniz ne olur? Ben size çay ısmarlayayım canım. Ne olur yani. Olay bakın o kadar derin, o kadar köklü ki. O insanlar bize bakıyor. Bütün ülkede bakın. Doğuda, batıda, güneyde, kuzeyde bütün insanlar bize bakıyor. Bu sorunu çözün diyorlar. Bir adım atıyoruz çözmek için. Her yerden efendim bu olmasın, şu olmasın. Bırakın bunları, hepsini bırakın. Daha sağduyuyla düşünelim.

Murat SABUNCU- Kemal bey her şey konuşulabilir mi bu konuda? Yani bu çözüm noktasında. Çünkü demin Mehveş söyledi. Türkiye’de bunu söyleyen, bunu yazan aydın, demokrat gazeteci işsiz kalabiliyor. İşte Banu Güven örneği, Nuray Mert örneği, Ayşenur Arslan’ın programının erken bitmesi. Genç gazeteciler, bugün gazetecilerin toplam 100 gazeteci tutuklu. 90 tanesi Kürt konusunda yazan, çizen, düşünen gazeteciler. Mesela Zeynep Kuray örneğini verebiliriz. Türkiye’de bir taraftan hani konuşalım edelim, her şeyi konuşalım. Bir taraftan da insanlar cezaevlerine giriyorlar. Büşra Ersanlı örneği de önümüzde. Yani bu aslında söylenmesi zor bir süreç.

Mesela BDP demokratik özerklik diyor. O da rahatça çıkıp bunu söylemeli, konuşmalı, her şeyi konuşabilmeli mi? Siz nasıl bakıyorsunuz buna?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim zaten konuşuluyor.

Murat SABUNCU- Bedeli var ama konuşuluyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Konuşuluyor. Biz neyi istiyoruz? Niye bunu parlamento çatısı altında konuşmuyoruz? Bir ortak paydamız var. Bakın, bir ortak payda üzerinde herkesin anlaşması lazım. Bir; üniter devlet. Bu bizim ortak paydamız.

Murat SABUNCU- Olmazsa olmazı bu işin diyorsunuz.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim zaten olmazsa olmazı bu. Bu üniter devlet. Bu bizim sınırları kanla çizilmiş, gözyaşıyla çizilmiş. Bizim sınırlarımız bunlar. Biz bu sınırlarımız üzerine titriyoruz. Bu coğrafyada yaşayan herkesi birlik içinde, beraberlik içinde yaşasınlar diye mücadele ediyoruz. Duygusal kopuşlar olmasın. Tam tersine beraberlikleri bizim artırmamız gerekiyor. Yani ortak paydamızı genişletmemiz gerekiyor. Eğer biz bunu yaparsak başarılı oluruz. Öbür türlü ne olur? Kavga olur. 30 yıldır devam ediyor. Duygusal kopuşun olduğu yerde telafisi güç sorunlar çıkar ortaya. Çözümü güç sorunlar çıkar ortaya. Geldiğimiz noktada biz herkesi kucaklayalım diyoruz. Ne var bizim ülkemizde? Niye birbirimize selam vermiyoruz? Niye vermiyoruz selam? Oturacağız merhaba diyeceğiz, konuşacağız, sohbet edeceğiz. Ve şunu da söylemek isterim. Kimse düşüncelerinden ötürü yargılanmamalı. Birisi bir düşünce açıkladı diye Türkiye Cumhuriyetinin bekası tehlikeye girecek diye de böyle çok basit bir düşüncenin de arkasına kapılıp gitmemeli. Türkiye Cumhuriyeti güçlü bir devlettir. Gelenekleri olan bir devlettir. Kurumları güçlü olan bir devlettir. Öyle birisi bir şey söyledi efendim Türkiye’nin geleceği tehlikeyi girdi. Hayır. Ama siz konuşmazsanız, konuşanı susturursanız, düşüncelerinden ötürü insanları hapislere atarsanız duygusal kopuşlar olur. Diyarbakır’da zindanlarda oradaki işkenceler bizim bu noktaya getirdi. Bugün hepimiz o işkenceler keşke olmasaydı diyoruz değil mi? 12 Mart’ta işkenceler oldu. 12 Eylül’de işkenceler oldu, idamlar oldu. Dönüp bakıyoruz şimdi. Yazık günah değil miydi onlar öldürüldü, asıldı, kesildi vs. vs. Demek ki nedir? Düşünceden korkmamamız lazım. Özgürce düşüneceğiz, düşüncelerimizi özgürce söyleyeceğiz ve birbirimizi ikna edeceğiz. Niye birbirimizi ikna etmiyoruz. Birbirimizi ikna edebiliriz.

Bir arkadaş yanlış hatırlamıyorsam Sayın Hasip Kaplan Türk bayrağı bizimde bayrağımızdır demişti. Evet bu ülkeni ortak değerleri vardır, ortak bayrağımız vardır. O ortak değerlerimizi güçlendirmek zorundayız. O bayrak hepimizin bayrağıdır. O açıdan baktığımız zaman genel çerçeveye korkmak değil, bir araya gelerek çözüm üretmenin erdemini yakalamalıyız.

Mehveş EVİN- Çözüm için bir araya gelmek ve bunun öncülüğü çok önemli. Peki deminde biraz konuştuk. Şimdi tekrar oraya dönüyorum ama ya MHP bu denklemin içinde yer almazsa veya bir takım siyasi oyunlara gelebileceğinizi düşünüyor musunuz? Yani şuanda iktidar tarafından gayet hoş bir tavır var ama hani CHP’ye bu rolü tırnak içinde kaptırmama gibi bir tavır olabilir mi sizce?


Kemal KILIÇDAROĞLU- Bakın ben şunu söyledim. Onlar getirsinler yol haritası biz gideceğiz. Biz bir rol kapalım diye yola çıkmadık asla. Bunu şiddetle reddediyorum. Biz Cumhuriyet Halk Partisinin tarihi misyonunun gereği olarak en temel sorunlar konusunda çözüm üreten parti CHP’dir diye biz bundan yola çıktık. Ana dil yasağı varken bu ülkede ana dil yasağının kalkmasıyla ilgili ilk kanun teklifini veren partide Cumhuriyet Halk Partisidir. Yani düşünebiliyor musunuz en temel sorunlar konusunda ulusal birlik çerçevesinde temel sorunlara çözüm üreten bir partiyiz. Biz burada da bakın bir çözüm dayatmıyoruz. Ona özenle dikkat ediyoruz. Şöyle olsun da demiyoruz. Bir araya gelelim. Nasıl olsuna beraber karar verelim diyoruz. Bu kadar güzel bir şey.

Murat SABUNCU
- Bu noktada şunu soracağım. Biliyorsunuz Kürtçenin, ana dil dediniz diye buraya geçeyim istedim. Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulması gündeme geldi. Artık bu bir yol. Türkiye’de yaklaşık 15 milyon tane Kürt vatandaşı yaşıyor topraklarda. Aslında kendi dilini konuşan insanlara bu dilin seçmeli ders olarak okutulmak istenmesi belki ilk adım olarak iyi ama bu daha sonra ana dilde eğitime doğru evrilebilir mi? Siz Kürtçenin ana dilde eğitim dili olarak kullanılmasına nasıl bakıyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bizim seçim dolayısıyla hazırladığımız bir broşürümüz var. Burada doğu güneydoğuyla ilgili ne olmalı, ne yapılmalıdır diye söyleniyor zaten. Biz şöyle; talep eden yurttaşlarımıza ana dil öğrenimi olanağı sunacağız diyoruz. Gayet açık. Seçimlerden önce ana dilini mi öğrenmek istiyorsun sana bu olanağı sağlayacağız. Ana dilde eğitim ayrı, ana dilin öğretilmesi ayrı. Ana dilin öğretilmesi kişinin hakkıdır, insan haklarının bir gereğidir. Dilini öğrenmek istiyorsa, okunmasını, yazılmasını öğrenmek istiyorsa bu olanak sağlanmalıdır. Ana dilde eğitim Türkiye’nin resmi dili Türkçedir. Her ülkenin bir resmi dili var. Bizim resmi dilimizde Türkçedir. Türkçemizi seviyoruz. Artık evrensel bir dil Türkçe. Türkçe yazılan romanlar Nobel ödülü alıyor. Öyküler çok değişik dillere çevriliyor. Bilim dilinde de inşallah eğer ciddi gelişmeler yakalayabilirsek, üniversitelerimiz çok daha iyi noktalara taşıyabilirse bilimi bilim dilinde de önemli gelişmeler sağlayabiliriz.

Eğitimi Kürtçe yaptığımız zaman bölgesel olarak toplumu ayrıştırmış oluruz. Biz siyasi parti olarak bize sorduğunuz için söylüyorum. Bu olaydan bağımsız olarak söylüyorum. Eğitim dilinin Kürtçe olmasını doğru bulmuyoruz ama kişiler Kürtçe eğitim almak, öğrenim almak istiyorlar, dillerini öğrenmek istiyorlarsa bu seçmeli ders olabilir, başka bir şekilde olabilir. O olanaklar sağlanabilir.

Mehveş EVİN- O zaman şuandaki hükümetin attığı adımı, yani seçmeli ders olmasına Kürtçenin sizin de bir desteğiniz

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim bu bizim projemiz zaten. Az önce okudum. Seçimlerden önce yazmışız. Bizim tek projemiz bu değil ki.

Mehveş EVİN- Zamanlama sizce ne ifade ediyor?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bizim intibak yasası projemiz vardı onu da uyguladılar. Bedelli askerlik vardı onu da uyguladılar. 2B dedik onu da uyguladılar. Bunu da uyguluyorlar. Biz bizim projelerimiz olduğu için uygulandığı için seviniyoruz. Bazıları çok aksak uygulandı bizim istediğimiz tarzda uygulanmadı ama bir şekliyle uygulandı. Bundan ötürü sevinçliyiz. Yani niye uyguladınız diye de suçlamıyoruz. Önemli olan şu; bu ülkenin sorunlarına kim çözüm üretecekse biz o çözüme katkı sunmaya hazırız.

Murat SABUNCU- Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve yetki sorumluluklarının genişletilmesi, özerkliklerinin genişletilmesi. Aslında Türkiye AB’nin bu maddesine imzada koymuş bir ülke ama 8, 9 madde var ki çekincesini orada ortaya koyuyor. O nokta da aslında sizin seçimlerden evvelde kısmen bu konuda söyledikleriniz vardı. Burada en azından oradaki vatandaşların kendi bölgelerindeki talepleriyle ilgili olarak bunların gündeme gelmesi, yani güçlendirilmesi yerel yönetimlerin bunlar konuşulabilir mi? Bunlar tartışılabilir mi Kemal bey?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Efendim yerel yönetimler özerk şartı Avrupa’nın yerel yönetim özerklik şartı zaten parlamento kabul etmiş.

Murat SABUNCU- Ama 8 maddesine şey koydu. Biliyorsunuz itiraz şartını koydu. 8 maddesi var şuanda.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Bakanlar kuruluna arzu ettiğiniz tarihte, zamanda bunları kaldırabilirsin diye yetki verdi. Yani parlamento bir kısıtlama getirmiş değil. Yerel yönetim özerklik şartını kabul etmiş.

Murat SABUNCU- Ana şartı kabul etti ama 12 maddeye şey koydu.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Diyor ki, bakanlar kuruluna sen arzu ettiğin zaman, koşullar uygun olduğu zaman bunlar üzerindeki çekinceyi istediğin zaman kaldırabilirsin. Biz açıklıkla söyledik burada da açıkladık yine yerel yönetimler özerklik şartını uygulayacağız diye. Bu şöyle bir algı var. Efendim yerel yönetimler özerklik şartı o bölgede, yani doğu ve güneydoğuda işte oraya özerklik getirecek ve özerk bir yönetim oluşacak. Yok efendim öyle bir şey. Yerel yönetimler özerklik şartı en çok İzmir için geçerli. Eli kolu bağlı. O olsa göreceksiniz Aziz Kocaoğlu neler yapacak? Biz istiyoruz, zaten yerel yönetimler özerk. Birde öyle bir algı var. Sanki bağımlıymış. Özerk zaten. Belediye başkanını kim seçiyor Diyarbakır belediye başkanını? İstanbullular mı seçiyor? Hayır Diyarbakırlılar. İzmir belediye başkanını kim seçiyor? İzmirliler seçiyor. İstanbul’u İstanbullular seçiyor. Belediyenin ayrı meclisi var mı? Elbette ayrı meclisleri var. Belediye başkanı yetkileri var mı? Evet yasalarla tanımlanmış yetkileri var. Peki özerklik nedir? Bazı yetkileri güçlenecek. Belediye başkanı gelecek Ankara’da maliye bakanının kapısında bekleyecek, benim ödeneklerimi serbest bırakın. Bana biraz daha imkan verin. Niye beklesin? Onun işi beldeye hizmet etmektir. Şimdi bizim İzmir anakent belediye başkanımız Sayın Aziz Kocaoğlu kentsel dönüşüm yapacak. 6 tane projeyi göndermiş bakanlar kurulundan izin istiyor. Aylardır izin çıkmıyor. Sayın Melih Gökçek izin istiyor bir gün içinde kararnamesi çıkıyor. Peki Aziz Kocaoğlu’nun günahı ne? Niye o çıkmıyor? Yerel yönetim özerklik şartı olsaydı şimdi çoktan kararnamesine gerekte yoktu, kentsel dönüşümü yapacaktı ve görecektiniz İzmir farklı bir İzmir olacaktı.

Dolayısıyla burada bu olayı bundan bağımsız olarak yine düşünüyorum. Ama bu da diyelim ki 4 parti bir araya geldiğinde, masaya geldiğinde oturup konuşabilirler. Birisi diyebilir ki, bakanlar kuruluna bu yetki verildi ama bu yetkiyi şu tarihte değil, şu tarihte uygulansın. Olabilir. Biz hepsine saygı gösteririz.

Mehveş EVİN- Biraz böyle daha uzun bir süreç gibi gözüküyor. Tabi bir araya gelmek zaten başlı başına bir sorun. Ondan sonrada konuşulacak maddeler, konu başlıkları çok fazla. Ama bir yandan sizden de bir beklenti var. Yani CHP’nin illaki bir hazırlığı vardır bu konuyla ilgili gibilerinden.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Mehveş hanım şöyle söyleyeyim. Bu bugünden yarına çözülecek bir sorun değil. Bunu bir sefer kabul etmemiz lazım. 30 yıl derinliği olan bir sorun bu sorun. 30 yıl derinliği olan bir sorunu ben 30 gün içinde çözeceğim derseniz halka doğruları söylememiş olursunuz. Biz bu gerçeği bildiğimiz için bir partini tek başına çözeceği bir sorun değildir diyoruz. Biz ne diyoruz? Bugüne kadar farklı yerlerde konuştuk. Ama bir masanın etrafına gelip konuşmadık. Gelin bir masanın etrafına hep beraber konuşalım, tartışalım. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu sorun nasıl çözülebilir diye uluslararası pek çok araştırmalara da baktık. Arkadaşlarımızı da görevlendirdik. Orada terörle karşı karşıya gelen ülkeler var. İşte az önce IRA örneğini sizde verdiniz. Bunlar nasıl çözmüşler, İspanya nasıl çözmüş, başka ülkeler nasıl çözmüş, nasıl girişimler olmuş? Biz bunları sorumlu bir parti olarak, ülkemizi seven bir parti olarak, ülkenin sorunlarına çözüm üreten, üretme zorunda olduğunu hissettiğimiz bir parti olarak biz bunları araştırıyoruz. Biz bu konuda Van’da bir toplantıda yaptık 3 gün devam eden. Bir arama konferansı yaptık Van’da. Çok değişik çevrelerden insanları çağırdık bu sorun nasıl çözülebilir diye. Biz arama konferansını belki bundan sonra bir iki tane daha yapabiliriz. Bu konuda Sayın Haluk Koç’un başkanlığında biz doğu ve güneydoğuda bütün sivil toplum örgütleriyle bir araya gelen bir toplantılar zinciri gerçekleştirdik. Sayın Şükrü Elekdağ Van’daki arama konferansından sonra bu sorunun çözümüyle ilgili olarak oturdu bir ön rapor hazırladı. O ön raporu biz bir grup akademisyen, gazeteci, araştırmacıyla dar bir alanda tartıştık. Sonra araya seçimler girdi. Sayın Elekdağ bu konudaki çalışmasını sürdürüyor. O çalışmalar belli bir noktaya geldikten sonra tekrar gene dar alanda kendimiz oturup konuşacağız. Daha sonra bunu gerekirse kamuoyunun tartışmasına da açacağız.

Bizim amacımız dediğim gibi şu; Türkiye’nin bir sorunu var. Biz inanıyoruz Türkiye kendi özgür iradesiyle bu sorunu çözebilir. Ve bunun içinde siyasal partilerin bir araya gelip sorunun çözümüne katkı vermeleri gerekir. Bunu sağlayabildiğimiz ölçüde siyaset kurumu görevini yapmış olur. Aldığı oylar vatandaş şunu diyecek. Verdiğim oy helal olsun. Geldiler Türkiye’nin en köklü sorununu çözdüler. Biz onu yapmak istiyoruz.

Murat SABUNCU- Reklama iki dakika var ama bu bölümün son sorusu. Çünkü daha sonra yeni CHP’yi konuşacağız reklamlardan sonraki bölümde. Bir taraftan da KCK operasyonları çok hızlı bir şekilde devam ediyor. Siz seçimlerden evvelde Batman ve Diyarbakır’a yaptığınız konuşmalarda bu operasyonları da aslında eleştiren bir duruşunuz vardı. Gene son dönemde çok sık olarak görüyoruz. Bu operasyonları bir taraftan çözüm ararken devlet tarafından. Bir taraftan bunların götürülmesini nasıl karşılıyorsunuz?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Şimdi operasyonların içeriği nedir bilmiyorum. Davalar nedir bilmiyorum. Yani ayrıntıları bilmiyorum. Ama inandığım bir şey var. Seçimle gelenlerin hapse atılmasını ben içime sindiremiyorum, doğru bulmuyorum.

Murat SABUNCU- Hangi partiden olursa olsun?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hangisinden olursa olsun. Seçimle geliyorsa, tabi hapis derken şunu kastediyorum. Yani yolsuzluğu varsa, ihaleye fesat karıştırmışsa, rüşvet almışsa onlar ayrı. Ama düşüncesinden ötürü bir insanın, seçimle gelen birisinin hapse girmesini doğru bulmuyorum. Halk seçmiş, görevini yapmıştır. Yasa dışı bir işlemi varsa yargılanır, mahkum edilir o ayrı bir şey. Ama içeriye at, işte aylarca, yıllarca hapiste tut. Ben bunları doğru bulmuyorum. Bunlar toplumu ayrıştırır. Siyasetçinin görevi toplumun arasına kin tohumları ekmek değil, nefreti değil. Bizim mutlaka ama mutlaka hoşgörüyü egemen kılacağımız bir toplum inşa etmek durumundayız. Birbirimize daha farklı bir üslupla yani daha insanca, daha insani bir üslupla hitap etmek durumundayız. Eğer biz bunu yapabilirsek bu toplumda, bu coğrafyada sevgi yumağını egemen kılmış oluruz. Bu yapılabilir mi? Yapılabilir. Bu yapıldığı takdirde göreceksiniz Türkiye çok hızlı sıçrama kaydeder ekonomik olarak, sosyal olarak, psikolojik olarak. Mesela özgüveni olan bir ülke olur. Gidiyorsunuz herkesin kafasında bir soru. Şimdi şehitler geldiği zaman hepimizin kafasında ne olacak bu memleketin hali diye. Kahvedeki adamda düşünüyor, tarladaki adamda. Efendim Ankara’da oturan bürokratta bunu düşünüyor, parlamentodaki siyasetçide. Ne olacak, bu işin sonu nereye varacak diye. Soruyoruz. Ama kim çözecek? Biz çözeceğiz. Nasıl çözeceğiz? Bir araya gelerek.

Murat SABUNCU- Kısa bir reklam arasından sonra zor soru devam edecek.
Zor soru devam ediyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu ağırlıyoruz. Mehveş demin sorunu kesmiştim.

Mehveş EVİN- Diyalogdan, yol haritasından bahsediyorduk. Ağırlık bir şekilde konuştuk ilk bölümde. Şimdi sizin de söylediğiniz gibi hani biz çözmezsek başkaları çözer. Yani bu uluslararası bir sorundur gibi bir yorumunuz olmuştu. Şimdi bir yandan Barzani’yle üst düzeyde temaslar devam ediyor. Talabani’yle bir ateşkes için görüşmeler sözkonusu. Ne diyeceksiniz bu konuda? Yani bu görüşmelerin sürmesi, bu temasların sürmesiyle ilgili?

Kemal KILIÇDAROĞLU- O temaslar aslında eskiden beri var. Ama hiçbirisinden sonuç alınamadı. Sayın Beşir Atalay bir açıklama yaptı Amerikalılar devrede diye. Bilemiyorum ama ben kesinlikle yabancı ülkelerin bizim içişlerimize karışmalarını istemem. Ama PKK’ya silah bıraktıracaklarsa bundan da memnun oluruz. Yani hiçbir şekilde niye ona silah bıraktırdınız diye bir sorgulamada yapmayız. Yani bırakılacaksa bu konuda başarılı olacaklarsa bundan memnun oluruz. Ama temel görüşümüz şu; bu sorun Türkiye’nin sorunudur ve Türkiye kendi özgür iradesiyle bu sorunu çözebilecek kapasiteye sahiptir.

