CHP Sözcüsü Prof.Dr. Haluk Koç, ''CHP ne Swoboda’nın, ne Swobodagillerin çizdiği çizgiyi izlemeyecektir. Demokrasi ve özgürlük mücadelesine devam edecektir'' dedi...
CHP Sözcüsü ve Genel Başkan yardımcısı Prof. Dr. Haluk Koç MYK toplantısı devam ederken açıklamalarda bulundu ve soruları şöyle yanıtladı;
Swoboda’nın tutum ve davranışı ile açıklamalarını daha önce değerlendirdik. Bu konuya bir kere daha açıklık getirmek istiyorum. Adı geçen Swoboda’nın AKP’nin 64. akil insanı olarak görev yaptığını sadece geçen gün değil, 2010 yılından itibaren daha akil adam müessesesi kurulmadan akil adamlığa soyunduğunu ve AKP politikalarıyla özdeşleşen bir çizgiyi ısrarla savunduğunu belgeleriyle size açıklayacağım.
Değerli arkadaşlarım, tartışmanın gelişmesini bir kere daha özetlemek istiyorum. Bülent Arınç’ın yokluğunda ekranda görünme isteğini gidermeye çalışan Yozgat mebusu Bekir beyefendide bu şekilde belki gelişmelerin gerçek yüzüyle ilgili bilgi sahibi olabilir.
Avrupa Parlamentosu Sosyal Demokratlar Grubu Başkanı, ( Schulz Avrupa Parlamentosu Başkanlığı seçildikten sonra bu göreve gelmişti Swoboda. Daha önce yardımcısıydı.) Sayın Genel Başkanımızla ortak bir basın toplantısı düzenliyorlar. Daha öncesinde Sosyal Demokrat grubun grup toplantısında Sayın Genel Başkanımız açıklamalarını yapıyor. Türkiye’deki demokrasinin kalitesi noktasında düşüncelerini ifade ediyor. Medya özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, tutuklu milletvekilleri, tutuklu gazeteciler, toplantı ve gösteri yapma hakkının anayasal temel hakkın nasıl engellendiğini bir baskı devleti oluşturulduğunu, bir korku devleti, korku toplumu oluşturulduğunu tüm yaşadığımız örnekleriyle beraber anlatıyor. Daha sonra ortak basın toplantısı yapılıyor, düşünceler orada da ifade ediliyor. Ve Swoboda ayrıldıktan sonra Türkiye’den kodlanan bir yayın organının muhabirinin Sayın Genel Başkana yönelttiği bir soru var. Sayın Kılıçdaroğlu tek başınayken bu soru geliyor. Burada Başbakanın Cumhuriyet Halk Partisini suçlayarak Sayın Kılıçdaroğlu ve CHP’yi Esadçı, Baasçı olarak nitelendirdiğini bu konuda görüşlerinin ne olduğunu soruyor. Ve Sayın Genel Başkanımızda Salı günü grup konuşmasında yaptığı değerlendirmede kullandığı cümlelerin, kelimelerin aynısını kullanarak düşüncelerini ifade ediyor. Yani burada ayrı, orada ayrı bir ifade de bulunmuyor. Esad’la Başbakan Erdoğan arasındaki ton farkı olduğunu, ikisinin de diktatöryal davranışları olduğunu ifade ediyor, söylüyor. Ve ondan sonra yine kurgulanan plan çerçevesinde bu sözler belki bu sorunun sorulacağını Sayın Genel Başkanımızın da içtenlikle yanıt vereceği çerçeve içerisinde önceden hazırlanmış şekilde Swoboda bir yazılı açıklama yaparak bu görüşlere kendisinin katılmadığını, işte bir takım gerekçelerini sizde basında biliyorsunuz.
Şimdi değerli arkadaşlarım, burada önce Swoboda’nın diplomatik nezaket kurallarını aştığını kabul etmemiz gerekiyor. Bu bir. İkincisi; Swoboda kim? Buna bir açıklık getirmek gerekiyor. Swoboda deminde söyledim Avrupa Sosyal Demokratlar Grubu Başkanı Schulz’dan sonra. Düşünceleri Cumhuriyet Halk Partisi için yeni değil. Sicili çok açık olan biri.
Bakın, tarih 1 Eylül 2010 bir açıklama. Anayasa reformuyla ki anayasa referandum oylaması vardı. Anayasa reformuyla sivil dikta oluşacağı iddiaları tutarlı değil. Kim söylüyor bunu? Swoboda söylüyor. O tarihte söylüyor. Türkiye’de bütün demokratlar, yurtseverler anayasa oylamasıyla yargının yürütmenin denetimine gireceğini ve bağımsızlığını kaybedeceğini, bir başka vesayet kavramı oluşturulacağını ifade ederken hayır denmesi gerektiğini anlatırken topluma hazret Avrupa’dan böyle bir kavram doğmayacağını söylüyor.
Değerli arkadaşlarım, tarih 2 Eylül 2010. Beyefendi mesaisine devam ediyor Avrupa’da. İşi gücü Türkiye ve AKP’ye yardım. CHP hükümetle mutlaka uzlaşmalı. Müellif Swoboda. Artık ne tür ilişkileri var AKP kurmaylarıyla ya da bu dezenformasyon çetesiyle bunlar açık, bunlar ayrı bir olay. Oraya hiç girmiyorum. Devam ediyoruz. Biraz önceye gelelim. 12 Temmuz 2010. Avrupa’dan CHP’ye evet deyin çağrısı. Hani Türkiye’de şimdi mahcup olan o blok listelerle HSYK ve Yargıtay üyelikleri belli edildiğinde, oluşturulduğunda mahcup olan yetmez ama evetçiler var ya o kampta açıklamalar. Burada bu anayasa paketi Türk vatandaşları için önemli, aynı zamanda AB içinde önemli. Neyse önemi. Kendi ülkesinde acaba bir yürütme organının kendi ülkesinin yargı sistemini denetimine almasına bu hazretler ne derdi, nasıl yaklaşırdı o ayrı bir mesele. Konu Türkiye olunca Fransızların bir deyimi var biliyorsunuz. CHP liderine tavsiyelerde bulunuyor. Kim bulunuyor? Swoboda. Yine benzer Temmuz tarihleri 2010. Eğer sosyal demokratlarsa evet demeli.
Değerli arkadaşlarım, bunun örnekleri çok ve bir açıklama yapılıyor dönemin Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Suha Okay tarafından. Bir mektup yazılıyor Brüksel temsilciliğimiz götürüyor. Mektupta AKP’nin düşünceleri enjekte edilmiş deniyor Swoboda’ya. Cevap olarak, hiç kimse bana fikir enjekte edemez. Yani CHP’yle Swoboda öyküsü ayrı bir olay. Bu CHP değil konu. Bu Türkiye’nin çıkarlarının AB’nin organı olan Avrupa Parlamentosunda adına sosyalist denen, sosyal demokrat grup denen grubun şuandaki lideri tarafından nasıl belli bir kamptan, belli bir mercekten değerlendirildiğine ilişkin söylediklerim.
Değerli arkadaşlarım, rahmetli, Allah bir kere daha rahmet eylesin. Hikmet Bila. 23 Temmuz 2010’da o zamanki tartışmalardan sonra bir yazı kaleme alıyor görev yaptığı Vatan Gazetesinde. Başlık; Avrupa’nın sol soytarıları. Sayın Hikmet Bila’nın makalesinin başlığı. Avrupa’nın sol soytarıları.
Değerli arkadaşlarım, şimdi bakın, burada bütün süreci anlatıyor. 10 gün kadar önce Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı Swoboda bu yaklaşıma tüy dikti diyor. AKP’nin anayasa değişikliği paketini desteklediğini açıklamakla kalmadı CHP’nin de bu pakete evet oyu vermesi gerektiğini söyledi. Anayasa değişikliği paketi meğerse sosyal demokrat değerler getiriyormuş, CHP’de sosyal demokrat bir parti olmak istiyor ise bu reformları desteklemeliymiş. Bu minvalde gidiyor ama bir bölümünü okuyacağım.
Aslında bilgi sahibi olsalar ne olur, olmasalar ne olur? Amaçları başka diyor rahmetli Bila. Bu kafaları sulanmış Avrupalı solcular nasıl solcu, nasıl sosyalistlerse yeri gelir yargının yürütmenin emri altına alınmasını demokratik reform olarak görürler. Yeri gelir terörü bile demokratik hak olarak nitelerler. Teröriste sahip çıkarlar. Yeri gelir bölücülüğe, ırkçılığa, sınırların değişmesine, yeri gelir ortaçağ düzenlemelerine destek verirler. Bence onlar solcu falan değil, sol soytarılardır.
Şimdi hayatta değil Hikmet Bila.
Değerli arkadaşlarım, şimdi bütün bunları niye söyledim? Bütün bunları ifade etmemin altında bir sebep var. Efendim evrensel sosyal demokrasinin ilkelerine göre dayanacaksınız. Ona göre hareket edeceksiniz. Mutlaka bizim diktiğimiz elbiseyi giyeceksiniz. Yani AKPemsitrak bir parti olacaksınız. AKP gibi davranacaksınız. Bizim çıkarlarımız sizin için savunulması gereken hedefler olmalı. Bizden istedikleri bu.
Değerli arkadaşlarım, Avrupa’daki sosyal demokrasiye bakacak olursak tek kutuplu dünya oluştuktan sonra 1990’dan sonra küreselleşmenin tüm baskılarına açık hale gelmişler, savundukları emekçi kesimleri, sosyal hakları terk edip sermayenin bütün egemenliğine girmişler, uysallaşmışlar, savundukları kitlelerden kopmuşlar ve karşılarında tarihsel rakip olan muhafazakar partilerden hiçbir farkları kalmamış. Fransa’da iktidara geldikten sonrada bir yıl içerisinde çürüyerek sağ iktidarlardan farklı hiçbir davranış sergileyememiş durumda olanlar Cumhuriyet Halk Partisinin de kendileri gibi olmasını istiyorlar. Bütün mesele bu, tartışmanın özünde bu yatıyor. Cumhuriyet Halk Partisinin iki farklı özelliği olduğunu görmüyorlar, görmek istemiyorlar. Cumhuriyet Halk Partisinin en temel özelliklerinden bir tanesi devrimci özü anti emperyalist bir kurtuluş savaşından filizlenmesi ve Türkiye’de önemli devrimlerin öncüsü olması. Demokrasiye geçişin kapısını açması. Daha sonra 1970’lerde sosyal demokrasiyle tanışması, buluşması ve bu özündeki ilkelerle sosyal demokrasinin onların bugün savunduğu teslimiyetçi ilkeleri değil, özündeki ilkeleri gerçekten savunma gayreti içinde olması. Aramızdaki fark o. Biz bu topraklara özgü bir sosyal demokrasiyi savunuyoruz. Bu toprakların özünden gelen bir sol değeri kuruluş felsefemizle bütünleşerek götürmeye çalışıyoruz. Ama onlar için bu önemli değil. Onlar bizim aynı kendi partilerinin biat ettiği gibi biat etmemizi istiyorlar. Susmamızı istiyorlar. Küresel reçetelere boyun eğmemizi istiyorlar. Teslim olmamızı istiyorlar. Her türlü emperyalist projenin adım adım yaşadığımız coğrafyada gerçekleştirilmesine karşı direnmememizi istiyorlar. Ses çıkartmamamızı istiyorlar. Anayasada olduğu gibi boynunuzu bükün evet deyin. Boynunuzu bükün teslim olun. Sizin topraklarınızın, insanlarınızın, değerlerinizin önemi yok. Bizim değerlerimiz, bizim kültürümüz, bizim çıkarlarımız önemli. Bunları savunan bir parti olun. Cumhuriyet Halk Partisi ne Swoboda’nın, ne Swobodagillerin çizdiği çizgiyi izlemeyecektir. Cumhuriyet Halk Partisinin temel çıkışını demin size özetledim. Bu ilkelerini koruyarak Türkiye’deki demokrasi, özgürlük mücadelesine devam edecektir.
