Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ulusal ve uluslararası medya temsilcileriyle gündemi değerlendirdi: İran'da askerî müdahaleyi tasvip etmiyoruz!

Dışişleri Bakanı Fidan'dan 'İran' açıklaması: Askerî güç kullanımını tasvip etmiyoruz, ortaya çıkacak istikrarsızlık bölgenin kapasitesinin çok üzerinde olur.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan 15 Ocak Perşembe günü yaptığı basın açıklamasında, Türkiye'nin İran'a herhangi bir askeri müdahaleye karşı olduğunu ve önceliğinin orada istikrarsızlığın önlenmesi olduğunu söyledi. Bu açıklama, Tahran'ın protestoları bastırmaya devam ettiği bir dönemde geldi.
İran yönetimi, İslam Cumhuriyeti'nin şimdiye kadar karşılaştığı en kötü iç karışıklığı bastırmaya çalışırken ve ABD Başkanı Donald Trump'ın protestocular lehine müdahale tehditlerini tekrarlamasıyla birlikte, Tahran, Washington'ın saldırması halinde Türkiye de dahil olmak üzere komşularını Amerikan üslerini vuracağı konusunda uyardı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İstanbul’da yıllık değerlendirme toplantısında konuştu. Bakan Fidan, ABD'nin İran'a yönelik olası müdahalesiyle ilgili olarak askerî müdahaleyi "tasvip etmediklerini" vurgulayarak "Geniş çaplı istikrarsızlık bölgenin kaldırma kapasitesinin çok üzerinde. Diplomatik çabalara devam edeceğiz. Amerika ve İran gerek arabulucular gerek aktörler gerekse de görüşerek bu konuyu aralarında umarım çözerler," dedi.
Bakan Fidan, Türkiye'de ulusal ve uluslararası medya kuruluşlarının temsilcileriyle İstanbul'daki bir otelde geniş katılımlı bir basın toplantısı düzenledi. Fidan, kısa konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Fidan'ın konuşmasından satır başları şöyle:
"İran'da askerî müdahaleyi tasvip etmiyoruz"
"(ABD'nin İran'a yönelik askerî operasyonu) Bizim baştan beri önem verdiğimiz konu bölgesel istikrar ve güvenlik. Çok sayıda sorun var, bunlardan biri de İran'ın uzun yıllar maruz kaldığı yaptırımlar. İran'ın komşusu olarak görüşlerimizi çok net paylaşıyoruz. Sınır komşumuz, yüzyıllara dayanan bir sınırımız var. İki halk birbirine çok benziyor, yoğun ticari ilişki var. İran'da olacak her şey bizi çok yakından ilgilendirdiğinden bu gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz. İran'ın uluslararası belli başlı aktörlerle sorunlarını çözmesi ve bölgenin tamamına yayılacak istikrarsız senaryolardan kaçınması bizim de menfaatimize. Bizim önceliğimiz hiçbir şekilde güç kullanımına yol açacak duruma gelmemek. Maalesef geçtiğimiz aylarda da gördük. Önce İsrail'in sonra Amerika'nın mahtut da olsa saldırısıyla karşı karşıya kaldık. Bu saldırı belli bir yerde durdu. Tekrar etme olasılığının ortaya çıkması tasvip ettiğimiz bir şey değil, sorunların diyalogla çözülmesini istiyoruz. Geniş çaplı istikrarsızlık bölgenin kaldırma kapasitesinin çok üzerinde. Diplomatik çabalara devam edeceğiz. Amerika ve İran gerek arabulucular gerek aktörler gerekse de görüşerek bu konuyu aralarında umarım çözerler.
Gazze'de ateşkesin ikinci aşaması
(Gazze ateşkes planının ikinci aşaması kapsamında oluşturulan Barış Kurulu ve oluşturulması planlanan Uluslararası İstikrar Gücü'nde Türkiye'nin rolü ne olacak? İsrail ne yapar?) Dün özel temsilci Steve Witkoff'un da ilanıyla ikinci aşamaya geçtiğimiz duyuruldu. Bizlerin, dört ülkenin online katılımıyla bir toplantı yaptık, ikinci aşamayı nasıl hayata geçireceğiz diye. İlk toplantıyı Miami'de yapmıştık. Sürecin ağır aksak da olsa ilerlemesi bizim memnun olduğumuz bir husus. Cumhurbaşkanımız insani yardımlar konusunda büyük hassasiyet taşıyor. Barınmasız, ilaçsız, gıdasız kalması hepimizin vicdanını yaralıyor. İsrail bu konuda sistemli ve maksatlı bir politika uyguluyor. Ateşkes planını da uygulamaya gönüllü değiller. Uluslararası toplumun gücüyle, Amerika'nın ağırlığını koymasıyla bu duruma geldik.
Geçtiğimiz günlerde grup olarak mutabık kaldığımız Filistinli teknik komitenin Gazze'nin idaresini alması birinci öncelik taşıyor. Daha sonra Barış Kurulu'nun ilan edilmesi ve daha sonra Barış Kurulu adına belirlenecek icra kurulunun çalışmaya başlaması. Biz önümüzdeki birkaç hafta içerisinde bunun tamamıyla organlarının en azından hayata geçeceğini düşünüyoruz. Uygulamada birtakım zorluklar olacak tabii ki. Büyük hassasiyetle sorunsuz gitmesi için, olan sorunların barış sürecini sekteye uğratmaması için çaba sarf edeceğiz. Olumlu bir aşamaya geliyoruz ama İsrail'in niyeti ortada.
"Gidiyoruz diyoruz ki burada duruşunuz illegal, direniyorlar; sonra güç kullanılıyor, geri adım atıyorlar"
(Suriye'de son durum) SDG'nin Kandil'le bağı meselesinin yeni keşfedilmiş bir bilgi olarak, özellikle Batılı muhataplar tarafından, bizi şaşırtıyor. Suriye Kürtlerini bir araya gelip sadece Suriye'deki sorunları çözmeye yönelik bir hareketin Suriye'yle ilgisi var. Biz medeni, gelişmiş bir ülkeyiz. Belli ülkelerin kendi iç sorunlarının çözmede sınırlarının ne olduğunu biliriz. Ama bunun böyle olmadığını herkes biliyor. Dört ülke de örgütün Suriye'deki uzantısının adının SDG olması, YPG olması bizim çok bildiğimiz bir gerçeklik. SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin Kandil'den onay almadan bunun hayata geçmeyeceğinin herkes bilincinde. Bu işleri biraz sürekli zora sokan bir husus. Ama zora da soksa bizim temennimiz bir an önce 10 Mart Mutabakatı'nın uygulanarak ülkede istikrarın sağlanması. Bakın, Halep konusunda da geçmişte biz uyardık; bu sorunların ortadan kalkması lazım, olayın güç kullanımına gelmemesi lazım dedik. Fırat'ın batısında 8 Aralık'tan sonra işgal edilen yerlerin iyi niyet göstergesi olarak tekrar boşaltılması ve unsurların doğuya çekilmesi gündemde. Bu film tekrar tekrar gündemde. Biz her zaman aynı oyunu görüyoruz. Gidiyoruz diyoruz ki burada duruşunuz illegal, yok! Direniyorlar, sonra güç kullanılıyor, geri adım atıyorlar. Bu şablondan çıkılması gerekiyor. Gerçekten iyi niyet gösterisinde b ulunmak istiyorlarsa diplomasi ve diyaloğa dayalı sorun çözme tekniğine girmeleri lazım. Dünyaya diyalog içindeymiş gibi görünüp zaman kazanıp bölgede daha fazla istifade edeceğimiz bir kriz çıkar mı diye etrafa bakıp, belli aktörlerle de ilişkilere devam edip... Ne bunun devamı için bir parametre var ne de bölge buna izin verir. Suriye'nin müreffeh olmasını istiyoruz. Çok yakından takip ettiğimiz bir konu, inşallah barışçıl yollardan çözülür."
Bakan Fidan, 10 Mart mutabakatı çerçevesinde "Tüm Suriyelilerin siyasi süreçlerde temsil edilmelerinin güvence altına alınacağı ve Kürtlerin anayasal haklarının temin edileceği" maddelerinin uygulanmasına ilişkin soruyu Fidan, 10 Mart mutabakatının genel olarak uygulanmasında sorun olduğunu vurgulayarak yanıtladı.
Suriye yönetiminin bunları hayata geçirmesi için bu 10 Mart mutabakatında yer alan hususlara ihtiyacı olmadığını vurgulayan Fidan, bu konuda hem bölge ülke olarak Türkiye'nin kendisinden talebi olduğunu hem kendilerinin programında olduğunu aktardı.
Dışişleri Bakanı Fidan, "Ülkede bulunan diğer azınlıkları, inanç gruplarını sizin yönetime katmayarak hani dışlayarak bir yere gitme şansınız yok ama burada altın oran şu; anayasal vatandaşlık çerçevesinde inanç gruplarının, etnik azınlıklarının yönetime dahil olmasıyla, kendilerini ayrı bir küme olarak belirleyip bir siyasal entite formuna dönüşüp buradan yönetime dahil olması... Bunun ikisi ayrı şey. Zaten problemin çıktığı yer burası." dedi.
Bakan Fidan, insanların kendi kimliklerini, kültürlerini, inançlarını yaşarken aynı zamanda bir bayrağın altında vatandaşı olduğu ülkenin gücünden refahından yararlanacakları ve katılımı da o şekilde yapacakları yapının, istikrara, barışa, refaha daha yakın bir yapı olduğunu belirtti.
Ülkeyi inanca göre entitelere bölmenin, adacıklar oluşturmanın bölünmeye davetiye çıkardığını söyleyen Fidan, "Bölünmeyi burada bir ideoloji aracı olarak değil, ortak insanlığın menfaati olarak ortaya sorun olarak atmaya çalışıyorum. Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor." görüşünü dile getirdi.
Ukrayna barışında Türkiye'ye Karadeniz'de rol
Bakan Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:
(Ukrayna'da barış olursa Türkiye'nin Karadeniz'deki misyonu ne olacak? F-35'lerde son durum ne? Vize sorunu çözülür mü?) Ukrayna konusunda biliyorsunuz, geçtiğimiz günlerde Paris'te liderler toplantısı düzenlendi. Gönüllüler Koalisyonu'na ait ülkelerin liderleri bu toplantıya katıldılar, biz de Cumhurbaşkanımızı temsilen o toplantıdaydık. O toplantıya gelene kadar yapılmış çok fazla sayıda toplantı oldu. Herkes bir araya gelerek ortaya çıkacak dokümanın, planın ne olacağı konusunda yoğun çalıştılar. Daha önce de çeşitli vesilelerle ifade ettim, yapılacak barış Rusya-Ukrayna barışının yanı sıra Avrupa'yla Rusya arasındaki barış da olacak. Biliyorsunuz, Trump'ın Amerika'da iktidara gelmesinden sonra Amerika'nın Rusya-Ukrayna savaşında öncü rolünü değiştirmesi ve nötr bir pozisyona geçmesi ve Avrupa güvenliğiyle ilgili oynadığı tarihi sorumluluğu tekrar tadil etmeye gitmesiyle ortaya başka bir sorun çıktı. Rusya-Ukrayna savaşı bir sorunken daha başka bir sorun çıktı. Avrupa güvenliği çok ciddi bir şekilde Ukrayna'nın güvenliğine de bağlanmış durumda. Askeri stratejik olarak tartışılmalı tabii ki.
Esas itibarıyla eğer barış anlaşması olursa 3 husus var. Birincisi bu anlaşmanın takibi, doğrulanması, izlenmesi nasıl olacak? Bunun keyfiyeti nedir? Buna ilişkin yapılan çalışmalar var. İkincisi Ukrayna'nın caydırıcılık gücü nasıl devam edecek? Üçüncüsü bir ihlal olması durumunda ne türden tedbirler alınacak? Bütün planlamalar bu yönde yapılmakta.
Barış anlaşması olduktan sonra askeri unsurların üç klasik yeri var; kara, deniz, hava. Deniz alanı deyince de Ukrayna'nın sadece Karadeniz'e kıyısı var. Karadeniz de Türkiye'nin en büyük NATO üyesi olarak bulunduğu bir yer. Şimdiki planlamalarla bu sorumluluk bize verilmiş durumda. Diğer ülkelerle beraber bu sorumluluğu alacağız. Milli Savunma Bakanlığımız çok ciddi bir mesai yürütmekte.
"İnşallah bu sene CAATSA'nın kalktığına şahit oluruz"
F-35 konusuna gelince... Bu aslında CAATSA uygulanması neticesinde ortaya çıkan bir sorun. Biz yalnızca F-35 için değil CAATSA'nın kaldırılması konusunda çalışıyoruz. İki lider, Cumhurbaşkanımız Washington'u ziyaret ettiğinde varılan mutabakatlar sonucunda bu sorunun iki ülkenin gündeminden çıkması konusunda bir irade oluştu. Bu konudaki teknik problemlerin ortadan kaldırılması için çalışıyoruz. İnşallah, bu sene CAATSA'nın kalktığına şahit oluruz.
Vize konusu biliyorsunuz Avrupa'da esas itibariyle iki husus var. AB merkezileşerek tek vize prosedürü haline getiriyor. İdari sorun var, bunlar uzun süre pandemide kapalı kalmıştı. Şimdi bu kabiliyetleri tekrar kazandılar. Ama bu biraz daha olayın daha az etkileyen boyutu. Daha çok etkileyen boyutu, Avrupa'da aslında göçten ve göçmenlik meselesinden dolayı; hep var olan göçmenlerin artık bir politika haline gelmesi.
Schengen vizesinde son durum
Ülkeye yabancı girişi artık Avrupa'da siyasetin bir numaralı sorunu haline gelmiştir. Ben korkumu söyleyeyim bu konuda. Bu konuda artık yasal göç durmuştur kendileri de biliyorlar ama aşırı sağın yükselmesi için bu konudaki rüzgara ihtiyacı var. Artık dışarIdan göç almanın değil, artık içerİde bulunanın tekrar gönderilmesinin siyaset yapılacağı bir noktaya Avrupa evrilebilir.
Yeniden göç ettirme kavramını artık gündeme getiriyorlar. Belli başlı Avrupa ülkelerinde yabancıyla yaşama, kabul etme konusundaki problem alanları siyasetin bir numaralı konusu halinde."
Hatay depreminden kalan konteynerlar Gazze'ye
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından bölgeye gönderilen konteyner evlerden 220 bininin boşaldığı, bunların Gazze'ye insani yardım olarak gönderilip gönderilemeyeceği hakkındaki soruyu yanıtlayan Fidan, bu meseleyi katıldıkları koordinasyon toplantılarında gündeme getirdiklerini söyledi.
Fidan, İsraillilerin Gazze'ye giren insani yardım malzemelerinde içinde metal olan unsurları "silah yapımında kullanılabileceği" bahanesiyle kabul etmek istemediğine dikkati çekerek "İşgal güçlerinin etkisinin yetkilerini elinden alacak Birleşmiş Milletler kurumları hayata geçtikçe bu konudaki direnişinin de azalacağını düşünüyorum." diye konuştu.
Türkiye'nin gönderdiği çadırların Gazze'ye girdiğini ve konteynerler konusunda başvuruları çok önceden yaptıklarını dile getiren Fidan, "Şartlar uygun olması halinde biz bunları hemen Gazze'ye göndereceğiz." ifadelerini kullandı.
Bölgesel güvenlik
Bakan Fidan, Türkiye'nin Suudi Arabistan veya Mısır'la güvenlik ittifakı kurup kurmayacağına ilişkin soruyu yanıtlayarak, bölgedeki istikrarın bölge ülkelerinin nitelikli işbirliği ortaya koymasından geçtiğini vurguladı.
Bölge ülkeleri arasındaki güvensizliğin, dış güçlerin müdahalesi veya içeride terör örgütlerinin baş göstermesine ve iç savaş çıkarmasına imkan tanıdığını anlatan Fidan, bölge ülkelerinin güvenlik konusunda işbirliği yapması ve platform oluşturması gerektiğinin altını çizdi.
Fidan, bölge ülkelerinin birbirinin güvenliğine taahhütte bulunması gerektiğini ve bu şekilde sorunların yüzde 80'inin çözüleceğini anlatarak, "An itibarıyla görüşmeler, konuşmalar var. Ama biz herhangi bir anlaşmaya hala imza atmış değiliz. Cumhurbaşkanımızın vizyonu kapsayıcı, daha geniş, daha büyük dayanışma ve istikrar üreten bir platform." şeklinde konuştu.
Türkiye-Çin ilişkileri
Çin vatandaşlarına vize muafiyetinin hayata geçtiğini anımsatan Fidan, ticaret, yatırım ve bağlantısallığın öne çıktığı bir ilişkinin sürdürüldüğü Çin ile bu süreci ilerletmek istediklerini dile getirdi.
Fidan, Türkiye'nin en fazla ticaret yaptığı ülkelerden birinin Çin olduğuna ve yaklaşık 50 milyar dolarlık bir ticaret hacminin bulunduğuna değinirken, taraflar arasında çok büyük bir dış ticaret açığı olduğuna işaret etti.
Bu sorunun giderilmesi için görüşmelerin devam ettiğini aktaran Fidan, yaklaşık 230 milyar dolarlık ticaretin sürdürüldüğü Avrupa Birliği (AB) ile bu ilişkinin dengeli yürütüldüğünü vurguladı.
Fidan, bu durumun ekonomik anlamda hareketlilik yarattığını belirterek, Çin'le de aynı şekilde çalışmak istediklerini söyledi.
Çin merkezli firmaların Türkiye'deki yatırımlarını artırmasını memnuniyetle karşıladıklarını bildiren Fidan, "Çinlilerin tereddüt içerisinde olduğunu görüyoruz, Türkiye'ye belli yatırımları getirmek konusunda. Bunun da belli politik tavırlardan olup olmadığı konusunda da zaman zaman endişemiz olmuyor değil." dedi.
Fidan, birbirine sınırı olmayan Türkiye ile Çin arasında hiçbir sorun olmadığının altını çizerek, "Güvenlikle ilgili sorun varmış gibi de gözükebilir ama bunlar - ben önceki görevimde de yıllardır Çinli meslektaşlarımızla da konuştum - aslında hep cevabı olan konular, burada çok fazla bir sıkıntı olmaması lazım. Uygur meselesi konusunda bizim durduğumuz yeri biliyorsunuz." diye konuştu.
Türkiye'nin her ülkeyle nitelikli ve kazan-kazan ilkesine dayalı şekilde ilişkileri ilerletebileceğine değinen Fidan, Çin'in önünde "tarihi bir fırsat" olduğu değerlendirmesinde bulundu.
Fidan, Kuşak-Yol Projesi ve Orta Koridor bağlamında Türkiye'nin başat aktörlerden olduğunu vurgulayarak, buradaki potansiyelin tam olarak gerçekleşmediğini ve bunu hayata geçirmek istediklerini aktardı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Şanghay İşbirliği Zirvesi'ne katılmak için ağustos sonunda Çin'i ziyaret ettiğini anımsatan Fidan, kendisinin de birçok görüşme yaptığını belirtti.
Fidan, "Çin'in bölgedeki sorunlarla alakalı yapıcı rol oynamasını biz olumlu karşılıyoruz. Çin, İran'la Suudi Arabistan'ın bir araya getirilmesinde arabulucu rol oynamıştı." ifadelerini kullandı.
Erdoğan-Miçotakis görüşmesi şubat ortasında yapılabilir
Bakan Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis'in Ankara'daki görüşmesinin şubat ortasında yapılmasının söz konusu olup olmadığı sorusuna, "Evet, söz konusu. Bunun için çalışıyoruz." yanıtını verdi.
Fidan, Paris'te düzenlenen Ukrayna konulu Gönüllüler Koalisyonu Liderler Zirvesi'nde Miçotakis ile bu konuyu görüştüğü bilgisini paylaşarak, tarihler üzerinde çalıştıklarını ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın toplantıyı bir an önce yapmak istediğini belirtti.
Türk-Yunan ilişkilerinde başta Ege Denizi'ndekiler olmak üzere var olan sorunları çözmek için bir araya gelerek bütün meselelerin halledilmesinin önemine değinen Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kara suları ve kıta sahanlığı meselesinin çözülmesi konusundaki vizyonuna işaret etti.
Fidan, "Yunanistan'daki iç siyasi dengeler herhangi bir siyasi liderin bu sorunu çözüp altına imza atmasına çok fazla imkan vermiyor." diyerek, konuyu çözmeye hazır olduklarını defaatle ifade ettiklerini hatırlattı.
Türk iç politikasında bu konuda bir olgunluk görüldüğüne işaret eden Fidan, "Yunanistan iç politikasında Türkiye'nin tehdit olarak algılanması meselesi her zaman için siyasette bir itici güç (rolü) oynamakta. Türkiye ile ilgili birisi bir şey yapmaya çalıştığı zaman muhakkak bir siyasi bedel ödemesi gerekiyor." şeklinde konuştu.
Fidan, Yunanistan'da bir siyasi liderin Türkiye ile sorunları çözüp bölgeye barış getirmek ile kendi siyasi kariyerini riske atmak arasında bir tercihte bulunması gerektiğini vurgulayarak, bu tercihin genellikle sorunu çözmekten yana olmadığını dile getirdi.
Güven artırıcı önlemlerin hayata geçirilmesi, halkların birbiriyle etkileşiminin sağlanması ve zemini olmayan konuların iç politika konularına malzeme edilmemesi gerektiğinin altını çizen Fidan, gerginlik arttığı zaman gerekli politik tepkiyi koymak zorunda ancak sorunu çözmekten yana olduklarını anlattı.
Fidan, taraflar arasında son 2 yılda geçmişe kıyasla daha az gerilimin yaşandığına ve göçmenler konusunda işbirliği yapıldığına dikkati çekerek, tarihi fırsatı heba etmeden Ege sorununu kalıcı olarak çözme çağrısında bulundu.
"Halihazırda Suriye, ABD ve SDG görüşmeleri devam ediyor"
Bakan Fidan, sorularla sözlerine şöyle devam etti:
"(10 Mart Mutabakatı'nın 31 Aralık'ta son tarihiydi. Tekrar diyalog başladı, süreç işletilmeye çalışıyor, bu yeni bir takvim anlamına mı geliyor? Operasyon öngörülüyor mu?) Hâlihazırda Suriye, Amerika ve YPG görüşmeleri devam ediyor. Amerika bu konuda cddi bir arabuluculuk faaliyeti içinde. Kamuoyuna yansımayan çok sayıda görüşme var. Ahmed Şara'nın beyanlarında da gördüğümüz bir niyet ve irade sorunu olduğu ortaya çıkıyor, YPG tarafında. Benim değerlendirmem çok yakından takip ettiğimiz bu konuda şu strateji izlenecek diye düşünüyorum: Görüşmelerin büyük bir iyi niyetle devam etmesi ama karşı taraftan bu çıkmadığı zaman hükümetin anayasal hakkı olan, egemenlik hakkı olan birliği düzeni sağlama hakkını kullanma yönünde adım atacağını öngörüyorum. Konuşuyorsunuz, konuşmak istiyorsunuz, ortada bir arabulucu var, Amerikalılar. Onlar bakıyor, kim ne kadar mantıklı, kim ne kadar mantıksız geliyor görüyorlar. YPG'nin uzun zamandır propaganda yoluyla ürettiğinin gerçeklik tabanı olmadığını görüyorlar. Hükümetin gerektiği zaman güç kullanımı artık anormal bir durum olmuyor. Umarım o noktaya gelmez. Umarım diyalog yoluyla sorunlar çözülür. Sorunlar diyalog yoluyla çözülmediği zaman güç kullanımının da bir opsiyon olduğunu Suriye hükümeti adına görüyorum.
Ermenistan'la normalleşme
(Trump'ın İran'la ticaret yapan ülkelere ek yüzde 25 gümrük vergisi gündeme geliyor mu? Ermenistan-Türkiye ilişkilerinde yeni dönem bekleniyor mu?) Zengezur Koridoru'nun inşallah Azerbaycan'ın da istediği gibi hayata geçtiğini görürüz. Bu Orta Koridor açısından önemli. Daha bölgesel alanda ise Nahçıvan'la Azerbaycan ana karasının birleşmesi önemli. Orta Koridor'un Türkiye'nin direkt olarak burası üzerinden Türk dünyasına açılması da hep faydalı konular. Yoğun çalışma var. Ermenistan Dışişleri Bakanı, Amerika'dayken bir kağıt yayımlandı. TRIPP'in nasıl hayata geçirebiliriz, diye. Teknik konular var, o kağıdı inceledik.
Biz Azerbaycan ve Ermenistan arasında parafları atılmış anlaşmanın imza yoluyla nihai hale gelmesini ve arkasından da Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin bir an önce hayata geçmesin istiyoruz. Siyasi liderliklerde bu irade var. Ermenistan'ın yapması gereken birkaç konu var. Seçimler var, önümüzdeki haziranda Ermenistan'da. O da önemli bir aşama olacak. Ama biz Sayın Paşinyan'ı şu anda kamuoyu yoklamalarında önde gittiğini görüyoruz, oynadığı yapıcı rolü de destekliyoruz. Bu iradenin devam etmesi lazım.
Sayın Trump'ın deklare ettiği ilave gümrük vergisi haberi geldiğinde biz Abu Dabi'deydik. Onlar da bu konuyu gündeme getirdiler. Çünkü onlar çok fazla ticaret yapıyorlar. Şu ana kadar bu bir deklarasyon, başkanlık kararnamesi ve onun altında da hangi ülkeyle ne olacak, hangi malzemeler etkilenecek çalışması yapılmış değil. Dolayısıyla şu anda bizim onu gündemimize alacağımız somut bir başkanlık kararı henüz yok.
(ABD'li Senatör Lindsey Graham'ın "Akıllıca tercih yapın" açıklaması) Amerika'da Senato'da birçok senatör var. Biz bunların yaptığı ferdî beyanlardan yola çıkarak iki ülke arasındaki ilişkiyi bölgesel politikaları belirlemiyoruz. Bizim için esas olan, bizim meclisimizde de çok farklı görüşler var, dolayısıyla Beyaz Saray'daki irade ne söylüyor, muhataplarımız neler yapıyor, onlarla yolumuza devam ediyoruz.
"Yunanistan Başbakanı dışında Tel Aviv'e giden yok"
(İsrail'le normalleşme iddiaları) Biz İsrail'i çok uzun yıllar önce tanımız bir ülkeyiz. Neden ilişkimizi, ticaretimizi kesiyoruz? 7 Ekim'den sonra başlattıkları soykırım nedeniyle ilişkilerimizi bu noktaya getirdik. Her şey normal hayata döndüğü zaman Türkiye'nin ilişkilerinde normalleşme arayışında bir sıkıntı olmaz. Bölgesel politikaları bu şekilde devam ettiği sürece, şu anda uçaklardan atılan bomba yoluyla keskin nişancılarla insan öldürmüş olabilir ama yeterli miktarda insani yardıma izin verilmediği için her gün ölen insanları görüyoruz. Bunlar olduğu sürece bizim değil sadece, birçok ülkenin İsrail'le ilişkilerini normalleştirmesi mümkün değil. Siz Yunanistan Başbakanı dışında bir başbakanın Tel Aviv'e gidip resim verdiğini? Kimse gitmiyor! Kendisi bir yere gidebiliyor mu, gidemiyor! Belki Yunanistan'a gelir, bilemiyorum... Aynı vicdanı taşıyan uluslararası toplumun ortaya koyduğu, kimilerinin açıktan ifade ettiği kiminin açıkça ifade etmediği yürüttüğü bir politika.
(Doğu Akdeniz'de Yunanistan-İsrail-Güney Kıbrıs ittifakı) Çevreleme dediğimiz politikaları uygulayan ülke grupları varsa daimi veya geçici, spesifik veya genel, hangileri olursa olsun çok yakından takip ediyoruz. Burada biz bir çevreleme örüntüsü de görüyoruz. Bu konudaki gerekli görüşmelerimizi, uyarılarımızı meslektaşlarımıza yaptık. Hassas bir konu olduğu için yaptığımız görüşmeleri açıktan ifade etmek istemiyorum. Ani etkileri olan bir konu değil ama potansiyel etkisi itibarıyla önemli. Bölgesel bölünmeyi derinleştirir, kimsenin menfaatine değil.
Türkiye'nin Grönland konusundaki pozisyonu
(Trump'ın Grönland tehdidine Türkiye'nin NATO üyesi olarak yaklaşımı nedir?) Rusya-Ukrayna savaşı ve Amerika2nın buradaki duruşu Avrupa güvenlik mimarisi üzerinde baskı oluştururken bu yeni tartışma alanı, bu baskı alanının farklı bir boyuta evrilmesi Avrupa güvenlik mimarisi ne olacak, bizim için önemli."
ABD ve Danimarka'dan üst düzey yetkililerin bir araya gelmesiyle açılış pozisyonlarını ifade ettiklerini kaydeden Fidan, "Bu açılış pozisyonları her zaman maksimalist olur. Ama ortada bir yerde buluşabileceklerini düşünüyorum. Biraz da tabii iç siyaset yapılıyor bu konu üzerinden ama dış siyasete yansıması, stratejiye yansıması önemli. Bunu yakından takip edeceğiz." diye konuştu.
Yemen ve Somaliland
Fidan, Yemen ve Somaliland konusundaki gelişmelere ve Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki duruma dair, Yemen krizi başladığında iki kardeş ülke ile diplomatik temasları hemen yaptıklarını ve bazı girişimlerde bulunduklarını belirtti.
Dün birçok yetkiliyle görüştüğünü aktaran Fidan, Yemen'den dolayı Suudi Arabistan ile BAE arasındaki ilişkilerin "açılıyor" olmasının bölge için iyi bir husus olmadığını dile getirdi.
Fidan, BAE'nin Yemen'den tamamen esas itibarıyla çekilme kararı almış olması ve desteklediği unsurları da desteklememesi neticesinde bir noktada sorunun büyük ölçüde ortadan kalktığına işaret etti.
Aynı politikanın şu anda Somali'de de uygulanmaya başladığına değinen Fidan, Suudi Arabistan'ın ısrarlı bir talebi ve bu talebin bu konuda etkili olduğunu vurguladı.
Fidan, Türkiye'nin politikasına ilişkin "Hem Yemen'de hem Somali'de iki ülkenin de tanınmış sınırları içerisinde birliğini, bütünlüğünü, egemenliğini muhafaza etmesi. Ama kendi içinde tarihten gelen günümüzden kaynaklanan birtakım idari, yapısal, sosyal, siyasal sorunların hangi uzlaşmayla çözülür, o kendi iç uzlaşmalarına bağlı. Uzlaşmada biz yardımcı olabilirsek olalım ama günün sonunda ne bölge ülkeleri ne biz bir parçalanmayı kabul etmiyoruz." ifadelerini kullandı.
Terörsüz Türkiye süreci tarihi ve kıymetli
Bakan Fidan, Suriye ordusunun Halep'te yürüttüğü operasyonların, Türkiye'de yürütülen "Terörsüz Türkiye" sürecine etki edip etmeyeceğine ilişkin soru üzerine "Terörsüz Türkiye" sürecinin "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasi dirayeti ve liderliğiyle tarihi ve kıymetli bir süreç" olduğunu söyledi. Fidan, "Özellikle Sayın (MHP Genel Başkanı Devlet) Bahçeli'nin bu konudaki aldığı tarihi sorumluluk, inisiyatif, not edilmeli ve hiçbir şekilde bu fırsat kaçırılmamalı." dedi.
Daha önce analizlerini yaptığı konuların karşılarına çıkmasının kendilerini şaşırtmadığını belirten Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fakat şimdi bu söylenmemiş olan ve şimdi ortaya çıkan bu konuların bir siyasal perspektif içerisinde, bir siyasal zihin içerisinde var olan sürece nasıl alınabilir? Onun bir parçası nasıl olabilir? Nasıl yönetilebilir? Bu konuda adım atılması gerekiyor. Bu konuda yapılan görüşmeler neticesinde biliyorsunuz istihbaratımız marifetiyle örgütün lideri Öcalan'ın Ada'dan talimat verdiğini biliyoruz. Yani hem Irak'takilere hem Suriye'dekilere. Bu sorunun sadece Türkiye ayağını kapsayan bir yön değil. Biz sınırın öbür tarafında bizim için güvenlik tehdidi olan terör unsurları altyapısı varsa yani biz burada temizledikten sonra daha sonra tekrar enfekte olmayacağının garantisi ne? Bunun bir güvencesinin ortaya çıkması gerekiyor.
Şimdi buna ilişkin tabii örgütün ben kalıcı adımlar atmaktan çekiniyor olmasını tek bir şeye bağlıyorum, özellikle Suriye'de ve Irak'ta. Bölgesel krizlerin neye evrileceğini kendileri bir değerlendirmeye çalışıyorlar. İran'dan daha fazla bir imkan çıkar mı? Suriye'den daha fazla bir imkan çıkar mı? İsrail bu konuda bir istikrarsızlaştırıcı rol oynuyor. Bu rolden nereye gidebiliriz gibi bir şeyleri var yani bu çok net gözüküyor."
"Venezuela'yla ilişkilerimizi ilerletmeye devam edeceğiz"
Fidan, bu yıl Türkiye'nin Venezuela ile ilişkilerinin nasıl sürdürüleceğine ilişkin soruya "Biz Venezuela'yla ilişkilerimizi mümkün olduğunca ticari olarak ve diğer alanlarda ilerletmeye tabii ki devam edeceğiz. Şu anda Venezuela'nın Amerika'daki yönetimle bir anlayış birliği içerisinde olduğunu görüyoruz. Bir yol haritası oluşturmuşlar. Son maalesef olan olaydan sonra şimdi yollarına devam eden bir iki ülke görüyoruz açıkçası. Yani biz ilişkilerimizi devam ettireceğiz." yanıtını verdi.
Halihazırda dünyada yaşanan sistem krizlerinin ışığında nasıl bir gelecek perspektifi çizdiğinin sorulması üzerine Fidan, iyilikle ilgili umudun hiçbir zaman için kesilmesi gerektiğine inanmadığını söyledi.
"İran'daki olaylarla alakalı olarak gerekli tedbirlerimizi alıyoruz"
Bakan Fidan, İran'daki gelişmeler nedeniyle Türk vatandaşlarının İran'dan ayrılmalarıyla ilgili herhangi bir planlarının olup olmadığına yönelik soruya "Şimdi biz, İran'daki olaylarla alakalı olarak gerekli tedbirlerimizi tabii ki alıyoruz. Bizim bütün ülkelere ve senaryolara yönelik konsolosluk vakaları ile alakalı aldığımız tedbirler var. Bunları zamanı geldikçe hayata geçiriyoruz. İran konusunda da bu konuda zaten tedbirlerimiz ortada. Kendi çalışanlarımız, vatandaşlarımız, diplomatlarımız, görevlilerimiz, iş adamlarımız, öğrencilerimiz bunlarla ilgili gerekli planlamalarımız var. Ama inşallah İran'daki olaylar en kısa zamanda yatışır. Daha büyük bir drama şahit olmayız." cevabını verdi.
İran'dan Türkiye'ye yönelik bir mülteci hareketinin kabul edilip edilmeyeceğine ilişkin soru üzerine Fidan, "İnşallah böyle bir noktaya gelmeyiz. Geleceğimizi de açıkçası düşünmüyorum." dedi.
Fidan, Türkiye'nin büyük bir ülke olduğunu ve tarihte benzer örnekler bulunduğunu dile getirerek, "Ama dediğim gibi, bu konuda inşallah bir tedbire, aksiyona ihtiyaç olmayacak diye değerlendiriyorum." ifadesini kullandı.
Fidan, Türkiye ile Çin arasındaki işbirliğinin mevcut durumu ve İpek Yolu ile Ortak Koridor işbirliği konusundaki perspektiflerinin sorulması üzerine, Çin'in büyük bir üretim merkezine dönüşmüş durumda olduğunu, bu üretim merkezinin "olabilecek her yerden enerji çekmeye" ve "üreteceği malzemeler için ham madde elde etmesi için büyük bölgesel ulaştırma altyapılarına" ihtiyacının olduğunu kaydetti.
Çin'in liman projelerine büyük önem verdiğini ve enerji hatlarını hayata geçirmede ciddi çaba gösterdiğini ifade eden Fidan, ancak özellikle Türkiye üzerinden geçen demir yolu hatlarına "çok fazla ilgisinin olmadığını gördüklerini" söyledi.
Bakan Fidan, "Geçmişte ilgisi vardı. Bu proje bir noktaya kadar geldi, daha sonra durdu. Buradan söylemek istediğim, bu proje tekrar hayata geçirilebilir. Her iki taraf da bu konuda uzun yıllar büyük mesai sarf ettiler. Ulaştırma Bakanlığımızın elinde bu konuda çok yoğun mesai yapılmış evraklar var. Çin tarafı da bunu iyi biliyor." diye konuştu.
Fidan, Çin'in üretim hatlarını sadece merkezileştirmekten yana olmayıp başka ülkelere kaydırma politikası çerçevesinde Türkiye ile de işbirliği yapabileceğine işaret etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, karşılıklı menfaate ve çıkara dayalı, başka ülkeleri de rahatsız etmeyen her türlü işbirliğine açık olduklarını defalarca ifade ettiğini aktaran Fidan, "Biz, Çin'le işbirliğimize önem veriyoruz." dedi.
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