Murat SABUNCU- Kemal bey bu bölümün aslında son sorusunu sormak istiyorum ben. Şimdi çok acılı kişiler var. Gazileri var Türkiye’nin, şehitleri var. Şehitlerin aileleri var. Bugün gaziler sizi ziyarete geldi. Birde dağda çıkanların, dağda ölenlerinde anneleri var, bu topraklarda yaşıyorlar. Dolayısıyla bu çevrelerden de muhtemelen siz, ki bugün gaziler genel merkezdeydi galiba. Yani bunlarında sorunları, dertleri, acıları üzerine düşünüyorsunuzdur diye tahmin ediyorum.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Elbette. Şimdi bakın, analar ağlamasın derken kimin çocuğu hayatını kaybetmişse bu bir şehitte olabilir, dağdaki PKK’lının annesi de olabilir. Anne her zaman annedir. Yani çocuk üzerine titrer, çocuğu yetiştiren odur, dilini veren odur, üzerine titreyen odur, okutan odur, boğazından kesip çocuğu yetişsin diye mücadele eden odur. Hangi anne çocuğunun ölmesini ister? O açıdan analar ağlamasın deyimi bütün anneleri kapsıyor. O zaman yapmamız gereken bu işin edebiyatını değil, bu işi sonlandırmamız gerekiyor. Kararlılıkla, sabırla, güzellikle bizim bu işi çözmemiz gerekiyor. Bütün annelerin ortak talebidir hiçbir çocuk ölmesin. Bu coğrafyada yaşayan bütün annelerin ortak talebidir. Bu talebe bizim kulaklarımız tıkamamız doğru değil. Şehit annesine gidiyorsunuz aynı şeyi söylüyor. İnşallah bu son olur diyor. Boşuna söylemiyor bunu. Çünkü o anne biliyor ki, başka annenin de çocuğu ölürse benim yaşadığım acıyı o da yaşayacak. Ama o yaşamasın. Bari ben bu acıyı yaşadım başka anne yaşamasın diyor. Bu kadar da aslında yüreğinde engin bir insan sevgisi var annenin. Zaten doğasından kaynaklanıyor bu. O açıdan böyle bakmamız lazım.
Bugün doğru gaziler geldiler bana. Onlarla oturduk konuştuk. Bunu da sordular, onu da anlattım. Kanaat önderi bizde olabilir miyiz diye sordular, akil adam bizde. Niye olmasın dedim sizde olabilirsiniz. Siz kiminiz kolunuzu verdi, kiminiz bacağını, kimisi gövdesi, kimisi gözünü, kimisi hayatını verdi bu uğurda. Dolayısıyla acı bedelleri onlar ödediler. Ama onlar şimdi büyük ölçüde sahipsiz. Sorunlarıyla baş başa bırakılmışlar. Onların sorunlarına da eğilmemiz lazım. Sayıları zaten sınırlı. Türkiye Cumhuriyeti devlet olarak o insanlara sahip çıkmalı ve onların sorunlarıyla meşgul olmalı ve sorunlarını çözmeli. O da başka bir dram aslında.

Murat SABUNCU- Yavaş yavaş yeni CHP’ye mi geçelim?

Mehveş EVİN- Ben bu noktada tam Uludere’yle ilgili bir şey sormak istiyorum Sayın Kılıçdaroğlu’na. Şimdi komisyonda bir takım çalışmalar yürüyor ama bir belirsizlikte hakim. Yani ne düşünüyorsunuz bu Uludere’yle ilgili son gelinen noktaya? Yani araştırmalar yapılıyor, işte MİT’in iki sayfalık bir raporu çıkmış. Kimin nereden ne yaptığı hala belli değil. Bu süreç uzadıkça da uzuyor.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Mehveş hanım, aslında yapılan her şey belli. Ayna gibi. Hiçbir tereddüde yol açmayacak kadar net. Fakat hükümet bu süreci bürokrasinin dar koridorlarında gezdiriyor kendi üstündeki sorumluluğu atmak için. Bunu niye söylüyorum? Bir; sınır ötesi operasyon yapma yetkisi TBMM’nindir. Yani başka ülkelerin topraklarına girme, Türk askerini başka ülkelerin topraklarına girmesine izin verme yetkisi meclisindir. Meclis bu yetkiyi hükümete vermiş. Nasıl vermiş? Sınırını sen belirleyeceksin demiş, zamanını sen belirleyeceksin demiş. Ben sana hükümet olarak yetkiyi veriyorum hükümete. Sınır ötesi operasyon yapıldı mı? Yani Türk savaş uçakları başka bir ülkenin toprağına girdimi? Girdi. Orada bizim yurttaşları öldürdü mü? Öldürdü. Yetkiyi veren kim? Hükümet. Sayın Başbakan benim haberim olmadı diyor. Bir gün sonra haberim oldu veya öyle bir açıklaması var. Benim haberim yoktu diyor. Bir hükümet benim haberim yoktu demekle bu işten sıyrılamaz. Çünkü parlamento hükümete yetki verdi tezkere o. Hükümet sorumludur. Siz sorumluluğu kime atacaksınız benim haberim yoktu derken. Bu daha vahim bir şey. Düşünün sizin uçaklarınız yabancı bir ülkenin topraklarına girmiş, orada bomba atmış. Yani savaş çıkma olasılığı çok yüksek Başbakan olarak sizin haberiniz yok. Siz bu ülkeyi nasıl yönetiyorsunuz? Böyle bir şey olabilir mi? Mümkün değil.

Şimdi bu sorumluluktan hükümetin kurtulması lazım. Nasıl kurtulacak? Komisyon kuralım mecliste ona soralım, buna soralım, şu oldu. Olay o kadar net ki, istihbaratı biz aylarca sorduk kimden aldınız? Açıklayamadılar. Daha vahimi onu da söylemekten kendimi alıkoyamıyorum. Bugün gazetelerde var. Tabi haber ne kadar içeriği doğrudur onu bilmiyorum. MİT’te diyor ki, bizimde bir gün sonra haberimiz oldu.

Mehveş EVİN- Tam da onu soracaktım ben. Böyle bir şey olabilir mi?

Kemal KILIÇDAROĞLU- 75 milyonun haberi oluyor, sonunda MİT’inde haberi oluyor. Böyle bir algı olabilir mi? Böyle bir anlayış olabilir mi? Herkesin haberi oluyor, MİT’in haberi daha sonra oluyor. Böyle bir şeyi kabul etmek mümkün değil. Ki o bombalandığı andan itibaren kısa bir süre sonra haber bütün gazetelere, bütün medya kuruluşlarına düştü ama hiç kimse yayın yapmadı, herkesin haberi oldu. Ama ertesi gün sabahleyin bu yayınlandı. Çünkü neden? Bombalama yapılmadan önce cep telefonuyla oradaki vatandaşlar, oradaki güvenlik kuvvetlerini aradılar, bunlar bizim çocuklarımız kaçakçı oraya gittiler diye. Herkes bunu biliyordu. Ama bir tablo yaşandı. Tablonun sorumlusu çok açık hükümettir. Bütün dünyada uygulama böyledir. Hükümetin bu sorumluluktan kurtulması lazım.

Murat SABUNCU- Efendim yeni CHP aslında bu Kürt sorunundaki adımla beraber yeni CHP’nin noktaları da belli olmaya başladı. Aslında bu dönem elitis, halktan kopuk, daha uzak, devlete yakın, orduya yakın parti olarak algılanıyordu. Biraz daha şimdi adımlarını, zihniyetini, fikriyetini değiştirmiş gibi gözüküyor. 17 – 18 Temmuz’da kurultay var. Bu kurultayda yeni CHP’nin yeni adımlarını, yeni sesini biraz daha duyacağımız hem fikirsel anlamda, hem örgütsel, belki Parti Meclisi anlamında yeni bir dönem açılacak mı?

Kemal KILIÇDAROĞLU- Aslında İstanbul kongresinde uzun bir sosyal demokrasi kavramı açıklamıştım. Sosyal demokrasinin üzerinde uzun uzun durmuştum. Salondakilerde büyük bir dikkatle dinlemişlerdi. Sık sık alkış olmadığı içinde salonda heyecan yoktu deniyor. Aslında salonda müthiş bir dinleme vardı. Neden bir dinleme vardı? Çünkü şunu söyledik biz orada. Yeni bir sosyal demokrasi anlayışına ihtiyacımız var. Biz eskiden sadece paylaşımdan söz ederdik. Adil paylaşımdan. Şimdi ne diyoruz? Yeni sosyal demokrat olarak ya da yeni CHP olarak ne diyoruz? Önce üreteceğiz, sonra hakça bölüşeceğiz. Üretimin gücünden söz ediyordum, üretmemiz gerektiğinden söz ediyordum. Yine aynı şekilde şunu söyledim ben orada. Eskiden işçi, sendika, patron diye bir zincirimiz vardı. Artık bu zinciri bırakmamız ve dünyaya daha farklı perspektiften bakmamız gerekiyor. İşçi, patron, sendika ekseninden bizim artık daha geniş bir eksenden bakmamız lazım bütün dünyaya, üretime. Böyle bakmamız gerekiyor. Bunu da söyledim.

Küreselleşme, sosyal demokratlar küreselleşmeye nasıl bakacaklar onu da söyledim. Küreselleşme %100 zararlı, %100 yararlı diye bir şey sözkonusu değil küreselleşmede. Küreselleşmenin iyi yönleri de var, ülkemiz için zararlı yönleri de var. Biz zararlı yönleriyle mücadele edeceğiz ama iyi yönlerini de alacağız. Küreselleşmekten kaçınmak yada onu önlemek gibi bir lüksümüz sözkonusu değil. O zaman biz küreselleşmenin ülkemize getirdiği bütün yararları öne alacağız. Yeni sosyal demokrat anlayışla biz üretimden söz ederken sanayileşmeden, katma değeri yüksek malları üretmekten, teknoparklardan, üniversitelerden, üniversitelerin özerkliğinden artık söz ediyoruz. Bunları bir bütün olarak görüyoruz biz. Ve yeni Cumhuriyet Halk Partisi sanayiciyi ekonominin kamu görevlisi olarak görüyor. Ben bunu İstanbul sanayi odasında söyledim. Neden? Çünkü sanayici artık sadece kendisi için çalışan birisi değildir. Sanayici işçisi için çalışır, ülkesi için çalışır, üretir, teknolojiyi, bilimi yakından izlemek zorundadır. Uluslararası alandaki acımasız rekabet ortamında mal satmaya çalışır, ülkesine döviz getirir. Artık kendisi için değil, artık toplum için çalışan birisidir sanayici. Sanayiciyi de artık yeni Cumhuriyet Halk Partisi böyle görüyor.

Ve yeni Cumhuriyet Halk Partisi işçiyi ve işvereni birbirine zıt, kavga eden, intikam alan bir alan olarak görmüyor. Tam tersine birbirine muhtaç, birbirini tamamlayan, ortak alanda üretim yapan, uluslararası alanda rekabet eden, malın kalitesini yükselten bir çalışma gücü olarak görüyor. Bir kolektif alan olarak görüyor. Biz bunları anlatmaya çalışıyoruz. Bunun tabi kültürel altyapısının, sosyolojik altyapısının anlatılması lazım. Bununla ilgili çalışmalarımız yapılıyor.

Bakın biz bilim yönetim kültür platformu olarak partimizin politika notları çıkarıyoruz. Hiçbir partinin yapmadığı. Politika notlarıyla hem kendi felsefemizi, kendi düşüncelerimizi, gençliğe nasıl baktığımızı, işçi, işverene nasıl baktığımızı, eğitime nasıl baktığımızı, her alanla ilgili küçük küçük notlar, dörder sayfalık notlar, entelektüel birikimi yüksek olan notlar. Bunları gazetecilere, üniversitelere, araştırmacılara mümkün olduğu kadar yayıyoruz bu politika notlarını. 4 sayfa yapmamızın temel nedeni de şu; rahat okunabilsinler diye. Hatta 4 sayfayı birde 1 sayfaya da indirdiğimiz notlarda var. Oda gerekirse örneğin gençlerle ilgili üniversiteli gençlere vermek istiyoruz. Ekonomiyle ilgili nedir görüşümüz, nasıl büyüyebiliriz, nasıl kalkınabiliriz. Biz üretim diyoruz ama üretimi nasıl sağlayacağız. Bunun arkasında ciddi bir altyapı olması lazım. Bunun ilgili düşünceleri aktarıyoruz.

Dolayısıyla piyasa ekonomisiyle barışık kontrollü bir piyasa ekonomisi, acımasız olmayan, kaynak savurganlığına yol açmayan ama kaynakların daha planlı bir yapı içinde Türkiye’nin çıkarları bağlamında büyüyen bir ekonomi istiyoruz.

Bakın şuanda bizim en temel sorunumuz işsizlik terörden sonra. En temel sorun. İkinci eğer şehit cenazeleri gelmiyorsa…

Mehveş EVİN- Başbakan biliyorsunuz işsizlik konusunda sizin eleştirilerinizi kabul etmiyor. Benim bildiğim kadarıyla.

Kemal KILIÇDAROĞLU- İşsizlik yok diyor.

Mehveş EVİN- Evet. Ekonomi gayet iyi gidiyor. Diyor ki, bazı veriler hakikaten çok iyi.

Kemal KILIÇDAROĞLU- Hangi kamuoyu anketine bakarsa baksın, kendi şirketleri dahil olmak üzere ya birinci sırada terör, ikinci sırada işsizlik. Ya birinci sırada işsizlik, ikinci sırada terördür. Hangi kişiyle karşılaşırsanız karşılasın. Sorun, kendi çevrenizden sorun. Ya bir yakını, ya kendi çocuğu ya kendi kızı işsizdir, iş arıyordur. Sayın Başbakanın yanına yanaşmak mümkün değil ama ben ana muhalefet partisi lideri olarak binlerce kişiyle yanyana geliyorum. Benim ceplerim gittiğim her yerde iş talepleriyle dolu. Her yerde. İzmir’e gidin öyle, İstanbul’a da gidin, Ankara’da da öyle. Sayın Başbakan şu çağrıyı yapsın. İş aramak isteyenler AKP Genel Merkezine gitsinler onlara iş bulanacak diye samimi söylüyorum orada büyük bir miting alanı görecektir. Binlerce insan görecektir. Onbinlerce insan görecektir iş arayan.

Onun için hayat çok farklı. Toz pembe değil” 

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları