DEM Parti İmralı heyeti ile DEM Parti, Öcalan'ın yeni mektubunu Türkçe ve Kürtçe okudu: Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz; yeni bir siyaset dönemine kapı açılıyor!

Abdullah Öcalan'ın mesajı okundu; Çağrımız sadece Türkiye’de değil Ortadoğu’da bir arada yaşama sorununa ve ürettiği kriz haline çözüm bulma amacını taşıyor. Bütün gadre uğramışların var olma ve kendilerini özgürce ifade edebilme haklarını savunuyoruz.
“Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın birinci yıl dönümü: DEM Parti, Abdullah Öcalan'ın yeni mesajlarını açıkladı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı heyeti ile DEM Parti, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın örgütüne fesih çağrısı yaptığı ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nın birinci yıl dönümünde açıklama etkinliği düzenledi.
DEM Parti 1 yıl önce Sırrı Süreyya Önder konuşması ile başladı toplantıya; "Barış umudunun yeşerdiği Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin bir yılını geride bıraktık…
Etkinlik, 3 Mayıs 2025 tarihinde hayatını kaybeden Sırrı Süreyya Önder'i anarak başladı. Ankara’daki Yılmaz Güney Sahnesi’nde gerçekleştirilen etkinlikte Abdullah Öcalan’ın sürece dair yeni mesajı okundu.
Kürtçe, Türkçe, Arapça ve İngilizce olarak paylaşılan mesajın Kürtçe'sini İmralı Cezaevi’nden tahliye edilen Veysi Aktaş; Türkçe'sini ise DEM Parti İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan okudu.
EHatimoğulları: 27 Şubat’ta tarihsel bir eşik aşıldı
Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. 27 Şubat 2025’te Türkiye ve Ortadoğu siyasi tarihinin en önemli günlerinden birine tanıklık ettik. O gün yalnızca bir açıklama yapılmadı; tarihsel bir eşik aşıldı, tarihi bir dönemin kapısı aralandı. Geçen yıl 27 Şubat’a bu karede bizimle olan, ömrünü barış için demokrasi mücadelesine adamış olan sevgili Sırrı Süreyya Önder’i saygıyla ve minnetle anıyorum. 27 Şubat’ta Sayın Abdullah Öcalan tarafından paylaşılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı bir dönemin kapanışı, yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Bu çağrı güçlü bir siyasi irade beyanıdır, tarihsel bir manifestodur. Yarım asırdır devam eden savaşın, çatışmanın, yoksulluğun ve acının yükünü taşıyan bu ülkenin kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına ayrım gözetmeksizin herkes için eşit, özgür ve demokratik yaşamın teklifiydi. Sadece silahların susması değil; onurlu, kalıcı ve adil bir barış düzeninin kurulması hedeflenmektedir.
27 Şubat, geleceği yeniden kurma cesaretidir
Bu yönüyle 27 Şubat, geleceği yeniden kurma cesaretidir. Sayın Öcalan’ın cesaretli çağrısına, örgütü olumlu bir yanıt vermiş ve feshi kararı almıştır. Silah yakma ve diğer pratiklerle bu çağrının gerekliliklerini yerine getirmiştir. DEM Parti olarak bir yıldır bu gelişmelerin onurlu bir barışa dönüşmesi için çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Mahalle mahalle, ev ev, sokak sokak, şehir şehir halkımızla buluşmalar gerçekleştirdik. Yaklaşık 2500 toplantı ve halk buluşması yaptık. Yüz binlerce yurttaşımızla açık yüreklilikle bu sürecin tartışmasını ve değerlendirmesini yaptık. Dünya çatışma çözüm deneyimlerinde ender görülen bir genişlikte katılımcı ve şeffaf bir zemin oluşturmaya hep birlikte gayret ettik.
İktidar artık 27 Şubat çağrısına uygun kararlar alınmalıdır
Şimdi sorumluluk devlette ve iktidardadır. Artık 27 Şubat çağrısının içeriğine ve tarihsel ağırlığına uygun kararlar alınmalıdır. Gecikmeden politika üretilmeli, net bir yol haritası belirlenmeli, somut ve güven verici adımlar atılmalıdır. Barış iradesi kurumsal karşılığını net bir biçimde bulmalıdır. 27 Şubat çağrısı; demokrasi, adalet, eşitlik ve özgürlük temelinde Türkiye siyasetinin önüne konmuş açık bir programdır. Mücadelenin silahla değil siyasetle yürütüleceğinin güçlü ve net beyanıdır. Demokratik entegrasyon ne bir asimilasyondur ne de bir teslimiyettir. Demokratik entegrasyon her kimliğin tanındığı, her yurttaşın eşit kabul edildiği, özgürlüklerin anayasal güvence altına alındığı ortak bir yaşamın adıdır.
Cumhuriyet yeni yüzyılda demokrasi ile buluşmalı
Bu aşamanın hayata geçmesi artık siyaset kurumunun tarihsel sorumluluğudur. Çatışmadan beslenen korkuların, geçmişin travmalarının arkasına sığınma dönemi kapanmalıdır. Demokratik entegrasyon yalnızca Kürtlerin tanınması değildir, Türkiye’nin bütünüyle demokratikleşmesidir. 86 milyon yurttaşın daha adil, müreffeh ve huzurlu bir ülkede yaşamasıdır. 81 ilde yerel demokrasinin güçlenmesidir. Örgütlenme özgürlüğünün ve demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Anadili ve kültür özgürlüğü teminat altına alınmalıdır. Kuvvetler ayrılığı gerçek anlamda sağlanmalıdır. İnanç ve ibadet özgürlüğü güvence altına alınmalıdır. Cumhuriyet yeni yüzyılda demokrasi ile buluşmalıdır.
Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının sonuna kadar arkasındayız
Bu çağrıyla oluşan yeni süreçte demokratik cumhuriyetin inşası için çok şey yapabiliriz. Türkiye’nin bütün aydınları, yazarları, sanatçıları, gazetecileri, demokratları, solcuları, sosyalistleri, işçileri, çiftçileri, esnafı, emek ve meslek örgütleri, doğa ve insan hakları savunucuları, gençleri, kadınları, LGBT+ bireyleri, Alevileri, bu böyle gitmez diyenleri, mütedeyyinleri, bütün halklar ve inançları hep birlikte daha örgütlü olmalı ve dönüştürücü iradeyi hep birlikte ortaya koymalıyız. Bir kez daha ifade ediyoruz ki Sayın Öcalan'ın geçen sene 27 Şubat’ta gerçekleştirdiği Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının sonuna kadar arkasındayız. Amasız fakatsız arkasındayız. Türkiye halklarına yapılmış bu muhteşem barış ve kardeşlik teklifini gerçekleştireceğimizin, bunun mücadelesini sonuna kadar yürüteceğimizin sözünü burada hepinizin huzurunda veriyoruz. Yolumuz açık olsun.
Bakırhan: Adil, eşit ve özgür bir yaşamı kuracağımızın sözünü veriyoruz
Mevanen aziz, hevalen delal hun bi xer hatin. Hun hemiyan can u dil slav dikim. Hepiniz hoş geldiniz. Barış, demokrasi ve emek mücadelesini yıllarca bizimle birlikte yürüten ama şu anda aramızda olmayan çok değerli arkadaşlarımızı saygı ve minnetle anıyorum. Biraz önce sinevizyonda da izlediniz. Bu süreçte büyük emeği ve katkısı olan Sırrı Süreyya Önder’i sevgi ve saygıyla yad ediyorum. Onlara bir kez daha sözümüzü yineliyoruz. Bu topraklarda bir gün mutlaka adil, eşit ve özgür bir yaşamı kuracağımızın sözünü veriyoruz.
Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile birlikte yeni bir tarihin eşiğine geldik
Tarih bazen kendini tekrar eder, hızlı işlemez ama bazen de çok önemli çıkışlar, olaylar ve olgular tarihi hızlandırır. 27 Şubat öncesi Türkiye büyük bir umutsuzluk içerisindeydi. Bir kaos, kriz ve çözümsüzlük ülkede hüküm sürüyordu. 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın yapmış olduğu Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile birlikte yeni bir tarihin eşiğine geldik. 27 Şubat, 100 yıllık düğümün çözülmesi için ortaya konulmuş tarihsel bir iradenin adıdır. Bu topraklar bir asırdır Kürt meselesini çözemiyor. 27 Şubat, demokratik siyaset, hukuk ve toplumsal bir uzlaşıyla başta Kürt meselesi olmak üzere demokratikleşme sorunlarımızı çözme kararlılığıdır. Bu siyasi irade Ortadoğu'nun kadim topraklarına düşen bir barış cemresidir. Nitekim Suriye'deki çatışma ve savaş ortamını da aynı zamanda bu çağrı bir diyaloğa ve müzakereye evriltmiştir. Halklar için yıkımdan çıkışın, ortak ve onurlu bir yaşamın pusulasıdır 27 Şubat.
Barış tek taraflı adımlarla sağlanamaz; artık sorumluluk devlet ve yürütme erkindedir
Bu irade çatışmanın değil müzakerenin, inkarın değil eşit yurttaşlığın, ayrılığın değil bütünleşmenin manifestosudur. Fakat, siz de çok iyi biliyorsunuz ki parti olarak gece gündüz halkımızla yaptığımız toplantılarda dile getirdiğimiz bir gerçeklik var: Barış tek taraflı adımlarla sağlanamaz, tek taraflı fedakarlıklarla barış inşa edilemez. Dolayısıyla, devletin de bu barış iradesinin ağırlığına uygun bir pratik içerisinde olmasını bir kez daha ifade ediyoruz. Devlet ve yürütme erki Sayın Öcalan’ın çözüm temposuna denk düşen bir ciddiyet ve kararlılıkla bu süreci ileri taşımakla yükümlüdür. Artık sorumluluk, devlet ve yürütme erkindedir. Artık bir eşiği aşmak zorundayız. Bir yıldır aynı eşikte bekleyip duruyoruz. Barış içinde birlikte yaşama kararlılığı artık pratiğe dönüşmelidir. Yaptığımız binlerce toplantının temel düşüncesi de buydu. Somut ve pratik adımlardı. Meclis Komisyonunun raporunda belirtilen yasal adımların da bu mübarek Ramazan ayının bütünleştirici ruhuna yakışır bir şekilde artık hayata geçirilmesi gerektiğini belirtiyoruz. Artık barışın hukuku yazılmalı, yasal ve anayasal güvence mekanizmaları işletilmelidir.
Sayın Öcalan’ın demokratik siyaset çabasının ve barış iradesinin arkasında olmaya devam edeceğiz
Tarihsel ve toplumsal barışın tesisi için Sayın Öcalan’ın rolü, pozisyonu veya yasal statüsü net bir şekilde tanınmalı ve güvence altına alınmalıdır. Sayın Öcalan 16 Şubat’ta heyetimizle yaptığı görüşmede çok önemli bir şey söyledi. “Kürtsüz Cumhuriyet olmaz” demiş. Biz de Cumhuriyet Kürtsüz olmaz diyoruz ve artık bunun gereklerinin yerine getirilmesi çağrısını yineliyoruz. Gerçek ve demokratik bir cumhuriyet ancak Kürtlerin eşit ve onurlu yaşadıkları bir yurttaşlıkla taçlandırılabilir. Biliyoruz ki mesele sadece Kürt meselesi değildir; mesele Türkiye’nin demokrasi, hukuk ve adalet meselesidir. Mesele, birlikte ve eşit yaşam meselesidir. DEM Parti olarak, her türlü provokasyona ve baskıya rağmen demokratik siyasetteki ısrarımızı devam ettireceğiz. Çözümün yegane zeminin demokratik siyaset olduğunu söylemeye devam edeceğiz. Yeni bir toplumsal mimari ve bütünleşmeyi yasa ve ilkeye dayanarak inşa etmek temel hedefimizdir. Tarihe açıkça not düşüyoruz, “DEM Parti nerededir?” diyenlere bir kez daha bu salonda yanıtımızı veriyoruz. 27 Şubat çağrısını tüm inancımızla destekliyor ve sonuna kadar sahipleniyoruz. Sahiplenmeye devam edeceğiz. Sayın Öcalan’ın demokratik siyaset çabasının ve barış iradesinin arkasında olmaya devam edeceğiz. Riya me vekiri be. Aşiti daim be. Yolumuz açık, barış daim olsun.
Buldan: Sırrı Süreyya Önder’i özlemle ve hasretle anıyorum
Sayın Öcalan'ın mesajını okumadan önce Sırrı Süreyya Önder’i anmadan yapamayacağımı belirtmek isterim. “Bir kişi bile barışı talep etmeye devam ederse barış umudu vardır” derdi hep. Bugün birinci yılında önemli bir aşamaya gelen barış sürecinin ilmek ilmek örülmesinde en büyük emek sahibidir. Barışa adanmışlığın onurlu ismi Sırrı Süreyya Önder'den söz ediyorum. “Bu ülkeye barışı getirene kadar ölüm yok bana” demişti. Barış mücadelesini kendi yaşamına tercih etmişti. 7’den 70’e herkes bu güzel günleri görsün, barışı yaşasın diye. Sırrı Süreyya Önder’i büyük özlemle ve hasretle anıyorum. Anısının önünde saygıyla eğiliyorum. Tüm Türkiye halkları ve tarih seni asla unutmayacak sevgili Sırrı Süreyya Önder.
Konuşmaların ardından Sayın Öcalan’ın mesajı Buldan ve Aktaş tarafından okundu.
Öcalan'dan 27 Şubat çağrısının yıl dönümünde ikinci mesaj
Kürtçe, Türkçe, Arapça ve İngilizce olarak paylaşılan mesajın Kürtçe'sini Veysi Aktaş; Türkçe'sini ise DEM Parti İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan okudu.
Öcalan'dan yeni mesajlar: Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz; yeni bir siyaset dönemine kapı açılıyor
Abdullah Öcalan'ın tüm mesajı şöyle:
“27 Şubat 2025 çağrımız, demokratik siyasetin hayata geçtiği yerde silahın anlamsızlaşacağının beyanı ve tercihin açıkça siyasetten yana yapıldığının ilanıdır, bir ilke bütünlüğüdür. Negatif isyan dönemini temelde tek taraflı bir irade ve pratikle aşmayı başardık. Geride bıraktığımız süreç, şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneğini ve gücümüzü kanıtlamıştır. Çağrılarımız, konferans ve kongreler bu amaca yönelikti. Örgütün fesih ve silahlı mücadele stratejisine son verme kararları, sadece resmen ve fiilen değil zihnen de şiddetten arınmayı ve siyaset tercihini ortaya koymuştur. Bu aynı zamanda cumhuriyetle zihnen barışmanın da ilanıydı.
“Geçtiğimiz bir yıl içinde Sayın Erdoğan’ın iradesi, Sayın Bahçeli’nin çağrısı, Sayın Özel’in katkısı ve sürece olumlu katkı yapan diğer tüm siyasi, sosyal, sivil birey ve kurumların çabalarını kıymetli buluyorum. Ve özellikle Sırrı Süreyya arkadaşımızı bir kez daha büyük bir saygıyla ve özlemle anıyorum.
“Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz. Bu ilişki diyalektiğinin tarihsel bir özgünlüğü vardır. Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki temel metinler, Türk ve Kürt birliğini ifade ediyordu. 27 Şubat çağrımız bu birlik ruhunun canlandırılma girişimi ve Demokratik Cumhuriyet talebidir. Kandan ve çatışmadan beslenme mekaniğini kırmayı amaçladık. Sorunun tarihselliğini, ciddiyetini ve üretebileceği riskleri görmek yerine kısa vadeli dar siyasi çıkarlara göre hareket etmek hepimizi zayıflatır. İnkârı ve isyanı sürekli kılmaya çalışmak, en büyük kural dışılığı kural kılmaya çalışmaktır. Son iki yüzyılda tersine çevrilmek istenen kardeşliğin önündeki engelleri kaldırıyor, kardeşlik hukukunun gereğini yapıyoruz. Nasıl bir araya gelinir ve nasıl bir arada yaşanılırı tartışmak istiyoruz.
“Şimdi negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçmeliyiz. Yeni bir siyaset dönemine, stratejisine kapı açılıyor. Şiddete dayalı siyaset dönemini kapatıp demokratik toplum ve hukuk temelli bir süreci açmayı hedefliyor ve her kesimi bu yönde imkân yaratmaya ve sorumluluk almaya davet ediyoruz.
“Demokratik toplum, demokratik uzlaşı ve entegrasyon, pozitif dönemin zihniyet dünyasının yapı taşlarıdır. Pozitif aşama zor ve şiddete dayalı mücadele yöntemlerini dıştalar. Pozitif inşada amaç herhangi bir kurumu ve yapıyı ele geçirmek değil, toplumdaki her bireyin toplumsal inşada rol alabilecek sorumluluğa ulaşabilmesidir. Amaç, inşayı toplumla birlikte ve toplum içinde yapmaktır. Ezilen kesimler, etnik gruplar, dinsel ve kültürel gruplar kesintisiz ve örgütlü bir demokratik mücadeleyle kendi yaratımlarına sahip çıkabilirler. Bu süreçte devletin demokratik dönüşüme duyarlı olması önemlidir.
“Demokratik entegrasyon en az Cumhuriyetin başlangıcı kadar önemlidir. Onun kadar anlam, gelecek ve güç itibarıyla varlık ve zenginlik ihtiva eden bir çağrıdır. Temelinde demokratik toplum modeli vardır. Ayrıştırmacı ya da tersinden asimilasyonist yöntemlerin alternatifidir. Demokratik entegrasyona geçiş, barış yasalarını gerekli kılar. Demokratik toplum çözümü ise siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel boyutlarda bir mimarinin, bir hukukun tesisini öngörür.
“Günümüzde yaşanan birçok sorunun ve krizin sebebi demokratik bir hukukun yokluğudur. Demokratik siyaset çerçeveli bir hukuk çözümünü esas alıyoruz. Demokratik topluma alan tanıyacak, demokrasiye alan tanıyacak ve bunun güçlü hukuksal güvencelerini oluşturacak bir yaklaşıma ihtiyacımız var.
“Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır. Dininde, milliyetinde, düşüncesinde özgür olmayı temel alan bir özgür yurttaşlığı esas alıyoruz. Din ve dil empoze edilemediği gibi milliyet de edilmemelidir. Demokratik sınırlarda ve devletin bütünlüğünü esas alan bir anayasal vatandaşlık ilişkisi dinsel, ideolojik, kimliksel ve milliyet varlığını özgürce ifade etme ve örgütlenme hakkını kapsar.
“Günümüzde hiçbir düşünce sistemi demokrasiyi esas almadan ayakta kalamaz. İniş-çıkışlar, gerilim ve krizler geçicidir, demokrasi er ya da geç kalıcı olacak olandır. Çağrımız sadece Türkiye’de değil Ortadoğu’da bir arada yaşama sorununa ve ürettiği kriz haline çözüm bulma amacını taşıyor. Bütün gadre uğramışların var olma ve kendilerini özgürce ifade edebilme haklarını savunuyoruz.
“Kadınlar, hiçbir toplumun ve devletin dikkate almadan kendini sürdüremeyeceği toplumsal güçlerin başında gelir. Günümüzde aile içi şiddet, kadın cinayetleri, ataerkil baskı, hepsi kadının köleleştirilmesiyle başlayan tarihsel saldırının güncel izdüşümüdür. Bu nedenle kadınlar demokratik entegrasyonun en özgürlükçü parçası ve itici gücüdür.
“Dönemin dili buyurgan ve otoriter bir dil olamaz. Karşısındakine kendini doğru ifade etme, doğru dinleme ve ona da kendi doğrularını ifade etme olanağını vermeyi esas almalıyız.
“Tüm bu hususların gerçekleşmesi, karşılıklı saygıya dayalı gelişmiş bir ortak aklı gerektirmektedir.
Selam ve Saygılarımla,”
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












