loading
close
SON DAKİKALAR

'Gençlerin iktidarı devirme niyeti yok'

'Gençlerin iktidarı devirme niyeti yok'
Tarih: 10.06.2013 - 08:51
Kategori: Gündem

Taksim'deki Gezi Parkı'nda Topçu Kışlası projesi ve ağaçların kesilmesine yönelik başlayan protesto gösterileri 14. gününde...

Almanya'da Heidelberg Üniversitesi'nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler eğitimi alan Genç, "Gezi" hareketini Almanya ve Avrupa ülkelerinde "Korsan Parti" hareketine benzetiyor. Protesto eylemlerinde yer alan gençlerin iktidarı devirme gibi bir niyetleri olmadığını belirten Doç. Dr. Savaş Genç, "İktidarı daha şeffaf daha demokratik daha hesap verebilir bir çizgiye çekme niyetleri var"dedi.

Fatih Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Doç. Dr. Savaş Genç, "Gezi" hareketini ve gelecekte Türk siyasetine yansımalarını ntvmsnbc için değerlendirdi.

Mustafa KARAKUŞ: Önce can alıcı bir soruyla başlayalım. "Gezi"de gösteri yapanlar kimler? Siz "Gezi"deki protestoları, Avrupa ve Almanya'daki 'Korsan Parti' hareketine benzetiyorsunuz? İki grup arasında nasıl bir benzerlik var?

Savaş GENÇ: Almanya ve Avrupa'nın birkaç ülkesinde var olan "Korsan Parti"yi destekleyen kitle ile "Gezi" gençliğini benzetiyorum. Aslında siyasetten çok büyük beklentileri yok, ideolojik değiller. Bu gençlik özetle şöyle diyor: 'Biri yönetsin ama doğru dürüst iş yapan yönetsin. Ben ona oy vermeyebilirim ama çıkıp ona savaş açmam. Herkes işini doğru yapsın. Evrensel değerler çerçevesinde herkes işini yönetsin, ama kimse sınırı zorlamasın. Zorlarsa ben hiyerarşik yapıyı yeni enstrümanlarla delebilirim.' Öfkelendiklerinde bunu yapıyorlar da. İnterneti çok iyi kullanıyorlar. Anonymous'le ortak hareket ederek devletin sitelerine saldırıp içine girebiliyor, bilgi alabiliyor aldığı o bilgileri de kitlelerle paylaşabiliyor. Yani yeni yöntemler kullanıyor. Kullandığı yöntemlerde belki alternatif bir karşıt duruşları var ama alternatif bir söylemleri yok. Bunlar farklı ülkelerde partileştikleri zaman çok güzel muhalefet yapıyorlar. Çok sempatik çok etkin muhalefet yapıyorlar ama siyasi rolleri o kadar derin ve güçlü değil. Bundan dolayı da siyasallaştıklarında çok hızlı bir yükseliş yaşıyorlar ama inişleri de çok hızlı oluyor.


Gezi protestolarının bir özelliği de, eylemcilerin büyük bir çoğunluğunu kadınların oluşturması.

'MAÇI BİR KITA ÖTEDEKİ ÇOCUKLA YAPIYOR'

Peki bu gençler ne istiyor, nasıl yaşıyorlar? Mevcut iktidarı yıkmak gibi bir dertleri var mı?

GENÇ: Korsan Partisi’nin kitlesi masa başında oturuyor. Gününün çok büyük bir kısmını ekran karşısında geçiriyor ama televizyon izlemiyor, filmini bile bilgisayardan izliyor. Hayatının çok büyük kısmı orada, mahalle maçı yapmıyor ama bir kıta ötedeki çocukla ekranda maç yapıyor. Böyle bir kitle var karşımızda. Biz buna Facebook jenerasyonu dedik, AVM jenerasyonu dedik. Bu jenerasyonun hala Erdoğan’ı ve AK Parti’yi devirmek gibi bir niyeti yok. Erdoğan’ı ve AK Parti’yi daha şeffaf daha demokratik daha hesap verebilir bir çizgiye çekme niyeti var. Devrimi dillendirenler girmiş olabilir içlerine ama bunların temel hedefi, benim seninle iktidar hesabım yok. Benim iktidarı evrensel bir çizgiye çekme hesabım var. Burada kalabilirlerse kısmen netice alacaklar. Zaten böyle bir hamle yaptıkları için hiç yanaşmadı Erdoğan ve doğrudan savaş açtı. "Bunlar faiz lobisinin uşaklarıdır onların uç uzantılarıdır" diye doğrudan savaş açtı. Görünmeyen bir dış güç korkusuna halkın tümünün dikkatini çekti ve "Gezi eylemleriyle bizi yıkmak istiyorlar" demeye getirdi. Halbuki Gezi'nin yıkmak istediği bir şey var ama bu Türkiye değil, Türkiye'deki demokratik sistem de değil. Halihazırda işleyen günlük hayattaki güç dağılımı. Yani medyanın iktidarla iç içe girdiği, medyada ekranlara kimin çıkıp çıkmayacağına bir merkezden karar verildiği, kimin yazıp yazmayacağına kimin program yapıp yapmayacağına, programa kimleri çağırıp çağırmayacağına bir merkezden karar verildiği, Türkiye'yi sallayan eylemler yapıldığında ekranlarda belgesel gösteren haber kanallarının olmadığı bir şey istiyor. Bunları hepimizin sorgulamaya hakkı var. Korsan Parti devrim değil. Avrupa’da hedeflenen daha az bürokrasi, sivil hayata daha az müdahale, internet özgürlükleri ve bireyin özgürlüklerini ilgilendiren hareket alanlarının açılmasını istediler. Almanya’da bir ara yüzde 6-7’lere tırmandılar. Onu tutturabilselerdi veya o hareket genel seçimlerden önce patlamış ve yüzde 8’le girebilmiş olsaydı Almanya’daki bütün koalisyon hesaplarını alt üst edeceklerdi.

Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir de "Gezi" eylemlerini yerinde izlemek için Taksim'e geldi. Özdemir "Gezi" protestolarının Almanya'da Yeşiller Partisi'ni doğuran gösterilerle benzerlikler gösterdiğini söyledi. Bu görüşe katılır mısınız? "Gezi" protestoları yeni bir siyasi oluşum doğurur mu? Yoksa Erdoğan'ın dediği gibi "Tencere tava bunlar hepsi hava mı?"

GENÇ: Bu çok önemli bir soru. Cem Özdemir’e katılıyorum bir ağaçtan yola çıkarak tepkilerini göstermeleri ve Türkiye'deki partilerin yeşil politika yapmamaları veya çok düşük seviyede yapmaları Cem Özdemir’i haklı gösteriyor. Ama bu tabanın Almanya’da Yeşilleri seçen tabanla eş değer izdüşümleri tam anlamıyla üst üste gelmiyor. Kesişen kümeleri var. Cem Özdemir dersini en iyi çalışan siyasetçilerden biridir. Bilime çok önem verir, referanslı konuşur. Kısmen dediğine katılıyorum. Kesişen kümeleri var. Etken olan şeyler benziyor. Kitle değil de, doğumuna sebep olan şeyler benziyor. Türkiye'deki kutuplaşma o kadar güçlü ki; bir tarafta laik hassasiyetleri olan diğer tarafta da Ergenekon hassasiyeti, derin devlet hassasiyeti, devletten aşırı tepki yemiş, darbe yemiş, başbakanı asılmış, cumhurbaşkanı belki de zehirlenmiş (Özal'ı kastediyor) bir kitle var. Travmatik bir devlet algısı var bu kitlenin. Bu iki kitlenin arasındaki kutuplaşma o kadar güçlü ki ana siyasi akım partiler bu kutuplaşmayı o kadar güçlü kullanıyor ki biri kalkıyor Ergenekon’dan yargılananları aday gösteriyor, diğeri kalkıyor onun içkisiyle oynuyor. Bunların hepsi taraftarlarını zinde tutmak için. Bunu o kadar mahir (usta) şekilde yapıyorlar ki; bu durum tüm siyasi oluşumların önünü tıkıyor. AK Parti’nin Kürtlerin, merkez sağın, sosyal demokratların ve diğer farklı siyasal aktörlerin bir koalisyonu olduğunu söyledim ama Cumhuriyet Halk Partisi de bir koalisyon. İçinde ulusalcıların ve sosyal demokratların olduğu bir koalisyon. Cumhuriyet Halk Partisi’nin çatırdamayışının sebebi de bu korku ve kutuplaşma. Bu fotoğrafa baktığımız zaman Cumhuriyet Halk Partisi’ni bir arada tutan AK Parti korkusu, AK Parti’yi ayakta tutan Ergenekon, derin devlet ve Cumhuriyet Halk Partisi işbirliği korkusu. Biz bu korkuları karşılıklı yenmezsek toplum olarak yenmezsek, bu böyle devam eder.


Doc. Dr. Savaş Genç, AK Parti'nin Kürtler, merkez sağ, sosyal demokrat ve diğer farklı siyasal aktörlerin bir koalisyonu olduğunu söyledi. Genç'e göre, CHP de ulusalcılar ve sosyal demokratların oluşturduğu bir koalisyon. (Fotoğraf: Murat Şahin)

Başbakan Erdoğan da son dönemde bu kutuplaşmadan faydalanıyor mu?

GENÇ: Türkiye'de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bunu çok mahir (usta) olarak yapıyor. Geriyor ve o gerginlik üzerinden yüzde 50’yi zinde tutmasını çok iyi biliyor.

Mesela 3.köprüye Yavuz Sultan Selim isminin verilmesi söz konusu kutuplaşmanın göstergelerinden biri mi?

GENÇ: Çok yanlış bir tercih. Yavuz Sultan Selim’in Alevileri katledip katletmediğine katılırsınız katılmazsınız ama böyle bir algı var. Böyle bir algı varsa hele hele böyle bir dönemde Ortadoğu’nun mezhep çatışmaları yüzünden çatırdadığı dönemde böyle bir tercih yapmak doğru değil.

'AMAÇ SORU SORDURMAK'
Toplumdaki kutuplaşmayı ortadan kaldırmak için bir yol bulunabilir mi? Korku siyasetinden kazançlı çıkan kimler?

GENÇ: "Gezi" oluşumunun Türkiye'ye yapacağı katkı şu olabilir. "Gezi" hareketi tıpkı kandil gecesi gösterdiği hassasiyeti muhafazakarların diğer yumuşak noktalarına gösterebilirse, kutuplaşma kırılabilir. Korku üzerinden siyaset yağma çeperini kırabilir. Örneğin üç dil bilen doktorasını yapmış başı kapalı bir hanım, devleti bırakın vakıf üniversitesinde bile ders veremiyor. Bunu dünyada nadir yapamayan ülkelerden biri Türkiye. Bu tür sembolik bir şeye "Gezi" sahip çıksa ve muhafazakarlarla daha yakın bir bağ kurmaya çalışsa, Türkiye'de korku üzerinden siyaset yapma enstrümanını siyasilerin elinden alsa, belki de şu sorular daha rahat olarak sorulabilir. Bize İstanbul trafiğini nasıl çözeceğinizi anlatın? Bize İstanbul’u Kılıçdaroğlu’ndan nasıl kurtaracağınızı anlatmayın? Betonlaşmayı nasıl engelleyeceksiniz? Gün içinde bile trafiğin tıkandığı Mahmutbey gişelerine "Mall Of İstanbul"u ve "Batıkent"i aynı anda niçin getirdiğini bana izah edeceksin. Korku siyaseti ortadan kaldırılırsa, bu soruları sorma fırsatı daha kolaylaşır. Kaldırmazsanız, gerginlik devam edecek. Ben Twitter’daki adresimde bu soruların bazılarını sormaya başladığımda muhafazakar takipçilerimden birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olan bu günlerde bu soruları mı soruyorsun diyorlar. Amaç zaten bu soruları sordurmamak.

'MENDERES DE VAR, DENİZ GEZMİŞ DE'
Batı basını ilk günlerde buna "Türk baharı" dedi. Sonra vazgeçtiler, böyle olmadığını gördüler. "Gezi" protestoları daha çok Arap ülkelerindeki "Arap Baharı"na mı yoksa ABD ve AB ülkelerindeki "Occupy" (Wall Street'i İşgal Et) benzeri eylemleri mi andırıyor?

GENÇ: Kesinlikle daha çok "Occupy Wall Street" hareketine benziyor. Siyasi görüşünüz ne olursa olsun Türkiye'de bir bahar yaşanmaktadır ama bu çok partili hayata geçtikten sonra adım adım yaşanmaktadır. Bunun içinde Menderes’in asılması da, Deniz Gezmiş’in asılması da, Özal’da vardır, Ecevit’te vardır. Bizim devrimsel değil evrimsel bir baharımız var. Türk baharı çok daha geriye gidecek olursak Tanzimat fermanıyla, Birinci Meşrutiyetle başlamış ve devam etmektedir. "Gezi" bunlara ivme kazandıracak bir hareket olabilir mi diye tartışabiliriz. Ama Gezi hareketi, direnişi bir Türk baharıdır dersek ıskalamış oluruz. Türkiye'de devrim olmaz Türkiye'de hiç kimse devrim yapamaz. Türk insanının yapısı Türkiye'de yaşayan insanların yapısı da buna müsait değil. Siyasal kültürü de buna müsait değil. Ama Türkiye'de özellikle köşeye sıkışan grupların kenetlenerek bir araya gelerek evrimsel bir dönüşüme gittiklerini söyleyebiliriz. Gezi’de buradaki ivmelerden birisidir.


Gezi protestolarının "Arap Baharı"ndan çok "Wall Street'i İşgal Et" benzeri eylemlere benzediği iddia ediliyor.

'TOPÇU KIŞLASI KUTSAL DEĞİL'
Borsadaki sert düşüşleri değerlendiren Başbakan Erdoğan, "Faiz lobisi bizi tehdit etmeye çalışıyor. Bu milletin alın terini faiz lobisine yedirmeyeceğiz" açıklaması yaptı. Gezi Parkı'nda toplananlar faiz lobisinin uşakları mı?

GENÇ: Peki şöyle soralım borsadaki bu düşüşü. Faiz lobisinin uşağı olduğu iddia edilen Gezi Parkı'nın yaptığı açıklamalardan sonra mı yoksa Erdoğan’ın yaptığı açıklamalardan sonra mı borsada düşüş oluyor? Hangi aktörün yaptığı hamleden sonra düşüyor. Gezi Parkı'ndakiler çıkıp bağırınca mı Erdoğan bağırınca mı borsa düşüyor? Madem karşımızda böyle bir tehdit var mahkeme durdurmuş inşaatı, Topçu Kışlası kutsal bir yapı değil, tarihi bir yapı olabilir ama kutsal bir yapı değil. Topçu Kışlası'nda ne sahabe yaşamış ne efendimizin bir yakını yaşamış. Topçu Kışlası tarihi bir yapıdır ama Topçu Kışlası, İstanbul’da varken İstanbul’da 20 milyon yoktu. Tarihteki bir yapıyı geri çağırırken bugünkü şartları da oturup konuşamaz mıyız? Gezi direnişinin yaptığı en büyük hata Arınç’ın referandum yapalım teklifine "hayır" demesidir. Referandum demokrasilerin en önemli enstrümanıdır. Gerçekten Beyoğlu halkı Taksim’de Topçu Kışlası gibi bir ucube bir şeyi istiyorsa, ucube demeyeyim de bu Erdoğan’ın lafı gereksiz bir yapıyı istiyorsa Beyoğlu Belediyesi sınırları içinde yaşayanlar oy versin. Ancak referandum en fazla İstanbul çapında olur. Türkiye genelinde olmaz, hukuki değil yapamazsınız. Kararı en çok İstanbullular ya da Beyoğlulular verir. Bence onlar karar versinler olup olmayacağına. Bu artan yoğunluğa ve işlemeyen trafiğe muhafazakarlarda tepkili. Ama kutuplaşma üzerinden olaylar tartışıldığı için alt başlıklara inemiyoruz. Bir mahkeme kararı var. Başbakan o gün o açıklamayı yapmasaydı, Gezi dağıldıktan sonra iki üç hafta sonra yapılabilirdi. Ayrıca iktidarın böyle bir proje yapma hakkı da var. Referanduma gidilir, halk isterse yapılır istemezse yapılmaz. Ben yapılmasına karşıyım ama referandumdan çıkarsa karşı çıkmam. On sene sonra başkası çıkar referandum yapar yıkar ona da karşı çıkmam kutsal değildir benim içim. Ama ortada bir mahkeme kararı varken Başbakan ne için, "Biz o kışlayı yapacağız" dedi.

'AKM DE REFERANDUMA GÖTÜRÜLEBİLİR'
Atatürk Kültür Merkezi sembol bir bina. Birileri ya da bir kesim kendisini AKM üzerinden ifade etmeye çalışıyor. Başbakan Erdoğan'ın, "AKM'yi yıkarak yerine yeni bir bina yapacağız" açıklaması sizce doğru mu?

GENÇ: Atatürk Kültür Merkezi'ni sembolleştirenlerden biri değilim. Ama bir sembolleşme veya böyle bir hissiyat varsa bu da bir referandumla veya benzer bir şeyle çözülebilir. Erdoğan’ın yaptığı icraatların bir çoğunda aslında içten içe karşıt kesimler bile bir çoğunu destekliyor. Ama o icraatı anlatırken kullandığı üslup ve üst görevler kendisine bir karşıt cephe oluşturuyor. Bunu kasten yapıyor olabilir, gerginliği siyasiler tercih ediyor olabilir. 3.köprüye içten içe trafikte çile çeken ve TIR'ların trafiğin dışına çıkmasını hayal eden karşıt görüştekilerin bile makul bir çözüm bulunduğunda ses çıkarmayacaklarını düşünüyorum. Ama onu Yavuz Sultan Selim adıyla taçlandırdıklarında onu da Gezi potasına koyuyorlar. Başka isim verilse bu kadar tartışılmayacaktı.


Doc. Dr. Savaş Genç, Cumhurbaşkanı Gül'ün Gezi protestolarında yatıştırıcı bir rol üstlendiğini söyledi. (Fotoğraf: Murat Şahin)

'GÜL KRİZDEN BÜYÜYEREK ÇIKACAK'
Başbakan Erdoğan'ın sert açıklamalarına karşın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yatıştırıcı bir rol üstlendi. Bunun Türk siyaseti üzerinde etkisi ne olur? Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşıyor. Abdullah Gül bundan siyasi açıdan güçlü bir şekilde çıkar mı?

GENÇ: Ben de Cumhurbaşkanı Gül’ün krizden büyüyerek çıktığına inananlardanım. Bir devlet adamına yakışır şekilde suları durultmaya çalıştı. Hakeza Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın oynamaya çalıştığı rol de yatıştırıcı, özür dileyen, anlamaya çalışan bir üslup taşıyordu. "Tehlikenin farkında mısınız?" diye lanse edilen Gül kurtarıcı, alternatif olmaya doğru adım adım gitti. Gezi sürecinde Gül’ün oynadığı rolün 2014 hesaplarına yansımaması mümkün değil. Halk içinde Gül’ün devam etmesi ikinci kez seçilme hakkını AK Partili'ler elinden almıştı. Cumhuriyet Halk Partisi Anayasa Mahkemesi'ne gitti ve mahkeme, "Gül tekrar aday olabilir" dedi. Gül’ün tekrar aday olması hususunda bugün oynadığı rollerden dolayı sadece AK Parti tabanı değil, yüzde 50 diye kutuplaştırılan, yüzde 50 diye tasvir ettiğim kesimden de talep gelebilir. Yani biz ortak bir Cumhurbaşkanı ile AK Parti’ye karşı aday çıkartamayız. AK Parti’deki Gül bizim görebileceğimiz her türlü alternatiften çok daha iyi bu işi yürütebilecek bir tavır gösteriyor. Dolayısıyla bunun arkasına kenetlenelim diyebilir. Ama Cumhuriyet Halk Partisi burada nasıl bir rol oynar? "Evet bizde bunu destekliyoruz" deme cesaretini gösterebilir mi? Bence gösteremez.

'BAŞBAKAN TWITTER KULLANMIYOR'
Erdoğan’ın Twitter'da 2.5 milyon takipçisi var ama o hiç kimseyi takip etmiyor. Başbakan Erdoğan'ın sosyal medyayı "başbelası" olarak tanımlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

GENÇ: Başbakan'ın o kadar takipçisi var ama Twittter’ı kullanmıyor. Kullanmadığı için o 2.5 milyonun ne demek olduğunu çok bilmiyor. Onlarla çok iletişimde olmadığı için Gül gibi kendi yazmadığı için ya da harcayacak vakti olmadığı için diyelim. Twitter bir beladır doğru, çünkü kontrol edemezsiniz. Devletle iş yapamaz devlette ona iş yaptırtamaz dolayısıyla medya buraya doğru kaymaya başlıyor. Başbakan o belayı bir yalan haber orada çok hızlı yayılabiliyor ve manipülasyon yapılabiliyor bir otosansür yok anlamında söyledi. Bu doğru. Defalarca Twitter’da ölen ünlüler. Ama kullanıcılar bunu kendileri ayarlayabilirler bir yalan söyleyeni hemen gönderebilirler. Çok doğal ve onu güçlü kılan bu doğallık. Ne kadar takipçilerinizi bıraksanız da o dalga retweetlerle size gelecektir. Bu Twitter’ın çok kötü bir şey olduğu anlamına gelmiyor. Özgür bir şekilde düşündüklerinizi ifade edebileceğiniz bir ortam yeni medyanın en güçlü enstrümanı. Geçmişte birkaç milyon dolarınız olması gerekiyordu medya patronu olmak için şimdi bir hesabınız ve kıvrak zekanız olması yetiyor. Bence siyasiler bundan sonra hesaplarını Twitter gerçeğine göre yapsınlar. Bu Gezi olayında da Twitter kullanan halk ve kullanmayan halkın ayrı baktığını gördüm. Kullanmayan, "Bu düşmandır, bizi mahvetmek için yapılmış bir hamledir" diye algılıyor. Aynı farkı kullanan ve kullanmayan siyasilerde de görüyorum.


Başbakan Erdoğan'ın 2.5 milyon takipçisi olmasına rağmen Twitter'ı kendisi kullanmıyor. Erdoğan'ın "çapulcu" sözü göstericilerin sloganı oldu.

'HERKESİN DAHA İYİ BİR BAŞBAKAN İSTEME HAKKI VAR'
Fethullah Gülen'in de bu konuda bir açıklaması oldu. Olayların yatıştırılması gerektiğini söyledi. Bu konudaki görüşünüzü de merak ediyorum?

GENÇ: Bir kere Gezi Parkı'nda Hocaefendinin bakışını ben şöyle anladım: Gezi Parkı'ndaki insanların söylemeye çalıştığı bir şey var, bunlara kulak verin güçle bastırmayın. Ama bir yangın başladığı zaman tutuştuğu zaman başlatan bile onu durduramayabilir. Burada dikkatli olun, o insanları anlamaya çalışın ve vandallara açık kapı bırakmayın." Gezi'de kandil kutlamalarının yapıldığı akşam iki dershane ve Bank Asya’nın bir şubesi yakıldı. Sokaktan geçen kadınlar tartaklandı. Gezi'de barış var ama Türkiye'nin farklı yerlerinde Gezi felsefesi yok. Dolayısıyla iç ve dış manipülasyonlara açık kapı bırakılmamalı. Türkiye'deki tüm sivil hareketlerin daha iyi bir başbakan talep etme hakları vardır. Daha iyi bir AK Parti daha şeffaf bir AK Parti talep etme hakları vardır. Bu AK Parti başarısız, kötü anlamında söylemiyorum.

Cemaatin talebi de bu mu?

GENÇ: Evet, budur. Daha demokrat daha iyi bir çizgiye gelsin. Benim görebildiğim bu. Yoksa Hizmet hareketi referandumda çok net tavır sergiledi. Sokak sokak gezdi. Bu demokratikleşmeye destektir. Bizde destek veriyoruz denildi. Gezi'nin ortaya koyduğu bazı şeylere kulak verirsin, aşırı şiddetle bastırmazsın ama bu da bir yangına dönüşmesin. Hepimizin içinde olduğu bir gemi ve baltaları alıp hepimiz saldırırsak hepimizin gemisini batırmış oluruz. Çok zengin olan çok kaybeder ben biraz az kaybederim. Herkesin protesto yapma hakkı vardır ama bu Erdoğan’ı devirmek için değil onu devirme yeri sandıktır. Sandıkla gelen sandıkla gitmeli, işi oraya çevirmemeli ama daha iyi bir AK Parti, daha iyi bir başbakan ve daha başarılı bir hükümet talep etme hakkı herkesin hakkıdır.

'ARINÇ'A EN ÇOK ONLAR KIZDI'
Gezi eylemlerine Antikapitalist Müslümanlar başından beri katılarak destek veriyor. Antikapitalist Müslümanların muhafazakar kesimdeki etkisi nedir? Bu konudaki düşüncelerinizi merak ediyorum.

GENÇ: Yakından incelemedim, uzaktan gözlemliyorum. Çok büyük bir grup değil ama etki alanı büyümeye başlayan bir grup. Gençler üzerindeki etki alanı büyümeye başlayan bir grup. Eski dar alanda oynayan ve İslami hassasiyetleri çok üst seviyede olan bazı siyasi aktörlerin kendilerinden çok uzaklaştığını düşünüyorlar. Mesela Arınç’ın, "Seçkin bir ailenin düğününe gittim orada bizi rahatsız ettiler" demesine çok büyük tepki verdiler. İslami hassasiyetleri yüksek olan siyasi aktörlerin kendi hassasiyetlerinden uzaklaştıklarını düşündükleri için ve küresel piyasalarla çok iç içe girdikleri için ya da çok büyük holdinglerle işleri olduğunu düşündükleri, protesto eylemlerini bunun üzerinden kurguluyorlar. Biraz romantik İslamcılığı ön plana çıkartıp, oradan pay biçen bir hareket. Mevcut iktidarı, "Şefaat ya Resulallah" yerine "İnşaat ya Resulallah" söylemiyle eleştiriyorlar.

Mustafa Karakuş / ntvmsnbc

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları