Kemal Kılıçdaroğlu, TİM Genel Kurulu'nda hükümeti eleştirdi...
CHP Genel BaşkanI Kemal Kılıçdaroğlu,
TİM Genel Kurulu’nda, “Hükümet ekonominin iyi yönetildiğini söylüyor? İyi yönetilseydi 6 kez mali af çıkar mıydı?” diye sordu
Kılıçdaroğlu bir konuşma yaptı ve şunları söyledi:
'Sevgili dostlar, emek harcayan, Türkiye’nin yüzünü dünyada ağartan, ismini duyuran, ekonomiye verdiği katkıyla Türkiye’nin güçlenmesini sağlayan değerli dostlar.
19. Genel Kurula gelirken kafamda başka şeyler vardı. Ama Sayın Başbakanın konuşmasından sonra kafamda başka
şeyler oluştu. Onları sizlerle paylaşmak isterim. Kaliteli demokrasi ile üreten Türkiye diye iki temel kavram var. Birisi
siyasal içeriklidir. Kaliteli demokrasi. Diğeri ekonomik ağırlıklıdır üreten Türkiye. İkisi yan yana gelmediği sürece
dünyada söz sahibi olamazsınız. Demokrasiniz kaliteli olacak ve Türkiye üretecek. Burada konuşuldu. Hiç üreten
Türkiye’den söz edildi mi? Hayır. İhracat. Diyebilirsiniz ki, efendim ihracattan söz edildi. İhracat olunca zaten üretimde
olacak. Ama dönüp ithalata bakıyorum. En çok ihracat yapan sektörlerin, firmaların en çok ithalat yapanlar olduğunu
görüyorum. İthalata endekslidir ihracat üretime değil. Kendi üretimine değil. Kendi öz gücüne göre değil. Dışarıdan
aldığı ürünlerle ihracat yapan bir ülke. Bunlar doğru değil. Yeni hedef koymak zorundayız. Yeni ilkeler koymak
zorundayız. Onları da kısaca biraz sonra sizlerle paylaşacağım.
Değerli arkadaşlarım, demokrasinin kaliteli olması ne demektir? Egemenliğin hakça bölüşülmesi demektir. Bunu bizim anayasamız belirlemiş. Anayasanın ilgili maddesini izlinizle okumak isterim. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletin” der.
Birinci cümle bu. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Türk milleti egemenliğini anayasanın koyduğu esaslara göre
yetkili organları eliyle kullanır. Yetkili organlar eliyle milli egemenliği kullanır. Egemenliğin kullanılması, bu çok önemli.
Hiçbir suretle hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını anayasadan almayan
bir devlet yetkisini kullanamaz.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten Türkiye’de böyle mi? İlgili organlar nedir? Yürütme, yargı, yasama. Dördüncü güç
medya.
Şimdi bana değerli ihracatçı arkadaşlarım ellerini vicdanlarının üzerine koyup şu soruma yanıt versinler. Türkiye’de
yasama, yargı ve yürütme anayasanın öngördüğü şekilde dengeli ve birbirini denetleyen bir yapı içinde gidiyor mu,
gitmiyor mu? Çok tipik bir örnek vereceğim. Bir maç yapıldı Fenerbahçe – Galatasaray. Kupayı almak için bir kişiden
izin istendi. O kişi izin vermese kupa alınamayacak. Hangi demokrasiden söz ediyoruz. Hangi kaliteli demokrasiden
söz ediyoruz. TOBB’un genel kurulunda iki soru sormuştum. Aynı soruyu TİM’de de sormak istiyorum. Hangi
arkadaşımız ben acaba hükümet aleyhine,
Recep Tayyip Erdoğan aleyhine konuşma yaparsam başıma bir şey
gelmez diye düşünür. Bende çok iyi biliyorum ki, işadamı bugün Türkiye’de hükümeti eleştirmekten korkuyor. İktidarı
eleştirmekten korkuyor. Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştirmekten korkuyor. Çünkü başına ne geleceğini çok iyi biliyor.
Bunu bana kim söylüyor? İşadamları söylüyor. Biz söyleyemiyoruz siz söyleyin diyorlar. Başımıza ne geleceğini de
çok iyi biliyoruz. Ertesi gün kapımıza onlarca müfettiş gelmeyeceğinin garantisi yoktur.
Bir başka önemli konu; hangi işadamı diyebilir ki, benim telefonlarım dinlenmiyor ve ben bundan eminim. Bana bir tane çağdaş demokrasi gösterin. Eleştirmekten korkan, telefonları dinlenmekten korkan ve bu nedenle farklı konuşan bir rejim düşünün, bir yapı düşünün. Demokrasi farklı bir şey değerli arkadaşlarım.
Başka bir şey. Sayın Başkanda konuşmasında değindi. Nitelikli eleman, kaliteli eleman, siz inovasyon diyorsunuz ne
kadar güzel şey. Yenilikçilik diyorsunuz ne kadar güzel. Büyüme diyorsunuz ne kadar güzel. İnsan kaynakları
diyorsunuz ne kadar güzel. Peki bana söyler misiniz bütün bunları olgunlaştıran temel nedir? Eğitimdir. Eğitim. Bütün
gelişmiş ülkelerde, bütün ülkelerde eğitim ortak stratejik alandır arkadaşlar. Bütün dünyanın ortak stratejik alanı nedir
derseniz yanıtı tek cümledir eğitim.
Peki ben size şu soruyu sormak isterim. Bizim ülkemizde eğitim stratejik bir alan mıdır? Stratejik alan olsaydı oturur
tartışırdık. 4+4+4 sistemi geldi eğitimde. Bu sistemin yarar mı, zarar mı getireceği tartışıldı mı? Hükümet programında
var mıydı bu sistem? Yoktu. Kalkınma planlarında var mıydı? Yoktu. Milli eğitim bakanlığının stratejik planında var
mıydı? Yoktu. Ama bir kanun teklifiyle verildi yıldırım hızı geçti ve kabul edildi. Üniversiteler konuştu mu? Hayır. Sivil
toplum örgütleri konuştu mu? Hayır. Öğretmenler konuştu mu? Hayır. İşadamları konuştu mu? Hayır. Sanayicilerimiz
konuştu mu? Hayır. Esnafımız konuştu mu? Hayır. Ben bilirim, ben yaparım geçer ve kabul edilir. Bu eğitim sistemi
bize neyi getirecek? Nitelikli eleman mı getirecek? Hiç hayal kurmayalım arkadaşlar. PİSA sonuçlarına bakalım
OECD’nin yaptığı. Bizim eğitim kalitesini ölçmek için Sayın bakan diyordu Türkiye’deki rakamları değil, dışarıdaki
rakamlara bakarsanız gerçeği daha rahat görürsünüz diye. Gerçeği daha rahat görmeniz için söylüyorum. PİSA’nın
rakamlarına bakın. OECD üyesi ülkeler arasında eğitim kalitesi açısından sondan ikinciyiz arkadaşlar. Bitti. Birbirimiz
övmekten de vazgeçelim. Dünyada büyüyoruz. Şimdi ona da geleceğim, nasıl büyüdüğümüze de geleceğim.
Değerli arkadaşlarım, anayasa değişikliğinden söz etti Sayın Başkan. Yeni ve sivil bir anayasaya ihtiyacımız var dendi.
Ne kadar güzel cümleler. Yeni anayasa, sivil anayasa, demokratik anayasa, özgürlükçü anayasa, bireyi koruyan
anayasa, devletin tahakkümünü azaltan anayasa. Kim istemez bunu? Komisyon çalışıyor. Ama bu söylemde
samimiysek şunu da söylememiz lazım. 12 Eylül askeri darbesinin getirdiği demokrasiye aykırı yasaları değiştirecek
miyiz, değiştirmeyecek miyiz? Şu teklifi yaptık. Demokrasimi istiyoruz, özgürlük mü istiyoruz, bireyin özgürlüğünü mü istiyoruz? Gelin onları da değiştirelim. Ne dendi? Hayır onlar kalacak. Eğer siz darbe hukukunun arkasına saklanıp özgürlük diye bağırıyorsanız kusura bakmayın sizde darbeciler kadar darbecisiniz. Bu işin özü budur. Siyasi partiler yasasını değiştirelim. Niye değiştirmiyoruz? Üniversiteler yasasını değiştirelim. Niye değiştirmiyoruz? Ceza yasasını değiştirelim. Niye değiştirmiyoruz? Boynuna poşu taktı diye bir üniversite öğrencisi 11 yıl hapse mi atılır? Basılmamış kitap için imha kararımı çıkar? Hangi demokrasiden söz ediyoruz?
Onun için değerli arkadaşlarım, demokrasi, özgürlük farklı bir şey, bunları talep etmek farklı bir şey. Gereğini adam gibi yerine getirmek çok daha farklı bir şeydir.
Şimdi değerli arkadaşlarım, Sayın başkanda söyledi Türkiye uluslararası verilere göre dünyanın en hızlı gelişen
2011’de ikinci ekonomi. Merak ediyorum bu rakamı nereden aldılar? Kim söyledi? İlk söyleyen Sayın Başbakan. İkinci
büyük ekonomi. En hızlı gelişen ikinci ekonomi. Kim söyledi size? Bakıyorum IMF’nin rakamlarına. Dediler ya
uluslararası rakamlara bakın gerçekleri daha iyi görürsünüz diye. Oraya bakıyorum. 2010’da en hızlı büyüyen 12.
ülkeyiz. 2. değil. Peki 2011’de neyiz? En hızlı büyüyen 12. ekonomiden 15. ekonomiye düşmüşüz. Niye halka
doğruları söylemiyoruz. Bir siyasetçinin görevi yurttaşına doğruları söylemek değil midir? 12. Ve 15. büyümek az
değildir. Ama niye doğruları söylemiyoruz.
Değerli arkadaşlarım, ekonomi iyi yönetiliyor. Kim söylüyordu iyi yönetildiğini? Kim söylüyor? İktidar söylüyor.
Ekonomi iyi yönetilseydi 6 kez mali af çıkar mıydı? Niye mali af çıkıyor? Vatandaş borcunu ödeyemiyor, sigorta
primini ödeyemiyor. Çıkıyorsun af çıkarıyor. Af çıkarıyorsun ne yapıyorsun? Onu da silah olarak kullanıyorsun. Vergisini zamanında düzgün olarak ödeyen adama baskı kuruyorsun. Gel beyanını artır, attırmazsan seni incelemeye
alırım. Böyle ekonomimi yönetilir? Kim yönetiyor ekonomiyi? Ben söyleyeyim. Sıcak para yönetiyor.
Sayın Başbakan Yunanistan’la ilgili söylediğim bir sözden içerlemiş öyle anlaşılıyor. Benim söylediğimi de tam
kavrayamamış kusura bakmasın. Benim söylediğim şudur değerli arkadaşlarım. Batıdaki kriz bizim 2011’de
yaşadığımız kriz değildir. Batıdaki kriz finans kapitalin krizidir üreten sermayenin değil. Batıdaki krizi doğuran temel
unsur Çin’dir, Hindistan’dır. Dünya dengeleri değişti. Yunanistan’daki kriz farklı. Bu kriz yoksulların krizi değil. Bu kriz
zenginlerin krizidir. Zenginlerin krizi olduğu içindir ki çözümü zordur. Yoksulun krizini çözmek kolaydır. Ama zenginin
krizini çözmek çok zor. Yunanistan’da kişi başına gelir 20 – 25 bin dolardaydı. Onun için zordur oradaki krizi çözmek.
Elbette ki o kriz bütün Avrupa’yı etkiliyor. Bırakın siz Yunanistan’ı gidin İspanya’ya. İspanya’nın durumu da parlak
değil. Finans kapital sistemi çökertti. Çünkü üretim merkezi değişti. Üretimin merkezi doğuya kaydı Hindistan’a, Çin’e
kaydı, Rusya’ya ağır ağır kayıyor. Bu gerçekleri görmeden siz Türkiye’deki ekonomiyi tahlil edemezsiniz sağlıklı. Önce dünyayı göreceksiniz. Dünya küçüldü. Küreselleşme dediğimiz olguyu yeterince kavrayacaksınız. Onu
reddedemezsiniz küreselleşmeyi. Ama küreselleşmenin zararlarından ülkeyi koruyacaksınız, küreselleşmenin getirdiği avantajlardan da ülke yararlanacak. Onun önünü açacaksınız. Siz dünyayı böyle görmezseniz olmaz.
Yunanistan. Yunanistan’la Türkiye ekonomisi kıyaslanamaz, nüfusu kıyaslanamaz, büyüklükler kıyaslanamaz. Farklı
şeydir Yunanistan. Türkiye çok farklı bir ülkedir. Burada söylendi, yazılmıştı oraya da. Dünyanın en büyük 18.
ekonomisi. Güzel. 1998’de 20 büyük ülkede kaçıncı sıradaydık bilen var mı arkadaşlar, hatırlayan var mı? 15. sırada.
Sonra 16. sıraya düştük, sonra 17. sıraya düştük, sonra 18. sıraya düştük. Bizim arkamızda iki ülke kaldı. Onlarda bir
hamle yapıp geçerlerse ilk 20’ninde altına düşeceğiz. Niye bu gerçekleri görmüyoruz? Türkiye büyüyor. Evet büyüyor.
Kimse büyümüyor demedi ki. Ama benimle beraber yola çıkan benden daha hızlı büyüyorsa Türkiye küçülüyor
demektir. Ben 98 yılında ilk 15’te isem, ben 2012’de 18’e düşüyorsam birileri benden daha hızlı koşuyor demektir.
Benim ağırıma giden o. Söylemek istediğim o. Hükümete anlatmak istediğim o. Senden daha hızlı gelişen var. Bunu
söylüyoruz biz.
Değerli arkadaşlarım, bir algı yönetimi var. Ekonomi çok iyi yönetiliyor. Yok arkadaşlar, kandırmayalım birbirimizi.
Kandırmayalım. Ekonomiyi sıcak para yönetiyor. Ben merak ediyorum şuna acaba işadamlarımız dikkatle baktı mı?
2002’den önceki 23 yılda o gecelik faizlerin %1500’lere çıktığı dönem dahil ödediğimiz faiz 184 milyar dolar. 23 yılda.
Peki 2003 – 2012’de ödediğimiz nedir? 400 milyar doları aştı faiz. Sıcak para niye geliyor? Yüksek faiz verdiğimiz için
geliyor. Hata mı gelmesi? Onlar için hata değil avantaj. Kim yüksek faiz verirse bende o ülkeye giderim diyor.
Değerli arkadaşlar, bu gerçekleri görmeyecek miyiz? Bu gerçekleri söylemeyecek miyiz? Ekonomiyi bilmek dünyayı
izlemekten geçer. Ekonomiyi bilmek dünyadaki gelişmeleri izlemekten geçer. Bakın Çin’de ekonomi daralmaya
başladı, Hindistan’da daralmaya. Bakın dünyada daralmaya başladı. Bir kalktık bir dönem şunu söyledik. Türk lirası
çok değerli, biz bununla övündük. Amerika ne yaptı? Obama ne yaptı? Merkez Bankasına talimat verdi. Dedi ki, bütün
dünyayı dolarla besleyeceksin. Trilyonlarca dolar para basıldı. Amerikan dolarının değeri düşürüldü. Çünkü Çin’le
rekabet etmesi lazım. Ve Amerikan malları satıldı. Biz ne yaptık? Türk lirası çok değerli onunla övünüyoruz. Ne derler
biliyor musunuz buna? Ekonomi bilmemek demektir, dünyayı bilmemek demektir, dünyayı tanımamak demektir.
Merkez Bankasında çok rezervimiz var diye övünüyoruz. Aslında çok değil de, bir Başbakanın en son övüneceği nokta
odur. Niçin biliyor musunuz? Aldığınız her dolar, cebinizde tuttuğunuz her dolar ABD’ye açılmış sıfır faizli kredidir.
Niye bu gerçeği bilmiyoruz. Sıcak para geliyor herkes memnun. En büyük korkumuz nedir? Sıcak para giderse ne olacak?
Bizim temel düşüncemiz, yeni yol haritamız üreten Türkiye olmalıdır üreten. Kendi özgüveniyle üreten Türkiye
olmalıdır.
Şimdi neler yapmalı arkadaşlar ben kısaca onu söyleyeyim. Kendi düşüncelerimizi, Cumhuriyet Halk Partisinin
düşüncelerini söylüyorum. Bir; Türkiye bölgesinin ve dünyanın en saygın üretim merkezlerinden birisi olmalıdır. Hedef
bu olmalı, ilke bu olmalı. Temel nokta bu üretim merkezi. Yapabilir miyiz? Yapabiliriz. Belki diyebilirsiniz ki örneği var
mı? Var efendim. Türkiye şuanda Avrupa’nın en büyük otobüs üretim merkezi. Dünyanın her tarafına bu coğrafyada alın teriyle üretilen otobüsler edildi. Demek ki yapabiliyoruz. Peki üretim merkezi haline getirmek için neler yapmalıyız?
Bir; teşvik politikasını yeniden Türkiye’yi üretim merkezi yapacak şekilde şekillendirmeliyiz. Diyorlar ya yeni teşvikler.
Teşekkürler ediliyor vs. Tutarlı bir iktidarda, ekonomiyi iyi yöneten bir iktidarda 4 tane teşvik kanunu 9 yılda çıkmaz.
Niçin? İlk 3’ü iflas etti 4.yü deniyorlar. Neden? Hedefiniz yok arkadaşlar. Hedef üreten Türkiye’yse teşvik politikasını
onun üzerine oturtacaksınız.
İki; teşvik politikasını, vergi politikasını, para politikasını, bütçe politikasını onun üzerine oturtacaksınız. Değerli Türk
lirası değil, kararında Türk lirasını savunacaksınız. Mal üretiyorsunuz uluslararası alanda acımasız alanda rekabet
edecek benim ihracatçım. Onun önünü açacaksınız. Türk lirası değerlendi, ihracatçının eli kolu bağlı ve biz çok değerli
bir Türk lirasıyla övüneceğiz. Ona dünyada size bakanlar sizi enayi konumuna koyarlar. Türkiye bakın neyi düşünüyor
diye. Buda yeter mi? Hayır değerli arkadaşlar. Teşvik politikası, para politikası, vergi politikası bunun üzerine
oturtulacak. Vergi politikası üretmenin temel argümanlarından biriside maliyeti düşürmek. Nasıl düşüreceksiniz
maliyeti? Çalışanlar üzerindeki vergiyi düşüreceksiniz. En son OECD’nin rakamı yayınlandı. O rakamı da vereyim size.
Çalışanlar üzerindeki yük. 4 kişilik bir aileyi esas alıyorlar. 4 kişilik, 2 çocuk. %36. 7. ülkeyiz. Çalışanlar üzerindeki
yük açısından 7. ülkeyiz. Niçin çalışanlar üzerindeki yükü örneğin asgari ücrette %1’e indirmezsiniz. Bir engel mi var?
Çok büyük zararı da yok. Ama maliyetleri büyük ölçüde düşürür.
Enerji maliyetleri. Çok yüksek. Nasıl rekabet edeceksiniz? Türkiye’ye gelecek her doların, her sentin çok büyük önemi vardır. Ben bunları kendim mi buluyorum? Devlette uzun yıllar çalıştım. Her alanında çalıştım devletin aşağı yukarı.
Neyin ne olduğunu çok iyi bilirim. Arkadaşlarımda bilirler. 2001 krizinden Türkiye’yi çıkaran arkadaşlarımla beraber
çalışıyoruz. 500 milyar dolar ihracat. 500 milyar dolar 2023’te azdır arkadaşlar. Bizim strateji planımıza bakacaksınız.
İsteyen arkadaşlara göndereceğiz. Ekinde kalın bir kitabımızda vardır. Ben iddia ediyorum ve iddiayla söylüyorum
bizim hazırladığımız makro dengeler, bizim hazırladığımız hedefler, bizim öngördüğümüz büyümeler, bölgeler arası
dengesizliği ekonomik olarak giderme açısından öngördüğümüz hedefler Devlet Planlama Teşkilatı dahil devletin hiçbir
organı onu hesaplayamamıştır. Ama biz hesapladık. En az 45 akademisyen, işadamı, ihracatçı bir araya geldik
hedefleri belirledik. Niye olmasın? Türkiye’nin potansiyeli var. Niye olmasın? Düşünün Hollanda Konya’dan küçük.
Tarım ürünü ihracatı 80 milyar dolar. Türkiye’nin ne kadar? 12 milyar dolar. Siz sadece üreten Türkiye derken
sanayicinin ihtiyaç duyduğu üreten alan değil. Tarımda üretiliyor. İthal kurbanlık koyun getiriyorsunuz Türkiye
ekonomide çok başarılı. Anlamakta ben zorluk çekiyorum. Bir algı yaratıyorlar. Açın gazetelerin ekonomi sayfalarını
Türkiye bütün dünyaya meydan okuyor. Ama her gelen bizi geçiyor. 15’tik 16’ya düştük, 16’dıydık 17’ye düştük,
17’ydik 18’e düştük. Ama Türkiye büyüyor. Herkesi solladık biz. Nasıl solluyoruz ya. Her gelen bizi solluyor biz
gerideyiz onları solladığımızı sanıyoruz. Bu algı Türkiye’de yaratılıyor. Bu algıyı değiştireceğiz. Doğruları ama doğruları
her yerde, her ortamda söyleyeceğiz. Bizim görevimiz budur değerli arkadaşlarım.
Değerli arkadaşlar, bir başka konuya daha kısaca değineyim ve ondan sonrada bitireyim. Terör konusu. Türkiye’de 30
– 35 yıldır sorun var terör. Sayın Başbakan terör konusunda çok duyarlıyız vs. vs. dedi. İnanmıyorum arkadaşlar kimse kusura bakmasın. Niye inanmıyorsunuz diye bana sorabilirsiniz haklı olarak. Terör konusunda duyarlı olan bir siyasi iktidar hükümet programına terörle ilgili bir cümle yazar. Hükümet programı okuyor parlamentoda, oylanıyor, terörle ilgili bir cümle yok Allah rızası için. Bir cümle yok. Ve siz terör konusunda duyarlısınız. Hayır efendim. Terör
konusunda duyarlı olan tek parti var. O da biziz Cumhuriyet Halk Partisi bunu kıvançla, övünçle her yerde söylüyorum.
Bu konuda duyarlıyız. Siyaset malzemesi yapmamaya da özen gösteriyoruz. Siyaset malzemesi olacak bir konu
değildir bu. İnsan hayatı siyaset malzemesi olmaz. Biz bir çözüm üretiyoruz. Çözümümüzde hiçbir dayatma yok.
İşadamları olarak, ihracatçılar olarak size anlatmak isterim. İki komisyon kurulsun diyoruz parlamentoda. Bir;
anayasada nasıl bir araya gelip uzlaşma komisyonu kuruyorsak terörü nasıl sonlandırırız diye bir uzlaşma komisyonu
kuralım. Ben eminim her partiden terörün sonlandırılmasıyla ilgili sağlıklı düşünce yapısına sahip milletvekilleri var.
Niye bir araya gelmiyoruz? Bu sorun ülkenin ortak sorunuysa, 30 – 35 yıldır çözülmüyorsa bunun bir sorumlusu var
arkadaşlar o da siyaset kurumudur. Üstüne yattı. Hatırlar mısınız bilmem. İlk Eruh baskını olduğunda o dönemin
siyasetçileri dediler ki, iki tane baldırı çıplak. Ne iki baldırı çıplak buyurun geldiğimiz noktaya bakın. Siyaset kurumu
hep çözüm üretmedi kaçtı. Türkiye’nin en temel sorunundan kaçtı. Bizim ürettiğimiz çözüm yolu şu; biz bir harita
öneriyoruz, bir yol haritası öneriyoruz. Biz bir açılım modeli önermiyoruz. Yol haritamız nedir? Şudur yol haritamız;
mecliste bir uzlaşma komisyonu kuralım. Her partiden eşit milletvekili olsun. İki; parlamento dışında da bir komisyon
kuralım. Orada kanaat önderleri olsun. Toplumun deneyimli, birikimli kanaat önderleri olsun. Kanaat önderleri toplumun her kesimiyle görüşebilirler. İkisi eşgüdümle ve eşzamanlı çalışsın. Ve biz siyasi partiler olarak bir sağırlar diyaloğunu bu ülkeye egemen kılmayalım. Hepimiz konuşuyoruz. Niye yan yana gelip konuşmuyoruz? Niye beraber
konuşmuyoruz? Düşüncelerimizi niye beraber karşılıklı tartışmıyoruz? Bu demokrasi olgunluğa niye ulaşamıyor? Bizim önerdiğimiz model bu. Biz yeni bir açılımdı, yok efendim şöyleydi, böyleydi değil. Neden içini doldurmadık onu da söyleyeyim. Bizim görüşümüz var, doldurabiliriz. Ama o bizim görüşümüz. Bizim istediğimiz, anayasada da bizim
görüşümüz var. Her siyasi partinin görüşü var. Ama bir araya görüşlerimizi uygarca tartışalım. Bir çözüm yolu
üretebiliriz. O çözüm yolunu ürettiğimiz zamanda terör belasını bu ülkenin yakasından alır çöp sepetine atarız. Türkiye bu demokratik olgunluğa, bu güzel olgunluğa ulaşabilmeli. Siyaset malzemesi olmamalı.
Sayın Başbakan suçladı efendim işte biz bir dönem şunu yaptık vs. hayır efendim. O dönem söylendiği kadar masum
bir dönem değildi kimse kusura bakmasın. Biz o dönemin görüntülerini daha henüz toplumun hafızasından da
sildiremedik. Kazınmış o dönemin görüntüleri. Devlet dediğiniz kurum meşru zeminde sorunlara çözüm arar. Devlet
dediğiniz kurum yargıyla terörü bir araya getirmez. Kimse kusura bakmasın. Devlet farklı bir organdır. Devlet bir
organlar bütünüdür. Meşru zeminde çözüm üretir, meşru zeminde çalışır, meşru zeminde görüş beyan eder. Bizim
amacımız budur. Biz bir araya geleceğiz siyasi partiler olarak, oturup tartışacağız, tartışmalıyız, çözüm üretmeliyiz.
Belki benden daha iyi düşünen birisi olabilir. Benden daha sağlıklı çözüm üreten birisi olabilir. Bir dayatma içinde de
değiliz. Ve şunu da söylüyoruz, siyasi partilerimize, onların Sayın Genel Başkanlarına şunu da söylüyoruz. Bizim
önerimiz eksik olabilir. Bizim önerimizi yanlışta bulabilirsiniz. O zaman siz önerinizi getirin biz size destek verelim.
Amaç bu sorunu çözmek değil mi? Amaç Türkiye’nin gündeminden terörü sonlandırmak, bitirmek değil mi, söküp
atmak değil mi? O zaman biz bunu yapın diyoruz. İyi niyetle yola çıkıyoruz. Önyargısız yola çıkıyoruz. Önyargılarla
hareket edilerek bu sorunun çözülmeyeceğini de biliyoruz. Kendi özgür irademizle biz bu sorunu çözebiliriz. Olaya
böyle bakıyoruz ve böyle sonlanmasını istiyoruz.
Anayasa değişiklikleri önemseniyor. Sizden isteğim; anayasa değişiklikleri bu ülkeye tek başına demokrasiyi
getirmez. Size medyayla ilgili bir bölüm okuyacağım. Anayasadan okuyacağım. Diyor ki, “Basın hürdür sansür
edilemez”. Biz yeni bir anayasa için oturduk. Ne yazacağız orada? Herhalde aynı şeyi yazacağız. Belki basın yerine
hadi güncel deyim var medya diyeceğiz. Medya hürdür yerine hadi özgürdür diyelim. Medya özgürdür sansür
edilemez. Eski anayasada da var. Peki anayasada bu hüküm olduğu halde medyanın özgür olduğuna inanan bir
arkadaşım acaba el kaldırabilir mi? Demek ki olay anayasayla bitmiyor arkadaşlar. Anayasanın öngördüğü bu ilkeye
uygun darbe hukukunun getirdiği, darbe döneminin getirdiği yasalarında değişmesi lazım. O yasalar değişmeden bu
değişmiş hiçbir şey olmaz. Unutmayın İngiltere’nin yazılı anayasası bile yok. Ama hiç kimse İngiltere’ye sizin
ülkenizde demokrasi yok diyemez. Demokrasinin beşiği olarak gösterilir orası. İşin özü budur.
Ben hiçbir zaman umutsuz olmadım. Umutsuzluğa da yer yok. Çaresizlik üreten bir toplum olmayacağız. Geleceğe
güveneceğiz, toplumumuza güveneceğiz. Güvenle yola çıktığımız zaman, umutla yola çıktığımız zaman
çözemeyeceğimiz sorun yoktur. Sorunsuz bir Türkiye için hepinize saygılar sunuyorum.'