Değerli arkadaşlarım, bunu özellikle söyleyeyim. Bu arada tabi çarpıtmak isteyen çok var. Çok doğal. Deminde söyledim. Yozgat mebusu Bekir efendinin çok hoşuna gitmiş bunlar. Birde bir köstebek vardı biliyorsunuz. Köstebeklikle maruf bir kişi daha vardı kabinede. Onlar bu konuda işte böyle oldu, şöyle oldu. Biz Türkiye’de ne söylediysek Brüksel’de de aynısını söyledik. Hiç kimsenin talimatıyla onların hoşuna gidecek şeyleri söylemek için bir gayret içine girmedik değerli arkadaşlarım. Bekir beyefendi bilmiyorum Türkçe dışında başka dil biliyor mu, bilmiyor mu? Bugün yine bir açıklama yapmış. Şimdi ben Yozgat mebusu Bekir beyefendiye şunu söylemek istiyorum. Bir dezenformasyon ağı kurdunuz. Sizin gitmek istediğiniz mecraya Türkiye’yi sokmamakta direnen, bu konuda siyasi olarak mücadele eden Cumhuriyet Halk Partisini itibarsızlaştırmak için elinizden geleni yapıyorsunuz. Karşınıza kim çıkarsa çıksın, kah Papa heykeli önünde önünüze konanlara sorgulamadan imza atıyorsunuz. Kah size verilen Haçlı görevi komutanlığı görevini Müslüman kanı akıtma pahasına Ortadoğu’da celallenerek taşımaya çalışıyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’yi rezil etmiş dünkü manzaralar, asıl Türkiye’yi rezil eden Bekir Bey, saltanat sürer gibi damatlı, gelinli, oğullu, kızlı, eşli uçaklara dolup saltanat seferi gibi uluslararası diplomatik ziyaretlere gitmektir Türkiye’yi rezil eden. Bir üçüncü dünya ülkesi, az gelişmiş bir ülke fotoğrafını bütün dünya kamuoyunun ve Amerikan kamuoyunun önüne getirmektir. Türkiye’yi rezil eden görüntü budur Bekir Bey. Farkında mısınız bilmiyorum?
Böyle bir dış gezi olabilir mi değerli arkadaşlarım? Şimdi ona geleceğim. Böyle bir gezi olabilir mi? İki ayrı uçak. Bir uçakta emret komutanım, acaba bize ne pay çıkar diyen işadamları, gazeteciler, sizin görev yaptığınız gazetelerin sahipleri, yayın yönetmenleri, görevliler, diğer uçakta haşmetmeap ve ailesi.
Türkiye’ye bir sürü yabancı devlet adamı ziyareti olmuştur. Türkiye’den de Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığına kadar birçok görev alan Başbakan ve Devlet Başkanı yurt dışı gezi yapmıştır. Böyle bir fotoğraf yok. Böyle bir manzara yok. Saltanat uçağıyla ailecek, gelinli, damatlı bir haftalık gezilere çıkmak yok. Asıl Türkiye’yi rezil eden bu Bekir Bey. Aç gözünü, Müslümanım diyorsun, hiç mi vicdanın sızlamıyor?
Değerli arkadaşlarım, tabi bu pof poflamalar, parlatmalar altından ne gibi emperyalist görevler verildiğini de birazdan açacağız.
Sayın basın mensupları, şimdi Başbakanın Amerika gezisi devam ediyor. Dünkü görüşme trafiği twitter kurdu olan, Avrupa süreci bittiği için boşta kalan işte bu tür gezilere katılıp orada zaman geçiren Egemen Bağış Beyefendide dahil, beraber yürüdüler bu yollarda, beraber ıslandılar yağan yağmurda, Amerikan piyadeleri koruyacak. Bunlar komik fotoğraflar.
Değerli arkadaşlarım, özü şudur; dünkü görüşmelerden çıkan sonuç Başbakana Suriye ve Ortadoğu politikalarında haddini aşma öğüdü verilmiştir ve görevleriyle ilgili yeni kodlar yüklenmiştir. Yani Başbakan kırışıklıkları ütülenmiş şekilde Türkiye’ye dönecek şimdi.
Suriye konusunda, senin kafanda geçen yeni Osmanlıcılık hayallerinin, hevesinin ABD’yi rahatsız ettiği münasip bir dille söylendi. Bunu anlıyoruz. ABD ve Rusya’nın ortak planı olan proje, yani Suriye’deki Baas rejimiyle Suriye’de muhalefet adı verilen karmaşık yapının bir müzakere sürecine alınmaları, pof poflamalar, iltifatlar altında Başbakan tebliğ edildi. Esat gidebilir ama Baas rejimi kalacak deniyor değil mi? Cenevre’de planlanan görüşmelerin özünde bu var.
Şimdi askeri müdahale yok diyor. Aklından çıkart diyor. Uçuşa kapalı bölge teklifi filan bunlar yemez burada diyor. Geç bunları diyor. Kimyasal silah konusu, böyle kanıt yok ortada. Başbakanın çantası doluydu değerli arkadaşlarım. Kolay tabi çuvallar dolusu belge üretip balyozda sahte delil, gizli tanık, Ergenekon’daki gibi üreteceksin, koyacaksın. Kanıt, kanıt yok. Başka, ABD Suriye’de tek taraflı adım atmayacak bunu kafana sok deniyor. Bak, İsrail’le yakınlaştırdık. Sen kalktın donanmayla beraber Gazze’ye gideceğim, 76 milyon arkamda. Nereye gidiyorsun kardeşim? Orada Gazze yok sadece. Sadece Hamas yok. Orada Batı Şeria’da var, El Fetih’te var. Gittiğin zaman sadece Gazze olmaz. Batı Şeria’da işin içine girecek dediler. Sayın Başbakanın Gazze şarkısı da Batı Şeria’ya da gideceği eklemesiyle şimdi dile getirilmeye başlandı.
Değerli arkadaşlarım, şimdi aslında bütün bu sonuçları almak için, bütün bu gerçeklerle yüzleşmek için uçağa dolup, saltanat seferi gibi Amerika’ya gitmeye hiç gerek yoktu. Bir otobüse binip CHP Genel Merkezine, buraya, Söğütözü’ne gelselerdi. Başından beri söylüyoruz. Başından beri Suriye’deki iç çatışmanın taraflarını, Rusya, Çin, İran, ABD, Mısır ve Türkiye’nin de içinde olduğu bir grupla beraber bir müzakere sürecine getirip, bir çatışmasızlık yaratmak ve Suriye halkının refahını, kardeşliğini ve Suriye demokrasisini korumak gerekli tezi kimin teziydi? Balından beri kim söylemişti bunu? CHP söylemişti. CHP Baas’çı, Esat’çı. Amerika mı Baas’çı oldu şimdi. Amerika mı Esat’çı oldu şimdi.
Değerli arkadaşlarım, yani burada tabi şimdilik gelişmelerden çıkartabildiklerimiz bu. Ama satır arasında okuyabildiklerimiz bu. Daha sonraki haftalarda herhalde bunun sonuçları ortaya çıktığında daha detaylı değerlendirmeler olacak.
Medyamızı ilgiyle izliyoruz. Bugünler doğrudur, bugünler yaranma günleri. Bugünler ne kadar pof poflama olursa, ne kadar parlatma olursa ona bağlı olarak belki işte Galataport gibi, şu gibi bu gibi bir takım yerlerden bize de düşer beklentisinin olduğu günlerdir. Bunların hiç birisi sizin kademenizde çalışanları kapsamıyor. Her konuşmamda söylüyorum. Onun için benim sözlerimin hiçbirisi yayınlanmaz. Hiçbirisi bunu da kabul ediyorum. Kayıtlara geçsin. Milletin vicdanına geçsin yeter. Bu oyun nasıl olsa bir gün bitecek. Nasıl olsa Türkiye Türkiye’nin çıkarlarının ön planda olduğu dönemleri, Türkiye’nin çıkarlarını ön planda savunan insanlar tarafından yönetileceği günlerde gelecek.
O zaman sizde çok daha eleştiriler de ön planda dahil olmak üzere çok daha özgür ortamlarda görevinizi yapacağınız günleri inşallah hep beraber görürüz.
Çok teşekkür ediyorum. Soru var mı?
Soru- 19 Mayısla ilgili bir karar aldınız mı MYK toplantısında. Tandağon’da mı yapacaksınız?
Haluk KOÇ- Değerlendiriyor arkadaşlar. Sadece CHP’nin bütün örgütleri, bütün varlığımızı simgeleyen ulusal bayramlarımızda olduğu gibi bütün karartmalara rağmen sokakta olacak. Sonra bu Cumartesi günü de “Demokrasi ve Özgürlük” söylemiyle Aydın’da İstasyon Meydanında olacağız. Koşullar ne olursa olsun çok daha zor koşullarda mücadele etmiş bir gelenekten geliyoruz. En zorunu, en kötü koşullarda becerebilmiş, başarabilmiş bir siyasi birikimimiz var. Bugünleri de aşacağımızı biz inanarak yolumuza devam ediyoruz, mücadelemize devam ediyoruz.
Soru- Şimdi Swoboda’yla ilgili çok şey söylediniz de, madem bu vatandaşın düşüncelerini biliyordunuz, herhalde biliniyordu yani. Neden gittiniz görüşmeye?
Haluk KOÇ- Şimdi bir konumu var. CHP Sosyalist Enternasyonal üyesi sadece Swoboda orada şu anda bir yönetici. Orada 27 ülkenin sosyal demokrat partilerinin milletvekillerinin olduğu bir grup var. O grupta CHP Sayın Genel Başkanı bir konuşma yaptı. Eylül ayında da Türkiye’deki demokratik uygulamalar, özgürlükler konusunda zaten ortaklaşa bir toplantı düzenlenecek. Onun kararı da alındı. Yani bir kişinin bu şekilde bir sicilini ortaya koyduğum bir kişinin lideridir diye o grupla temas etmemek olmaz. Gereken cevabı, gereken davranışı görür, hiç kimse zannetmesin ki, biz kendi kimliğini, ilişkilerini, beklentilerini bilmiyoruz. Onları da çok iyi biliyoruz. Sayın Genel Başkan nezaketinden söyleyemeyebilir. Ama bu partide, bu partinin Sayın Genel Başkanın da CHP’nin temel ilkelerini de bu temsil sıkıntısı çeken insanlara karşı savunacak kadrolar vardır.
Soru- Sosyalist Enternasyonal çatısı altında bir girişim, bir yaptırım sözkonusu olabilir mi?
Haluk KOÇ- Arkadaşlarımız çalışacaklar. Zaten onlar Sosyalist Enternasyonalin şu andaki yönetimiyle de ters düşen bir gruptur. Yani Papandreou Ayala grubuyla da terstir. Yani oradaki ayrı bir ekol. Ama ben Svoboda’nın bir AKP ofil olduğunu söylüyorum. Bunu da belgeleriyle söyledim. Sizlere de isterseniz Hikmet Beyin bu yazısını da bırakabilirim.
Soru- Hüseyin Çelik’in yine CHP liderine dönük eleştirileri var. Şarkılar tavsiye ediyor. Kimseye etmem ben şikayet ağlarım ben halime diye.
Haluk KOÇ- Herhalde sıkıntıda. Sıkıntısı varsa hekim olarak da yardımcı olalım kendisine. Dostumuzdur, arkadaşımızdır. Üç dönemdir birlikte parlamentoda görev yapıyoruz.
Değerli arkadaşlarım bakın, otoriter dönemlerin otoriter yöneticileri olur. Bunlar krallık zamanında da vardı ve bu otoriter yöneticilerin yanında da onları eğlendirmek, onları zor zamanlarında biraz gülümsetmek için görev yapan alt kadrolar olur. Bu arkadaşlarımızı bu kategoriye sokalım mı sokmayalım mı bilmiyorum."
Vişne Haber Ajansı