loading
close
SON DAKİKALAR

Haluk Koç: Yezit çok yakınımızda

Haluk Koç: Yezit çok yakınımızda
Tarih: 08.05.2013 - 14:21
Kategori: Siyaset

CHP Sözcüsü Prof. Dr. Haluk Koç, ''Sayın Başbakan, Yezit’i çok başka yerlerde arama. Yezit çok yakınımızda duruyor. Bir kendini sorgula bakalım'' dedi...

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcü Haluk Koç MYK toplantısı devam edereken basın toplantısı yaptı, güncel olayları değerlendirdikten sonra soruları şöyle yanıtladı;

“Değerli arkadaşlarım, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Öncelikle Merkez Yönetim Kurulumuzda aldığımız bir kararı açıklayarak başlıyorum. Geçen hafta söylemiştim. Cumhuriyet Halk Partisi mücadelesini sokakta da sürdürecek demiştim. Parlamentodaki mücadelesinin yanı sıra sokakta da bugünkü antidemokratik sürecin tüm uygulamalarını demokratik kurallara tabi ki uyarak sokağa taşıyacak demiştim. Bu çerçevede Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulu 4 büyük miting planlanacağını kararlaştırdı.

Bunlardan ilki; 18 Mayıs Cumartesi günü Aydın ilimizde olacak. İkincisi; 1 Haziran Cumartesi günü İstanbul’da yapılacak. Üçüncüsü; 9 Haziran Pazar günü Mersin ilimizde olacak. Dördüncüsü; 15 Haziran Cumartesi günü Ordu ilimizde gerçekleştirilecek.

Bu çerçevede hem güncel olayları, hem demokrasinin önündeki bütün tuzakları tekrar sokakta da halkımızla paylaşma imkanımız gerçekleşecek.

Değerli arkadaşlarım, bu hafta içerisinde tartışmaların odaklandığı noktalardan bir tanesi bir süredir gündemimizde müdavim olan anayasa tartışmaları. Biliyorsunuz Haziran ayı sonuna kadar uzlaşma komisyonu çalışmalarının devam etmesi yönünde bir karar alındı. Şu şekilde yorumlayabiliriz. Yani bugünden itibaren mutabakat sağlanamadı diye masadan kaçma girişimi AKP’nin engellenmiştir. Yani AKP apar topar masayı terk etme durumunu gerçekleştirememiştir. Bunu söyleyeyim.

Samimi bir çalışma ortamı olduğu sürece, yani müşterek bir metin yaratma idaresi olduğu sürece Cumhuriyet Halk Partisi katkı vermeyi sürdürecektir. Kısa bir bilgi; temel hak ve özgürlükler bölümü toplam 65 maddeden oluşuyor taslakta. Bunun 34 maddesi üzerinde 4 partide mutabakat sağlamıştır. İkinci önemli husus; ki tartışmaların ve AKP dayatmasının düğümlendiği nokta. Yasama, yürütme, idare ve yargıyı ilgilendiren bölüm 80 maddedir. Dikkatinizi çekiyorum şimdi. Bu 80 maddenin 44 tanesi başkanlık sistemiyle ilgili ya doğrudan ya dolaylı maddelerdir. Yani başkanlık sistemini masada ısrarlı bir şekilde tuttuğunuz sürece 44 madde de uzlaşma olmayacak demektir. Bunu gerçekçe göstererek masayı terk etme AKP’nin bir ara sığınabileceği bir görünüm olarak yansımıştır. Fakat daha sonrasında bu uzlaşma komisyonundaki AKP yetkililerinin birbirlerine zıt açıklamaları da şunu göstermiştir. AKP, yani bir kanadı başkanlık teklifi geri çekilemez. Bir kanadı 3 parti anlaşırsa başkanlık sistemini çekeriz noktasında bir tavra girmişlerdir. Şimdi söylediğim gibi samimi bir çalışma ortamı ve dayatma olmadığı sürece Cumhuriyet Halk Partisi çağdaş, özgürlükçü, herkesin kabul edebileceği, bu milletin beklentilerine uygun bir takım pazarlıklarla PKK gibi yapılarla ortak bir anayasa yapma sürecinin karşısında olacaktır. Ortak samimi irade olduğu sürece bu masada görevini yerine getirecektir.

Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi dediğim gibi iradesinde kararlılığında samimidir. Yeni anayasa yapma sürecini Başbakanın beklentilerine, hırslarına, yakın dönem siyasi hesaplarına kurban ettirtmeme tutumunu sürdürmektedir. Bir yararı şu olmuştur. AKP’nin düşüncesi teşhir edilmiştir. Yani amaç araç. Amacın ve çağdaş özgürlükçü her türlü vesayetten arındırılmış bir anayasa mı, yoksa günün konjonktürel gelişmelerine uygun, kendi beklentilerine uygun, bu konjonktürün getirdiği pazarlık noktalarına açık PKK’yla ortaklaşa gidilebilecek bir anayasa mı? AKP’nin bu tutumu kamuoyu önünde teşhir edilmiştir. Bu sürecin son geldiği nokta budur.

Değerli basın mensupları, genel medyayla ilgili Sayın Genel Başkanımızda grup konuşmalarında açıklamalar yaptı. Bende burada sizin kademede çalışanları her zaman tenzih ederek, ayırarak içinde yaşadığımız süreci ifade etmiştim anımsıyorsunuz.

Şimdi, bazı önemli yazılı yayın organlarında bazı önemli yazarlarımız ikinci defadır zorunlu izin uygulamasına tabi tutuluyorlar. Bir önemli günlük gazetemizde önemli bir yazarımız 20 Nisan’dan itibaren bu ikinci zorunlu izin dönemine çıkartıldığı için yazıları yayınlanmıyor.

Değerli arkadaşlarım, sansür, baskı veya durumdan vazife çıkaran medya sahipleri demokrasiyi, demokrasinin ve basın özgürlüğünün ırzına geçilmesine aracı olmamak zorundalar. Bu çok önemli bir tespittir. Yarın demokrasi ve hukuk onlar içinde lazım olacaktır. Bugün kendilerine kurulan hükümet baskısına boyun eğenler genel yayın yönetmenleri olsun ya da o medya organının sahibi konumundaki kişiler olsun bunun bedelini çok ağır bir şekilde öderler.

Değerli arkadaşlarım, korkarak bu yayın organlarının içeriğini ve yazar kadrosunu boşaltmaya kalkmasınlar. Safkan yandaş medya safına katılmak için bu kadar gayretli olmalarına gerek yok. Unutmayın çok açık söylüyorum. Bahsettiğim yayın organlarının tirajının çoğunu demokrat ve yurtseverler karşılıyor. Siz bu yolda giderseniz bunun başka yönden vebali de olur.

Değerli basın mensupları, son gelişmelerden bir tanesi tabi ki Suriye. Oldukça önemli. Başbakanın Suriye’deki çatışmalarla ilgili söyledikleri veya söylemeye çalıştıkları dikkat ediyorsunuz oldukça çelişkili ve hazin ifadeler halini almaya başladı. Gerçek şudur; Suriye’de bugün kanlı bir iç savaş yaşanıyor. Değerli dostlarım, iç savaşlar dünyanın en acımasız, en kuralsız, en ahlaksız ve en kanlı savaşlarıdır. İç savaşlar böyledir. Kanlı, acımasız, ahlaksız, kuralsız savaşlardır. Temelinde ideolojik, etnik amaçlı, dinsel, mezhepsel ne olursa olsun her zaman dış odakların müdahalesine açık çatışmalardır, açık savaşlardır. Tıpkı Suriye’de olduğu gibi. İki yıldır tüm yaşananları değerlendirdiğimizde Suriye dışındaki oyun kurucuların aslında Suriye’deki taraflardan bazılarının yanında, bazılarının karşısında olduğunu görüyoruz. Başbakanın diline doladığı bir söz var. Siz gidip eli kanlı diktatörle fotoğraf çektirdiniz iki kare. Senin çektirdiklerin albüm oldu Sayın Başbakan. Senin o eli kanlı diktatör diye tarif ettiğin kişiyle yaşadıkların, ilişkilerin bırak iki fotoğraf karesini koskoca albüm oluşturur.

Şimdi bir kere daha söyleyelim. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz Suriye’de savaşan ya da savaştırılan tarafların hiçbirisinin yanında değiliz. Biz Suriye halkının yanındayız. Suriye’de gerçek bir demokrasinin yerleşmesinden, Suriye halkının huzurundan, barışından yanayız. Bunu defalarca ifade ettik. Şimdi AKP ve Başbakan kendilerine telkin edilen yol ve yöntemlerle maalesef tüm uyarılarımıza rağmen Türkiye’yi bu savaşın açık bir tarafı haline getirmişlerdir. Nereden çıkartıyorsunuz diyeceksiniz. Türkiye çatışan taraflardan bir kısmına silah tedarik etmektedir. Bu militanları eğitmektedir, lojistik destek vermektedir topraklarında. Akan Müslüman kanından şuanda Suriye’de acı bir tespittir ama Esad kadar Başbakan da doğrudan sorumludur. Esad ne kadar sorumluysa bugün akan kandan maalesef Başbakan Erdoğan’da o kadar sorumludur. Bunu unutmaması gerekiyor Başbakanın.

Ne demişti Cumhuriyet Halk Partisi. Hükümetle muhalif unsurlar arasındaki çatışmalara son vermek bir müzakere süreci başlatmak, taraf olan önemli uluslararası kuruluşlar BM, Arap ligi, İslam konferansı örgütü ya da önemli ülkeler. AB, Rusya federasyonu, Çin, İran, Mısır ekseninde mutlaka çatışan tarafların bir müzakere sürecine geçmesini kolaylaştıracak adımlar atılmasına Türkiye öncülük etmeli demiştik değil mi hatırlıyorsunuz.

Şimdi ABD Dışişleri Bakanı John Kerry Moskova ziyaretinde idi. Mevkidaşı Lavrov’la açıklama yaptılar. Ne deniyor? Muhaliflerle hükümet arasında bir müzakere sürecini çalıştırmalıyız diyorlar. Bu noktaya geldi. Dünkü Başbakanın konuşmasına bakıyorsunuz sanki çatışan taraflardan birinin sözcüsü, ortada Suriye halkı yok. Esip gürlüyor, kendine göre tarihten benzetmeler çıkartıyor, o benzetmelere uygun kahramanlar buluyor. Bir takım İslami referanslarla bir yerlere bir mesaj göndermek istiyor, çaresiz, bunalmış, yüzünden okunuyor yanlışa nasıl düştüğü. Kimlerin düşürdüğünü sorgulayacağı yerde bu pozisyonda bir Başbakanı izlemek inanın bizleri üzüyor.

Değerli basın mensupları, bu diplomatik yolun kullanılmasını başından beri Cumhuriyet Halk Partisi önermiştir.

Şimdi bir diğer nokta; bu da çok acı. Başbakan bir Japon gazetesine demeç veriyor. Esad rejimi Suriye’de kimyasal silah kullanmıştır bu tespit edilmiştir diyor. Hatırlıyorsunuz değil mi bir Japon gazetesi. Bir de bakıyorsunuz Birleşmiş Milletler bağımsız uluslararası Suriye Araştırma Komisyonu Başkanı. İsviçreli bir eski savcı Carla Del Ponte, bir bağımsız inceleme komisyonu başkanı uluslararası Suriye’yle ilgili. Açıklama yapıyor. Muhaliflerin sarin gazı kullanıldığı yönünde kuvvetler deliller tespit edildi diyor. Yine Başbakanı çaprazda bıraktılar. Yine Başbakan ters köşede top ayrı köşede.

Değerli arkadaşlarım, Suriye’nin Türkiye sınırları delik deşik kevgir gibi, kontrol yok. Kafasına esen o tarafa geçiyor. Peki eğer Carla Del Ponte’nin bu komisyon yetkilisinin kuvvetle muhtemel olduğunu ifade ettiği delillerin ellerinde bulunduğu söylediği sarin gazı çarşıda pazarda satılan bir gaz mıdır? O zaman soru açık. Sağa, sola kükreyen Başbakan. Senin de güvenmediğin belli olan ama henüz görevde tuttuğun Dışişleri Bakanının telkinleriyle mi bu açıklamayı yapıyorsun? Bu sarin gazı muhaliflerin kullandığı yönünde tespitler olan bu sarin gazı zehirli gaz nereden o muhaliflerin eline geçti? Sayın Başbakan cevap ver. Soru açık değerli arkadaşlarım. Bunun cevabı gerekiyor.

Şimdi tabi eş zamanlı olarak da Lübnan’daki Hizbullah benim güvenliğim için tehdit oluşturuyor. Suriye’nin bu karışıklığından istifade ederek Hizbullah’a silah aktarımı olabilir diyen İsrail’de Suriye’yi bombalamaya başladı. Çok ciddi hava saldırıları oldu. Ciddi kayıplar oldu Suriye’de. İsrail saldırılarında. Önce yandaşlar çığırtkanlığa başladı, sığındıkları gülünç ama aynı zamanda ahlaksız bir gerekçe var. Efendim İsrail’in Suriye’ye saldırması Esad’ın işine yarıyor. Gerekçe bu.

Değerli arkadaşlarım, mazeret üretmenin bir derece anlaşılabilir yönü olabilir. Ama ahlaksızca mazeret üretmenin anlaşılabilir bir yönü yoktur. Bu ne Müslümanlığa sığar, ne başka bir doğruya sığar. Başbakanda bu şarkıdan esinlendi ne yapacak? Çevirecek kazı yanmasın. O da tuttu dünkü grup konuşmasında çaresiz aynı şarkıyı söylemeye başladı. Efendim İsrail’in saldırıları Esad’ın eline altın tepside koz sunuyor dedi değil mi yanlış duymadık. Bu ifadeleri söyledi. Yani olay şu; bu saldırıların zamanlaması da önemli. Ne zamanki barış dedikleri bir diplomatik ilişki yeniden kurma, İsrail’le Türkiye arasında gerçekleşmeye başladı İsrail Suriye topraklarında Müslüman kanı akıtmaya cesaret buldu.

Değerli basın mensupları, Başbakan olayların içerisinden bir yezit çıkarttı, bir kerbela çıkarttı tarif etmeye çalışıyor. Sayın Başbakan, bütün bu gerçeklerden sonra yezidi çok başka yerlerde aramamak gerekiyor. Yezit çok yakınımızda duruyor. Bir kendini sorgula bakalım. Yani sanki sen Suriye’nin huzurunu, barışını sağlamak yerine yeni bir haçlı ordusu komutanı gibi bölgedeki ateşin üstüne benzinle giden konumdasın şuanda. Bunu bu çerçevede hatırlatmak, sorgulatmak, düşündürmek gerekiyor Türk kamuoyuna.

Değerli arkadaşlarım, gelelim son noktaya. Biliyorsunuz Sayın Genel Başkanımız daha önce açıkladı. Parti Sözcüsü olarak bende bu kürsüde ve değişik konuşmalarda defalarca Sayın Genel Başkanımız gibi vurguladım. Hep şunu söyledik. Ülkeye gerçek bir demokrasi iklimi hakim olmadan gerçek bir barış sözkonusu olamaz dedik. Ülkede hukuk yoksa barışta yoktur dedik. Toplumsal uzlaşma olmazsa barış da yeşermez dedik. Tutmaz dedik. 12 Eylül darbe yasalarının arkasına saklanarak ileri demokrasi masalları tutmaz dedik. Çözüm ve barış sağlanacaksa hukuk devleti ve gerçekten demokratikleşme ile sağlanabilir dedik. Bunları söyledik. Defaten söyledik. Karşılıklı beklentilere ve çıkarlara dayandırılarak gizli pazarlıklarla kalıcı huzur, barış, çözüm sağlanamaz dedik.

Bütün bu söylediklerimizi Sayın Genel Başkanımız Cuma günü İstanbul’da geniş bir basın toplantısıyla hem demokratikleşme manifestosunu hem CHP’nin bu süreçteki tutumunu açıklayacak bir tutum belgesini basınla paylaşacak.

Yani CHP’yi AKP ile beraber bu karanlıklar pazarlığında ortak olmaya ve süreci meşrulaştırmada bir kamuflaj malzemesi olarak kullanmaya çalışanlara bir kez daha tutumumuzu hem demokratikleşme boyutunda hem barış ve çözüm boyutunda hem de demin söylediğim çerçevelerde paylaşacaktır.

Yani sonuç olarak; sizden gelecek soruyu da biliyorum, yani 20-25 milletvekilinin imzasıyla değil CHP Sayın Kılıçdaroğlu’nun son iki grup konuşmasında altını çizerek belirttiği temel ilkeler ve kırmızı çizgilerimiz çerçevesinde CHP’nin tüm milletvekillerinin ve tüm yönetim kademelerinin paylaşacağı ve savunacağı çizgisini ortaya koyacaktır.

Bu arada bir son şey daha ekleyeyim, not olarak iletildi; bir toplantımda değinmiştim Hava-İş greviyle ilgili çünkü çözüm, Suriye, anayasa derken Türkiye’deki başka toplumsal sorunu olan noktalara, odaklara yaklaşamıyoruz.

Hava-İş 15 Mayısta greve gidiyor. Bu Ulaştırma Bakanının ve hükümeti oldukça rahatsız etmiş durumda ve açıkça tehdit ediliyor. Yani bir sendika grev hakkını kullanma noktasında irade belirtirken bir hükümet yetkilisi, bakan açıkça tehdit ediyor. Söylediği şudur; “daha fazla işçi işten atılacak” tehdidini savunuyor. Sokaktaki 1 Mayıstaki copu, biber gazını, tazyikli suyu geçtik açıktan tehdit, açıktan şantaj, açıktan baskı bu da demokrasinin emek karnesi yönünden hükümetin tutumu.

Soru- Barışa imza adı altında 111 imza toplandığı, 14 milletvekili olmak üzere 30’a yakını CHP’nin adına destek verdiği yönünde bir kampanya başlatıldığı söylentisi var. Bunun CHP içinde bir rahatsızlığa neden olduğuna yönelik bugünde bu yönde iddialar yer aldı. Böyle bir şeyden Genel Başkanın bilgisi var olduğu söylendi milletvekilleri tarafından. Parti içinde bir rahatsızlık yarattı mı acaba?

Haluk KOÇ- Şimdi demin özellikle siz sormadan ifade ettim. Yani çözümden ne kastediyoruz? Demokratikleşmeden ne kastediyoruz? Burada sadece 20 kişilik temsili bir grubun değil Sayın Genel Başkanımızın son iki grup konuşmasında da altını özenle çizdiği, kırmızı çizgilerimizi de özenle vurguladığı çerçevede CHP’nin tüm milletvekilleri, tüm yöneticileri, tüm örgüt yapısı Cuma günü açıklanacak olan çerçevede bu sürecin destekçisi olacaktır. Bu süreç dediğim tabi Sayın Genel Başkanımızın açıklayacağı çerçeve, şablon sürecini…

Soru- Siz bu metne karşı mısınız? Ya da bunun bu şekilde imza atılmasına karşı mısınız? İkinci olarak da bugün 8 Mayıs, çekilmenin kısmen başladığına ilişkin haberlerle başladı. Nasıl değerlendiriyorsunuz? Bülent Arınç yolun sonuna gelmeye başladık şeklinde bir açıklama yaptı bugün.

Haluk KOÇ- Ben medyada gördüm basın bildirisini, demin söylediğim gibi CHP’nin ben Genel Başkan Yardımcısıyım, Parti Sözcüsüyüm. CHP’nin yetkili kurullarında oluşturulan, yetkili kurullarında çerçevesi çizilen ve bu meyanda da, bu beyanda da Cuma günü Sayın Genel Başkanımızın çerçevesini oturtturacağı süreci tüm CHP milletvekilleri ve yönetim kademeleri ve örgüt kademesi destekleyecektir. Bunu söylemek istiyorum.

Yani bireysel olarak onu da söyledik, hiç kimse barışa, çözüme karşı değil. Sadece perdenin önüyle perdenin arkasını ayırt etmemiz gerekiyor. Benim o bildiriden haberim yoktu. Medya aracılığıyla öğrendim. Ama biz zaten Cuma günü geçen hafta içinde de söylemiştim. Böyle bir çerçeveyi parti olarak sunacağız. Partinin bildirisi bizim için tabi ki yönlendiricidir, belirleyicidir, siyasi belgesidir.

İkincisi; çekilme oldu oluyor, silahlı silahsız, orada gömecek, burada tutacak ya da geriye dönecek değişik tartışmaların olduğu bir dönem. Sayın Arınç’ın da başını döndürmüş bu soru-cevap faslı anladığım kadarıyla. O da Sayın Cemil Çiçek’e atıfta bulunuyor yaptığı açıklamada. Bu nezaketli sorularınızı Cemil Çiçek’e sorun diyor. Anladığım kadarıyla kendi aralarında da temel bir bilgi yok.

Hep söylüyoruz. Yaşanan süreçle ilgili AKP içerisinde en yetkili kişilerin bile 4-5 kişi dışında bilgisi yok. Sayın Arınç’ta bilgi sahibi olmamanın sıkıntıyla soru sorulduğunda adı da, görevi de hükümet sözcüsü olduğu için bu şekilde kaçamak, sağa sola sataşma da içeren cevaplar vererek götürüyor. Herhalde konunun tamamen dışında olan bir kişi olarak benim size yönlendirici bir bilgi vermem söz konusu değil. Ama yansıyan bazı şeyler var. Hani baltalar omuzumuzda biz gidiyoruz ormana diye bir şarkı vardı. Silahlar omuzlarında turistik gezi yapar gibi dağ, patika yollarında yürüyen birkaç kişinin fotoğrafları var. Herhalde sizin sorunuza Bülent Arınç penceresinden de o silahların gölgesinde gösterilen 1-2 fotoğraf açıklama getiriyor.

Soru- 4 il söylediniz mitinglerle ilgili. Bu iller özellikle mi seçildi yoksa başka bir anlamı var mı?

Haluk KOÇ- Miting yapma özelliği bakımından 4 il seçildi. Mesela Ordu daha orta ölçekli bir Karadeniz ilimiz. Hani Samsun ve Trabzon daha geniş. Ama daha merkezde olması bakımından Aydın aynı şekilde. Mersin aynı şekilde. İstanbul, İstanbul’u herhalde merkez olarak tanımlamak bile yanlış. O her yerin merkezi oluyor.

Yani özel bir kasıt yok. Özel bir anlam yok. Tabi bunun dışında CHP etkinliklerini sadece miting boyutunda değil, bütün milletvekilleri, genel başkan yardımcıları boyutunda da tüm örgütlerde sürdürüyor. Ama bu biraz daha sokağa dönük bir mesaj içeren toplantılar olacak.

Soru- Haluk bey bu sorunla ilintili. Bu mitinglerin ana teması var mı?

Haluk KOÇ- Olacak o açıklanacak. Bir komisyon kuruldu. Bu komisyonda arkadaşlarımız çalışıyor. Ben şimdi orada çıkan kararı, 10 dakika gecikmemin sebebi de o. Yani bunlar netleşsin, hiç olmazda kamuoyuna duyuralım diye şey yaptık.

Şu anda Türkiye’de neyin sıkıntısını yaşıyorsak o sıkıntıların dile getirileceği temalarla bu mitingler taçlandırılacaktır.

Soru- 4 ille mi sınırlı? Devamı gelecek mi? Hedefte kaç il var?

Haluk KOÇ- Şimdi ondan sonrası biliyorsunuz Haziran ayı hem okulların kapanması ve hemen hemen her Pazar günü değişik sınavların olduğu bir takvim. Ondan sonrada 9 Temmuzdan itibaren de bir ramazan sürecine giriyoruz. Yaz sürecine giriyoruz. Tabi ki sosyal olaylar ve siyaset bu tür tarihin kavşak noktalarından etkilenecek olaylar değil. Duruma göre CHP daha sonrasını da değerlendirir. Ama şimdilik, 18 Mayıs, 1 Haziran, 9 Haziran, 15 Haziran. Zaten birer hafta aralıklarla bu iş olacak.

Soru- 4 partinin de üzerinde uzlaştığı bir teklif var. İlk defa belki 4 parti bu kadar çabuk uzlaştı sizde biliyorsunuz. Trafikte geçiş üstünlüğü, milletvekillerinin pasaport kolaylığı, ailelerinin sağlık gibi. Ana muhalefet dokunulmazlıkların kaldırılmasını isterken böyle bir yasaya nasıl kolaylıkla imza atıyor? Siz ne düşünüyorsunuz?

Haluk KOÇ- Yani şimdi Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda da sorumlu diyorsunuz. Zaten hep böyledir. Bugün hava çok sıcak, onun sorumlusu da Cumhuriyet Halk Partisidir. Değerlendirmeniz için teşekkür ediyorum. Benim bireysel olarak bu tür özel yetkilerle, özel güçlendirmelerle hayatım boyunca hiçbir bir bağım olmadı. Hiçbir ilgim olmadı. Olanı bile kullanmadım. CHP’nin genel tutumu da o şekildedir. Onu ifade edeyim. Orada 325 kişilik dediğini çıkartan, dediğini çıkartmayan bir iktidar yapısı var. Getirilen bütün tekliflerin, tasarılarının altında Başbakanın iradesi ve AKP’nin desteği vardır. Onu unutmayın.

Çok teşekkür ediyorum, iyi çalışmalar diliyorum. “

Vişne Haber Ajansı

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları