loading
close
SON DAKİKALAR

Beren Saat: Evliliğimiz bu yüzyılda nasıl gidebilirse öyle gidiyor

Beren Saat: Evliliğimiz bu yüzyılda nasıl gidebilirse öyle gidiyor
Tarih: 29.12.2019 - 09:35
Kategori: Magazin

Beren Saat, 35. doğum gününde sosyal medya hesabından paylaştığı ve evliliğinin bittiği yorumlarına neden olan paylaşım için "O paylaşım, hiçbirimiz iyi değiliz ve bilin ki ben de sizden farklı değilim, aynı şeyleri yaşıyoruz demekti" ifadelerini kullandı.

Netflix’te başlayan ‘Atiye’ dizisiyle ekrana dönen Beren Saat, Hürriyet'ten Hakan Gence'ye verdiği röportajda, evliliğine ilişkin olarak, "Hiç pişman olmadım, biz çok güzel bir aşk yaşadık. Anlamını, önemini şu an yaşadığımız süreçte daha çok fark ediyorum. İlişkimiz başka bir forma evrildi. Artık başka tartışmalarımız, başka zihni ortaklıklarımız var" dedi.

Beren Saat'in Hakan Gence'ye verdiği röportajdan bazı bölümler şöyle:

‘Atiye’, dijital için yaptığınız ilk iş. Dijitalin getirdiği özgürlük alanını nasıl anlatırsınız?

Olması gerektiği gibi, çok da ekstra bir şey yok.

Nasıl yani?
Bizde sansür, olması gerekeni kısıtlamış durumda. “A bu sahnede cinsel bir içerik var mı?”, “Öpüşüyorlar mı?”, “Bunu böyle yazarsak ne olur?” gibi korkular yaşamadan, olması gerektiği yerden hikâyeleri çekebiliyoruz. Yoksa “Biz özgürüz” diyerek çok ekstrem şeyler yaşanmıyor.

Peki dijitalin de denetim altına girecek olması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Tabii ki birtakım önlemler alınabilir. Ama bu tip bir denetim, doğal afetle mücadele etmeye çalışmak gibi...

Neden?
Türkiye’de sansür konusunda epey grotesk inatlaşmalar yaşandı. Twitter’ın kapatılmasının gündeme gelmesi, Wikipedia’ya ulaşılamıyor olması... Ama insanlar, gençler bastırıldıkça birtakım başka ‘VPN’ adresleriyle bağlanmaya devam etti. Ve böyle kararlar ülke adına sadece utanç kararları olmaya başladı. Ülkenin muhafazakâr bir duruşu olabilir, mantıklı bir yol da pekâlâ bulunabilir.

O orta yol ne sizce?
Zaten herkes erişmek istediği şeye erişiyor. Bunu yalan söyleyerek ya da doğrudan yapmak arasında ülkenin ideolojik bir seçim yapması gerek. Biz gerçekten bütün dünya bunları kullanırken ‘Twitter’ı kapatan ülke’ olmayı kendimize yakıştırıyor muyuz?
Diziniz ‘Aşk-ı Memnu’nun tekrarları hâlâ yayımlanıyor ama artık masadaki içki kadehleri buzlanarak... Ne hissediyorsunuz?
Kadehin daha dikkat çekici hale geldiğini düşünüyorum. Yumruk sahnesi değil de yakınlaşma sahnesi sansürleniyor. Biri öfke, biri sevgi... Bir şeyi örteceksek öfkeyi örtmeliyiz. Mesela birtakım önlemler alınmaya çalışıldı. Tüketimi azaltmak için kadeh buzlandı ya da içki fiyatları yükseltildi. Ama biliyor musun insanlar evde rakı üretir oldu. İçen insan vazgeçmedi. Benim çocukluğumda gece yarısından sonra erotik yayın başlardı, şimdi yazarlar, “Öpüşme sahnesini yazsak mı yazmasak mı?” diye düşünüyor. Ama insanlar sevişmeye devam ediyor. Tüm dünyada cinsel ilişkiye girme yaşı düştü. Demek ki baskıyla hiçbir şey çözülmüyor, olaylara başka taraflardan bakılmalı.

 Hiç pişman oldunuz mu?
“Buraya kadarmış, ben artık yapamayacağım” noktasına geldiğim günlerde bile asla bu mesleği seçtiğime pişman olmadım. Hep bu işin en karanlık günü bugünse iyi ki bu mesleği yapıyor ve bunu yaşıyorum diye düşündüm.

Neredeyse her gün bir kadın şiddeti ve taciz haberine uyanıyoruz...
Bunlar sansürlemek ve cinselliğe fazla takılmakla nefret kültürünün birleştiği yer. Güçlünün güçsüze her şeyi yapabileceğini kendine hak görmesi. Ve bu cinayetleri işleyen insanların kendi çevrelerinde bir kahramanlıkla kutsandıklarını düşünüyorum. Bu sebeple konuşulan her seferde birilerini biraz daha yüreklendirmeye başladığımızı düşünüyorum. Çünkü başka hiçbir türlü bugünün sohbet konusunda olamayacak bir erkek, sadece birine zarar verdiği için şu an konuşuluyor.

Çözüm ne olabilir o halde?
Bu artık şahsi çabalarımızı çok çok aşan bir durum. Kısa vadede çözüm ancak devlet otoritesi olabilir. Kısaca tüm vatandaşlarına eşit mesafede olmalılar. Son yıllarda televizyon ekranlarında da sinemada da çoğunlukla edilgen bir Türk kadını figürü tercih ediliyor ama mesela ‘Atiye’ bu anlamda ezberimizi bozacak bir hikâye. Umarım onun uyanışı pek çok kadına ilham verir.

Eğer ‘Beren Saat’ isen erkek egemen o dünyaya 1-0 önde mi başlarsın?
Türkiye’de hiçbir kadın, hiçbir şeye 1-0 önde başlayamaz. Her zaman kadın olmak daha zor. Bütün sektörlerde kadın arkadaşlarım her zaman erkeklerden daha fazla çalışmak, çarpışmak zorunda. Hiçbir meslektaşımın sette müthiş bir cinsiyet eşitliği yaşadığını zannetmiyorum. Erkekler ergenliğini aşamadığı sürece kadınların yapabileceği bir şey yok. Dünyanın birçok yerinde de bunlar yaşanıyor. Asıl sorun erkek meselesini ne yapacağımız.

Ne yapacağız?
İş, “Göster oğlum amcalara” ile başlıyor. Sünnet dediğimiz şey bir ‘ben’ aldırmak kadar basit bir operasyonken üzerine bir düğün organize ediyorsunuz. O çocuğun ve bütün sosyal çevresinin, bedeninin bir organına yüklediği anlam bir anda değişiyor. Sonra bu organını bir güç unsuru olarak görüyor, kadın ona razı olmadı diye öldürebilecek kadar ona anlam yüklüyor.
Haluk Bilginer “Bu dünya erkeklerden arındırılmalı. Yok edelim demiyorum ama erkek iktidarını yok edelim” demişti. Katılıyor musunuz?
İşte erkek egemen toplum, halimiz ortada. Erkek egemen ve olmadı. Beceremediler. Şimdi bunu biraz değiştirmek lazım.

Dizinin ilk bölümünde bir sevişme sahneniz var. Eminim, o da çok konuşulacak. Bu tip sahnelerin her şeyin önüne geçmesi, bu tip haberlerin çok tık alması doğal mı?
Başka bir ülkede de bir sanatçının seksi bir müzik videosu çıkıyorsa diğerlerine göre daha çok izleniyor. Ama bir yandan da düşünüyorum ki ülke olarak ergenlik dönemini aşıp daha olgun bir şekilde hayatımızı yaşamaya başlamalıyız. ‘Atiye’de altı çizilecek acayip sahneler çok yok. Sanatla, tarihle, insanların kendi güçleriyle ilgili bir iş bu.

Netflix dizilerinde eşcinsel karakterlerin olması eşcinselliği tetikler mi noktasına gelindi. Sizce?
Bu bakış açısıyla bakarsak her şey, her şeyi tetikleyebilir, o zaman belgesellerde de hayvanların üreme sahneleri var... Bunun bir sonu yok ki. Bence önemli olan kendi yaşamadığınız hayat modeliyle ilgili hikâyeleri izlemek, önyargıları, önyargılardan doğan nefreti kırabilmek ve size benzemeyeni sevebilmek...
Sinema, edebiyat, belgesel olmasa zenginleşemeyiz. Birbirine benzemeyen hikâyelerin anlatılması bir lütuftur. Hayatınızın çakışamayacağı biriyle empati fırsatı tanır size, zihninizi gidemeyeceğiniz yerlere vardırır.

35 yaşına girdiğiniz gün Instagram’da “Ayak bastığım en karanlık doğum günüm” dediğiniz bir metin paylaştınız. Herkes günlerce bu paylaşıma farklı anlamlar yükledi. Neydi işin aslı?
Yazılmış bir yazının üzerine çok fazla anlatılıp eklenecek bir şey yok. Çocukluğumdan beri hep günlük tuttum. Bu da o alışkanlığın devamı gibi. Bazen içimden bir şey yazmak geldiğinde yazıyorum. İnsanlar, senin o parlak sandıkları hayatında bile ne kadar karanlık bir günün, gecen ya da sabahın olduğunu bilsinler. O paylaşım, hiçbirimiz iyi değiliz ve bilin ki ben de sizden farklı değilim, aynı şeyleri yaşıyoruz demekti.

Şimdi nasılsınız?
İyiyim. Ben çalışırken hep daha iyiyim. Karanlık dönemimizin sanatsal dışavurumları da beni çok mutlu ediyor; yeni müzik grupları, parlak işlerin ortaya çıkması gibi...

2019 yılınız nasıl geçti? 2020 için dilekleriniz neler?
2019 çoğunlukla çalışarak geçti. ‘Atiye’ hayatımın bu dönemini tamamen kapladı diyebilirim. 2020’de ben akışla devam ediyor olacağım, bakalım neler olacak...

Evliliğiniz nasıl gidiyor?
Her evlilik gibi. Bu yüzyılda nasıl gidebilirse öyle.

Son beş yılda yaşadığınız içe dönüş, aşka bakışınızda neler değiştirdi?
Aslında aşkın tanımının bu yüzyılda değişmesi gerekiyor.

Nasıl?
Biz analog ile dijital arasında sıkışmış bir nesiliz. Aynı şekilde yeni neslin yaşadığı aşk formuyla, çocukluğumuzda bize Disney filmlerinin öğrettiği romantizm arasında da sıkışmış vaziyetteyiz. Yani aşk bir şekilde biçim değiştiriyor.

Nereye evriliyor?
Tam olarak n’olacak bilmiyorum ama evlilikler kısa sürüyor. Öte yandan sosyal medya yüzünden ilişkiler bitemiyor. Eskiden insanlar birbirini görmeyince unutur, hayatına devam ederdi. Şimdi görmemek mümkün değil, o yüzden eski ilişkiler yeniden alevleniyor ama artık sadakat beklentisi olmayan bir hal alıyor. Özgür bir birey olmak, çift olmaktan daha popüler hale geldi. Bütün bu faktörler ‘sonsuza kadar mutlu yaşadılar’ konseptine inanması mümkün olmayan yeni nesiller yaratacak tabii ki.

Evlendiğinize hiç pişman oldunuz mu?
Hayır, hiç pişman olmadım, biz çok güzel bir aşk yaşadık. Anlamını, önemini şu an yaşadığımız süreçte daha çok fark ediyorum. İlişkimiz başka bir forma evrildi. Artık başka tartışmalarımız, başka zihni ortaklıklarımız var.

Peki bütün bu konuştuklarımızdan sonra bu dünyaya çocuk getirmek ister misiniz?
Anneliği yaşamak isterim. Konuya dünya koşullarından uzaklaşarak bakarsak; eğitimi ne olacak, nerede yaşamalı, illa benim genimden mi olmalı gibi sorular var. Bir sürü çocuk annesiz, babasız sokakta; Suriyeli çocuklarımızın yardıma ihtiyacı var. Bu yüzden biraz daha yukarıya çıkıp duruma oradan bakmaya çalışıyorum.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları