CHP'nin, Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu'nun raporuna 307 sayfalık muhalefet şerhi geldi. Raporda, '15 Temmuz darbe girişiminin hemen öncesinde öngörülen darbenin öncül belirtileri ortaya çıkmıştır' denildi.
CHP, Reşat Petek başkanlığındaki Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu'nun raporuna karşı 307 sayfalık muhalefet şartı yazdı. Muhalefet şerhini, CHP Milletvekilleri Zeynel Emre, Aykut Erdogdu, Sezgin Tanrıkulu ve Aytun Çıray hazırladı.
Raporda, 'AKP İktidarı darbeyi araştırmak bir yana darbeyi tek adam rejimine giden yolda fırsat haline dönüştürmüştür' denildi.
CHP'nin hazırladığı rapor şöyle:
"15 Temmuz 2016 tarihinde maruz kaldığımız darbe girişimi, Cumhuriyet tarihimizin en vahim olaylarından biridir. Darbe girişimi gibi bir ağır ve travmatik olayın nasıl gerçekleştiği ve hangi bozulan birlikteliklerin yol açtığının titiz biçimde araştırılarak ortaya çıkarılması gerekmektedir. Bu hain saldırı, başta milletimize ve onun temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı gerçekleştirilmiştir. Halkımızı temsil eden TBMM’nin, yüzlerce masum sivil vatandaşımızın hayatını kaybettiği, binlercesinin yaralandığı bu hain saldırının karanlıkta bırakılmaması, bütün bağlantılarının açığa çıkarması tarihsel bir görevdir. Kuruluşundan bu yana neredeyse bir asır geçen TBMM ilk defa gözü dönmüş hainlerin saldırısına uğramıştır. Komisyonun çalışmalarını tüm bunları unutarak, darbe girişiminin yeterince özen gösterilmeden, ilgili tüm tarafları dinlemeden, dinlenilen kişilerin beyanlarını bütünüyle yansıtmadan, devletin diğer birimlerinden doğru bilgilendirmeler yapılmadan özensiz ve gerçeği yansıtmayan bir raporla bitirmesi Cumhuriyet Halk Partili Komisyon Üyeleri olarak kabul edemeyeceğimiz bir yaklaşımdır. Halkımızın bir daha asla böyle alçakça bir saldırı ile karşılaşmaması için bu darbe girişiminin tüm yönleri ve taraflarıyla ortaya çıkarılması TBMM’nin tarihi bir görevidir.
"Kurulan Komisyon’un yapacağı çalışmalar bir fırsat olacaktı"
15 Temmuz darbe girişiminden sonra kamuoyunu en çok rahatlatan gelişmelerden birisi şüphesiz 26 Temmuz 2016 günü TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulmasının kararlaştırılmış olmasıdır. TBMM’de grubu bulunan siyasi partiler, uzun bir aradan sonra ilk kez önce CHP’nin talep etmesi üzerine önergelerini birleştirmişler ve oybirliği ile 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonunun kurulmasını sağlamışlardır.
26 Temmuz 2016 tarihli TBMM Genel Kurulu’nda Araştırma Komisyonu kurulması ile ilgili yapılan görüşmelerde yaşamış olduğumuz 15 Temmuz darbe girişimi, her şeye rağmen çok önemli bir uzlaşı ve kutuplaşmış olan Türkiye’de tarafların birbirlerine karşı empati kurmaları için büyük bir fırsat sağlamıştır. Bu yüzden kurulacak olan Araştırma Komisyonunun kendisi ve yapacağı çalışmalar ile hazırlayacağı rapor, bir araştırma komisyonunun çok ötesinde anlam ve önem taşımaktadır. Kurulacak olan Komisyon, bir olayı/olguyu/durumu/sorunu araştıran bir komisyon değildir. Kurulan Komisyon’un yapacağı çalışmalar sürecinde tüm tarafların ortak bir irade ile Türkiye’nin yaşadığı en büyük sorunların kaynağına inmesi, gerçeklerin tespit edilmesiyle; yurttaşların canına mal olan sürece taşıyan siyasi ve siyaset dışı tüm sorumlular bakımından maddi gerçeğe ulaşılacak ve daha da önemlisi bunlar yapılırken tüm toplumsal kesimlerin birbirine yakınlaşması ve uzlaşması için bir fırsat olacaktı.
"AKP İktidarı darbeyi araştırmak bir yana darbeyi tek adam rejimine giden yolda fırsat haline dönüştürmüştür"
Ancak, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra TBMM’de grubu bulunan dört partinin ayrı ancak birbiri ile örtüşen yönleri olan önergeleri ile kurulan Araştırma Komisyonunun başlangıçta belirlenen amaçları sağlamaktan çok uzak olduğu anlaşılmıştır. AKP’nin tespit ettiği uzmanlarca hazırlanan ve dağıtılan Taslak Rapor’da darbenin öngörülebilir, önlenebilir hususlarına dair hiçbir araştırmanın, beyanın yansıtılmaması; raporun oluşma sürecinin muhalefet partilerinden tamamen gizlenerek yürütülmesi ile bir kez daha amacın gerçeğin açığa çıkarılması ve sorumluların bulunması olmadığı ortaya çıkmıştır. AKP tarafından yazılan Taslak Komisyon Raporunda:
- Sürecin nasıl işlediği ortaya çıkarılamamış,
- Kimlerin ne tür roller üstlendikleri netlik kazanmamış,
- Türkiye’yi 15 Temmuz’a taşıyan süreç aydınlanmamış,
- 15 Temmuz sonrası için demokratik ve hukuki bir yol haritası ortaya konulamamış,
- Aksine OHAL “olağan yönetim” şekline dönüşerek KHK’lar ile demokrasi ve hukuk devleti paramparça edilerek yok edilmiş, adeta darbenin başarılması halinde yapılacak olan bazı eylem ve işlemler yapılmış, fiilen darbe(ciler) ile hesaplaşma imkânsız hale gelmiştir.
AKP İktidarı darbeyi araştırmak bir yana darbeyi tek adam rejimine giden yolda fırsat (!) haline dönüştürmüştür. Burada AKP’nin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin desteğiyle referandum ile anayasa değişikliğini başarmış olmasının da unutulmaması gerekir.
"AKP, Reşat Petek aracılığıyla Komisyon Raporunun yazım sürecine komisyonun diğer üyelerinin dahil olmasını engellemiştir"
İç Tüzüğe aykırı bir şekilde bir dönem Gülen Cemaati diye adlandırılan FETÖ’ye yakınlığı ile bilinen Reşat Petek ve AKP’li üyeler Komisyon çalışmalarının sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ve bütün gerçeklerin ortaya çıkarılmasını önlemek için her türlü engeli göstermişlerdir.
Bilgi ve tecrübelerinden istifade etmek üzere Komisyonda görevlendirilmesini talep ettiğimiz uzmanlar görevlendirilmediği gibi, görevlendirilen uzmanların tamamı da Komisyon Başkanı Reşat Petek tarafından özel olarak seçilmiştir. Komisyonda yer alacak uzmanlar, çalışma usulü dikkate alındığında AKP’nin Komisyon kurulması kararının altında ezildiği, kurulan komisyonun görevini tam olarak yapmasıyla açığa çıkacak ilişkilerden ve gerçeklerden korktuğu tüm süreçte defaten aldıkları kararlarla teyit edilmiştir. Rapor yazım sürecini kontrol altında tutmak derdinde olan AKP, başkan olarak belirlediği Reşat Petek aracılığıyla Komisyon Raporunun yazım sürecine Komisyonun diğer üyelerinin dahil olmasını engellemiştir.
Sonuçta, Araştırma Komisyonunun AKP dışındaki üyelerinin yürütülen çalışmalara hakim olmaları engellenmiş ve süreç tamamen AKP tarafından kontrol altında tutulmuş ve en sonunda da AKP’ye en az “zararı” verecek şekilde bir rapor kaleme alınmıştır.
