Tutuklu yargılandıkları kapatılan Özgür Gündem gazetesi yazar ve yöneticilerine yönelik davada tahliye edilen gazetenin yayın danışma kurulu üyesi Aslı Erdoğan ve yazar Necmiye Alpay, cezaevinden çıktı.
Yazar Aslı Erdoğan ve dilbilimci Necmiye Alpay dün akşam Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nden tahliye edildiler. Cezaevi önünde yakınları ve arkadaşları tarafından karşılanan Erdoğan ve Alpay sevdiklerine sarılarak hasret giderdiler.
Cezaevinin kapısından ilk çıkan Alpay, “Özgür olmak güzel ama içerde kalanları düşündükçe üzülüyorum. İlk olarak bugün Özgürlük Nöbeti’ne katılacağım diye düşünürken birden nöbet olmayacağını hatırladım. Cumartesi (yarın), Cumhuriyet Gazetesi’ni ziyaret edeceğim. Daha sonra ise Barış Vakfı’na gideceğim” dedi. Kadınların Özgürlük Nöbeti’ni kadın tutuklular için devam ettirmesini isteyen Alpay, “Kadınlara özgürlük diyerek, haftada bir gün dahi olsa nöbet tutalım” diye çağrıda bulundu.
‘Hayal kurmak lükstü’
133 günün ardından tahliye edilen Aslı Erdoğan ise annesi Mine Aydoslu’ya sıkı sıkı sarıldı. Tahliye kararına alışamadığını belirten Erdoğan, “Çok zora alışamadım. Şoktayım. Tahliye olacağımı düşünmemiştim. Cezaevine girmek de bir şok, çıkmak da. Hâlâ içerdeyim. Cezaevlerinde OHAL’ in getirdiği zorluklar var. Hiç hayal kurmadım. Hayal lükstü. Denizi ve bale yapmayı özledim” diye konuştu.
‘Her an girip çıkabiliriz’
Cezaevi koşullarına çok fazla dayanamayacağını düşündüğünü söyleyen Erdoğan, kendisine garip bir güç geldiğini böylelikle dayandığını vurguladı. Ahmet Şık’ın gözaltına alınmasını değerlendiren Erdoğan, “Dışarısı ile içerisi arasındaki fark azalıyor. Bu gözaltına şaşırmadım. Her an girip çıkacağız gibi bir his var içimde” dedi. Erdoğan, “Umutlu konuşmak isterdim. İki, üç cümle nedeniyle ağırlaştırılmış müebbetle yargılandım. Büyük haksızlık. İçeri görünce gördüm ki haksızlık bu ülkenin doğasında var. Şu an serbestim diye umutlu değilim. Eve gideriz. Belki yarın yine alırlar” diye belirtti.
İçerden Türkiye gündemini çok iyi değerlendirdiklerini belirten Erdoğan, “Önce Cumhuriyet Gazetesi’ne operasyon düzenlendi. Gazetenin muhasebecisinden, yönetimine herkes örgüt torbasına atıldı. Ardından milletvekilleri tutuklandı. Durmuyor, yavaşlamıyor, geri adım atmıyor. Darbe dönemine benzer günlerden geçiyoruz” dedi.
Erdoğan ve Alpay'ın savunmaları
"Hukuk varmış gibi savunma yapacağım"
Erdoğan savunmasına, "Hukuk varmış gibi yapacağım" diyerek başladı. Bütünüyle yasal bir gazetenin hiçbir yetkisi bulunmayan yayın kurulunda yer aldığı için tutuklandığını söyleyen Erdoğan, "18 yıl önce Radikal Gazetesi'nde başladığım yazılarımın hiç birine dava açılmadı" dedi.
Yazılan iddianame ile temel hukuk ilkelerinin çiğnendiğini söyleyen Erdoğan, "En acısı 26 yıl 8 kitap, yüzlerce yazı yazmış bir yazarın cımbızla seçilen yazılarından suçlanması" ifadelerini kullandı. "Ben bir yazarım benim var oluş amacım anlatmak" diyen Aslı Erdoğan, "Örgüt üyeliği suçlaması için gösterilen tek delil, gazetenin künyesinde yazan ismim" dedi. "Burada bir salon dolusu hukukçuya hukuku anlatacak değilim. Adaleti savunmak sizin işiniz" ifadesini kullanan Erdoğan, "İdam yerine getirilmiş ağırlaştırılmış müebbetle bu yüzyılda yargılanan ilk kadın edebiyatçı olarak tarihe geçtim. Vicdansız adalet olmadığı gibi, vicdansız edebiyat da olmaz" diye konuştu.
"Erdoğan, 'Beyaz Toroslar dönemi son bulacak' demişti"
Avukat Eren Keskin ise savunmasında 30 yıldır avukatlık yaptığı hatırlatarak, “Özgür Gündem kurulduğundan beri oradayım. Bu gazete benim için Musa Anter demektir. Ben insan hakları savunucusuyum. Aynı zamanda İHD Eş Genel Başkanıyım. Ben Özgür Gündem’de genel yayın yönetmenliği görevinde de bulundum. Çözüm sürecinde bize hiç dava açılmıyordu. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile de görüşmelerimiz oldu. Bize ‘beyaz Toroslar dönemi son bulacak’ dedi" diye konuştu. "Ben de beyaz Toroslara karşı olduğum için insan hakları mücadelesine devam ettim" diyen Keskin, "Bu gazetede Muhsin Kızılkaya ve Mehmet Metiner de yönetici olarak çalıştı. Çözüm süreci bittikten sonra peş peşe davalar açıldı. 140 taneye yakın dava açıldı bana. Ben de yoğun bir insan olduğum için GYY görevinden ayrıldım" ifadesini kullandı.
"Yakalanmadım, kendim geldim"
Necmiye Alpay da ifadesinde, Sulh Ceza Hâkimliği'nin kararında yakalandığı ve delillerin toplandığı beyanlarının bulunduğunu kaydederek, “Oysa benimle ilgili toplanmış tek delil yok. Zaten olamazdı da. Ben yakalanmış da değilim. Dosyada adımın geçtiğinden haberdar olur olmaz savcıya gidip ifade verdim. Yakalanmış olmadığımdan bir yakalama tutanağı da yok” dedi.
Alpay, savunmasının devamında şöyle konuştu:
“Bir kez bile toplanmamış bir danışma kurulunun bir kez bile danışılmamış bir üyesi olarak terör örgütü üyesi ve propagandacısı sayılmayı hukuk skandalı saymamak herhalde mümkün değildir. Sayın savcının bir hukukçu olarak silahlı örgüt ve terör eylemleri ile basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü savunuculuğu arasındaki mesafenin bir temel hak ve özgürlükler meselesi olduğunu dikkate alması gerekirdi. Bu nokta bugün özellikle önem taşıyor, çünkü yangını söndürmeye çalışanların da ateşe atılmak istendiği bir konjonktürle karşı karşıyayız. Burada gazeteyi ve daha önce kapatılan seleflerini kastettiğim apaçıktır. Benim odağımda gazete var, basın var. Ülkemizin yangından kurtulmak için tüm yurttaşların özgür ve yapıcı sesine ihtiyacı var. Sırayla herkesin ve her sesin susturulduğu bir sürecin ne anlama gelebildiğini tarih bize gösteriyor"
"Hukuk skandalı olarak saymamak mümkün değil"
Necmiye Alpay da savunmasında “Bir kez bile toplanmamış bir danışma kurulunun bir kez bile danışılmamış bir üyesi olarak terör örgütü üyesi ve propagandacısı sayılmayı hukuk skandalı saymamak herhalde mümkün değildir" dedi. Alpay, "Sayın savcının bir hukukçu olarak silahlı örgüt ve terör eylemleri ile basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü savunuculuğu arasındaki mesafenin bir temel hak ve özgürlükler meselesi olduğunu dikkate alması gerekirdi" diye konuştu.
Cumhuriyet - T24