CHP İl Genel Meclisi Grup Başkan Vekili Ertuğrul Gülsever geçen hafta İstanbul’da yaşanan 1 Mayıs olaylarına değinerek Meclis kürsüsünde meclis Üyelerine hitaben konuştu...
İstanbul İl Genel Meclisinin 2013 yılı Mayıs ayı toplantılarında CHP İl Genel Meclisi Grup Başkan Vekili Ertuğrul Gülsever geçen hafta İstanbul’da yaşanan 1 Mayıs olaylarına değindi. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma bayramına CHP’nin Milletvekillerinin, İl Başkanı ve Yönetim kurulunun, İlçe Başkanları ve Yönetim kurullarının, Belediye Meclis Üyeleri ve İl Genel Meclis Üyelerinin de katıldığının altını çizen Başkanvekili Gülsever Meclis kürsüsünde şunları söyledi;
“Sayın başkan, değerli meclis üyeleri, gündemimize gelen bu idare teklifinin benzeri daha değişik tekliflerde bundan önce İl Genel Meclisimize gelmişti. İl Genel Meclisimiz Emniyet Teşkilatımızın yeterince donanım, araç, gereç, teçhizat alımlarının oluşabilmesi için gereken her türlü katkıyı göstermeye elinden geldiği kadar gayret etmiştir. Bu kez de gene böyle bir teklif var. Ama bu teklif geldiğinde teklifte özellikle teçhizat alımları vs. gibi ibareler geçtiği için bunun bu konu üzerinde yaşadığımız bir iki örnekten yola çıkarak bazı hususların aydınlatılmasını ve bu konuda düşündüğümüz, yaşadığımız bir takım olumsuzlukların da bu vesileyle konuşulmasının da yeri geldiğini düşünüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak.
Değerli arkadaşlarım, Emniyet Teşkilatımızın sitelerine girerseniz ya da yayınlanmış broşürlerini, yazılı materyallerini izleyecek olursanız, burada Emniyet Teşkilatımızın görevlerinin halkın mal ve can güvenliğinin sağlanması ve toplumun huzuru için gerekli önlemlerin alınması biçiminde tarif edilmiştir. Gene aynı organlarda yayınlanan Polis Teşkilatı suçlulara göz açtırmayan mağdurları şefkatle kucaklayan bir kurum olarak ifade edilmektedir. Ayrıca da buraya gelirken Emniyet Binamızın önünde de bugüne kadar gördüğümüz afişlere “Halk İçin Emniyet, Adalet İçin Hizmet” sloganı öne çıkarılmıştır. Dolayısıyla bütün bunları gördükten sonra geçen 1 Mayıs Çarşamba günü yaşadığımız da yaşadığımız olaylarda acaba yukarıda gördüğümüz sloganlarla bağdaşan bir biçimi yaşadık mı? Yaşamadık mı diye de dikkatlerinize sunmak istiyorum.
İşçiler ve emekçiler kendilerine verilmiş olan yasayla tanınmış olan hakkı 1 Mayıs günü kutlarlar. Bu sefer de gene 1 Mayısı kutlamak üzere bundan evvelki 1 Mayıslarda olduğu gibi gerekli başvuruda bulundular. Ama bizim anlayamadığımız bir nedenle kendilerinin Taksim Meydanında kutlamasına bir yasak getirildi. Yasağın da gerekçesi hepimizin de bildiği gibi orada şu anda yapılmakta olan var olan bir inşaatla ilgili durumun güvenliği engelleyici olduğu konusunda ki fikirden kaynaklanan bir yasak olduğu ifade edilmeye çalışıldı devlet yetkilileri tarafından. Ve hepimizin de şahit olduğu gibi karşılıklı inatlaşmaya varıldı. Arkadaşların bir bölümü orada kutlamak istediklerini bunun bir mahsuru olmadığını ifade ettiler.2011 ve 2012 yıllarında olduğu gibi hoşgörüyle ve büyük bir coşkuyla burada kutlamalarının bir sakınca doğurmayacağını ifade ettiler. Ama devlet yetkilileri bu konuda onların bu isteklerine bu taleplerine yeterli gereken ve onların istediği biçimdeki cevabı vermedi. Zor geçinenler, çalışma saatlerinin olumsuzluğundan şikâyet edenler, her gün iş kazalarında ortalama iki kişinin öldüğü bir ortamda işsizler, insanca bir yaşam talebi olanlar ve onları destekleyenler, onlara verilen bu hakkın kullanılması için onlara destek verme arzusu içerisinde oldular. 2011’de ve 2012’ de olduğu gibi coşkuyla, herhangi bir taşkınlık olmadan güle oynaya türkü söyleyerek, halay çekerek, davul zurna çalarak bu bayramı kutlayalım istediler. Ama söylediğim gibi bu çukur mani oldu. Bu çukur vesilesiyle buradan sevgili Galatasaraylıların şampiyonluğunu kutluyorum. Onlara başarılar diliyorum. Ben bir Beşiktaşlı olarak Galatasaray’ın bu başarısını çok çok çok kutluyorum. Ama Galatasaraylı arkadaşlarımızın Taksim’de kutlama yaparken o çukura düşeceklerinin hiç düşünülmemesinin de anlamadığımı da buradan ifade etmek istiyorum.Evet, 1 Mayıs günü bütün tedbirler alındı. Bütün yollar tutuldu. Bütün ulaşım araçları trafikten men edildi. İstanbullu evine hapsedildi. Adeta bir sıkıyönetim uygulandı. İstanbul’da o gün. Neden? Taksim’e kimse çıkmasın diye. Talebi dile getirenler, güvenlik güçlerinin yanına kadar geldiler. Geldikleri yerlerde polisin barikatını gördüler. Ve orada durdular. En azından bulundukları yerden ileriye gidemeyeceklerini görünce orada kutlamalarını yapmak istediler. Ne barikatları zorladılar, ne polisle çatışmaya kalktılar… Bulundukları yerde coşkuyla işlerini ve sözlerini dile getirmek istediler.Cumhuriyet Halk Partisi Örgütü de işçilere, emekçilere, hak arayanlara daha iyi bir yaşam talebinde bulunan bu insanlara destek vermek üzere Beşiktaş Meydanında toplanma kararı aldı. Bu amaçla partimizin yöneticileri, milletvekilleri, ilgili bütün birimlerinde görev yapanları Beşiktaş’ ta toplandı. Orada da polisin barikatı vardı. Milletvekillerimiz aracılığıyla ilgili polis müdürleriyle ve yetkilileriyle milletvekillerimiz konuştular ve kendilerine Taksim’e çıkmak gibi bir taleplerinin olmadığını, böyle bir direngenlik içinde bulunmadıklarını, burada kutlamalarını yapıp sonra da dağılacaklarını ifade ettiler. Kimse bize dokunmadı. Biz orada ellerimizde Türk bayrakları, arkadaşlarımız ellerinde Türk bayrakları ve parti flamalarıyla şarkılar, türküler, marşlar söylediler. Halaylar çekerek kutladılar. Ne zaman dağılma sırası geldi. Dağılıp evimize gitmek üzere hareket ettiğinde arkadaşlarımıza, Polis akıl almaz bir biçimde harekete geçti. Tazyikli su sıkmaya başladı. Binlerce gaz bombası kullandı.Hepiniz televizyonlarda görmüşsünüzdür. Bir polis görevlisi arkadaşımız bulunduğu yerden “mühimmatımız bitti, mühimmat yetiştirin” diye bas bas bağırmaya başladı. Sevgili arkadaşlarım, bizler bu ülkenin vatandaşlarıyız. Polis de bu ülkenin vatandaşlarının güvenliğini sağlamak üzere kurulmuş bir Emniyet Birimi. O arkadaşlarımızı “mühimmat getirin” diyecek kadar kinlendiren, nefretlendiren duyguyu anlamakta doğrusunu isterseniz zorluk çekiyorum. Polis müdürünü tokatlayan milletvekilini bağrına basan bu devlet onu affeden, onu hoş gören, onunla barış yapmak üzere onun bu konudaki tavrını görmemezlikten gelen bu devlet, anlayamadığım biçimde yaralanan Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekillerinin sağlık sorunu için bindikleri ambulansın içerisine gaz attı. Biz bunu nasıl anlayabiliriz? Nasıl ifade edebiliriz? Bunun nasıl bir kin duygusu olduğunu? Acaba o davranışları sergileyenler bize nasıl anlatırlar? Diye çok merak ediyorum. Şimdi biz Emniyet Teşkilatı’nın taleplerini, isteklerini burada karşılıyoruz. Yardımcı olmaya çalışıyoruz. Çünkü biz Emniyet Teşkilatımızın güçlenmesine katkıyı halk için yapıyoruz. Biz, bizden aldıkları gücü, güçle katkıyla halka, hak arayanlara, ezilen sınıflara gaz atsınlar, üzerlerine tazyikli su sıksınlar diye yapmıyoruz.Sevgili Dostlar, özellikle Sayın Valime seslenmek istiyorum. Biz Sayın Valimizi burada zarif, naif ve demokrat kişilikli birisi olarak tanıdık. Sayın Valim, bu meclise her gelişinizde size aynı nezaketle karşılık vermeye çalıştık. Eleştirilerimizde bile özenli bir dil ve üslup kullanmaya, sizi incitmemeye özen gösterdik. Ama bu olmadı Sayın Valim. O meydanda haklı ya da haksız 17 yaşında bir genç kız, babasının işsizliğini zor durumdaki ailesinin sesini orada dile getirmek için orada bulunuyordu. Şu veya bu şekilde o çocuğumuz yaralandı. Hastanede ölüm kalım savaşı verdi. Bu aldığı yara bir gün geçer. İnşallah sağlığına kavuşur. Sağlıklı bir şekilde toplumun içine karışır. O yarayı da unutur. Ama ondan sonrasında onun gelecek hayatıyla ilgili sizin söylediğiniz sözler onun kalbinde ve yüreğinde artık bir daha silinmeyecek derin yaralar bıraktı. Bunun böyle olmasını hiçbir şekilde anlayamıyoruz. Ve tasvip etmiyoruz.Sayın Valim, bu meclisteki çalışma arkadaşlarınız o gün orada büyük bir bölümü o meydandaydı. İl Genel Meclis Üyelerimiz oradaydı. Onlar da mağdur oldu. Onlar da gaza suya muhatap oldu. Siz mensubu bulunduğunuz arkadaşlarınızın bu mağduriyetini görmediniz. Ve onların mensup olduğu partiyi de marjinal bir grup olarak nitelendirdiniz. Sayın Vali’m soruyorum size, terörist olarak nitelendirdiğiniz bu arkadaşlarımız arasında burada görev yapan Meclis Üyesi arkadaşlarımız; Aydın GÜRHAN mı? Süleyman KARTAL mı? Gülali BOYACI mı? Taşkan UYSAL mı? Refik AKOVA mı? Ali DEMİR mi? Terörist. Yoksa Türkiye’de ve İstanbul’da 2,5 milyon İstanbul’da oy almış olan Cumhuriyet Halk Partisi mi terörist? Ya da marjinalist?Değerli Dostlar şimdi çok merak ediyorum. Saygıyla hürmet ettiğimiz Sevgili Vali’miz buraya geldiğinde acaba bu arkadaşlarının yüzlerine bakarken üzülmeyecek mi? Vicdanı rahatsız olmayacak mı? Bunca gazı hangi gaza gelerek attılar bizim üzerimize? Neyin gazıydı bu? Onları çok merak ediyoruz? CHP Grubu adına bu davranışı asla kabul etmiyoruz. Ve esefle kınıyoruz.Sevgili dostlarım, buradan özellikle Sayın Başbakana seslenmek istiyorum. Oralı olmaktan gurur duyduğum, Sayın Başbakanın da oralı olmaktan gurur duyduğu ve her zaman övgüyle bahsettiği Kasımpaşalılığı benim de aynı övgüyle taşıdığım bir muhit Kasımpaşa. Ama Sayın Başbakanım bizim Kasımpaşa kültürümüzde 5 kişi bir kişiye vurmaz. Hatta bizim tabirimizle “5 kişi bir kişiye yumulmaz.” Biz mağdurun, zayıfın, güçsüzün yanında olmuşuzdur hep. Ben sizin bu yönünüzü unutmamanız gerektiğini düşünüyorum. Ve bize yapılanları da sizin dikkatle bir kere daha gözden geçirmenizi bir Kasımpaşalı olarak sizden rica ediyorum.Sayın Vali’m, bize ve Cumhuriyet Halk Partisine bence bir özür borcunuz var. 1 Mayıs’ta yaşanan bu olumsuzlukları protesto etmek için şu anda kalplerimizin en derinliklerinden hissettiğimiz bir siyah çelengi Cumhuriyet Halk Partisi adına bu kürsüye bırakıyorum. Bundan sonra Emniyet Teşkilatımıza yapacağımız her türlü yardımın da halka silah olarak bir daha kullanılmamasını bu kürsüden temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum”
Vişne Haber Ajansı