"AKP’li Komisyon Başkanlığı dinlenecek isimlerin oylanmasına bile tahammül edemedi"
Komisyon çalışmalarının sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ve gerçeklerin açıkça ortaya çıkması için kritik öneme sahip olan kişilerin dinlenmesi yönündeki taleplerimiz dikkate alınmamıştır. AKP’li Komisyon Başkanlığı dinlenecek isimlerin oylanmasına bile tahammül edememiş, oylama yapmamıştır. Komisyona gelmesi ve bütün Komisyon tarafından incelenmesi gereken bilgi ve belgelerin talep edilmesi işi Başkanlıkça savsaklanmış, gereği yapılmamıştır.
Araştırma Komisyonunun TBMM Genel Kurulu tarafından kabul edilen resmi kuruluş önergelerindeki amaçlarını yerine getirebilmesi için mutlaka dinlenmesi gereken kişilerin başında Genel Kurmay Başkanı Hulusi Akar, Başbakanlık MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Başbakan Binali Yıldırım ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yer almaktaydı. Çünkü adı geçen kişiler görevleri gereği bu hain kalkışma girişiminin hem öncesi hem de sonrasında en yakın tanıkları ve –kendi tanımlamalarıyla– muhatapların başta gelenleriydiler. AKP’li üyeler de başlangıçta bu taleplerimize karşı çıkmadıkları gibi hazırladıkları kendi listelerinde MİT Müsteşarını dinlenecek kişiler arasında göstermişlerdir.
Başlangıçta gelen bazı tanıkların, özellikle E. Genelkurmay Başkanları ve E. MİT Müsteşarı Sayın Emre Taner’in açıklamalarından olağanüstü rahatsız olan AKP’li Komisyon Üyeleri Komisyon çalışmalarının verimliliğini düşürecek şekilde bir tutum takınmıştır.
Komisyon çalışmalarında araştırılacak husus öncelikle 15 Temmuz darbe girişiminin bizzat oluş şekli iken; AKP’li üyelerin yetkilendirdiği komisyon başkanlığı konuyu FETÖ’nün ne kadar sinsi ve derinden ilerlemiş bir yapılanma olduğuna ve AKP dönemi hariç tarihsel gelişimine kaydırılmaya çalışılmıştır. “FETÖ’nün yarım asırlık geçmişi” söylemi ile elde etmek istedikleri sonuç, AKP’nin bu yapılanmanın Türkiye’de kamu imkanlarına askeri bir darbeye kalkışacak derecede hakim olmasındaki rolünü küçültmekten başka bir şey değildi.
"AKP’nin önceliği “ihmalin” tartışılmasını engellemek"
Komisyonda AKP’nin ortaya çıkmasını istemediği iki önemli konu bulunmaktaydı;
Birincisi, 15 Temmuz’a giden yolda AKP Hükümetinin en hafif deyimle “ihmali” sonucunda onca insanın hayatını kaybetmesi, yaralanması ve sakat kalması,
İkincisi de, darbeci “zümre”nin Türkiye’nin ekonomik yapısına ve devlet teşkilatına sızmasında AKP’nin oynadığı “yardım ve yataklık” rolü.
AKP, eninde sonunda hesabını vereceği bu iki acı gerçekten komisyon çalışmalarında aşamalı olarak hafifletme yoluyla kaçınmaya girişmiş: öncelikle 15 Temmuza giden yoldaki en hafif tabirle “ihmalleri” tartıştırmamak için bu yönde bir araştırmayı sulandıracak şekilde “FETÖ”nün tarihsel gelişimine gündemi kaydırmaya çalışmıştır. “FETÖ” nün tarihsel gelişimini araştırırken de sürekli olarak 2002-2013 döneminde AKP’nin rolünün hayati önemini geri planda bıraktırmak için Komisyon gündemi yönlendirilmeye çalışılmıştır. Komisyonun çalışma süresinin ilk yarısında AKP’nin önceliği 15 Temmuzdaki en hafif tabirle “ihmalin” tartışılmasını engellemek olduğu için; ikinci kaçınma hususunda durumu tam kontrol altında tutamamışlar ve üst üste gelen konuşmacılar, görevleri kapsamında ve yetkileri mertebesinde her fırsatta AKP’yi “Cemaat” tehdidine karşı uyardıklarını ancak hükümetin gereğini yapmadığını ısrarla ifade etmişlerdir. Bunun üzerine de, ikinci kaçınma manevrası kapsamında, komisyonun görev süresinin son bir buçuk ayında bir iki istisna dışında kayda değer neredeyse hiçbir toplantı yapılmamıştır.
"FETÖ’nün siyasi uzantıları ısrarlı bir biçimde gizlenmeye çalışılmıştır"
15 Temmuz, darbeci zihniyetle hesaplaşılması konusunda millet adına TBMM tarafından tarihi bir fırsat doğduğu halde, AKP bu fırsatı ucu kendisine dokunacağı için heba etmiştir. 15 Temmuz’a gidilen yolda FETÖ’cülerin devlet içindeki yuvalanmalarını “ne istediler de vermedik” diyerek itiraf etmiş olan AKP, darbe girişimi sonrasında, sanki kendisi dışında herkes FETÖ’cüymüş gibi bir algı yaratmaya girişmiştir. Darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL ve bu kapsamda çıkarılan KHK’larla, orta ve alt düzeyde görev almış olan FETÖ’cülerle birlikte FETÖ’yle en ufak irtibatı olmayan, hatta yıllarca FETÖ karşıtı mücadeleleri dolayısıyla hem söz konusu oluşumun hem de AKP’nin hedefi olmuş kişiler, FETÖ’yle “iltisaklı” gösterilmeye çalışılmıştır. Kamudaki tasfiyelerde de bu yola girilmiş, hem siyaset hem de bürokrasi bu şekilde yeniden dizayn edilmeye çalışılmaktadır. Ancak tüm bunlar yapılırken esas darbeci zihniyet ve FETÖ’nün siyasi uzantıları ısrarlı bir biçimde gizlenmeye çalışılmıştır.
AKP’nin bu yaklaşımı, ne yazık ki darbeyle hesaplaşılması fırsatını bir kez daha heba etmiştir.
"Fuat Uğur’un bildiklerini MİT’in bilmiyor olması düşünülemez"
15 Temmuz darbe girişiminden aylar önce yazılan yazılardan darbe girişiminin bilindiği hatta bu girişimin hazırlık sürecinin takip edildiği anlaşılmaktadır. Bu konuda en açık kanıt darbeden 4 ay önce Fuat Uğur’un Türkiye Gazetesinde 24 Mart 2016, 2 Nisan 2016 ve 21 Nisan 2016 tarihlerinde yazdığı üç yazısıdır. Fuat Uğur bu yazılarında
1- Fetullah Gülen’in 2016 yılında Halife ilan edilmek istediğini
2- Fetullah Gülen’in yeşil (haki) renkli cübbe ile verdiği gizli mesajla darbe talimatı verdiğini
3- Cemaatin önde gelen isimlerinin Ankara’da toplanarak hücre halinde örgütlenen cemaatçi subayları birleştirmeye çalıştığını
4- Cemaatçi subayların darbe konusunda isteksiz olduğu ve deşifre edilmekle tehdit edildiklerini
5- Darbe öncesi terör öğütleri kullanılarak bir kaos ortamının yaratılacağı
6- Cemaatin TSK’nın özellikle istihbarat, personel ve bilgi işlem birimlerinde çok etkin olduğunu
7- Devletin ve Ordunun komuta kademesinin bütün gelişmelerden haberdar olduğu ve Cemaat mensuplarının darbe girişimini bildiklerini ve beklediklerini,
8- Darbe girişimi olur olmaz kendilerini deşifre edilen darbecilerin devlet tarafından ağır biçimde cezalandırılacağı
Bilgilerini darbeden yaklaşık 3 ay önce yazdığı iki köşe yazısı ile kamuoyuyla paylaşmıştır.
Fuat Uğur’un 24 Mart 2016, 2 Nisan 20016 ve 21 Nisan 2016 tarihli yazılarında kamuoyuyla paylaştığı yukarıda belirtilen bilgiler 15 Temmuz hain darbe girişiminde ve sonrasında aynen gerçekleşmiştir. Fuat Uğur ve benzeri yazarların darbeden aylar öncesi paylaştığı bu yazılar MİT için açık istihbarat kaynağı olup ve Fuat Uğur’un bildiklerini MİT’in bilmiyor olması düşünülemez.
"15 Temmuz darbe girişiminin hemen öncesinde öngörülen darbenin öncül belirtileri ortaya çıkmıştır"
Kanlı darbe girişimi sonrası düzenlenen Savcılık iddianamelerinin incelenmesinden Cemaatin darbe hazırlıklarına 2015 yılının son günlerinden itibaren başladığı anlaşılmaktadır. Darbeye hazırlık faaliyetleri Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Hakan Çiçek, Nurettin Oruç ve Harun Biniş tarafından yürütülmüştür.
15 Temmuz darbe girişiminin hemen öncesinde öngörülen darbenin öncül belirtileri ortaya çıkmıştır. 14 Temmuz 2016 tarihinde yani kalkışmadan bir gün önce Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la birlikte Özel Kuvvetler Komutanlığı 4. Dönem Özel Kuvvetler İhtisas Kursu Mezuniyet törenine katıldığı, önceki yıllarda böylesine bir törene katılma geleneği olmadığı, bu tören sonrası MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la Özel Kuvvetler Komutanlığı bahçesinde 18:00 – 00:30 arasında yaklaşık 6,5 saat boyunca baş başa görüştüğü ifadelerle ortaya çıkmıştır. Darbe girişiminden saatler önce yapılan bu olağan dışı görüşmede nelerin konuşulduğu gerek Hakan Fidan gerek Hulusi Akar tarafından TBMM Araştırma Komisyonuna gönderilmediğinden öğrenilememiştir.
"Cumhurbaşkanı’nın “darbeyi eniştemden öğrendim” demesi sanki hiç bilmedikleri bir gelişmeyle karşılaşmış gibi davranması anlaşılamamaktadır"
MİT Müsteşarlığı TBMM Araştırma Komisyonu’na yönelik yazdığı 22.05.2017 tarihli yazısında “MİT’in daha önce dış makamlarla paylaşılan notlarda Cemaatin darbe girişiminde bulunabileceğini bildirdiğini ancak TSK bünyesinde istihbarat toplayamadığından darbe girişiminin tarihi konusunda net bir istihbarata önceden ulaşılamadığı” bilgisiyle darbenin bilindiğini ve beklendiğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde ikrar ettiği ve bu durum 15 Temmuz hain darbe girişiminin öngörülen bir darbe girişimi olduğunu tarihi bir gerçeklik olduğunu hatırlatmakta fayda vardır.
MİT’in bildiği ve dış makamlar diyerek bilgilendirdiği Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın öngörülen bu darbe başladıktan sonra Cumhurbaşkanı’nın “darbeyi eniştemden öğrendim” demesi Başbakan’ın “eşten dosttan öğrendim” demesi ve sanki hiç bilmedikleri ve beklemedikleri şok edici bir gelişmeyle karşılaşmış gibi davranmaları anlaşılamamaktadır.
Öngörülen darbe girişimi 15 Temmuz günü öğleden sonra 14:20 itibariyle öğrenilmiş ancak yukarıda belirtilen bilgi ve bulgular ışığında gerekli bilgilendirmelerin yapılmadığı ve etkin önlemler alınmadığı anlaşılmıştır. Bu ihmaller zinciri sonucunda 15 Temmuz hain kalkışması önlenmeyen darbe girişimi olarak tarihe geçmiştir.
"Ordumuzun asırları aşan kurumsal belleği bir çırpıda yok edildi"
Darbe sonrasında devlet kurumlarına dönük uygulamalar milli güvenliği üç açıdan tehdit eden sonuçlar doğurmuştur.
Birincisi, darbe gecesi ordu içinde yerle bir olmuş emir-komuta zinciri gizli tanık beyanları ve ihbarlar neticesinde gerçekleşen müteakip ihraçlar, gözaltılar ve tutuklamalar ile birlikte TSK mensuplarının birbirine güvenlerini yitirmelerine neden olmuştur.
İkincisi, darbe gecesi devletin güvenlik kurumları içinde ve arasında çatışmalar gerçekleşmiştir. Çok sayıda polis ve askerimiz kimin hangi tarafta olduğu bilinmeyen bir ortamda devletin üniformasını taşıyan FETÖ mensubu hainler tarafından katledilmiştir. Güvenlik kuvvetlerimiz arasında koordinasyon ve iletişim eksikliği nedeniyle Mayıs 2017’de Hatay’da polis ve jandarmanın yanlışlıkla çatışması neticesinde bir askerimiz şehit olmuştur.
Üçüncüsü, güvenlik kurumlarının geleceğini tehdit edecek uygulamalara gidilmiştir. TSK’ne subay yetiştiren askeri okullar kapatılmış ve gerekli hazırlıklar yapılmadan müfredatı, öğrenci kabulü ve uygulamalarına ilişkin ilkeleri belirlenmeden Millî Savunma Üniversitesi kısa zamanda kurulmuş ve ordumuzun asırları aşan kurumsal belleği bir çırpıda yok edilmiştir. Böylece ileride TSK dışarından FETÖ tipi örgütlerin kadrolaşma çabalarına daha açık hale getirilmiştir.
"15 Temmuz sonrası uygulamaların ana amacı Gülen çetesini tasfiye etmek değil, toplumsal muhalefeti bastırmak"
15 Temmuz Darbe Girişim sonrası KHK’larla, içinde Cemaat ile hiçbir ilgisi olmayanların da bulunduğu, 178 medya kuruluşu kapatılmıştır. Bunların bir kısmına kayyum atanmıştır. Basın yayın ve gazetecilik işkolundaki şirketlerde ise sigortalı 2.308 işçinin, Anayasanın hukuk devleti ilkesi yok sayılarak hiçbir idari ve adli soruşturma yapılmaksızın, işine son verilmiş, her türlü sosyal ve ekonomik hakları ellerinden alınarak adeta açlığa mahkum edilmişlerdir.
Nisan 2017 itibariyle Gülen Cemaatiyle ilişkisi olduğu iddia edilen 113.260 kişi gözaltına alınmış, 47.155’i tutuklanmıştır. Bunların 10.732’si polis, 7.463’ü asker, 2.575’i yargıç ve savcı, 26.177’si sivil, 208’i mülki idare amiri ve 168’i generaldir. Bu tutuklamalara maruz kalan kişiler için adaletin hızlı işlemesi ve darbe teşebbüsüne karışanların cezalandırılması gerekmektedir. Ancak bu süreçte Cemaatle ile ilgisi olmayan ve muhalif görülen pek çok akademisyen ve kamu görevlisi de gözaltına alınmış ve/veya tutuklanmıştır.
Şubat 2017 ayı itibariyle 312 akademisyen Barış Bildirisine imza attıkları gerekçesiyle üniversitelerden ihraç edilmiştir. Bu akademisyenlerin Gülen çetesi ile hiçbir ilişkisinin olmadığı ve sadece ülkemizde barışın sağlanması umuduyla bir imza kampanyasına imza attıkları için ihraç edildiklerini bütün kamuoyu bilmektedir.
Bu durum tartışmasız bir şekilde 15 Temmuz sonrası dönemdeki uygulamaların ana amacının Gülen çetesini tasfiye etmek ve cezalandırmak değil bilim adamları dahil bütün toplumsal muhalefeti bastırmak olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
"15 Temmuz darbe girişimi bir ‘lütuf’ olarak değerlendirildi"
15 Temmuz darbe girişiminin bir ‘lütuf’ olarak değerlendirilip OHAL düzeninin başkanlık sistemi için kaldıraç işlevi görmesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zorladığı Başkanlık sistemi için gerekli ortamın yaratılmasında altın fırsat olarak kullanılmıştır.
15 Temmuz hain darbe girişimini sonuçları kullanılmış ve karşı darbe gerçekleştirilmiştir. Bu sebeplerle 15 Temmuz darbe girişimi karşı darbe yapmak amacıyla sonuçları kullanılan bir darbe girişimidir.
Muhalefet şerhimizde detaylarıyla anlatıldığı üzere 15 Temmuz hain darbe girişimi öngörülen, önlenmeyen ve sonuçları kullanılan bir kontrollü darbe olarak tarihe geçmiştir."
Vişne Haber Ajansı