İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 19. günü tutuksuz 18 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nda tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılamasına devam ediliyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda davanın ikinci celsenin 19. günü tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.
Duruşmada tüm gün şu isimler: Ahmet Savaş, Ahmet Ağırman, Çağrı Mazı, Mustafa Kaplan, Levent Coşar, Mustafa Tozkoparan, Nuri Alpay, Akif Gündüz, Ahmet Önal, Murat Yazıcı, Sercan Kaplan, İrfan Karakaş, Aslan Emre, Mustafa Tuğrul Acar, Mehmetali Reisoğlu, Rauf Cem Istıranca, Elif Kapki, Berat Çağrı Kapki savunma yaptı.
BERAT ÇAĞRI KAPKİ SAVUNMASI – 17.09.2026
Sayın Başkan, sayın heyet; ben yaklaşık 8 yıl boyunca amcamın oğlu ve aynı zamanda patronum olan Murat Kapki'nin şoförlüğünü yapmaktaydım. Kendisi iş insanı olduğu için tehditler alırdı. İnceleme yapıldığında resmi kayıtlarda görülecektir. Can güvenliği olsun diye "Sana da silah ruhsatı çıkaralım" dedi. Ancak ben SGK'lı sıradan bir çalışan olarak gerekli kanuni şartları sağlamıyordum. Ben radyoloji mezunuyum. Bölümümle alakalı iş sahası kısıtlı olduğundan akrabamın bana sağladığı iş imkanıyla ona şoförlük yapmaktaydım. Önce Sim Medya A.Ş. yönetim kurulu üyesi olarak atandım. Daha ruhsat başvurusu yaptım, reddedildi. Daha sonra "Şirket sahibi senin görünmen gerekiyor ruhsat almamız için." dedi ve Sim Medya A.Ş.'yi üstüme yaptı. Ben de akrabalık ilişkimizden ötürü bu durumu sorgulamadım. 13 Haziran 2023 tarihinde şirket resmiyette üzerime geçiyor, 18 Temmuz 2023 tarihinde silah ruhsatımı alıyorum. Ancak ben sadece kağıt üstünde sahibiydim, ben yine şoförlük görevime devam ediyordum.
Sim Medya'yı Jale Kaya'ya devretmemi söyledi, ben de sorgulamadan "Tamam" dedim. "Ancak" dedi, "Şirket sahibi görünmezsen ruhsat, ruhsatın iptal olacak, silah ruhsatın. Kapki Medya A.Ş.'yi senin üstüne yapalım" dedi, kabul ettim. Ben Sim Medya, daha sonrasında Kapki Medya'da sadece kağıt üstünde sahipliğim söz konusuydu. Şirketlerin yönetimi Murat Kapki'deydi. Murat Kapki'nin finans görevini yapan aynı zamanda şu an eşim olan Elif Kapki'nin bu şirketlere ait ödeme tablolarını Murat Kapki'ye gönderirdi, onun onayıyla ödemeler yapılırdı. Her ne kadar bu şirketler benim adıma görünse de ben o dönemde BVA Reklam'da SGK'lı çalışandım. Oradan maaşımı alır, hayatımı o şekilde idame ettirirdim. Reklam piyasasında faaliyet gösteren insanlar bu firmaların Murat Kapki'ye ait olduğunu bilir. Kimse beni tanımaz, ben de kimseyi tanımam. Şirketlerin bankacılık şifreleri onun telefonuna giderdi.
Efendim, Eylem 117'de ecrimisille alakalı bir suç isnadı var üstümde. Savcılıkta Savcı Bey de sordu yani söyledi: "Sen ecrimisil ödemesi yapmışsın." dedi. Ben ecrimisilin ne olduğunu bilmiyordum. Az önce de bahsetmiş olduğum gibi şirketler her ne kadar resmiyette benim görünse de yönetimsel anlamda söz sahibi ben değildim. Tarafımca şirketler adına herhangi bir ihale, anlaşma veya toplantıya katılmış değilim. Zaten şirketlerle ilgili bana hiçbir şekilde bilgi verilmezdi. Ancak bunu bir kenara bırakacak olursak da dosya her ne kadar evraklar yönünden karışık olsa da ulaşabildiğim kadarıyla ecrimisili... ecrimisile ilişkin ödemelerin benim dönemimde yapılmamış olduğunu gördüm. Bir diğer sanık Jale Kaya da bu durumların dosya kapsamında en son 2022'de olduğunu söylemiştir.
Efendim, bir de bir MASAK raporu var. MASAK raporunda görünen, Murat Kapki'ye göndermiş olduğum 28,5 milyon TL var. Sim Medya A.Ş. ve Kapki Medya A.Ş. aktif olan reklam yerlerini ajanslara kiralayan ve çalışan... çalışanları olan reel firmalardı. O yüzden yaptığı iş karşılığında ajanslardan para gelirdi. Az önce belirttiğim gibi kağıt üstünde şirket sahibi göründüğüm için bana şirketten para geliyor, ben de asıl sahibi Murat Kapki olduğu için ona gönderiyorum. Açıklamada ise "Borç iadesi" yazılı. Bizzat kendisi o şekilde açıklama yazmamı istedi. Ancak benim hayatım boyunca hiçbir zaman böyle büyük miktarlarda borç alıp ödeyebilecek durumum hiçbir zaman olmamıştır.
Efendim, savcılıkta vermiş olduğum son ifademin arkasındayım. Orada bazı açıklamam gereken hususlar mevcut. Ben Ahmet Çiçek'i daha öncesinde şirkette birkaç defa görmüştüm ve elemanı olarak bildiğim Furkan adında birine birkaç defa Murat Kapki'nin talimatıyla para götürmüştüm. Ancak benim eylemi yaparken şüphelendiğim bir durum olmamıştı. Murat Kapki iş insanı olduğundan bunlarla ticaret yaptığını, buna istinaden para götürdüğümü düşünmüştüm. Ancak Ahmet Çiçek'in ifadelerini basında görüp okuduğumda Murat Kapki'nin şirketlerine naylon fatura kestiğini beyan etmiş, ben de bu ifadesinden kaynaklı naylon faturası parası taşıdığımızı düşünmüştüm. Naylon fatura olup olmadığının kararını yüce mahkemeniz verecektir. Bir de ifademde üstüme kayıtlı olan ancak benim tasarrufumda olmayan Ferrari marka aracın satışından gelen parayı direkt olarak Murat Kapki'ye gönderdiğimi söylemiştim. Tahliye olduktan sonra hesap hareketlerime baktığımda 9 Aralık 2025 tarihinde araç satışından hesabıma gelen 21 milyon parayı kağıt üstünde sahibi göründüğüm şirkete gönderiyorum. 17 Ocak 2025 tarihinde şirketten benim hesabıma 25 milyon geliyor, aynı gün ben Murat Kapki'nin talimatıyla onun hesabına gönderiyorum.
Bu süreçte gerek tanık gerek sanık ifadelerinde beyan ettiğim gibi Murat Kapki'nin kuzeni ve şoförü olduğum, şirketlerde herhangi bir yetkim olmadığı doğrulanmıştır. Ayrıca savcılıkta vermiş olduğum ifadelerin somut delil, sanık veya tanık ifadeleriyle doğrulandığı kanıtlanmıştır. Savcı Bey sormadan bildiklerimi anlattım. Ben kağıt üstünde sahibi göründüğüm şirketlerden hiçbir şekilde maddi ve manevi menfaat elde etmedim. Bilerek, isteyerek suç işlemedim. Pozisyonum gereği amcamın oğlu ve patronumun talimatlarını yerine getirdim. Hiçbir şekilde bunları sorgulama gibi bir yetkim söz konusu değildi.
Ben burada yargılanan 400 kişiden yaklaşık 10-12 kişiyi tanırım, onlar da akrabalarım ve beraber çalıştığım insanlardır. Yurt dışı yasağım, haftada bir imza atma ve ayrıca hesap blokelerim mevcut. Adli kontrollerime uydum ancak bende ve eşimde hesap blokesi mevcut. Yeni evlenmiştik bu süreçte. Olduğu yaklaşık 30 senelik apartmanda kiracıyız. Öncelikle adli kontrol tedbirlerimin kaldırılmasını talep ediyorum. Ancak mahkemeniz aksi kanaatteyse adli kontrollerim devam edebilir ancak önemli olan hesap blokelerini ben ve eşim ciddi mağduriyet oluşturmakta. İş bulup çalışamamaktayız, kimse elden maaş vermeyi doğal olarak kabul etmiyor. Çalışıp hayatımızı idame ettirmekteydik ancak bu durumdan kaynaklı mağduriyetimiz var. Ailelerimizin destekleriyle ayaktayız. Beraatimi talep ediyorum Başkanım.
MURAT KAPKİ AVUKATI ARMAĞAN ÇAĞAN YAZICI SORUYOR
Armağan Çağan Yazıcı: Murat Kapki'ye ait şahsi banka hesaplarından para çekmişliğiniz olmuş mudur hiç?
Berat Çağrı Kapki: Evet, olmuştur.
Armağan Çağan Yazıcı: Bu işlemler esnasında yanınızda şirketten başka akraba birileri olur muydu?
Berat Çağrı Kapki: Yani bazen şirketten birileri olurdu.
Armağan Çağan Yazıcı: Kim olurdu mesela?
Berat Çağrı Kapki: Yani Güngör olurdu, Şeyhmus olurdu. Bazen Eyüp olurdu.
Armağan Çağan Yazıcı: Bu Murat Kapki'nin banka hesabından çektiğiniz paraları çektikten sonra Murat Kapki'ye fiziken götürür müydünüz?
Berat Çağrı Kapki: Evet, götürürdüm.
Armağan Çağan Yazıcı: Ferko'ya mı?
Berat Çağrı Kapki: Yani Ferko'daysa Ferko'da, evdeyse evinde.
Armağan Çağan Yazıcı: Genelde Ferko ve ev de midir?
Berat Çağrı Kapki: Evet.
Armağan Çağan Yazıcı: Tamam. Bu Kapki Medya ve BVA adlı şirketler, daha ziyade de Kapki'yi soruyorum. Bu üçüncü kişilere ait duvarlar, dijital ekranlar bu tür yerlerin rekalam işlerini mi yaparlardı?
Berat Çağrı Kapki: Evet, doğru.
Armağan Çağan Yazıcı: Siz zaten biraz ifadenizde bahsettiniz, tam anlaşılması için ben de biraz uzmanlık konusu gibi olduğu için yargılamada. Bunlar üçüncü kişilerden kiralanıp, yani belediyeden ihalesi alınmayan ya da herhangi bir iştirakten kiralanmamış gerçek kişilere ya da işte apartman yönetimine ait olan yerler, doğru mu?
Berat Çağrı Kapki: Aynen öyle.
Armağan Çağan Yazıcı: Bunlar bazen başka şirketlerin kiraladığı yerler bu şirketler tarafından kiralanır satılır mıydı?
Berat Çağrı Kapki: Yani onu tam bilmiyorum o soruyu.
Armağan Çağan Yazıcı: Peki Kapki Medya gelirlerini bu yolla mı elde eden bir firmadır?
Berat Çağrı Kapki: Evet, yani reel bir firmadır. Çalışanları vardı. Duvar yerlerini işte kiralıyorlardı. İşte o tarz işler.
Armağan Çağan Yazıcı: Peki AdWords'te de yani BVA Reklam'da çalıştığınız için de söylüyorum. Kapki Medya ile BVA arasında bir para alışverişi, ticaret bilir misiniz?
Berat Çağrı Kapki: Benim bildiğim kadarıyla olmamıştır.
Armağan Çağan Yazıcı: Tamamdır. Şimdi siz sonuçta siz de Murat Kapki'nin şoförlüğünü yaptığınızı söylediniz. İfadenizde de "Öyle samimiyetimiz de yoktur. Patron işçi ilişkimiz vardı." demiştiniz. Bu vesileyle soruyorum. BVA Reklam adlı şirketin katıldığı ihalelerde, ihalelere teklif verme süreçlerinde, ihale alma süreçlerinde sizin gördüğünüz, bildiğiniz var mıdır? Bu ihalelerde bir ters bir durum sizin yanınızda yaşandı mı?
Berat Çağrı Kapki: Yok. Ben öyle bir şey yaşamadım.
Armağan Çağan Yazıcı: Peki, tamamdır. Yine aynı samimiyet ilişkinizle alakalı olarak soruyorum. Hani "Çok yakın olmazdık Murat Kapki ile." dediniz. Murat Kapki ile İsmail Kaan arasındaki samimiyete şahit misiniz? İyi arkadaşlar mıdır?
Berat Çağrı Kapki: Arkadaşlardı.
Armağan Çağan Yazıcı: Birlikte tatile giderler miydi?
Berat Çağrı Kapki: Yani seyahat yaparlardı evet.
Armağan Çağan Yazıcı: Siz onlar yan yanayken onlarla birlikte olur muydunuz? Yemeğe çıktıklarında, tatile gittiklerinde, seyahate gittiklerinde yoksa...
Berat Çağrı Kapki: Yok, ben olmazdım.
Armağan Çağan Yazıcı: Şimdi ifadenizin bir bölümünde Murat Kapki'nin Zeynep Tezcan'a devrettiği ettiği mallar suç geliridir, Serkan Balbal'a devrettiğiniz suç geliridir ama İsmail Kaan devredilenler değildir. İsmail Kaan bunu bilmez demişsiniz, doğru mu?
Berat Çağrı Kapki: Doğru.
Armağan Çağan Yazıcı: Bu beyanınızı biraz açıklamanız mümkün müdür?
Berat Çağrı Kapki: Yani İsmail Ağabey'in bilgisi dahilinde değildi. Bilseydi o da benim gibi yani bilmeden bu işlere girmezdi yani.
Armağan Çağan Yazıcı: Siz tahmin ettiniz, bilseydi diye.
Berat Çağrı Kapki: Bilseydi girmezdi.
Armağan Çağan Yazıcı: Tamam. Peki siz şimdi biraz önceki ifadenizde dediniz ki: "Ya bunlara naylon fatura vesaire gibi iddialar var ama Ahmet Çiçek'i ben nadiren görüyordum." dediniz. Bunları Ahmet Çiçek'in beyanları size sorgu emniyette de sorulmuş, savcılıkta da 2 kere sorulmuş, haberlerde de görmüşsünüz. Bunlara ilişkin kanaatiniz bu Ahmet Çiçek beyanlarıyla mı oluştu fatura süreçleri hakkında?
Berat Çağrı Kapki: Evet. Şimdi ben bilerek naylon fatura parası taşıdığımı düşünmüyorum. Kendisi iş insanı olduğu için yaklaşık 20 senedir ticarette uğraşıyor. Bana "Bana bu parayı götür." dediği zaman benim bunu sorgulama gibi bir yetkim yoktu. Hani naylon fatura parası olduğunu da bilmiyordum. İş yaptı, ticaret yaptığı insan olarak bilirdim ben onu. Daha sonrasında ifadelerini okuduktan sonra kestiğimi söyledim ben de.
Armağan Çağan Yazıcı: Tamam. Bir de son olarak bu Murat Kapki'ye ait 50-60 tane tablo olduğu ve bunların her birinin 100.000 dolar olduğunu söylemişsiniz. O 100.000 dolar her birinin 100'er bin dolar olduğuna dair...
Berat Çağrı Kapki: Murat Bey'in evinde gelen misafirlerine öyle bir rakamlar söylüyordu, orada savcılıkta öyle bir kanaat kaldı, ben de öyle bir şey söyledim.
Armağan Çağan Yazıcı: Ama her biri 100.000 dolardır diye mi söylediler size yoksa yaklaşık tanesi 100.000 dolar civarında mı?
Berat Çağrı Kapki: Tanesi 100.000 dolar civarında söylüyordu.
Armağan Çağan Yazıcı: Anladım. Bir de son olarak soracağım. 1.5 yıldır çalışmadığınızı söylediniz, doğru mudur? Hesaplarınızda blokeli. Şu an geçiminizi sağlamaya yardımcı olacak bir kira geliri vesaireniz var mı?
Berat Çağrı Kapki: Hiçbir şeyim yok. Ailem yardım ediyor.
Armağan Çağan Yazıcı: Tamam, teşekkür ederim. Geçmiş olsun tekrar.
MURAT KAPKİ SORUYOR
Murat Kapki: Berat, İsmail Kaan benim yanıma ne kadar sıklıkla şirkete geldi?
Berat Çağrı Kapki: Yani tam hatırlamıyorum abi, haftada bir ya da iki haftada bir görüşürdünüz.
Murat Kapki: Peki 2025 yılının ocağından martına kadar hemen hemen her gün geldi mi?
Berat Çağrı Kapki: Hatırlamıyorum abi.
Murat Kapki: Hatırlamıyorsun... Babası geldi mi bizim şirkete?
Berat Çağrı Kapki: Hatırlamıyorum.
Murat Kapki: Peki babasıyla beraber benim odamdan çıkarken bana sarılıp "Abi, işi hallediyorlar mı?" diye öptün mü beni?
Berat Çağrı Kapki: Seni öptüğümü de hatırlamıyorum.
Murat Kapki: Hatırlamıyorsun... Peki, teşekkür ederim.
MURAT KAPKİ AVUKATI FİKRET ARAS SORUYOR
Fikret Aras: Öncelikle geçmiş olsun. Berat Bey, kısa bir süre cezaevinde kaldınız. Daha sonra etkin pişmanlıktan faydalanıp tahliye olmuşsunuz. Şimdi biz dosyadaki gördüğümüz kadarıyla anladık ki takipsizlik yok. O zaman gittiğinizde size örgüt üyeliğinden, dolandırıcılıktan, aklama suçlarından savunmanız yapıldı. Peki burada etkin pişmanlık hakkınızı hatırlatırken bu suçlardan tam anlamıyla faydalanacağınız söylendi mi yoksa sadece örgüt üyeliğinden mi?
Berat Kapki: Hatırlamıyorum.
Fikret Aras: Hatırlamıyorsunuz. İkinci husus, siz az önce eşinize de sordum, aile içinde birisiniz ve ailenin bütün özel ve ticari meselelerine hakim olmanız gerekiyor. Karardaki bir iddianameye konu rüşvet, aklama, dolandırıcılığa ilişkin, çünkü sahte fatura bizim yargılamamızın konusu değil. O gerekirse şartlıktan oluşur, ayrı bir yargılama konusu olur. Böyle bir suç işlendiğine şahit oldunuz mu?
Berat Kapki: Olmadım.
Fikret Aras: Çağan Bey'in sorusuna ilaveten şöyle bir şey diyeceğim. Hani çok eminmişsiniz gibi ifadelerinde Zeynep Tezcan bunlara avukatlık ücreti olarak almamıştır ama İsmail Kaan bunların suç geliri olduğunu bildirmemektedir. Hani böyle bir kesin kanıya nasıl vardınız?
Berat Kapki: Ben bildiklerimi söyledim. Duyduklarımı.
Fikret Aras: Peki o zaman Zeynep Tezcan'ın avukatlık alacağı olmadığını nereden biliyorsunuz?
Berat Kapki: Yanımda konuştular, duydum.
Fikret Aras: Ne dedi?
Berat Kapki: Bir operasyon olabilir, bunları senin üstüne yapmak istiyoruz dedi. O da kabul etti Zeynep Tezcan.
Fikret Aras: Peki son bir soruyu daha sorayım. Şimdi ifadenizin çoğunda hani bizim yargılamamızın konusu değil, yok tapusu var, yok arabaları, yok şirketi buna devretti. Esasında bunlar bizim yargılama konumuz bile değil. Hatta bir tanesinde şöyle demişsin, "Lassa fabrikası yanıyordu ki paraları çıkardılar." Doğal olarak paraları yanmasın diye beklemeyeceklerdi. Hani bunlar siz ki kendiliğinizden mi anlattınız, size soru olarak mı soruldu savcılıkta?
Berat Kapki: Soru olarak.
Fikret Aras: Yani siz gittiğinizde savcılık bu konuları biliyordu?
Berat Kapki: Biliyordu, evet.
Fikret Aras: Tamam, teşekkür ederim. Tekrar geçmiş olsun, iyi çalışmalar.
SİNAN SEPETÇİ AVUKATI MURAT KAPKİ’YE SORUYOR
Avukat: İfadenizde Sinan Sepetçi dövizcileri ofise çağırdı, bu suretle dövizler teslim alınarak paralar kuryelere verdirildi demişsiniz.
Berat Çağrı Kapki: Evet.
Avukat: Bu şirkette BVA isimli şirkette Sinan Bey tek başına çalışan bir muhasebeci mi?
Berat Çağrı Kapki: Yok, tek değil. 4 ya da 5 kişi daha vardı yanlış hatırlamıyorsam.
Avukat: Peki bu işlemi sadece...
Berat Çağrı Kapki: Ya onu şöyle, şöyle açıklayayım: Murat Bey hani "Dövizciyi çağır." dese Sinan çağırırdı. Oradan başka bir muhasebeciye "Çağır." dese o çağırırdı yani. Onun talimatlarını yerine getirirlerdi.
Avukat: Yani bu cümlede içerisinde kriminallik barındıran bir cümleymiş gibi geliyor. O zaman siz bunu bu şekilde ifade etmediniz anlıyorum?
Berat Çağrı Kapki: Yok yani dövizciyi... "Para dövize çevrilecek." diyordu, işte Sinan Sepetçi arardı. Ama Sinan olmasa başka biri arardı. Murat Kapki kime emrederse hani herkes arardı yani, aramamazlık yapmazdı.
Avukat: Çiçek'i tanıyor musunuz?
Berat Çağrı Kapki: Yani şirkette birkaç defa görmüştüm.
Avukat: Sinan Bey'le yakınlığınız nedir?
Berat Çağrı Kapki: Sinan abiyle beraber mesai arkadaşı.
Avukat: Sinan Bey'le Ahmet Çiçek arasında yakınlık olduğuna dair bir bilginiz var mı?
Berat Çağrı Kapki: Bilgim yok.
SERHAT KAPKİ AVUKATI MURAT ÖZDOĞAN SORUYOR
Murat Özdoğan: Berat Bey'in beyanlarının netleşmesi için bir soru sormak ihtiyacı duydum. Naylon fatura iddiasıyla ilgili Ahmet Çiçek’in ifadesinden başka bilginiz ve görgünüz olmadığını söylediniz. Doğru mu?
Berat Kapki: Evet, doğru.
BERAT ÇAĞRI AVUKATI BERAT KAPKİ’YE SORUYOR
Avukat: Berat Bey, üstadımın beyanlarına katılıyorum. Yani bu sahte faturalardır, Ferraridir, tablodur bu yargılamanın konusu değil ama şunu sormak istiyorum: Bu para transferleri, işte kendinize gelen araç ya da para transferleri şirketle alakalı, Murat Kapki ile alakalı bu miktarlar sizin için Murat Kapki'nin serveti ve şirketler açısından olağan miktarlar mıydı yoksa olağanüstü sizde herhangi bir şüphe uyandıran, kaynağını sorgulatacak dereceden miktarlar mıydı?
Berat Kapki: Ya dediğim gibi 20 senedir ticaretle uğraşıyordu. 3-4 tane de reklam firması vardı. Bu firmalar da aktif firmalardı, çalışan firmalardı. Oradan gelen paralar bir şekilde ona gidiyordu. O tarzda yani.
Avukat: Yani hile ile ilgili net bir bilginiz olmadı yani hiçbir zaman.
Berat Kapki: Çünkü normal çalışan firmalar olduğu için.
BERAT ÇAĞRI KAPKİ AVUKATI SAVUNMASI
Müvekkilinin savunmalarına iştirak ediyoruz. Lafı da çok uzatmayacağım. Esas hakkındaki mütalaadan sonra daha detaylı savunmalarda bulunacağız. Müvekkilim ilk baş başta yaptığı savunmasının ardından tutuklanıyor. Tutuklandıktan sonraki ikinci savunmasında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanacağını söyleyerek ifadesi alınıyor ve duydukları ve gördüklerini açık açık bir şekilde ifade ediyor. Kendisi zaten burada beyanlarındaki eğer bir düzeltecek nokta varsa da düzeltti. Ancak iddianameye baktığımda herhangi bir etkin pişmanlık hükmünün uygulanmasına ilişkin bir talep göremedim. Umarım mütalaada bu husus dikkate alınır. Şimdi Murat Kapki müvekkilimin amcaoğlu. Kendisi de Murat Kapki'nin ilave ettiği çeşitli şirketlerin birisinde çalışan olarak gözüken ve Murat Kapki'nin aynı zamanda şoförü. Şimdi benzer mahiyette bir dosyamız vardı 18 Ağır'da. 1 tanesi sanık, kendisiyle beraber şoför, bahçıvana vs. Hepsine evin gündelik işlerini yaparken aynı zamanda işte bankadan şu paramı çeker misin, şöyle olur musun diye yaptırdığı işler vardı. Bu da 18 Ağır'da yargılaması devam ediyor. Orada da görmüştük.
Haliyle çalışanlar gerek patronlarını, hem bunlara duydukları güvenden hem de işsiz kalma korkusundan bağlı olarak ki patronlar genelde zaten servet insanları oluyor ve sorgulamadan bu işi yapıyorlardı. Ki bundan niye bahsediyorum şu an? Bu bizim özel bir durumumuz daha var. Murat Kapki müvekkilin amcaoğlu. Yani aileyle ailede beraber günlerinin geçtiği, geçmişten beri olan bir insan. Buna duyduğu bir güven de var. Bu yüzden şirket içerisinde bir şeyler yaparken, ki Murat Kapki öncesinde de zengin olan bir insan, yıllardır reklam sektöründe ismi olan bir insan, bu yüzden bu işlemleri yaparken bu paraların kaynağı ne olabilir, ne şey olabilir, bir suç iştirakinde, bir suç hareketinde bulunabilme yani hayatın olağan akışına aykırı bir durum yok. Buraya dikkat çekmek istiyorum. İştirak, bizim kara para aklama ve dolandırıcılık, kamu zararını dolandırıcılıktan 37 ile yani iştirak takdir bir atıf var. Yani faillik olarak sorumlu tutuluyoruz.
Burada 2 durum var. Birincisi faillikte kanunda belirtilen şartları sağladığında fail sayılır. Veya bu suçun işlenmesinde aracı, araç yani bir hususu araç olarak kullanan kişi fail olarak sorumlu tutulur. Şimdi suçların kanundaki tanımına baktığımda ve müvekkilin eylemlerine baktığımda, iddianameyi okuduğumda suçun eylemi ile müvekkilin eylemi arasında bir bağlanlantı olmadığını görüyoruz. 2. fıkradan şey, B bendinden atıf olacağını değerlendirdiğimizde ise müvekkilin kendisi zaten talimat aldığı tek kişi Murat Kapki. Onun haricinde talimat verdiği ya da bir iş azsettirebileceği herhangi bir yetkisi yok, herhangi birisi ile irtibatı da yok. Bu yüzden faillikten yargılanması eksiktir. Yardım etmeye dahi sokulamaz. Çünkü yardım etmenin de şartına bakıldığında müvekkilin eylemi hiçbir şekilde bunu sağlamatlamıyor. Müvekkil dediğim gibi açık açık samimi bir şekilde diyeceklerini dedi. Esasa ilişkin mütalaadan sonra da detaylı beyanlarda bulunacağız.
Diğer bu konuyla alakalı bu eylemlerle alakalı herkesin beyanları alındıktan sonra. Bu zamana kadar alınan beyanlarda müvekkilimin savcılık aşamasındaki sorgusuyla örtüşen beyanlar verilmiştir. Herhangi bir aykırı, müvekkilimin beyanını boşa düşerecek bir beyan olmadı. Bizim esas bu şu anlık çok önemli bir talebimiz var ki o da adli kontrol tedbirlerinin kaldırılması yönünde. Müvekkilim her hafta imzaya gidiyor. Kendisi imzalarını hiç aksatmadan yapıyor. Halihazırda imzayı geçtik, bankasında blokeleri var aylardır. Ve eşi de kendisi de bu konuda mağdur, çalışamıyorlar. Yani şu anda bir işe başvurduğumuzda banka hesaplarına bloke olunca elden para verme hususunda görüyorsunuz elden para verildiğinde yanlış anlaşılmalar var. Yargılamaya kadar taşınıyor işler. Bu yüzden banka hesaplarını kullanamıyorlar, çok mağdurlar, çalışamıyorlar. Bu aşamada en azından yani tutuklanmayanlar için ölümü gösterip sıtmaya razı edelim şeklinde hareket edilmeyerek kurulacak ara kararla müvekkilimizin en azından bu aşamada banka blokelerinin kaldırılmasını talep ediyoruz. Aynı zamanda işlemi biten telefonun da iadesini talep ediyoruz. Teşekkür ederim.
ELİF KAPKİ SAVUNMASI – 17.09.2026
Evet efendim ben Elif Kapki. Bir eylem bulunmakta zaten yargılandığım. Ben savcılık aşamasında verdiğim ifademi tekrar etmekte ve bildiklerimi burada bir kez daha anlatmak isterim. Efendim ben yaklaşık 9 yıldır Murat Kapki'nin yanında çalışmaktaydım. Önceleri yanında sekreter olarak çalışmaktaydım ancak daha sonraları muhasebe ve finans konularından birtakım eğitimler almamla birlikte bu anlamda pozisyonum değişmiştir. Murat Kapki 2024 yılının Mart ayında kardeşi Serhat Kapki ile maddi konularda bir anlaşmazlık yaşadı. Bundan kaynaklı olarak da şirketi fiiliyatta yönetmeyecek, sadece kağıt üzerinde yetkisi gözükecek ancak maddi bir talebi olmayacak bir kişiye devretmek istedi. Bu şekilde BFK şirketini benim üzerime yapmak istedi. Ben de yıllardır yanında çalışmış olduğum için ve kendisine güvendiğim için, şu an eşim olan Berat Çağrı Kapki ile o dönemde nişanlılık sürecindeydik, kabul etmezsem mali anlamda sıkıntı yaşayabileceğimizi düşündüm ve kabul ettim.
Şirket devirlerinde herhangi bir para alışverişi olmamıştır. Tarafımca bu şirketlerden herhangi bir kar da elde etmedim. İşleyişleri bana devredilmeden önce nasılsa, devredildikten sonra da aynı şekilde kalmaya devam etti. Ben hiçbir şekilde yönetimde yer almadım, orada finansal işlere bakmaya devam ettim. Asla bir şirket yetkilisi gibi davranmadım, orada çalışan kişiler de bunu onaylayacaklardır. Daha sonrasında Murat Kapki BFK isimli şirketi Şeyhmus Sarıboğa adlı çalışanına devretmemi söyledi. Tarafımca Serhat Kapki'den şirketi alırken bir para göndermem, aramızda herhangi bir sözleşme vesaire durumları söz konusu olmadığı gibi aynı şekilde Şeyhmus Sarıboğa'ya üzerimde olan şirketi devrederken de hiçbir şekilde para alışverişimiz olmamıştır. Zira şirketler benim de değildi, diğer kişilerin de değildi. Tanık olarak gelen çalışanların da beyanlarına bakıldığında şirketlerin sahibinin hani Murat Kapki olduğunu onlar da söylüyorlar zaten. Yani ayrıca ben düz lise mezunu sıradan bir çalışanım efendim. Bunca yıldır süregelen ve para kazanılan bir şirketin düz lise mezunu bir çalışana veya aile üyesine devredilmesi sizler de takdir edersiniz ki hayatın olağan akışına aykırıdır.
Efendim burada Murat Kapki şirketleri yanında çalışanlara hani iyilik olması, onları iş sahibi yapmak için devrettiğini söylese de kimse hani bunca yıllık birikimini yanında çalıştığı için kimseye devretmez. Ve benim açıkhava reklamcılığında hiçbir zaman öyle bir deneyim, yani bir üst şeyim olmamıştı yöneticiliğim. Bir şirket aldığınızda da efendim yapacağınız ilk iş banka şifrelerini veya kartları üzerinize almak olur. Ben herhangi bir şekilde banka şifrelerini veya kartları üzerime almadım. Efendim şifreler BFK adına Serhat Kapki'ye giderdi, Sim ve Kapki'deki şifreler de Murat Kapki'ye giderdi. Bununla ilgili de zaten şurada evraklarım da mevcut. Efendim şifreler dediğim gibi BFK adına Serhat Kapki'ye giderdi, Sim ve Kapki'de Murat Kapki'ye giderdi ekte sunmuş olduğum şekilde. Efendim duruşmalar esnasında BFK isimli şirketin benim olduğunu iddia ediyorlar. Burada bulunan herkese sormak isterim, şirket benim olsa şirketin üzerinde o zaman yaklaşık 15 tane araç bulunuyor fakat ben şirkete servisle gidip geliyorum. Bu durum neyle açıklanabilirse takdiri mahkemenize bırakıyorum efendim. Murat Kapki 20 Eylül 2024 tarihinde Rolls-Royce marka 34 MDH 136 plakalı bir araç aldırdı benim üstüme. 9 Aralık 2024 tarihinde kendisinin tanıdığı birine aracı satmamı söyledi. Tarafınıza araç satışına ilişkin WhatsApp görüşmelerini de sunuyorum efendim. O ara araç satışından benim hesabıma 25.000000 TL bir para yatırıldı. Ben gidip Yapı Kredi Etiler şubesinden bu parayı elden çektim. Aynı gün aynı tarihte Murat Kapki'nin hesabına bir 10.000000 TL para yatırıldı ve Murat Kapki'nin yanında çalışan Güngör Gürman ve Eylük Öztürk gelip kalan 15.000000'u da BVA şirketine Murat Kapki'ye teslim etmek üzere götürdüler. Yani ben burada da şirket ve araç satışında kesinlikle hiçbir menfaat elde etmedim.
Efendim şirketle ilgili ödeme tablolarını ben Murat Kapki'ye WhatsApp üzerinden iletirken ki bu ödeme tablolarında hani şahsına ait ödemeler de bulunurdu, onun onayı olmadan şirketten 1 kuruş bile ödeme yapamazdım efendim. Hani danışmanlık gibi bir durum söz konusu değildi. WhatsApp yazışmalarını orada ekte bilgilerinize sundum. Efendim ben savcılık ifademde Sinan Sepetçi ile ilgili o söylemiş olduğum bir cümle yanlış anlaşılmış sanırım. Ben Sinan Sepetçi'nin BVA çalışanı olduğunu ve oradaki işleri yaptığını söyledim aslında ama bu sanırım Sinan Sepetçi tarafından da yanlış anlaşılmış. İhaleye de katılınacaksa sonuçta çalıştığınız bir şirkette ihale evrakları istendiğinde hani ben vermiyorum, ben hazırlamıyorum gibi bir şey söz konusu olmaz. Çalıştığınız için oradaki evrakları hazırlamak zorundasınızdır. Bunun da hani yanlış anlaşıldığını düşünüyorum efendim. Ben Ahmet Çiçek'le ilgili de bir şeyler söylemek istiyorum. Ben Ahmet Çiçek'i yüz yüze görsem kendisini tanımam zaten. Benim kendisine hani tanımadığım birine benim şirketimden naylon fatura kes demem zaten kesinlikle söz konusu olamaz. Şunu da vurgulamak isterim ki Ahmet Çiçek'in veya devamında bahsi geçen kişilerin sahte veya naylon fatura kesme durumları olduysa dahi ben bunları çok sonradan öğrenmiş bulunmaktayım.
Böyle bir durumun varlığını ancak mahkemeniz takdir edebilir efendim. Hani naylon faturaysa da buna karar verecek olan sizsinizdir. Ben yalnızca gördüğüm ve şahit olduğum şeyleri sizlere anlatmış bulunmaktayım. Şu duruma da açıklık getirmek isterim, bildiğim kadarıyla BFK Partners firması reel olmayan bir firma değildir. Uzun yıllardır reklam sektöründe bulunan yaklaşık 40 çalışanı olan ve BVA gibi firmalara işlem yapan bir firmadır. Bu nedenle bankalardaki para alışverişinin normal olduğunu düşünerek bana verilen talimatları yerine getirdim. Ticaret Sicil Gazetesi'nde her ne kadar şirket benim adıma görünse de daha önce belirttiğim gibi şirket Murat Kapki'nindir. Murat Kapki bana talimat verirdi, ben de çalışanı olarak talimatlarını yerine getirirdim. Şirketler adına herhangi bir şekilde karar verme yetkim hiçbir zaman bulunmadı.
Efendim benim SGK geçmişime bakılırsa ben yaklaşık 17 yıldır sıradan işlerde çalışarak hayatımı idame ettiriyorum. Bu şirketler üzerime geçtiğinde de hiçbir şekilde maddi veya manevi bir menfaat elde etmedim. Efendim ben konuyu bitirmek istiyorum ama yaklaşık 15 aydır hesaplarımda bloke olmasından dolayı ben çalışamıyorum. Çok mağdur edildim. Ayrıca iddianamede adım geçtiği için 46 koduyla çıkışım yapıldı. Bu koddan dolayı bundan sonra iş bulmakta bile zorluk yaşayacağım. Eşim Berat Çağrı Kapki ile birlikte 30 yıllık bir binada kirada oturmaktayız. Kira sözleşmemizi de size sundum efendim. İkimizin de hesaplarında bloke olduğundan çalışamıyoruz. Ailelerin destekleriyle geçimimizi sağlamaya çalışıyoruz. Efendim benim sizden tek ve birinci talebim hesaplarımızdaki blokelerin kaldırılması. Ben çünkü iş buldum. Hani iş başvurusuna gittiğimde benden hesap istediler, ben gidip yeni bir hesap açtığımda yine anında hesabıma bloke geldi. Benim de hayatımı idame ettirebilmem için çalışmam gerekiyor ve ben davadan beraatimi talep ediyorum.
MURAT KAPKİ AVUKATI ARMAĞAN ÇAĞAN YAZICI SORUYOR
Armağan Çağan Yazıcı: Elif hanım geçmiş olsun. Çok kısa bir konuyu netleştirmek için soracağım. Siz BFK'da ön muhasebe ve finans işlerinde çalıştığınızı söylediniz, doğru anladıysak. BFK'nın İBB'den aldığı bir ihale, iştiraklerden aldığı bir ihale ve bunun karşılığı faturalaşması hiç olmuş mudur?
Elif Kapki: Yok. BFK'nın hiçbir şekilde İBB ile bir çalışması olmadı.
Armağan Çağan Yazıcı: Tamam. Siz şimdi BFK'yı tarif ederken gerçek iş yapan bir firma olarak anlattınız. 40 tane çalışan, 15 tane vasıta var. BFK, BVA adlı şirkete tam olarak hangi hizmetleri sağlardı?
Elif Kapki: Vinç, baskı ve montaj işleri yapardık. Onların faturasını keserdik. Düzenli olarak çalışırdı.
Armağan Çağan Yazıcı: Peki bunlar haricinde elektrik tesisatında, üst geçitlerde özellikle arıza var. BFK'nın personeli...
Elif Kapki: Onları da biz yapıyorduk.
Armağan Çağan Yazıcı: Paket komple hizmet gibiydi.
Elif Kapki: Tabii tabii evet, hepsi bizdeydi.
Armağan Çağan Yazıcı: Bu hizmet sağlanırdı. BFK da BVA'ya fatura keserdi, doğru anladım değil mi? BVA BFK'ya yapılan ödemeler de bu faturaların karşılığı ödemeler.
Elif Kapki: Tabii tabii, çek veya banka yöntemiyle ödenirdi.
Armağan Çağan Yazıcı: Nakit para verilir miydi ayrıca?
Elif Kapki: Yok yok, nakit alınmazdı. Banka veya çek alırdık.
Armağan Çağan Yazıcı: Anladım. BVA ile BFK arasındaki ticaretin bu anlattığınız hususları itibarıyla, yani BFK'nın sağladığı hizmet BVA'ya nasıl bildirilirdi? Yani biz gittik bunu astık, biz gittik buraya onardık vesaire gibi işlemler BFK'dan BVA'ya nasıl iletilirdi?
Elif Kapki: Yani bildiğim kadarıyla onlar WhatsApp'tan iletilirdi ama ben o gruplarda yoktum. Ben dediğim gibi ben finansa bakardım. Ama o şeyleri bilmem hani. Çünkü o süreçleri başka arkadaşlar yürütürdü.
Armağan Çağan Yazıcı: Ama bildiğiniz kadarıyla bir fotoğraf çekilir, biz bunu astık diye o da BVA'ya iletilirdi.
Elif Kapki: Tabii tabii.
MURAT KAPKİ AVUKATI FİKRET ARAS SORUYOR
Fikret Aras: Elif Hanım tekrar geçmiş olsun.
Elif Kapki: Çok teşekkür ederim.
Fikret Aras: Siz uzunca senedir aileleriyle berabersiniz. Hani bahsettiğiniz ilişkiler genelde bir aile ilişkisi. Siz bu ailenin içinde olduğunuz süre içerisinde yargılama konusu olan rüşvet, dolandırıcılık, ihaleye fesat karıştırma buna ilişkin herhangi bir olaya şahit oldunuz mu?
Elif Kapki: Ben böyle bir şeye şahit olmadım. Bilmediğim şey hakkında bir şey diyemem tabii ki. Ama görmedim, duymadım öyle bir şey.
Fikret Aras: Çünkü siz hem şirketlerde çalışıyorsunuz, eşiniz çalışıyor, hem de ailenin içindesiniz.
Elif Kapki: Evet.
Fikret Aras: Peki de Sinan Sepetçi ile ilgili hususa da değindiniz. İfademe yanlış geçirilmiş demiştiniz.
Elif Kapki: Yani ben ifademin yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Çünkü Sinan BVA'nın çalışanıydı. Şimdi ben Sinan ihale evraklarını hazırlar, bana hani BVA ile ilgili soru sorulduğunda hani oraya ben ilgilenmezdim. BVA'da Sinan çalışırdı. Hani ihale evrakı hazırlanacaksa Sinan Sepetçi hazırlardı. Hani benim bu BVA ile çünkü hiçbir şekilde ilgim yoktu.
Fikret Aras: Tamam, teşekkür ederim.
Elif Kapki: Ben teşekkür ederim.
Fikret Aras: Sayın Başkanım, bir konuyu belirli bir izahat getireceğim de bu akşam çok böyle tartışma anına denk geldi. Şimdi biz malumunuzdur etkin pişmanlıktan faydalanan sanıklar aynı zamanda hepsi birer tanık. Şimdi buraya geldiler kendi savundukları olayları anlatıyorlar. Ama tanıklığa ilişkin bir soru sorulmayınca bu konu hızlı geçiyor. Örneğin dün şöyle bir olay yaşadık, hepiniz şahitiz. Hakan Karaköse geldi. İfadesinde benim müvekkilim hakkında açık açık ben bunun aracılık ettiğini biliyorum diye yazdırmış. Daha sonra dedi ki yok ben onu öyle söylemedim, Hakan'dan duyduğumu söyledim. Biz dedik ifadenizi okumadınız mı, kendisi avukatı da keşke burada olsaydı. Dedi ki biz bazı hususlarda yanlış aksettirildiğini gördük. Onu da düzeltmek için ifadeyi alan savcıya söyledik. Ben sizi sonra çağırırım dedi. Ama ondan sonra kimse bizi çağırmadı. Ve Hakan Bey'in 6 sayfalık ifadesinde buna ilişkin bir sürü kişi hakkında itham var. Biz az bir kadar sorduk. Kendisinin şahit olmadığı halde şahitmiş gibi yazıldığı bir husus çıktı. Buna ilişkin benzer bir durumda Adem Soytekin söyledi, Ertan Yıldız söyledi. İşte Murat Kapkı'nın kendisi söyledi. Ve savcılık ifadeleri biliyorsunuz aksiliği sabit oluncaya kadar hatta doktrinde bazı uzmanlarca sahteliği sabit oluncaya kadar evrak olarak geçiyor. Etkin pişmanlık ifadelerine bu gözle bakılmasını, Hakan Karaköse gibi dün diyor ki benim ifadelerimin bazı yeri farklıdır. Evet. Bu yüzden etkin pişmanlık ifadelerinin yok hükmünde olduğunu değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasını talep ediyoruz, teşekkür ederiz.
ELİF KAPKİ AVUKATI SAVUNMASI
Öncelikle müvekkilin beyanlarına iştirak ediyoruz. Kendisi suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve iş tespit yardım etme ile suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlarıyla cezalandırılması talep edilmiş kendisinin.
Bu kapsamda ben öncelikle örgütle alakalı hususlara değinmek istiyorum ki ileride örgüt varsa. Müvekkilimin burada adı bulunan kişilerle herhangi bir tanışmışlığı, husumeti yoktur belirli kişiler haricinde. Bunların da zaten kendisi isimlerini zikretmiştir. Ayrıca bazılarıyla akrabalık bağları bulunmaktadır. Bunun dışında kimseyle herhangi bir şekilde bir örgüt yardımında bulunma veya örgütün işleyişinde talimat alma gibi durumu söz konusu değildir. Kendisi sadece sıradan bir vatandaş olarak lise mezunu olup öncelerinde sekreterlik yaptığı şirkette daha sonrasında almış olduğu bazı finansal eğitimlerle beraber finans işleriyle ilgilenmiştir. Onun dışında herhangi bir dahili yoktur eylemlerde. Bunun kapsamına kendisinde belirtmiş olduğu gibi Beşiktaş isimli şirkette kendisi yetkili olarak gözükmekte. Fakat bunun da doğru olmadığı, kendisinin çalışan olarak şirkete devam ettiği, sadece bazı prosedür anlamında kağıt üzerinde bir şirket yetkilisi olduğu gözükmektedir. Tarafınıza da bunun WhatsApp mesajları sunulmuştur. Buradan da açıkça görülecektir ki müvekkilimin bu şirkette herhangi bir yetkisi bulunmamaktadır.
Ayrıca şuna da değinmek istiyorum ki bir kadın olarak özellikle nişanlılık döneminde şirket devri talebi yapıldığında kendisi de bunun sadece akrabalık statüsünde kalacağını düşünerek herhangi bir suç işleme kastı altında bulunmamakla beraber herhangi bir eylem olduğunu bilmeden alenen de kabul etmiştir kendisi. Bundan kaynaklanan herhangi bir şekilde maddi ve manevi herhangi bir talebi de bulunmamıştır. Yalnızca kağıt üzerinde yapılan bir şirket devrinden ibarettir. Bunun bu şekilde olmadığı takdirde de kendisi zaten şu beyanda bulundu: Şirketin daha önceden de faal bir şirket olduğu, burada bazı işlemlerin yapıldığı ve bundan kaynaklı olarak da maddi birtakım gelirlerin banka hesabına geldiği ama bunları kullanmadığını da belirtmiştir.
Son olarak şundan da bahsedip uzatmak istemiyorum. Suç gelirlerini aklama iddiasına gelecek olursam, şimdi suç hukuki anlamındaki dayanağına baktığımızda burada suçun unsurlarının biz müvekkil tarafında oluşmadığı kanaatindeyiz. Zira burada suç gelirlerini aklamadan bahsetmek için öncelikle bir suçun olduğunu kabul etmek gerekir. Müvekkil kapsamında da bunu sahte fatura nitelendirmeye çalışıyorlar. Fakat burada da şirketin normalde paravan bir şirket olması gerekiyor ama müvekkilim de az önce bahsettiği gibi şirket hiçbir şekilde paravan bir şirket olmayıp normal reklamcılıkla ilgilenen ve uzun soluklu bir şirket olduğundan kaynaklı bunun da unsuru oluşmadığından müvekkile bu suçun da isnat edilemeyeceği kanaatindeyiz.
Son olarak kendisinde belirtmiş olduğu gibi kendisi uzun zamandır banka hesaplarına konulan blokelerden dolayı yaşamını hakkıyla idame ettirememektedir. İşe girmek istediğinde mevcut şirketler ya da hesap istendiğinde kendisi bunu veremediği için çalışamamaktadır. Bu yüzden yalnızca aile destekleriyle ayakta kalmaktadır. Kendi de buna dahildir. Bundan kaynaklı olarak biz müvekkilin öncelikle tabii ki tüm suçlardan beraatini, genel olarak eski seyir ilişkin savunma kaybolduktan sonra sunacağız ama beraatini talep ediyoruz. Aynı zamanda da kendisi üzerine konulan adli kontrol tedbirlerinin, özellikle banka blokelerinin en önce kaldırılmasını talep etmekteyiz.
RAUF CEM ISTIRANCA SAVUNMASI – 17.09.2026
Sayın Başkan, Sayın üyeler, Sayın Savcı; uzun yıllardır açıkhava reklamcılığı yapan bir iş insanıyım. Burada bizzat yaşadığım ve belgeleyebildiğim olayları açıklamak için bulunuyorum. Öncelikle ifade etmek istiyorum ki soruşturma aşamasındaki ifadelerimin arkasındayım. 3K adına sözleşmeleri, faturaları, banka dekontları, çekleri, teminatları ve ecrimisil ihbarnameleri bizde değildir. Bu belgelerin soruşturma aşamasında ben sundum ve tamamının birlikte incelenmesini istiyorum. Ben kamu görevlisi değilim. Şartname hazırlama, firma davet etme, bedel belirleme, teklif değerlendirme, ecrimisil tahakkuku düzenleme veya reklam izni verme yetkim yoktu. Bir idari işlemin sonradan usulsüz görülmesi, o işlemin benim kurduğum veya kuruma aldattığım anlamına gelmez.
3K, açıkhava reklamcılığı yapan ticari bir şirkettir. Şirket yetkilisi olarak imzaladığım sözleşmeleri veya yaptığım ödemeleri inkâr etmiyorum. Ancak şirket yetkilisi olmak belediyenin karar mekanizmasında yer almak değildir. Sektörde reklam alanlarının yeri, önceki kullanıcıları ve ticari değerleri konuşulabilir. Bu piyasa bilgisi belediye adına tahsis kararı vermek veya rakiplerin tekliflerini belirlemek anlamına gelmez. 3K bütün işleri kendi nam ve hesabına, kendi maliyet ve ticari riskiyle yürütmüştür. Eylem 70'te tarafıma isnat edilen 2014 yılı reklam alanı alt kiralama süreciyle alakalı olarak ifadem olacaktır. Eylem 70 kapsamında 3K'nın 2014 yılında 17 numaralı reklam alanını alarak önceden kurulduğu ileri sürülen sisteme katıldığı ve kamu zararından dolandırıcılık suçu işlediği iddia edilmektedir. Bu suçlamayı kabul etmiyorum. 17 numaralı alan 8.524.800 TL artı KDV bedelle verilmiştir. KDV dahil 10.229.760 TL'nin 4.000.000 TL'si banka yoluyla, 3.000.000 TL'si ve 3.229.760 TL'sine çekler ayrı ödenmiştir. Kamu kurumundan 3K'ya para çıkmamış, 3K kamu kurumuna ödeme yapmıştır.
Şartnameyi ve yaklaşık bedeli hazırlamadım, davet edilecek firmaları seçmedim, teklifleri açmadım veya sonucu onaylamadım. Başka şirketlerin tekliflerini hazırlamadım ve rakiplerle fiyat anlaşması yapmadım. Aksi ileri sürülüyorsa hangi belgeyi, ne zaman ve kimin adına hazırladığım gösterilmelidir. 24.982.000 TL'lik toplu zarar hesabında 3K'nın tutarı diğer şirketlerin alanından ayrılmamıştır. Zarar varsa 17 numaralı alanın gerçek kullanım süresi, emsal değeri ve 3K'nın ödediği tutar dikkate alınarak hesaplanmalıdır. İhale dosyasının tamamının, ödeme kayıtlarının ve suçlamaya dayanak belgelerin asıllarının incelenmesi ve bu konuda bilirkişi incelemesi yapılması talep ediyorum.
Eylem 72 kapsamında da 3K'nın 2023 yılında 13 ve 27 numaralı alanları alarak ileri sürülen sisteme katıldığı iddia edilmektedir. Adrese teslim, örgüte müzahir ve açık ikrar ifadeleri sonuç değerlendirmesidir, benim somut fiilimle ispatlanmalıdır. Bu alanların KDV hariç değeri 6,5 milyon, KDV dahil ödenen toplam 7.800.000 TL. Ödemenin 700.000, 800.000 ve 800.000 TL'lik bölümleri banka yoluyla, 5,5 milyon TL'si de çekle yapılmıştır. Ayrıca 255.744 TL geçici ve 390.016 TL kesin teminat kaydı vardır. 2023 toplamında 40'tan fazla alan ve yaklaşık 20 firma bulunuyordu. Önceki kullanıcıların aynı alanlara yönlendirildiği izlenimini anlattım. Bu gözlem bütün dağıtım planını bildiğim ve diğer firmaların fiyatlarını belirlediğim anlamına gelmez.
12.601.013 TL'lik toplu zarar başka şirketleri içermektedir. 3K yönünden değerlendirme yalnız 13 ve 27 numaralı alanlar, fiili kullanım, resmi ödemeler ve benim somut davranışlarım üzerinden yapılmalıdır. 13 ve 27 numaralı alanlara ilişkin ihale dosyalarının tamamının, ödeme kayıtlarının ve suçlamaya dayanak belgelerin asıllarının incelenmesine ve bu konuda bilirkişi incelemesi yapılması talep ediyorum. Eylem 117 kapsamında 2019-2024 döneminde reklam alanlarının muvazaalı devredilmesi yoluyla kullandırıldığı ve sisteme katıldığı iddia edilmektedir. Bu suçlamayı kabul etmiyorum. 3K, 26 Şubat 2021'de kurulmuştur. Şirketin mevcut olmadığı dönem ve başka şirketlerin işlemleri bana yüklenemez. 2021'de 20'den fazla muhtemel reklam alanı tespit ederek İBB Emlak Reklam Yönetim Daire Başkanına açık bir sunum yaptım. Yedi alan uygun görüldü, biri daha sonradan iptal edildi. Fiili olarak 6 alan kullanıldı. Beşi için ecrimisil tahakkuk ettirildi, biri Medya A.Ş. süreciyle yürütüldü. Medya A.Ş. sürecine de birazdan değineceğim.
Ecrimisil tespitini ve bedelini ben belirlemedim. Komisyonda görev almadım ve ihbarnameyi düzenlemedim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi alanı ve kullanıcıyı bilerek resmi ihbarnameler gönderdi. 3K da toplam İBB resmi hesabına 3.761.409 TL ödeme yapmıştır. Buna dair tüm belgeleri savcılığa sunmuştum. Ancak ifademden sonra avukatlarım aracılığıyla daha ayrıntılı bir dosyayı mahkemenize sunacağım. Sahte kimlik, şirket, tutanak veya yanlış bir bilgi kullanmadım. Kamu zararının her alan ve dönem için bağımsız bilirkişi heyetince yeniden hesaplanmasını talep ediyorum. Medya A.Ş. faturaları sürecinde de Eylem 118'in şüpheli listesinde adım bulunmamaktadır. Ancak 27 Mayıs 2023 tarihli ifadem bu eylemin delil anlatımında geçtiği için Medya A.Ş. ödemelerini açıklayayım. Medya A.Ş., 3K adına drone çekimi, grafik tasarım, arşiv videosu ve fotoğraf çekimi açıklamalı faturalar düzenledi. Toplam 2.712.772 TL 3K hesabından Medya A.Ş.'nin kurumsal hesabına banka yoluyla ödendi.
Faturalar ve dekontları ben savcılık aşamasında sundum. Ancak ilerleyen süreçte tekrar mahkemenize sunacağım. 3K kayıtlarında bu faturalara karşılık teslim edilmiş görüntü, tasarım ve fotoğraf çalışması yoktur. O dönemde Medya A.Ş.'de yalnız Elif Güven ile görüştüm. Sözleşme bana WhatsApp üzerinden gönderildi. İmzalayıp geri yolladım. Muvazaalı sözleşme, sözde faturadaki hizmetlerin 3K'ya teslim edilmemiş olmasına ilişkin değerlendirmemdir. Bu sözleşme az önce ifade ettiğim üzere reklam alanı kullanımı karşılığında yaptığım resmi ödemelerden birisidir. Bedeli kurum içinde kimin belirlediğini, Elif Güven'in tek başına karar verip vermediğini veya paranın sonradan nereye aktarıldığını bilmiyorum. Herhangi bir kamu görevlisine veya kişisel hesaba ödeme yapmadım. Ben doğrudan resmi kamu kurumlarına ödeme yaptım. "Elif Güven organize etti" ifadelerimden kastım ise yalnız iletişim ve belge sürecinde muhatabım olduğunu kastettim. Ben Medya A.Ş. kurumuna dair sadece Elif Güven ile temas halinde oldum. Yine ifade etmek istiyorum ki netice olarak ben bütün ödemelerimi resmi kamu kurum hesabına yaptım.
Örgüt iddiası ve örgüte yardım değerlendirmeleri konusunda; herhangi bir suç örgütünün üyesi değilim ve suç amacını bildiğim bir örgüte yardım etmedim. Bir örgütün varlığının kabul edilmesi benim örgüte katıldığımı göstermez. Hiyerarşiye girdiğim, talimat aldığım ve bilerek süreklilik gösteren faaliyetler yürüttüğüm kişisel delillerle ispatlanmalıdır. Kimse suç talimatı almadım, kimseye suç talimatı vermedim. Örgüt adına para toplamadım ve dağıtmadım. Aidat ya da para ödemedim. Kod adı, gizli haberleşme, kapalı talimat grubu, örgütsel kasa içinde yer almadım. Üstün astıma görevim gösterilmemiştir. İşin gereği belediye ve iştirak çalışanları, reklam firmaları, üreticiler, saha ekipleri ve müşterilerle görüşmem doğaldır. HTS iletişiminin varlığı, baz kaydı, coğrafi yakınlığı gösterebilir. Konuşmanın suç içeriğini göstermez. Her temas ilgili ticari işlemle birlikte değerlendirilmelidir. Kamu zararına dolandırıcılık suçlaması bakımından da kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçlamasını kabul etmiyorum. Benim yönümden şu sorular cevaplanmalıdır: Hangi hileli davranışı yaptım? Kimi aldattım? Aldatılan merci hangi mal varlığı tasarrufunda bulundu? Hangi kurum ne kadar zarar gördü? Bu sonucu istediğimi gösteren delil nedir? İhale şartnamesi ve yaklaşık maliyet hazırlamadım, komisyonlarda görev almadım. Ecrimisil veya cezai tutar belirlemedim. İhbarname veya kurum faturası düzenlemedim. Kamu adına karar vermedim. Hangi sahte belgeyi hazırladığım veya hangi kamu görevlisinin iradesini nasıl sakatladığım gösterilmemiştir.
3K, Eylem 70'te 10.229.760 TL, Eylem 72'de 7.800.315 TL, Eylem 117'de 3.761.409 TL ve Medya A.Ş.'ye 2.712.772 TL ödeme yapmıştır. Benim kamu kurumlarına resmi yaptığım ödemelerin tamamı kamu zararına dolandırıcılık suçu işlemem gibi yansıtılmış. Bu iddianın tarafıma kabulü mümkün değildir. Kamu zararı; sözleşme bedeli, brüt reklam cirosu, başka şirketlerin tutarları ve kesilmemiş idari para cezaları tek bir torbada birleştirilerek hesaplanamaz. Her alanın gerçek kullanım süresi, emsal değeri, 3K'nın ödemeleri ve giderleri ayrı ayrı belirlenmeli; başka şirketler varsa emsal cezalar ve mükerrer kalemler çıkarılmalıdır. Ceza sorumluluğu şahsidir. Başka kişilerle ortak suç kararı aldığım, görev paylaşımı yaptığım ve hileli fiille birlikte hakim olduğum ispatlanmalıdır. Kişisel eylem, aldatma kastım, sebep olduğum somut zarar ve ortak suç kararım gösterilmediğinden, dosyada buna bir somut herhangi bir delil bulunmadığından bu suçlamalar kapsamında da beraatimi talep ediyorum.
Sayın Heyet, ticari kararlar aldım ve bazıları ekonomik açıdan hatalı ve aşırı riskli olabilir. Ancak ticari risk almak, idarenin sunduğu yönteme göre ödeme yapmak ve sözleşmeye taraf olmak; kamu kurumunu hileyle aldatmak, suç örgütüne katılmak ya da suç geliri aktarmak değildir. Sözleşme bedellerini, ecrimisil taalluklarını ve Medya A.Ş. faturalarını ödedim. Şirketim ödemelerini ve belgelerini gizlemedi. Kamu görevlisini aldatan hangi beyanı verdiğim, hangi gizli menfaati sağladığım veya hangi örgütsel talimatı yerine getirdiğim gösterilmemiştir. Çünkü böyle bir eylemlerim yoktur. Şahsıma ait kasıtlı bir hileli hareket, sebep olduğum somut kamu zararı, rüşvet anlaşması veya örgütsel bağlılık ispatlanmamıştır. Bu nedenle üzerime atılı suçlardan beraatime, hakkımda uygulanan tedbirin kaldırılmasını mahkemenize arz ederim, saygılarımla.
HAKİM SORGUSU
Hakim: 27 Mayıs 2025 tarihindeki ifadeniz var doğru mudur?
Rauf Cem Istıranca: Doğrudur Sayın Başkanım.
Hakim: Bir de 19 Haziran 2025 tarihindeki ifadeniz var.
Rauf Cem Istıranca: Doğrudur Sayın Başkanım.
Hakim: Bir şey soracağım sadece. Bu Kağan Sürmegöz ile tanışıklığınız var mı?
Rauf Cem Istıranca: Yaklaşık 20 yıla yakın tanırım kendisini.
Hakim: Bir ifadenizde 2021 yılında kendisine bir sunum yaptığınızdan ve akabinde ecrimisil bedeli ödemek suretiyle 5 adet reklam panosu yerinin ayarlanması üstüne size bilgi verdiğinden bahsetmişsiniz. Yani öncesine dair bir tanışıklığınız var o zaman, onu anlıyoruz.
Rauf Cem Istıranca: Sayın Başkanım. 20 yıla yakın ben açıkhava reklam işiyle uğraşıyorum. Kağan Bey ile ilk tanıştığımızda Kentsel Tasarım Müdürlüğünde başlamıştı. O zamanlardan biz evrak başvuruları da yaptığımız için tahmin ediyorum yanılmıyorsam kendisi de düzeltsin ama 20 yıla yakındır tanışıyoruz. O konu şöyle Sayın Başkanım, reklam alanlarının tespitini biz yapıyoruz. Yani biz derken kendimiz adına uygun olabilecek kamu alanlarına, belediyede daha önce kaydı bulunmayan boş reklam alanlarının boş, dolu, yani boş dediğim alanın mevcut fotoğrafı, doluluğunu istediğimiz zaman photoshopla reklam uygulaması yapıyoruz. Yüksekliği kaç olacak, genişliği kaç olacak... Bu şekilde 20'ye yakın reklam alanı tespit edip bunları Kağan Bey'e sunduk. Bunlardan hangisi uygun olabilir, sonuçta onların da kendi içindeki şeyler gereği bazıları bir yerlere engelli yeri olabiliyor veya bazılarının arkasında resmi bir kurum olabiliyor. Onların sunumunu yaptık kendisine.
Üye Hakim: Buse … .. Öztürk'ün 26.11.2021 tarihinden sonra dosyaya konu eylemler yönünden bir bilgisi veya dahili var mı? Bu işi Beril Öztürk ….... şirkete başta ortak sonra ayrılıyor ya?
Rauf Cem Istıranca: Evet.
Üye Hakim: Eşi şirketten ayrıldıktan sonra dosyaya konu eylemler yönünden bir bilgisi veya dahili var mı?
Rauf Cem Istıranca: Tamamen tek imza, tek yetki. Ondan sonra zaten ayrıldık kendisiyle. Sonrasında sadece danışmanlık ya da iş birliği olarak yaptığı işlerle ilgili ilerlememiz var. Ama resmi hiçbir şeyde tamamen tek şahıs.
Üye Hakim: Bir de bu az önce muvazaalı fatura bahsettiğiniz, o kısmı biraz daha açar mısınız?
Rauf Cem Istıranca: Sayın başkan. Bahsettiğim gibi ben onu reklam alımı kullanım karşılığı ödedim. Sözleşme de bize drone ve diğer şey işte bahsettiğim, bir saniye onu bir açayım. Yanlış bir şey olmasın.
Rauf Cem Istıranca: Drone drone çekim hizmeti, grafik tasarım hizmeti, arşiv video görüntü hizmeti ve fotoğraf çekimi olarak faturalar geldi.
Hakim: Bu dosyaya ibraz ettiğiniz faturalardan bahsediyorsunuz?
Rauf Cem Istıranca: Evet, aynen öyle.
Rauf Cem Istıranca: Ama onların karşılığında yine konum kurum olduğu için resmi hesaplardan ödemelerini yaptık. Ama onlar bize ulaşmadı.
DOĞAN HAMİT DOĞRUER AVUKATI BÜRGEHAN EMRAĞ SORUYOR
Bürgehan Emrağ: Cem bey, geçmiş olsun öncelikle.
Rauf Cem Istranca: Çok teşekkürler.
Bürgehan Emrağ: Doğan Hamit Doğruer'i tanıyor musunuz?
Rauf Cem Istranca: İhalelerden gördüm.
Bürgehan Emrağ: Peki, Doğan Hamit Doğruer'in sizden hukuka aykırı bir talebi, isteği, herhangi bir usulsüz bir talebi oldu mu?
Rauf Cem Istranca: Ha, hayır.
Bürgehan Emrağ: Olmadı. Bir de ifadenizde diyorsunuz ihale yapıldı herkese ecrimisil ihaleleri, ihaleye verildi şeklinde ifadeniz var. Bu işlemde teklifler kapalı zarf usulü müydü yoksa herkese daha önceden söylenmiş miydi zaten, "Sen şunu vereceksin, sen şunu vereceksin"?
Rauf Cem Istranca: Herkes kapalı zarf sunuyordu. Yaklaşık 20 firma vardı masada.
Bürgehan Emrağ: Anladım. Bir de ifadenizde bu ecrimisilliler, ihaleler zaten belliydi, 40 reklam 20 teklifler alındığında hani onu ben söylüyorum siz söylememişsiniz...
Rauf Cem Istranca: Ama ben onu söylemedim. Onu şöyle, Kırk reklam alanı, Kırklareli reklam alanı, 20 reklam alanı herkes ecrimisilli yerini biliyordu.
Bürgehan Emrağ: Anladım. Peki usule aykırılık nedir diye sorsam? Burada öyle demişsiniz ya "usule aykırıdır" diye.
Rauf Cem Istranca: Usule aykırı olduğunu bilsem ben de zaten o ihalede olmazdım.
Bürgehan Emrağ: Ha yok, ifadenizde var da o yüzden.
Rauf Cem Istranca: Cevap veriyorum.
Bürgehan Emrağ: Ha, pardon.
Rauf Cem Istranca: Usule aykırı olduğunu bilsem ben de o ihalede yer almazdım ya da ecrimisilli o tescillere reklam alanı almazdım. Bunları da ben savcılık makamında usule aykırı olduğunu ve bunların bir suç olduğunu öğrenince oradaki gözlemlerimi anlattım. Hamit Doğruer ile ilgili de söylememin nedeni, çünkü o gün oturduğumuz masadaki, masadaki en yetkili kişi kendisiydi komisyon başkanı olarak. Ya da komisyon yetkilisi diyeyim.
Bürgehan Emrağ: Bunu anladınız mı? Yani ben özür dilerim anlamadım cevabınızdan da o yüzden, kusura bakmayın.
Rauf Cem Istranca: Savcılık makamının bana söylediği...
Bürgehan Emrağ: Savcı size söyledi ve siz de usule aykırı olduğunu anladınız, o yüzden mi?
Rauf Cem Istranca: Evet.
MURAT ONGUN, RAUF CEM ISTIRANCA’YA SORUYOR – 17.09.2026
Murat Ongun: Rauf Bey, yani yanlış söylersem düzeltin, ben sizin beyanlarınızda benimle ilgili bir şey görmedim. Keza İsmail Uygun ile ilgili de bir beyanınızı görmedim. Yani iki beyanda da ikimiz de yokuz.
Rauf Cem Istranca: Ben sizi zaten tanımıyorum.
Murat Ongun: Hayır, tabii ki tanımıyorsunuz. Ben de sizi tanımıyorum, doğru ama tanımayan çok kişi gördüm ben burada benimle ilgili neler neler söyleyen de... Sizin beyanlarınızda Murat Ongun ismine rastlayamadım. İsmail Uygun ismine de rastlayamadım beyanlarınızda.
Rauf Cem Istranca: İsmail Uygun'la ilgili savcılık soru sormadı.
Murat Ongun: Tamam. Yani yok değil mi? Yani yanlış söylersem düzeltin. Güzel. Şimdi değerli... Siz beyanınızda dediniz ki: "Biz sadece şirketimiz ile iş yaparız. Başka bir firma adına hiçbir ihaleye katılmayız."
Rauf Cem Istranca: Aynen.
Murat Ongun: Doğal olarak şimdi tutanakta var ya sizin şirkette dosya halinde kaşesi çıkmış. İki tanesi de bu İsmail Uygun'un Eris firmasına ait. Ama siz Eris firması adına herhangi bir bu kaşeyle kullanıp herhangi bir ihaleye katılmadınız doğal olarak.
Rauf Cem Istranca: Eris'in bir ihalesi olduğunu bilmiyorum ama katılmadım.
Murat Ongun: Tamam, katılmadınız. Tanır mısınız?
Rauf Cem Istranca: Maden... Evet.
Murat Ongun: Tamam, onu ben daha sonra sorarım. Sayın Başkanım, şimdi benim konum Rauf Bey ile ilgili değil de... Şimdi eylem 75 var bu iddianamede. Murat Kapki’nin daha önce benim son geri çektiğim bir beyanı olmuş. Peş peşe de Rauf Cem Bey'in beyanı olmuş. Ve ardından da İsmail Uygun'un işte örgüt yöneticisi Murat Ongun üzerinden sağladığı imtiyaz sayesinde Kültür A.Ş. tarafından yapılan at kiralama ihalelerini kazanacağı zaten belirli olduğu iddiası var. Şimdi İsmail Uygun'un ifadesi yok. Bana İsmail Uygun sorulmadı. Beyefendi ifadesini geri çekti. Beyefendinin ifadesinde ne Murat Ongun ne İsmail Uygun var. Ama ben bu beyanın ardından bu eylemde suçlanıyorum. Bunu mahkemenizin takdirine sunmak istedim. Son olarak şunu soracağım: Siz de 5 etkin pişmancı başarısına ulaşan avukat İsmail Mirsad Albayrak ile çalıştınız daha sonra. Serkan Öztürk’ün avukatının dün sordum onu, mahkemeye verdiği dilekçede bu İsmail Albayrak'ın savcıların arkadaşı olduğunu, sizi bu yönde ifade vermeye yönlendirdiği iddiası var. O iddiaya ne dersiniz?
Rauf Cem Istranca: Yani sebepsiz durmadan benim adım geçiyor. Murat Bey her seferinde İsmail Bey'le olan...
Rauf Cem Istıranca : İlk önce avukat-müvekkil gizliliği diye bir şey var. Bu birinci konumuz. Ama yine de sizi kırmamamız için cevap vermemi isterseniz; İsmail benim avukatımdır ama ben bunu size sormam gerektiğini bilmiyordum.
Murat Ongun: Ya bana soracaksınız demedim. İddia var, ben yapmıyorum iddiayı. Bak Serkan Öztürk iddiada bulunmuş avukatı; demiş ki yönlendirdi. "Yok, yönlendirmedi." dersin yani. Bu kadar alınmanıza gerek yok yani.
Rauf Cem Istıranca: Ama siz benimle ilgili bir algı yapıyorsunuz yani.
Murat Ongun: Yapacağım tabii. Ben sizinle ilgili algı yapmıyorum, ben İsmail Usta algısıyla ilgili...
Rauf Cem Istıranca: Hukuk burada, süreç burada. Avukat olarak suç duyurusunda bulunabilirsiniz.
Murat Ongun: Gereğini yaparız zamanı gelince, daha bitmedi ki dava.
Rauf Cem Istıranca: İnşallah, görürüz o zaman. Ben hiçbir yönlendirmede bulunmadım.
Murat Ongun: Sayın Başkanım, şu Eylem 75'le ilgili belgenin takdimini sunalım. Bir de... Bir de şu an sorguyu bölmeme adına uygun gördüğünüz bir vakitte bugün takdir ederseniz 1 dakikalık bir beyanda bulunmak isterim Sayın Başkanım.
SERKAN ÖZTÜRK AVUKATI SORUYOR
Serkan Öztürk müdafii: 3K şirketinin kuruluşundan itibaren sonuna kadar yetkilisi veya yetkilileri kimdi?
Rauf Cem Istıranca: 3K'nın ifademde de geçtiği gibi, başında Serkan Bey adına Begüm Hanım vardı ama yaklaşık 9 aylık bir süreç sonrasında tamamen yollarımızı ayırdık. Tek yetkili benim.
Serkan Öztürk müdafii: Duruşmadan çıktığım için, daha önceki beyanlarınızı kaçırdım. O yüzden söylediyseniz en azından teyit edilmiş gibi... Evet, çok... Benim de fazla sorum yok zaten. 3K şirketinin kuruluşundan itibaren günümüze kadar ihale işlemleriyle kim ilgileniyordu?
Rauf Cem Istıranca: Ben ilgileniyordum.
Serkan Öztürk müdafii: Peki, bu ihale işlemlerinde, yani 3K şirketinin girmiş olduğu tüm ihalelerde resmî veya gayriresmî, dolaylı ya da direkt olarak müvekkil Serkan Öztürk'ün herhangi bir dahili oldu mu?
Rauf Cem Istıranca: Yoktur
RAUF CEM ISTIRANCA AVUKATI AYSU AKGÜN SAVUNMASI
Sayın Başkan, sayın heyet; müvekkilimizin savunmalarına aynen iştirak ediyoruz. Her şeyden önce bu yargılamada...
Hakim: Avukat Hanım, bir ek savunmayla yükleyelim: 70 ve 72 no'lu eylem yönünden 235 taksim 3 tire b, 39 ve 43 ek savunmamız var, kaydedilsin. Buyrun.
Aysu Akgün: Bu hususa dair daha sonra yazılı beyanda bulunacağız Sayın Başkan. Her şeyden önce bu yargılamada değerlendirilmesi gereken husus, dosyada bir bütün olarak birtakım hukuka aykırılıkların veya idari usulsüzlüklerin bulunup bulunmadığından önce, müvekkil Rauf Cem Istıranca'nın hangi somut fiili gerçekleştirdiğidir. Kendisi bizzat sözü olayları kronolojik biçimde anlattığı gibi hakkında ileri sürülen bütün eylemler yönünden ayrıntılı açıklama yapmış ve dayandığı ticari belgeleri soruşturma makamına sunmuştur. Tüm anlatımları da somut belgelere dayanmaktadır.
Bilineceği üzere ceza sorumluluğu şahsidir. Mahkumiyet için müvekkilin hangi somut hileli hareketi yaptığı, kimi aldattığı, bu aldatma nedeniyle hangi mal varlığı tasarrufunun gerçekleştiği, ne miktarda kamu zararı doğduğu ve müvekkilin bu sonucu bilerek istediği kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ispatlanmalıdır. Başka kişiler hakkındaki değerlendirmeler veya idari işlemlerin sonradan mevzuata aykırı görünmesi, müvekkili kendiliğinden fail ya da iştirakçi yapmaz. Müvekkil kamu görevlisi değildir. İhale şartnamesi ve yaklaşık maliyet hazırlama, firmaları davet etme, teklifleri değerlendirme, ecrimisil bedeli veya idari para cezası belirleme, reklam izni verme ve kamu adına karar tesis etme yetkisi bulunmamaktadır. Bu işlemlere ilişkin karar ve belge zinciri, idarenin kendi yetki mekanizmasındadır. Müvekkilin konumu, faaliyet gösterdiği sektörde ticari faaliyette bulunan bir şirketin yetkilisi olmaktan ibarettir.
Dolayısıyla öncelikle şu sorunun cevaplandırılması gerekir: Müvekkilin suç teşkil ettiği ileri sürülen idari veya ticari mekanizma oluşturulmasındaki somut hareketi nedir? Dosyada bu soruya müvekkil yönünden net, kesin ve her türlü şüpheden uzak bir cevap verilememektedir. Dosyadaki maddi veriler, gizli karşılıksız menfaat aktarımı ile bağdaşmamaktadır. 3K, Eylem 70 kapsamında KDV dahil 10.229.760 TL, Eylem 72 kapsamında 7.800.315 TL, Eylem 117 kapsamında 3.761.409 TL ecrimisil ve Medya A.Ş.'ye 2.112.772 TL kurumsal ödeme yapmıştır. Sözleşmeler, faturalar, dekontlar, çekler ve teminatlar saklanmamış, dosyaya sunulmuştur. Ödemelerin yapıldığı yerler idarelerin resmi hesapları olup hangi kamu zararından ne şekilde bahsedildiğinin somut şekilde ve yalnızca müvekkil özelinde ortaya konulması gerekmektedir.
Müvekkilimden kaynaklanan tek kuruş kamu zararı yoktur. Gayri resmi yoldan bir ödeme yapmamıştır. Yapılan bu bütün ödemeler kendisiyle iletilen kamu kurum hesaplarına inmiştir. Kamu zararı iddialarını kabul etmemekle birlikte kamunun gerçek anlamda zarar edip etmediğinin mahkemenizce araştırılması gerekmektedir. Müvekkilimin hangi reklam alanları için nereye ne kadar ödeme yaptığı dosyada mevcuttur. Kaldı ki biz bununla alakalı ayrıntılı belgeleri az sonra tekrardan sunacağız. Bir reklam alanının ne kadara verilebileceği veya kiralanabileceği yaklaşık olarak bellidir. Bununla da alakalı özellikle müvekkilime isnat edilen reklam alanlarına ilişkin bilirkişi raporu alınmasını talep ediyoruz.
Tekrardan ifade ediyoruz ki ödemeler belediyenin hesabına veya belediye kurumlarının hesabına resmi şekilde yapılmıştır. Yapılan bu ödemeler belediyenin yani devletin kasasına geçtikten sonra paraların akıbetinin tarafımızca bilinmesi mümkün değildir. Bizim bu hususla alakalı olumlu veya olumsuz bir isnadımız da bulunmamaktadır.
Eylem 70, 72 ve 117 yönünden müvekkilin idareye sunduğu sahte belge, gerçeğe aykırı beyan veya gizlediği bir olgu gösterilmemiştir. Toplu kamu zararı hesabında başka şirketlerin işlem talepleri, brüt reklam ciroları, kesilmemiş idari para cezaları ve mükerrer kalemler bir araya getirilmiştir. Oysa ki zarar; her reklam alanı, fiili kullanım süresi, emsal değer ve 3K'nın yaptığı ödemeler esas alınarak ayrı ayrı hesaplanmalıdır. Dosyada müvekkilin örgütsel bir hiyerarşiye girdiğini, suç sayılan talimat aldığını, aidat veya pay ödediğini, gizli haberleşme kullandığını ya da örgütün suç amacını bilerek belirli bir faaliyeti kolaylaştırdığını gösteren kişisel bir delil de bulunmamaktadır. Reklamcılık sektöründeki ticari görüşmeler veya HTS kaydı, içeriği ve suçla bağlantısı gösterilmedikçe örgütsel bağ oluşturmamalıdır.
Sonuç olarak; müvekkile ait somut fiil, aldatma kastı, kişiselleştirilmiş kamu zararı, rüşvet anlaşması ve örgütsel bağlılık ispatlanmış değildir. Ceza yargılamasında ihtimale dayanılarak mahkumiyet kurulamaz. Bu sebeple müvekkil üzerine atılı suçlardan ayrı ayrı beraatine, hakkındaki yurt dışı yasağının kaldırılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz.
ASLAN EMRE, MUSTAFA TUĞRUL AÇAR İLE MEHMET ALİREİSOĞLU SAVUNMALARI – 17.09.2026
ASLAN EMRE: Sayın Heyetim, Sayın Savcım; ben en kısa olsun, vakit fazla almayayım diye toparlandım ama aşağı yukarı İrfan Bey'in bütün şeylerine katılıyorum efendim. Mümkünse ifadem bu kadar, arz ederim.
Hakim: Aynen tekrar ediyorsunuz, beraatinizi istiyorsunuz.
Aslan Emre: Aynen.
MUSTAFA TUĞRUL AÇAR: Sayın hakimim, ben şirketin finansman müdürü olarak görev yaptım ve imza sirkülerinde ikinci derecede imza yetkisi olan bir şahıstım. 4 sene evvel emekli oldum, şu an Gelibolu'da yaşıyorum.
Hakim: Suçlamayı kabul etmiyorsunuz, beraatime karar verilsin.
Mustafa Tuğrul Açar: Teşekkür ederim.
Hakim: Ekleyeceğiniz başka bir şey var mı?
Mustafa Tuğrul Açar: Yok.
MEHMET ALİREİSOĞLU: 2004 yılından beri Medya... çalışıyorum. Şirkette idari muhasebeden sorumlu genel müdür yardımcısıyım. Şirkette kısıtlı yetkim vardır. Herhangi bir ihaleye katılma veya şirketi temsil etme yetkim yoktur. Bu iki ihalede de herhangi bir ne bizzat ne de vekaleten, asaleten katılmış değilim veya herhangi bir belgede, fiyat teklifinde imzam yoktur. Suçlamaları kabul etmiyorum, beraatimi talep ediyorum.
İRFAN KARAKAŞ, ASLAN EMRE, MUSTAFA TUĞRUL AÇAR VE MEHMET ALİREİSOĞLU AVUKATI SEYMEN GELMEZ SAVUNMASI
Sayın Başkan, Sayın Savcı, değerli heyet. Biz 61, 62 ve 118 no'lu eylemler bakımından müvekkil İrfan Karakaş ve Aslan Emre'den, yine 61 ve 62 no'lu eylem bakımından da müvekkil Mehmet Alireisoğlu ve Mustafa Tuğrul Acar'ın savunmasını yapacağız kısaca.
Ek savunma noktasında şimdi, bu aşamada haberdar olduk. Yazılı beyanlarımızla birlikte ek savunmaya ilişkin ayrıntılı savunmamızı sunacağız. Gerekirse bu hususta da sözlü beyanlar verebiliriz süre verilirse bilahare. Efendim müvekkillerden İrfan Karakaş ve Aslan Emre 61, 62 ve 118 numaralı olmak üzere toplam 3 eylemle suçlanmaktadır. Gerek bu eylemlerin detaylarına gerekse de 3 bin küsur sayfadan ibaret iddianamenin tamamına baktığımızda müvekkillerin suç işlediği yönünde tek bir beyan, anlatım, itirafçı beyanı, HTS verisi, iletişim kaydı, MASAK raporu olmadığı görülecektir. İddianame içeriğinde de eylemlerin sonuç kısmında istenen cezalar haricinde müvekkillerin neredeyse adı dahi geçmemektedir. Sadece müvekkil İrfan Karakaş'ın iki yerde adı geçiyor. Onun haricinde diğer müvekkillerin araştırdığımız kadarıyla ismi dahi geçmiyor. Geçmiyor. Öncelikli olarak bu hususun bir altını çizmek isteriz.
İsnada konu eylemlere gelecek olursak 61 ve 62 numaralı eylemlerin dayanağı müvekkillerin davet usulü çağrıldığı altı ihalelerden üç tanesine teklif vermeleri oluşturmaktadır. Bu ihalelerden hiçbirisi müvekkiller üzerinde de kalmamıştır. Sırf üç ihaleye teklif sunmaktan ibaret eylem, iddianamede kamu zararını dolandırıcılık niteliğine müşterek fail sıfatıyla müvekkillerin iştirak etmesi olarak nitelendirilmiştir. İddianameye göre söz konusu ihalelerin hazırlık aşamasında muhammen bedelin belirlenmesi ve şartnamenin hazırlanması gibi aşamalarda bir takım usulsüzlükler yapılmıştır. Oysa ihaleye ilişkin şartnamenin hazırlanması, muhammen bedelin belirlenmesi gibi hususlar idarenin ve bu amaçla oluşturulan idare kurulu ve komisyonlarının takdir ve yetkisindedir. Müvekkillerin ihaleye ilişkin bu unsurları belirleyecek yetkileri ve imkanları bulunmamaktadır. Kaldı ki bu alana nüfuz etmeye çalıştıklarına ya da müdahale etmeye çalıştıklarına dair de dosyada tek bir delil dahi yoktur. Dolayısıyla şartname ve bedel belirlenmesine ilişkin hususlar müvekkile yüklenemez. Bu açıdan bu iddiaları kesin olarak reddediyoruz.
İhalelere ilişkin iddianamede yer alan bir diğer husus ise ihalelerin kazanılacak firmaların önceden belli olduğu, mevzuat kısıtlamasını aşmak amacıyla göstermelik ihaleler yapıldığı ve diğer firmaların göstermelik olarak ihalelere davet edildiği, sunulan tekliflerin de yan tekliflerin de göstermelik olduğu iddiasıdır. İddianamede yer verilen bu hususu aslında iddianameyi kendi içerisinde kesin olarak çürütmektedir. İddianamenin 723. sayfasında, muhtelif sayfalarında da var fakat çok uzatmamak adına sadece bunu örnek veriyoruz, aynen şöyle diyor efendim: "İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından ihalelerin Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.'ye verilmesinin ana amacı, bu şirketlerin yasal mevzuat kısıtlaması olmadan istedikleri kişi ve firmalara hizmet ve mal alım işlerini vermektir."
Yani dediğimiz gibi başkaca iddianamenin birçok yerinde de bunların 3/g istisnası kapsamında olduğu, aslında ihale açmaya gerek duyulmadan verilebileceği belirtiliyor. Yani iddianameye göre bile ihaleye gerek kalmaksızın söz konusu iştirak şirketleri istediklerine sözleşmeyle bu hizmeti zaten verebiliyorlar. Bu husus iddia makamının da kabulünde. Haliyle yasal mevzuat kısıtlaması zaten olmayan bir durumda müvekkillerin yasal mevzuatı dolanmak için yan teklif vermeleri ya da idarenin zaten yasal mevzuat kısıtlaması yokken bunu dolanmak için bir ihale açmaları, firmaları davet etmeleri gerçek de değil, inandırıcı da değil. Yani iddianamenin kendi mantığıyla bu iddia tamamen çürümüş durumda bizim kanaatimizce. Bunun haricinde takdir edeceğiniz üzere kamu zararını dolandırıcılık suçunun oluşması için failin mağdurun iradesini nitelikli yalan ve desisesiyle aldatması ve mağdurun denetim imkanının ortadan kaldırılması gerekmektedir yasal olarak. Oysa olayda nitelikli yalan ve desisesi gösterir en ufak bir iddia yok. İddia olmadığı gibi kanıt da yok. Buna ilişkin bir söylenti de yok. Yani kimse demiyor ki bize İrfan Karakaş, Aslan Emre ve diğer müvekkiller bize şu yalanı söylediler, şu vaatte bulundular, şu belgeleri gizlediler, bizim denetim imkanımızı ortadan kaldırdılar. Dediğim gibi öyle bir yetkileri de yok.
Ayrıca olayda iddia edilen fail ile mağdur da belediye görevlileri. Yani failin de mağdurun da iradeleri aslında birleşmiş. Aldatılan da belediye görevlisi, aldatan da belediye görevlisi. Bu durumda fail ve mağdur iradelerinin birleştiği durumda dolandırıcılık suçunun oluşmayacağı Yüksek Yargıtay'ın birçok kararıyla sabit. Diğer yandan efendim müvekkiller bahsettiğim üzere kamu zararını dolandırıcılık suçunun müşterek faillik sıfatıyla iştirak etmekle itham ediliyorlar. Oysa dosyada müşterek faillik için Yargıtay'ın aradığı ve doktrinde aranan diğer sanıklarla ortak suç işleme iradesi, ortaklık hakimiyeti, suç ediminde iş bölümü, planlama gibi hiçbir unsur yok ve buna dair kanıt ve iddia da yok. Tüm bu nedenlerle dolandırıcılık suçunda müşterek faillik müessesesinin de somut olayda unsurları kesinlikle oluşmamıştır.
Müvekkillerin suçlandığı bir diğer eylem 118 numaralı rüşvet eylemidir. Müvekkillerin Kültür A.Ş. ile imzalamış oldukları hizmet sözleşmeleri iddianamede sanki göstermelik sözleşmeler olarak nitelendirilmiştir. Oysa bu sözleşmeler gerçekten hizmet alınan, hizmet alımı yapılan gerçek sözleşmelerdir. Sözleşme kapsamında Kültür A.Ş.'den uygulama, montaj, uygulama sonrası kaldırma gibi hizmetler alınmıştır. Biz yazılı savunmalarımızda ayrıntı dökeceğiz ve yazılı savunmamızın eklerinde bu hizmetleri gerçekten aldığımıza, hizmetlerin gerçek olduğuna ilişkin tüm kanıtları ayrıntılı olarak sunacağız efendim. Kaldı ki bu sözleşmelere ilişkin hizmet alınması, alınmaması, ifa ve ödemeye ilişkin sair ihtilaflar da ceza hukukunun değil özel hukukun alanıdır. Yani bu hususları ceza hukukunun bir yargılama konusu yapmayı da hukuken doğru bulmuyoruz.
Dolayısıyla eylemin rüşvete ilişkin en ufak bir somut delil bulunmamaktadır. Diğer taraftan iddianamenin içeriğinde birçok yerde Kültür A.Ş.'nin reklam izni vermek için firmalardan haksız bedeller talep ettikleri, bedelleri ödemeyenlere zorluk çıkardıkları ve bu suretle şirketleri ödemeye zorladıkları, bedelleri ödeyenlere kolaylık sağladıkları belirtilmektedir. Biz bu iddiayı da kesinlikle kabul etmiyoruz. Bunun da doğru olduğunu düşünmüyoruz fakat kabule göre dahi iddianamedeki eylemin nitelendirmesine bakınca o eylem rüşvet değil icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturmaktadır. Nitekim haksız ödemeye zorlanan bir ortamda rüşvet suçunun ana unsuru olan serbest iradeye dayalı rüşvet sözleşmesinden söz edilemez. Yani kabule göre dahi müvekkiller rüşvet suçunun faili değil olsa olsa icbar suretiyle irtikap suçunun mağduru olabilir en fazla.
Sonuç olarak olayda ne dolandırıcılığın ne müşterek failliğin ne de rüşvet suçunun unsurları tekammül etmemiştir. Müvekkiller tamamıyla suçsuzdur. Dediğimiz gibi ek savunmaya ilişkin hususu şimdi öğrendik. Zannediyorum bakamadım mevzuata ama ihaleye fesat olduğunu düşünüyorum. İhalelerde tek eylemimiz teklif vermek olduğu için fesada ilişkin de en ufak bir irademiz, en ufak bir dahlimiz yok. O suçu da kesinlikle işlemedik. Buna ilişkin ayrıntılı savunmalarımızı bilahare sunacağız yazılı savunmalarımız içerisinde. Sonuç olarak tüm bu atılı eylemlerden müvekkil Aslan Emre ve İrfan Karakaş'ın beraatini talep ediyoruz kesin olarak.
Diğer müvekkiller Tuğrul Acar ve Mehmet Ali Reisoğlu'na gelirsek... Bu müvekkiller de sadece şirket çalışanlarıdır ve şirketle sınırlı yetkileri vardır. İhaleye katılım kararı alınması, teklif stratejilerinin belirlenmesi ve teklif bedellerinin tespiti gibi iradi ve yönlendirici süreçlerde herhangi bir karar ve tasarruf yetkisine sahip değildirler. Yalnızca kendilerine verilen teknik ve idari görevleri yerine getirmektedirler. Dolayısıyla müvekkillerin ihale ve ihale sürecine ilişkin bir eylemleri ve tasarrufları yoktur. Dolandırıcılık suçunun ve tek savunması istenen, yine zannediyorum ki ihaleye fesat suçunun, bu müvekkiller yönünden de somut unsurlarının oluşmadığı sabittir. Kaldı ki şunu eklemek istiyorum; iddianamenin birçok yerinde de değinildiği üzere, bu ihaleler aslında ihale fakat istisna ve 3/g hizmet alımlarıdır. Bu istisna ve 3/g hizmet alımlarının gerçek bir ihale olmadığı, bu nedenle bu hizmet alımları yönünden ihaleye fesat suçunun unsurlarının oluşmayacağına dair de birçok Yargıtay kararları vardır. Yazılı savunmamızda ayrıntılı olarak bunları da sunacağız, teşekkür ediyorum.
İRFAN KARAKAŞ SAVUNMASI – 17.09.2026
Sayın Başkanım, değerli üyeler, Sayın Savcım; konuşmama başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum. Tarafıma isnat edilen 61 ve 62. eylemden anladığım kadarıyla dolandırıcılık ve rüşvetten yargılanıyorum. Biz bu suçları işlemedik. Biz 25 yıldır reklam sektöründe faaliyet gösteren, ticari faaliyetlerimiz gereği sektörde gösterilen, sektörde işimizle ilgili olan ihalelere fizibilite yapıp teklif vermekteyiz. Kârlı görürsek, uygun duruma göre şartlarımız el verirse bu alanlara teklif verir ve rekabet ederiz. Netice itibarıyla olayda davaya konu olan alt ihalelere teklif vermişiz, fakat ihaleleri almamışız. Bu son derece doğaldır ve işimizin gereğidir, ticari bir karardır. Bununla nasıl dolandırıcılık suçundan yargılanıyoruz anlayamadım Sayın Başkanım.
İkinci eylemimiz, 118 no'lu eylem. Suçlandığımız konu rüşvet. Biz hiç kimseye rüşvet vermedik. İddianamede rüşvet delili diye gösterilen sözleşmeler gerçek sözleşmelerdir. Biz bu sözleşmelere istinaden hizmet aldık. Reklam panolarımızın montajı, uygulama sonrasında kaldırılmasını yaptılar. Biz de hizmet almadığımız hiçbir sözleşme imzalamadık, herhangi bir suç işlemedik. Bildiklerim bundan ibarettir. Sayın Başkanlıktan, sayın heyetinizden beraatimi talep ediyorum saygılarımla
MURAT ONGUN SORUYOR
Murat Ongun: Geçmiş olsun İrfan Bey. Siz zaten söylediniz benim de bildiğim kadarıyla, iddianameden okuduğum kadarıyla İBB ile ilişkili şekilde herhangi bir şeyiniz yok. İhaleniz yok zaten. Bir de o 117 miydi 118 miydi? Bir tevdi raporu var İçişleri Bakanı şey İçişleri müfettişinin hazırladığı. Orada bize sizin elektrik direklerini işletmeniz nedeniyle kesmediğimiz bir ceza iddiası var. 86,5 milyon lira gibi bir rakam. Ama evet sizin işlettiğiniz elektrik direkleri bize ait yerler değil değil mi? Onu bir izah eder misiniz lütfen? Yani konunun İBB ile ilgisi olmadığı maksadıyla soruyorum.
İrfan Karakaş: Memnuniyetle. Sayın İstanbul bölgesindeki hem Avrupa yakasındaki hem Anadolu yakasındaki elektrik direkleri, daha doğrusu Avrupa yakasındaki direkleri ilk 15 yıl uzun zamandır biz işletiyoruz. Bu ihale o zaman BEDAŞ daha sonra yine özel sektöre geçtikten sonra o şirketten alındı.
Murat Ongun: Şunu demek istiyorum en azından. Avrupa yakasındaki BEDAŞ'ın siz BEDAŞ'tan alıyorsunuz bu işi.
İrfan Karakaş: BEDAŞ'tan alıyoruz resmi ihale
Murat Ongun: Anadolu yakasındaki AYEDAŞ'ın işi,
İrfan Karakaş: AYEDAŞ'tan.
Murat Ongun: Sonra defaatle yine sizinle İBB'nin bir ilişkisi olmuyor.
İrfan Karakaş: Hiç yok
Murat Ongun: AYEDAŞ veya BEDAŞ'la İstanbul Büyükşehir Belediyesi arasında bir anlaşma gerçekleştiriliyor.
İrfan Karakaş: Aynen öyle
Murat Ongun: Doğal olarak hani tevdi raporunda buralardan 86,5 milyon lira size de size ve biz kesmedik diye size o cezayı istiyorlar. Bununla ilgili aslında yorumunuzu sordum yani bir mantığı var mı diye.
İrfan Karakaş: Şimdi biz ihale bedellerini BEDAŞ'a ödüyoruz. Sadece Büyükşehir Belediyesi ilan reklam vergisi konusunda bir şeyi var, beyan ediyoruz. İstanbul'da yanlış hatırlamıyorsam Avrupa yakasında 100 bin adet direk var. Tüm o direklerin işletme hakkını verdik. O direklerin tahmini yaklaşık 14 bin tanesini falan kullanıyoruz. Bunların da ilan ve reklam vergilerini Büyükşehir Belediyesi'ne yatırıyoruz.
Murat Ongun: Aynen öyle.
İrfan Karakaş: İlçelerde de ilçelere yatıyoruz biliyorsunuz. Büyükşehir.... Yatırıyoruz. Zaten bunlarla ilgili Büyükşehir'in herhangi bir alakası yok ki orayı biz zarar sokalım.
Murat Ongun: Teşekkür ederim. Son bir sorum var. O da siz meslekte en kıdemli insanlardan birisiniz. Aslında sizinle ilgili bir mesele değil. Sadece mahkeme heyetine belki yardımcı olun diye bilginize başvurmak maksadıyla soruyorum. Çünkü burada çeşitli iddialar oldu daha önce. Şimdi Eyüp Subaşı 2020 yılında metro alanlarının işletmesini ihale ile kazanana kadar bu alanları sizler işletiyordunuz, siz işletiyordunuz. Siz sanırım ihaleye de girmediniz herhalde yanlış değilse?
İrfan Karakaş: Son ihaleye girmedim.
Murat Ongun: Yanıltıcı bir şey söylemek istemem. Ama şimdi ihale fiyatına baktığımızda sizin işlettiğiniz dönemle arada bir fark görüyoruz. Yani şöyle söyleyeyim İrfan Bey, siz mi çok ucuza kullanıyordunuz yoksa Eyüp Bey biraz uçmuş, fazla mı teklif vermiş de oralardan zarara uğramış?
İrfan Karakaş: Şimdi ben şöyle arz edeyim. Aşağı yukarı İstanbul metrosunu 15 yıl kadar işlettik. Son bizim zamanımızda biliyorsunuz pandemi var arada. Pandemiden yeni çıkmıştık. Aşağı yukarı o son 2 sene 2,5 milyon lira civarında o zamanki parayla zarar ettik. Biz ecrimisille devam ediyorduk son zamanlarımızı ve bırakmak zorunda kaldık. Bırakalım, biz zarar ediyoruz. Siz ihaleye çıktınız. Ben teklif vermedim çünkü zarar ederiz zaten.
Murat Ongun: Zarar ediyordunuz. O 15,5 milyon teklif verdi, aldı.
İrfan Karakaş: Onlar ne verdiler ama ben hatta arkadaşım beni ziyaret ettiğinde geldiğinde "Bu ihaleyi niye buna aldın? Çok zarar edeceksin" dedim. Kendisine de beyan ettim. Bilmiyorum burada mı Eyüp Subaşı. Kendisine de söyledim.
Murat Ongun: Teşekkür ederim. Biraz talihsiz bir ticaret olmuş oldu. Sağ olun geçmiş olsun, teşekkürler.
İrfan Karakaş: Rica ederim
MURAT KAPKİ SORUYOR
Murat Kapki: Geçmiş olsun İrfan abi.
İrfan Karakaş: Sağ ol Muratçığım.
Murat Kapki: İrfan abi, sen 30 yıldır bu sektördesin. İBB veya Kültür AŞ, Medya AŞ'den ihale alındığında bu mecralarda fazladan yer kullanımı yapılabiliyor mu? Veya bunun denetimi yetkililer tarafından nasıl yapılıyor? Fazla kullanım yapıldığının tespiti nasıl yapılıyor?
İrfan Karakaş: Hiçbir şekilde, ihalenin yerleri belli oluyor. Zaten sayısı da belli oluyor. Fazla kullanım hiçbir zaman söz konusu olması mümkün değil. Zabıta ekipleri zaten denetimlerini yapıyor, ilgili birim denetimlerini yapıyor. Sayılar belli, metrekareler belli. Hiçbir zaman biz böyle bir şeyle karşılaşmadık.
Murat Kapki: İddianamede bilirkişi tarafından böyle bir şey atfedilmiş de o yüzden Sayın Heyet de duysun diye size özellikle soruyorum bu soruyu.
İrfan Karakaş: Ben hayretler içinde kaldım sabahtan beri. Bu bilirkişi raporlarının çok enteresan şeyler duyuyorum. Uzun yıllar devlete de görev yaptığım halde yani bir şey diyemeyeceğim. Bilirkişiler neye istinaden böyle bir şey söylüyor? Bir tespit mi yapmışlar veyahut da duyumlarla mı hareket ediyorlar, o konuda bir bilgim yok benim.
Murat Kapki: Peki. Abi beni de herhalde bir 20 yılı aşkındır tanıyorsun.
İrfan Karakaş: Daha da fazla oldu.
Murat Kapki: Evet, ben yine iddianameye göre sanki 2019'dan sonra zenginleşmişim, varlığım inanılmaz bir varlığa sahip olmuşum gibi gösteriliyor. Ben 2019'dan önce nasıl bir Murat Kapki'ydim abi?
İrfan Karakaş: Şimdi biz sektörden tanışıyoruz tabii Muratçığım. Hepimiz açıkhava işi yapıyoruz. Yirmi, yirmi üç senedir sektörün içindeyiz. Yani siz 2019'dan sonra değil, ondan önce de bir tahmini 2015'lerden beri sektörün içindesiniz. Zenginleşmeyle ilgili bir şey demem söz konusu dahi değil çünkü niye yani 2019'dan sonra mı zengin oldunuz, 2014'ten sonra mı? Tamamen ticari ilişkilerle ve şeylerle olmuş bir şeydir.
Murat Kapki: Sen beni tanıyordun ya, ondan öncesinde de ben nasıl bir insandım?
İrfan Karakaş: Benim bildiğim yaşantınız hep aynı şekilde devam ediyordu. Yani özel bir arabaya biniyordun, zaman zaman her yerde karşılaşıyorduk, eşini de tanıyorum. Ben böyle, o konulara dair bir şeye cevap veremeyeceğim, kusura bakma.
Murat Kapki: Tamam. Çok teşekkür ederim. Geçmiş olsun abi.
MURAT KAPKİ AVUKATI ARMAĞAN ÇAĞAN YAZICI SORUYOR
Armağan Çağan Yazıcı: Çok kısa, tek bir sorum var. Bu 61 ve 62. eylemde yargılanıyorsunuz. 62. eylem, üst iş ihalesi. Bu ihaleden iki tane yapıldı. Siz birincisine teklif verdiğiniz için yargılanıyorsunuz. İkinci ihaleye de katıldınız mı, teklif verdiniz mi, hatırlıyor musunuz? 2023'teki...
İrfan Karakaş: Vallahi bir bilgim yok. Çünkü bizim bir ihale komisyonumuz var. Onlar teklif veriyorlar. Ben bunların hepsini iddianameden öğrendim. Yani verdik mi, vermedik mi... Ama biz şirketler tarafından 30 yıldır bütün ihalelere giriyoruz. Hepsine teklif veriyoruz. İlk defa bir ihaleye teklif verdik diye dolandırıcılık suçlamasıyla şahsen 71 yaşındayım, uzun yıllar devlette de görev yaptım. Yaşlı bir adamım.
SERCAN KAPLAN SAVUNMASI – 17.09.2026
Sayın Başkan, değerli mahkeme heyeti; hakkımda eylem 134 kapsamında tek bir iddia bulunmaktadır. Bu iddia; şoförlü ve operatörlü araç pozlarında görev alan personelin fazla çalışma ücretlerinin ödenmeyerek yükleniciye haksız kazanç ve haksız menfaat sağlandığı iddiasıdır. Bu iddiayı reddediyorum. Savunmamda bu konuyu görev ve yetki sınırlarım çerçevesinde kısaca özetlemek istiyorum. Ben Sercan Kaplan, inşaat mühendisiyim. Ağustos 2020 tarihinden bu yana İSFALT bünyesinde uygulama mühendisi olarak görev yapmaktayım. Benim bu süreçteki görevim ihale ve şartname hazırlıkları tamamlanıp sözleşme imzalandıktan sonra saha uygulama aşamasını kapsamaktadır. Dolayısıyla ihale dosyalarının hazırlanmasında, poz tariflerinin oluşturulmasında ya da mali kararlarda bir görevim ve yetkim bulunmamaktadır. Sahadaki sorumluluğum araçların fiziki kontrollerini yürütmek, sahadaki teknik işleyişi koordine etmek ve araç şoför ve operatörlerin çalışma saatlerini kontrol etmekten ibarettir. Bilirkişinin değerlendirdiği pozlar doğrudan eleman temini pozları değil, şoför ve mazot dahil saatlik araç kiralama pozlarıdır.
Bu pozlarda yazan saatlik süreler şoförün bireysel çalışma mesaisi değil, aracın sahada hazır bulunma ve görev yapma süresidir. Yüklenicinin o araçta kaç şoför çalıştırdığı, vardiya değişimi veya izin organizasyonu tamamen kendi işverenlik sorumluluğundadır. Sahadaki aracın çalışma saatinden personel mesai hesabı yapılması teknik olarak mümkün değildir. Özel teknik şartnamede yer alan ödeme ve bordro belgelerinin teslim adresi doğrudan İSFALT A.Ş. tüzel kişiliğidir. Yüklenicinin iç muhasebesini, maaş bordrolarını ya da banka ekstrelerini denetleme yetkim de imkanım da yoktur. Kaldı ki görev yaptığım dönem boyunca tarafıma ulaşmış tek bir personel şikayeti veya başvurusu olmamıştır. Sözleşme maddesi gereğince yüklenicinin kesin teminatı halen İSFALT elinde tutulmaktadır ve serbest bırakılmamıştır. Yüklenicinin çalışanlarına olası bir borç durumunda İSFALT bu teminatı paraya çevirip mahsup etme yetkisine sahiptir. Dolayısıyla kesinleşmiş veya doğmuş bir kamu zararı bulunmamaktadır. Kurumumuz Sayıştay tarafından düzenli olarak denetlenmektedir.
Yıllardır aynı prosedürle sürdürülen bu araç kiralama işlemlerine dair Sayıştay raporlarında tarafımıza iletilmiş hiçbir bulgu veya tespit bulunmamaktadır. Sayın mahkeme heyeti; görevimi bana verilen yetki ve sorumluluklar çerçevesinde yerine getirdim. Yükleniciye haksız kazanç sağlamadım. Kişisel bir menfaat elde etmedim. Kamu zararına neden olduğum iddiasını da kabul etmiyorum. Herhangi bir kasıtlı eylemde de bulunmadım. Üzerime atılı suçtan beraatime karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim.
SERCAN KAPLAN AVUKATI ALİ İBRAHİM
Sercan Bey’in beyanlarına diyeceğimiz yoktur. Esasa ilişkin savunmayı daha sonra yapacağız.
MURAT YAZICI SAVUNMASI – 17.09.2026
Sayın Başkanım, mahkeme heyetinin çok değerli üyeleri, Sayın Savcı; Türk milleti adına karar veren yüce mahkemenizi saygıyla selamlıyorum. Ve memuriyet hayatımdan kısaca bahsedip sonra eylemlerime geçeceğim Sayın Başkanım. 1998 yılında Başbakanlık Merkez Teşkilatında memuriyet hayatıma başladım. 2010 yılında Türk İşbirliği Kalkınma Ajansında şube müdürü, sırasıyla daha sonrasında Sosyal Güvenlik Başkanlığında şube müdürü, Destek Hizmetleri Daire Başkanı, SGK Başkan Yardımcısı ve SGK Başkan Vekilliğinden sonra 2016 yılında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında Bakanlık Müşaviri olarak atandım. Ardından 2019 Ağustos ayından itibaren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığında Genel Sekreter Yardımcısı, Afet İşleri Başkanı ve sonrasında Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri olarak atanmış bulunmaktayım. Sonra kısa bir dönem emeklilik döneminden sonra tekrar İstanbul Büyükşehir Belediyesinde memuriyete döndüm ve şu an Daire Başkanı kadrosunda görevime devam ediyorum.
Sayın Başkanım, iddianamede şahsımla ilgili 4 eylem çerçevesinde tarafıma suç isnat ediliyor. Eylem 65: İhaleye fesat karıştırma, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık. Bu kapsamda ihaleye katılma yeterliğine sahip olan kişilerin ihaleye katılmalarını engellemek, gizli kalması gereken bilgileri başkalarına ifşa etmek, muhammen bedeli yanlış hesaplayarak kamu zararına, kamuyu zarara uğratmak suçlamalarına muhatap ediliyorum. Sayın Başkanım, söz konusu ihale 2886 sayılı Kanun kapsamında yapılan, İstanbul Medya Ticaret A.Ş. ukdesinde ihale edilen metro ve tramvay hattında çalışan araçların içerisinde yer alan toplam 1332 adet ekrana dijital bilgi platformu kurulması ve 3 yıl süreyle işletmeye verilmesi işidir. Bahse konu ihalede ihale komisyonunun almış olduğu karar sürecinde Komisyon Başkanı olarak görev yapmış olmamdan dolayı sorumlu tutulduğum anlaşılmaktadır. Bu kapsamda öncelikli olarak söz konusu ihalenin encümen kararında Komisyon Başkanı sıfatıyla vekaleten görevlendirilmiş bulunduğumu ifade etmek isterim. Bildiğiniz üzere Belediye Başkanının katılmadığı encümen toplantılarına Genel Sekreter Başkanlık eder. O gün şahsıma tevdi edilen 1 günlük vekalet kapsamında encümen toplantısına başkanlık etmiş bulunmaktayım.
Dolayısıyla söz konusu ihalede görevim, netice itibarıyla o gün ile sınırlı bir sorumluluktur. Ne ihale öncesi hazırlık aşaması ne ihale sonrası sözleşme ve uygulama aşamalarında herhangi bir görev ve sorumluluğum bulunmamaktadır. Bu nedenle 2886 sayılı Kanun kapsamında ihaleye çıkılan işin hakkında isnat edilen suça konu, istekli olabileceklerin ihaleye katılmalarını engelleyecek şekilde ihale yeterliklerinin belirlendiğine ilişkin ihale dokümanlarının hazırlanması sürecinde resmi veya fiili surette herhangi bir dahilim olmamıştır. Bu duruma mukabil 2886 sayılı Kanun kapsamında ihaleye çıkılan işe ilişkin ihale günü ihale işlem dosyası tarafımca incelenmiş olup Kanunda belirtilen ihale sürecine dair ihale öncesinde dosyada yer alması gereken evraklar düzeyinde yapılan işlemler nispetinde ihalenin gerçekleştirilmesi şartlarının sağlandığı görülmüştür. Yani ihale dosyası, fiziki bir... İhale dosyasında fiziki bir eksiklik görülmemiştir.
Bu bağlamda 2886 [sayılı Kanun'un] 47'nci maddesi kapsamında yeterlik alan istekli İstanbul Medya Ticaret A.Ş. belgeleri komisyonca tetkik edilmiş ve anılan Kanunun 28 ve 41/A maddesi doğrultusunda adı geçen istekli ukdesinde işin ihale edilmesine İBB Encümeni çalışma şartları gereğince karar verilmiştir. Sayın Başkanım, bu eylemdaki rolüm kapsamında ihalenin daha önceki süreçlerinde hazırlanan yaklaşık maliyet, idari ve teknik şartnamelerle ilgili bir değişiklik yapamayacağım, daha önce onaylanan bu dokümanlar çerçevesinde ihaleyi gerçekleştirmek zorunda olduğum hususu sabittir. Bu konuda bir açıklık izah etmek isterim Sayın Başkanım. Önce idari şartname veya yaklaşık maliyet, muhammen bedel, söz konusu ihalede idare tarafından hazırlanır. Sonrasında ihale onay belgesi ita amirince encümen komisyonu, encümene havale edilir. Encümen bu şartlarda ihalenin gerçekleştirilmesini uygun görürse ilana sevk eder. O ilanda belirtilen gün ve saatte encümen tekrar toplanır ve ihaleyi gerçekleştirir. Ben bu ihaleyi gerçekleştiren komisyonun başkanıyım. Yani daha önceki idari şartnamenin ve yaklaşık maliyetin takdir edildiği komisyonda görevli değilim.
Danıştay 13'üncü Dairesi tarafından alınan 18 Şubat 2019 tarih ve 2018/3979 Esas sayılı kararda şöyle denmektedir: "Öte yandan ihale dokümanında yer alan ve kesinleşen kuralların -ki ilan edilmesiyle kesinleşir- tekliflerin değerlendirilmesi aşamasında idareler tarafından uygulanmamasının ihaleler için Kanunda öngörülen saydamlık, rekabet, eşit muamele ve güvenirlik ilkelerini ihlal edeceği açıktır." denmek suretiyle ihale komisyonunun ihale dokümanını uygulamak zorunda olduğu hususu tevsik edilmektedir. Dolayısıyla kesinleşen ilan ve ihale şartnamesine göre ihalenin gerçekleştirildiği oturum sürecine katılan şahsıma sorumluluk atfedilmesi hukuka ve hakkaniyete uygun düşmemektedir. Bilirkişi raporunda ya da diğer delillerde ihale salonunda gerçekleşen işlemler ile ilgili bir suçlama bulunmamaktadır. O gün Encümen Başkanı olarak şahsımın sorumluluğu ihalenin mevzuata göre sonuçlandırılmasıdır ve bu hususta ne iddianamede ne de bilirkişi raporlarında eleştiri bulunmamaktadır.
Yani Sayın Başkanım, tekliflerin değerlendirilmesi aşamasında elenmesi gereken bir firmayı elememek ya da elenmemesi gereken bir firmayı elemekle ilgili bir suçlama bulunmamaktadır. Şahsımın sorumluluğu o salonda cereyan eden ihale sürecine ilişkindir. Toparlayacak olursak 2886 sayılı Kanunun 7'nci maddesi uyarınca şartnameler idarenin ilgili ilgili harcama birimi ve teknik personeli tarafından hazırlanır. Konuştuğumuz eylemde bu müdürlük Seyir ve İdare altında değildir. Encümen Başkanlığının şartname metne müdahale etme ve metni önceden onaylama gibi bir görevi bulunmamaktadır. Kanunun 9'uncu maddesine göre muhammen bedel idarece tanzim ettirilir ve bu amaçla gerekirse takdir komisyonu kurulur. Encümen Başkanı bu takdir komisyonunun bir üyesi değildir. Dolayısıyla bedelin düşük veya yüksek belirlenmesinde bir imza ya da onay yetkisi yoktur. İhale komisyonu, idarenin uzman birimlerince hazırlanan resmi belgelere güven ilkesi çerçevesinde hareket etmiştir. Komisyonun uzmanlık gerektiren muhammen bedel hesaplamalarını yeniden yapma veya piyasa araştırmasını tekrarlama gibi bir görevi ve teknik kapasitesi bulunmamaktadır.
Türk Ceza Kanunu’nun 235'inci maddesi ve 257'nci maddesi kapsamında bir suçlamanın oluşabilmesi için kasıt aranır. İhale Komisyonu Başkanı olarak ben sadece mevzuatın tarafıma yüklediği ihaleyi gerçekleştirme ve en yüksek teklif verene ihale etme görevini ifa ettim. Ortada kasıtlı olarak rekabeti engelleme veya kamu zarara... Kamuya zarara uğratma iradesi bulunmamaktadır. Hazırlık sürecinde yapıldığı iddia edilen idari hatalar ile Encümen Başkanı olarak şahsımın iradesi arasında illiyet bağı bulunmamaktadır. Yargıtay 5'inci Ceza Dairesine göre suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşması için failin rekabeti engelleme veya fiyatı etkileme amacıyla hileli bir davranış sergilemesi şarttır. İdarenin teknik birimlerince hazırlanarak komisyonun önüne getirilen muhammen bedel ve şartname metni üzerinde Komisyon Başkanlığının tahrifat ya da hileli yönlendirmesi olmadığı müddetçe cezai sorumluluk doğmaz.
Suçlamaların rekabeti engelleme, muhammen bedelin tespiti gibi hususlarına cevap verdikten sonra bir başka hususa daha değinerek eyleme dair savunmamı sonlandırmak istiyorum: Gizli kalması gereken bilgilere başkalarının ulaşmasını sağlamak. Sayın Başkanım, burada bu eylemdeki başka arkadaşlarımız da bu konuda savunma verdiler ve şu soruyu sordular: 2886 sayılı Kanuna göre yapılan bir ihale sürecinde gizli kalması gereken bilgi nedir? Şartnamelerin satıldığı, ilan metninde muhammen bedelin duyurulduğu, duyurulmak zorunda olduğu ifade edildi. Burada yapılan temel hata, bilirkişilerce yapılan temel hata -hala hata demek istiyorum- 4734 sayılı Kamu İhale Kanunuyla 2886 sayılı Devlet İhale Kanununu farkını bilinmemesidir. Birinde suç olan bir husus, birinde açıklanmaması suç olarak adlediliyor. Ama yine de üzerinde düşündüm, ne olabilir başka gizli kalması gereken mesele diye, şunu buldum: Birden fazla ihaleye teklif veren varsa bu teklif verenlerin isimlerini bir firmaya sızdırmak da suç olarak adledilebilir. Bu mantıklıdır. Ama baktığımızda bu ihaleye zaten 1 firma girdiğini gördüğümüz zaman aslında bu suçlamanın da boşa çıktığını görüyoruz. Bunlar kopyala-yapıştır ve bütün ihaleler için aynı şekilde ileri sürülen iddialardır Sayın Başkanım. Burada ne kadar ihale görüyorsak 2886 ya da 4734'e dair, tam anlamıyla rekabeti engelleyecek hükümler, yaklaşık maliyeti de ihalenin usulüne göre ya yüksek ya düşük bedelle belirlemek üzerinden yapılan ezbere suçlamalar vardır.
Türk Ceza Kanunu 235/2 maddesindeki suçun maddi unsurları bu eylemde gerçekleşmemiştir. Ortada gizli bir anlaşma, cebir, tehdit veya hile yoktur. Şartnamedeki kısıtlamalar idarenin ihtiyaçlarına yönelik idari takdir yetkisidir. İdari nitelikteki hatalar ile ceza hukuku sorumluluğu genişletilemez. İdari hukuk, idari kusur doğrudan ihaleye fesat suçu olarak nitelendirilemez, bir kusur olduğunu varsaysak bile. Sayın Başkanım, bu ihale sürecinde son aşamada vekaletim gereği bulunmak suretiyle neyi değiştirerek, neyi katarak iddia edilen örgüte hizmet ettim? İhale dokümanını değiştiremeyeceğimi ve muhammen bedele müdahale edemeyeceğim hususunu az önce arz ettim. Gizlilik hususunu da anlattım. Tüm bunlar çerçevesinde hangi hareketimle, kim tarafından talimatlandırılarak nasıl bir hata yaptım; iddianameye ve eyleme bakınca bunu göremiyorum Sayın Başkanım. Bunlar eylem delilleri arasında gösterilen bilirkişi raporu üzerine beyanlarım olup delillerin vergi raporu, MASAK raporu, tanık beyanları, HTS baz verileri, kolluk araştırma tutanakları ve bir kısım şüphelilerin itiraf mahiyetindeki beyanları kısmında şahsıma yönelik herhangi bir bulgu bulunmadığı hususunda özellikle vurgulamak isterim.
Evet efendim, müsaade ederseniz 66'ncı eyleme geçmek istiyorum. Bu eylem yine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığınca yapılan muhtelif metro hatlarında çalışan araçların içerisinde yer alan ekranlara dijital bilgi platformu kurulması ve 3 yıl süreyle işletilmesi işi. Bu eylemim kısa sürecek Sayın Başkanım. Çünkü iddia makamından beklediğim bir açıklama var, uygun görürseniz. Çünkü ben 66'ncı eylemin ne yoğun olduğunu anlayamadım. 66'ncı eylemin şüphelileri arasında varım. En sonda suç istenenleri arasında varım. Ama ihaleye fesat karıştırma suçu atfedilen bir konuda ihalenin herhangi bir aşamasında asaleten ya da vekaleten herhangi bir görevim bulunmamaktadır. Dolayısıyla buranın bir izaha ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Eğer usul uygunsa savunmamın sonuna kadar bu konuda bana herhangi bir suçlama konusunda açıklama yapılırsa ben de elimden geldiğince bu konuda savunmayı yapmaya çalışırım. Benim bulabildiğim tek ihtimal, 65. eylemdeki şüphelilerle 66. eylemdeki şüpheliler aynı. Belki bir kopyala-yapıştır vesilesiyle burada bulunduğumu düşünüyorum. Daha ileri bir izah varsa, dediğim gibi, elimden geldiğince açıklamaya çalışırım.
Sayın Başkanım, eylem 108, ihaleye fesat karıştırma suçu. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin mülkiyetindeki tesislerde bulunan 7692 m² organizasyon alanı ve 282 m²'lik yer tahsisi suretiyle organizasyon hizmetlerinin işletilmesi işi. Daha doğrusu bizim sosyal tesislerimizde var olan ve genelde düğün organizasyonu şeklinde cereyan eden organizasyonların süsleme, fotoğrafım, videoya alınma işlerinin ihale edilmesi, işletme ihalesine verilmesi işi. Bu ihaleye ilişkin hazırlanan şartnamenin ilgili bölümlerinde bazı yeterlik kriterlerinin yüksek belirlendiği belirtilerek kamu zararına sebep olunduğu iddia edilmektedir. Burada, Sayın Başkanım, az öncekinden farklı olarak harcama yetkilisi rolündeyim. Yani idare tarafından şartnameler, yaklaşık maliyet hazırlanır; harcama yetkilisi olarak Genel Sekreter Yardımcısının önüne gelir, o da ihale edilmek üzere Encümene sevk eder. O pozisyondayım bu ihalede, az öncekinden farklı olarak.
İddianameye ilişkin öncelikli olarak şunu belirtmek isterim ki iddianameye konu iddialarda dayanak olarak gösterildiği anlaşılan bilirkişi raporu savunma içeriğinde ayrıntılı olarak yer verilecek birden fazla maddi ve önemli hatayı barındırmaktadır. İlk hata, ihale tarihi olarak 21 Mayıs 2021 tarihi gösterilmekte; ihale net tarihi, Sayın Başkanım, 28 Nisan 2021'dir. Bu tespit şunun için önemli: Kamu zararı hesaplanırken hep 21 Mayıs tarihi esas alınmaktadır. İddianameye konu ihale için şartnameye konan hükümler ile ihaleye katılımın kasıtlı olarak azaltıldığı iddiasına ilişkin, Sayın Başkanım, idarelerin şartnameyi düzenlerken bazı takdir hakları vardır. Bu, 4734 sayılı Kanun'da biraz daha kısıtlanmıştır, Kanun'da belirlenmiştir. Neyi koyup neyi koyamayacağımız hususu Kanun'da ve yönetmeliklerde açıkça belirtilmiştir. Düzenleyici bir otorite var bu alanda, Kamu İhale Kurumu; o da kararlarıyla aslında bu alanı disipline etmektedir. Ama 2886'da ne bu kadar belirlilik Kanun'da ve ikincil mevzuatta ne de düzenleyici bir otorite söz konusudur. Doğrudan bu alanda yapılan ihaleler mahkemeye götürülmektedir. İdarenin takdir hakkı vardır ama bu takdir hakkının da kamu yararıyla sınırlı olduğunu biliyoruz, Sayın Başkanım.
2886 sayılı Kanun'a göre yapılan ihalelerde bu kadar belirlilik olmadığını ifade ettim ama 4734'ten esinlenmeler vardır. Yani orada belirlenen bazı yeterlik kriterlerini biz esinlenerek 2886 sayılı Kanun'a göre yapılan ihalelerde de kullanırız. İşte ciro istemek, iş deneyimi istemek, sermaye istemek bunlardan bazılarıdır. Dediğim gibi bunların da ölçülülük kriterine göre kullanılıyor olması gerekir. 2886 Devlet İhale Kanunu kapsamında yüklenici, belediyeden ihale yoluyla aldığı bir işi herhangi bir ihale mevzuatına tabi olmaksızın alt yüklenicilere verebilmektedir. Bilirkişi, iddianamede bu konuda idare tarafında olan bürokratlara da suçlama eğilimindedir. Yani firma, bu iştirak olabilir, başka bir firma olabilir, sonraki süreçlerine dair idare yetkililerine suç isnat etmektedir. Halbuki somut olayda iştirakin yaptığı alımlar, 2886 sayılı Kanun kapsamında alınan bir ihale için usulsüzlük teşkil etmemektedir. Eğer idarenin kullandığı bu takdir suç fiili olarak nitelendirilecekse, yani istenen sermaye tutarı, iş deneyim tutarı eğer suç fiili olarak nitelendirilecekse emin olun Türkiye'de bu mahkemeye çıkmayacak amir veya görevli yoktur.
Sayın Başkanım, 2024 yılında sadece Türkiye'de 58.637 ihale gerçekleşmiştir. Bu ihaleler 4734 sayılı Kanun çerçevesinde yapılmıştır. Bunların 1925 adedi şikayet başvurusuna konu olmuştur ve 732 adedi düzeltici işlem, ihalenin iptali ve iptal kararı tescil edildiği görülmektedir. Yani 732 tanesi muhtelif sebeplerle ki bu sebeplerin çoğunluğu ya rekabeti engelleyici hükümler vardır şartnamede ya da firmaların elenmesi elenmemesi hususunda bazı eleştiriler söz konusudur. Bunları Kamu İhale Kurumu "yeniden yapın" diye geri gönderir ya da iptal eder, düzeltici işlem verir; "şu hükmü sadece düzelterek devam edin" diyebilir. Halbuki bizim somut olayda benzer iddialar ağır cezalık bir suç teşkil eder gibi anlatılıyor. Yani diğer tarafa baktığımızda bir düzeltici işleme, bir iptal kararına konu olan bir şey bugün 2886 sayılı bir Kanun'a göre yapılan ihalede, ama daha öncesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yaptığı bir ihalede ağır cezalık bir suçun konusu olabiliyor, Sayın Başkanım.
Bilirkişinin baktığı pencereden bakarsak, yani bu belirlenen kriterler çok yüksektir, rekabeti engellemektedir penceresinden bakarsak herhalde Türkiye'de yakında ihalelerde adres de istenemeyecektir. Çünkü adres de bayağı büyük bir eleme kriteridir, herkes iş yeri adresine sahip değildir. Sayın Başkanım, konuştuğumuz işin muhammen bedeli 3.715.000 liradır. Ancak bilirkişi ısrarla, 3 yıllık bir iş olduğu için bu, sürekli bu muhammen bedeli üçe bölüp 1.238.000 lirayı zikretmektedir. Neden bunu yapmaktadır, Sayın Başkanım? Çünkü öyle yaptığı zaman belirlenen kriterler muhammen bedelin çok üzerinde gözükmektedir. Nasıl? 1.238.000 lira dediği zaman 2,5 milyon sermaye bu sefer muhammen bedelin iki katıymış gibi gözükmektedir. Öyle yaptığı zaman 1 milyonluk sermaye hemen hemen muhammen bedel kadar gözükmektedir, Sayın Başkanım. O zaman da "rekabeti engelliyorsunuz" suçlaması çok daha ayakları yere basan bir suçlama olmaktadır. Halbuki Sayın Başkanım, 100 milyonluk bir muhammen bedeli olan inşaat işi, 4 yıl sürecek bir iş çıkarken siz 50 milyonluk iş deneyim belgesi isteyebilirsiniz. Bunu yaparken siz bu 100 milyonluk muhammen bedeli dörde bölseniz, 4 yıllık bir iş olduğu için, 25 milyonluk bir muhammen bedel çıkar karşımıza; bilirkişinin mantığıyla ilerlemeye çalışıyorum. Bu sefer de "25 milyonluk bir işte 50 milyonluk iş deneyim belgesi istenir mi?" diyebilirsiniz. Çok makul bir soru olur. Niye bölüyorsunuz? Yani bilirkişi bunu niye bölüyor? Ben anlayabilmiş değilim, Sayın Başkanım.
Bu iddianamede 108 no'lu eylemi görünce, Sayın Başkanım, bir önceki ihaleyi sormak isterim. Çünkü bu devam eden bir iş, yıllardır yapılan bir iş. Ben hiçbir zaman savunmamı "Eskiden böyleydi, biz bunu devam ettirdik." şeklinde yapmak istemem. Zaten söyleyeceğim şey de buna uygun bir şey. Değiştirmişiz, Sayın Başkanım. Size söyleyeyim, bir önceki 2017 yılında yapılan ihalede bu iş için istenen iş deneyim belgesi neydi, biliyor musunuz, Sayın Başkanım? Türkiye Otomobil Sporları Federasyonundan alınan hobi karting pisti lisans belgesi. Yani bu ihaleye de bir kişi girmiş. Emin olun, Sayın Başkanım, benim bu öngörüm, bunu biz koysaydık ve burada yargılanıyor olsaydık beni savunacak hiçbir şeyim olmazdı. Ama biz ne yaptık? Bunu değiştirdik ve genel geçer, herkesin karşılayabileceği rakamlardan müteşekkil bir yeterlik kriteri belirledik. Bilirkişi raporu, iddianameye konu ihalenin muhammen bedel tespit çalışmalarına dair tespitleri incelediğinde şunları görüyor, Sayın Başkanım: Biz, arkadaşlarımız bu muhammen bedeli tespit ederken iki tane yöntem kullandılar. Birincisi, 2017 yılında yapılan ihalenin muhammen bedelini TÜFE-TÜFE ile bugüne getirdiler. İkincisi, Emlak Daire Başkanlığına yazı yazmak suretiyle oradan da bir güncel bedel istediler.
TÜFE-TÜFE ile yapılan güncelleme çalışması esnasında bilirkişinin bir eleştirisi var. Der ki: 28 Nisan tarihinde yapılan ihale için "Siz Mart ayının enflasyonunu dikkate almadınız." Mart ayının enflasyonu ise, Sayın Başkanım, 5 Nisan 2021 tarihinde açıklandı. Yani herkes biliyor ki bu salonda, belki bu dava vesilesiyle de çok öğretici olmuştur ihale süreçleri, aylar öncesinden başlar, Sayın Başkanım. Aylar öncesinden yazışmaları, muhammen bedel tespit çalışmaları başlar. Bu ihale ilana gönderilmişken nasıl ilan Mart ayının TÜFE-TÜFE'sini veya enflasyon verisini muhammen bedele yansıtabilirdi? Bunun üzerine hesaplayarak, Sayın Başkanım, bize kamu zararı suçlaması yöneltiliyor. İkincisi, İşletmeler Müdürlüğünün Emlak Daire Başkanlığından güncel olarak istediği maliyet çalışmasında sanki 2017 yılında yapılmış bir çalışma gibi yine TÜFE-TÜFE ile bir hesaplama yapmıştır. Ben sizin vicdanınıza teslim ediyorum Sayın başkanım. Gördüğünüz gibi Sayın Başkanım, bu bilirkişi raporları ile ilgili eleştirilebilecek çok husus var. Arkadaşlarım bir kısmını ifade etti, ben de bu kısmını ifade etmiş olayım.
İddianamedeki ifadesiyle; ihale dokümanı rekabeti engelleyecek veya ihaleye katılmak isteyen kişilerin katılımını engelleyecek şekilde düzenlenmiş olsa dahi bu durum, istikrar kazanmış Yargıtay kararları ve doktrin gereği yine ihaleye fesat karıştırma suçunu oluşturmayacaktır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 28.12.2003 tarih ve 3765/2023 esas sayılı kararına göre; şartnamelerde rekabeti engelleyici mahiyette hükümlere yer verilmesi, ihalenin gerçekleştirilmesi gereken usulden farklı bir usulle yapılması gibi fiiller başlı başına ihaleye fesat karıştırma suçunun oluşumu için yeterli olmayacaktır. Bunun dışında herhangi bir anlaşma, veri sızıntısı, görüşme, menfaat ilişkisi tespit olmadığına göre herhalde rekabeti engellemek dışında herhangi bir suç atfedilmiyor. Bununla ilgili yeterince bir açıklama yaptığımı düşünüyorum. Bu nedenle bilirkişi raporunda ve iddianamede hakkımda itham edilen tüm hususları reddettiğimi ve kabul etmediğimi beyan ederken
Eylem 107 bazında savunmamı bitirmek istiyorum Sayın Başkanım. Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak nitelikli dolandırıcılık. Sayın Başkanım, müşteki Sedat Kapıdağ'ın yetkilisi olduğu Üniversal Medya'nın 2019 yılı Ekim ayı öncesinde izin verilen Beşiktaş ilçesinde bulunan reklam alanları İBB Zabıtası'nca kaldırılmış ve bu vesileyle duyduğu husumetle sıralı bütün belediye görevlileri hakkında şikayetlerini muhtelif mecralara göndermiştir. Bununla başlayan bir süreçten bahsediyoruz. Bu kapsamda gerek Nazan Hanım, Hakan Bey, gerekse de Engin Ulusoy Başkanımızın yaptığı açıklamalar var. O yüzden sadece bir Reklam İlan Yönetmeliği hükmünü okuyup o konudaki mevzuat kısımlarını atlayacağım Sayın Başkanım zamanınızı almamak için. Pardon, meclis yönetmeliğinin 15. maddesi "Denetim Yetkisi" başlıklı; denetim işlemleri ilgili belediye zabıta müdürlükleri tarafından gerçekleştirilir. Denetlenen reklam, ilan ve tanıtım uygulamalarının izinli olup olmadıkları, izinli olanların verilen izin kriterlerine uygun olup olmadığı ilgili müdürlük veya ilgili birim tarafından belirlenir.
Burada mevzuat yapıcı istese ikinci cümlede de zabıta diyebilirdi ama zabıta demedi, ilgili müdürlük dedi. İlgili müdürlük de tanımlarda vardır Sayın Başkanım diyerek bu kadarını söyleyip geçiyorum bununla ilgili olarak. Sayın Başkanım, az önce Sedat Kapıdağ şikayetinden bahsettim. Etiler Nispetiye Caddesi üzerindeki bir reklam panosunun indirilmesi ile ilgili konu mülkiye müfettişinin raporuna da konu edilmiş. Detaylarını geçiyorum, sadece mülkiye müfettişi bu işin başlamasına sebep olan bu reklam panosunun aksamıyla birlikte kaldırılması hususunda Sedat Kapıdağ'ın dilekçesinde öyle ifade etmesine rağmen öyle olmadığı hususunun ifadesiyle geçeceğim burayı. Der ki mülkiye müfettişi: "Daha önce reklam uygulaması konulduğu tespit edilen boş parapetin taşıyıcı sistemleriyle birlikte belediye zabıtası'nca kaldırılmasının mevzuata uygun olduğu..." Bütün bu —türkçe kullanmak istemiyorum bunu ama— tırnak içinde tantana bu yüzden çıktı ve mülkiye müfettişi diyor ki; burada belediye zabıtasının yaptığı işlem mevzuata uygundur. Ayrıca nokta nokta, belediyece yapılan iş ve işlemlerin mevzuata uygun olduğu denilmektedir mülkiye müfettişi tevdi raporunda.
Yani Sedat Kapıdağ'ın şikayet sebebi, şikayetine sebebiyet veren zabıta işleminin haksız, hukuksuz yere kaldırıldığını iddia ederek celallendiği, tarafıma tehdit mesajları gönderdiği, adımızın olur olmaz şikayet dilekçelerinde geçirilmesine sebep olan bu meselede zabıtanın yaptığı işlemin yasal olduğu hususu tevsik edilmiştir. Peki, zabıta bu işlemi nasıl yapıyor, talimatla mı? Hayır. Ya saha denetimleri esnasında gördüğü bazı reklam uygulamalarını ilgili birimlerinden soruşturmak suretiyle ya da bazı ihbar bilgileriyle. Ancak bu yasallık tevsikinin ardından yine mülkiye müfettişi raporunda; diğer izinsiz reklamlar da indirilmesine rağmen müşteki şirkete yapıldığı gibi boş parapet ve paravanlar kaldırılmadığı gibi izinsiz reklam uygulaması yapan şirketlere 1608 sayılı yasa uyarınca cezai işlem uygulanmak üzere belediye encümenine sevk edilmediği, edilmemesi suretiyle zabıtaya suç atfediliyor. Halbuki buna ilişkin zabıtanın yaptığı işlemlere dair rakamlar, uyguladığı cezalar da daha önce arz edildiği için o tarafları da geçiyorum.
Sayın Başkanım, ben 2019-2023 yılları arasında İBB Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yaptım. Benim buradaki asıl görevim, bağlı daire başkanlıklarıyla üst yönetimin koordinasyonunu sağlamak ve görev alanımdaki kamu kurumları nezdinde İBB'yi temsil etmekti. Dairelerde günlük işleyişlere dair detaylara hakim olmam ve kentsel hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu dairelerin günlük işleyişlerine dair detaylı bilgi genel sekreter yardımcılığı makamının görevinde ve bütün detaylarıyla tarafıma ulaştırılması ve talimatlanması beklenemez. Tüm bu işleyişe dair süreçte üst yönetimin talimatı da aynı şekilde beklenemez. Bunlar rutin işlemlerdir. Tarafımca ilgili dairelerin tamamına verilen genel talimat, bütün süreçlerin mevzuata uygun olarak sürdürülmesi yönündedir. Bunun aksi herhangi bir talimatım ya da bana verilen bir talimat bulunmamaktadır.
2019-2023 yıllarında genel sekreter yardımcılığıma bağlı 6 daire başkanlığı ve yaklaşık 20-23 bin personel bulunmaktaydı. Bu dairelerden bir tanesi de Zabıta Daire Başkanlığı'dır. Söz konusu tarihlerde Zabıta Daire Başkanlığı bünyesinde 2.500 personel çalışmaktaydı. Bunların muhtelif zabıta amirliklerinde görev yapmakla birlikte 60 kadarı da İlan Reklam Amirliği'nde çalışmaktaydı. Bu sayıları şunun için ifade ediyorum; benim dairelerime bağlı 20-23 bin personelin bütün faaliyetlerinden haberdar ve sorumlu olmam mı beklenmektedir, bir eksiklik olsa bile? 60 personelle Zabıta Dairesi'nin hiçbir gecikmeye mahal vermeksizin bütün usulsüzlüklere müdahale etmesi gerektiği savı ileri sürülmektedir. Mesela izinsiz reklam Üsküdar ilçesinde Libadiye Caddesi'ne konumlandırıldığında zabıta buna ne kadar süre içerisinde müdahale etmeli ki bir göz yumma suçlamasıyla karşılaşmasın? Bunların cevabı var mı ya da ben bu sürecin neresindeyim Sayın Başkanım?
Genel Sekreter Yardımcısı olarak ihale yapan, ihale süreçlerine müdahil olabilecek bir konumda değilim; Zabıta Dairesi de değil. Dolayısıyla yaklaşık maliyet belirlemiyoruz, zabıta da belirlemiyor. İhale yok, yaklaşık maliyet yok, izin verme vermeme yetkim yok, zabıtanın da yok. Ecrimisil düzenleme yetkisi zabıtada değil, izinlerin geciktirildiği suçlaması var; izinlendirme yetkisi de zabıtada değil. Eylemde adı geçen Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. şirketlerinin hiçbir sürecinde rol oynamam mümkün değildir. Dolayısıyla usulsüz para aktarımı suçlamalarını kabul etmemekteyim. Şahsıma bu suçlama yöneltilmiyor ama eylemin üyesi olduğu için söylüyorum. Peki geriye ne kalıyor? Göz yumma suçlaması. Reklam ünitelerinin kullanımı, belediye tarafından ihale sürecinden geçtikten sonra usulüne uygun olarak yapılır. Bunun denetimi ilgili birimlerce yapılır. Az önce mevzuattaki yetkiyi arz ettim. Benim reklam ünitelerinin izinsiz kullanımına göz yumma gibi bir durumum söz konusu olamazdı. İstanbul'da megakent olan ve binlerce reklam mecrasının izinli olup olmadığı hususundaki bilgiye haiz olmam mümkün olmadığı gibi, bu konuda düzenli bir raporlama süreci de bulunmamaktadır.
Emniyette sayın başkanım, zabıta arkadaşlarıma sorulmadı. Siz de burada belki sormuşsunuzdur veya şahit olmamışımdır. Şimdi Sedat Kapıdağ'ın bir iddiası, isimleri sayıyor, ben de varım arasında. Usulsüz iddialarıyla bazı işlemlerin yapıldığı, yapılmadığı yönünde. Ben bunu iki türlü verebilirim sayın başkanım; ya yazılı ya da sözlü. Yazılı bir şey varsa günün birinde ortaya çıkar. Ama sözlü bir şey varsa bunu ancak şahıslar bilebilir. Benim birinci muhatabım da daire başkanı ve müdürlerdir. Soruldu, emniyette soruldu, savcılıkta soruldu. Belki sizler de sormuşsunuzdur; ne ilan reklam konusunda, ne de zabıta konusunda, diğer bütün birimlerime… Ben bu konuda iddialı bir insanım, sorulsun Murat Yazıcı herhangi bir konuda bugüne kadar usulsüz bir talimat vermiş midir diye. Bütün suçumu kabul edeceğim başkanım.
Başkanım ben 28 yıllık devlet memuruyum. Az önce arz ettim aşamalarını. Ben hayatım boyunca İstanbul Büyükşehir Belediyesine gelinceye kadar sarı zarf bile almadım. Yani bunu arkadaşlar anlıyordur ne demek istediğimi. Ama burada suç dünyasına çok yüksekten girdim sayın başkanım. Yani ne diyeyim? Zaten arkadaşlarımın yaşadığı çok ağır, onların da önünde bunu söylemekten imtina ediyordum. Birden bire karakter değiştirmiş falan denmesi, yani 20 yıllık bir Murat Yazıcı, bugün birdenbire İstanbul Büyükşehir Belediyesine gelince böyle bir suç örgütü üyesi olmuş ve suç işlemeye başlamış demek. Benim ağrıma gidiyor, takdirlerinize arz ediyorum.
Sedat Kapıdağ, bu az önce bahsettiğim yerdeki reklam panosunu kaldırınca, benim numaramı nereden bulduğunu bilmiyorum, bir gece vakti bana bir seri mesaj attı. Tehdit mesajları. Bende ne kayıtlı değil, hala değil. Bundan sonra tabii bizim ekran görüntüsü alma gibi bir tecrübemiz yok, bunlara alışık insanlar değiliz. Silindi, sadece bir tanesi kaldı. O da iddianamede var. Diyor ki; "Benden rüşvet istediniz, rüşveti alamayınca bunu yaptınız, hakkınız olmamasına rağmen." Hâlbuki mülkiye müfettişi ne diyor hakkında? Belediyenin yaptığı işlem doğrudur. "Üstünde reklam olmayan panoyu gasp ettiniz." Bu mesajı atıyor. Sonra da "Beni adamlarınıza darp ettirdiniz." Sanki ben mafya örgütü lideriyim. "Bunun bedelini hepiniz ödeyeceksiniz, 16 milyon İstanbullu hepinizi tükürüğüyle boğacak." Evet, bugün bedelini ödüyoruz, dediğini yaptı.
Devam eden görüşmesinde; yarın bütün kaçak panoları temizlemezsem hesabını soracağı şeklinde tehdit mesajı içeriklerinin bulunduğu, ancak Murat Yazıcı isimli şahsın söz konusu mesajlara cevap vermediği şeklinde devam etmektedir. Biz tehdit alırız sayın başkanım. Yaptığımız doğru işler için tehdit almayı da başka bedeller ödemeyi de göze alırız. Biz İstanbul'da birçok imar yolsuzluğuna da müdahale ettik. Çok yıkım yaptık. Vicdanımızı sızlatacak hiçbir şey yoktur. Bunlar içinde değişik gruplardan tehdit almışızdır. Hiç sorun yoktur, yeter ki doğru iş yaptığımızdan emin olalım. Bu iş de bizim doğru yaptığımız işlerden bir tanesidir. Ondan eminiz, vicdanımız rahat.
Sayın başkanım, hareketleri hiçbir tutarlılık içermeyen bu şahsın dilekçesindeki, şahsıma ve zabıta teşkilatına, yöneticilerine dair sarf ettiği suçlayıcı cümleler aynı biçimde mülkiye müfettişi tevdi raporuna, emniyet ve savcılık sorgu tutanaklarına, iddianameye bağlamından koparılıp alıntılanmak suretiyle kullanılmış ve bugün bu cümleler sanki bir meczubun yersiz suçlamaları değil de emniyetin, savcılığın mesnetlendirdiği, delillendirdiği tespitlermiş gibi konu edilmektedir. Sayın başkanım, Sedat Kapıdağ'ın ilk dilekçesinde olan bu suçlama, yani şu kişilerin usulsüz talimatları, benden rüşvet istediler vesaire suçlamaları bir süre sonra başında Sedat Kapıdağ'ın ismi olmaksızın sanki bunlar tespit edilmiş hususlarmış gibi karşımıza çıktı. Emniyette soruldu. Sonra savcılıkta soruldu. Şimdi iddianamede görüyoruz ama başında Sedat Kapıdağ yok. Peki, nerede bunların kanıtı? Kim kimden rüşvet istemiş? Kim kime haksızlık yapmış? Hiçbiri belli değil sayın başkanım.
Son olarak, reklam uygulamalarının ecrimisil yöntemiyle reklam müdürlüğü tarafından yönetilmesinin eleştiri konusu yapılmasına dair birkaç söz söylemek isterim. Kamusal alanlara konulacak reklam uygulamalarının Emlak Daire Başkanlığı Reklam Müdürlüğü tarafından ihale yöntemiyle yönetildiğini ifade etmiştim. Fakat bunun dışında bazı reklam alanlarının da ecrimisil yöntemiyle, yani bir işgal cezasıyla işletildiği anlaşılmaktadır. Bu eleştiriliyor iddianamede. Bu husus mülkiye müfettişi tarafından tevdi raporunda şu şekilde ifade edilmektedir: 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 75. maddesi uyarınca, belediyenin hüküm ve tasarrufu altındaki kamu ortak kullanım alanlarına ve özel mülkiyete konu taşınmazlara reklam şirketleri tarafından konulan izinsiz reklam uygulamaları ile ilgili ecrimisil dosyaları açıldığı, akabinde ecrimisil bedeli ve ilan reklam vergisi tahsili için Mali Hizmetler Daire Başkanlığına bilgi mahiyetinde, Zabıta Daire Başkanlığına gönderildiği... Yani zabıtaya talimat için, indirilsin diye gönderilmemiş, bilgi olarak gönderilmiş, o kısmı çok uzatmak istemiyorum. Ecrimisil dosyaları Zabıta Daire Başkanlığından açılmamaktadır sayın başkanım. Bazı reklam alanları için ilgili birim tarafından ecrimisil dosyası açılması hususunda zabıta dairesinin yerindelik değerlendirmesi yapma yetkisi de bulunmamaktadır. Yani bu usulün yanlışlığını ileri sürmek suretiyle harekete geçmesi beklenemez.
Diğer bir husus, bu ecrimisil alanlarının tahliyesine ilişkin arkadaşlarım beyanlarını vermişti, burada yetkinin mülki idare amirlerinde olduğu hususu kanunda tespit edilmiş durumda. Sayın başkanım son değineceğim hususlardan bir tanesi; İçişleri Bakanlığı'nın 2003 yılında yürürlüğe koyduğu bir genelgeye ilişkindir. Burada mealen; fiile iştirak etmediği anlaşılan ve dolayısıyla fiil ile sonuç ilişkisi kurulamayan, özellikle üst düzey yönetim mevkiindeki memur ve diğer kamu görevlilerinin genel sorumluluk anlayışıyla olayda cezai sorumlulukların bulunduğu yorumlanarak haklarında bakanlığa ön inceleme yapılması yönünde talepte bulunulmamasına özen gösterilmesi istenmektedir. Bu genelge farkındayım farklı şeylerden bahsediyorum ama bu hassasiyete bu iddianame süreci boyunca hiçbir zaman dikkat edilmediği hususunda dikkatinizi sunmak isterim.
Sayın başkanım, değerli heyet; son olarak günlerce ifade, aylarca süren soruşturmalar, gözaltılar, tutuklamalar, itiraflar sonucunda Murat Yazıcı ismi Sedat Kapıdağ'ın sıralı tüm belediye görevlileri hakkındaki şikâyeti dışında herhangi bir olumsuzlukla gündeme gelmiş midir? Bırakın olumsuz cümleleri, iddianameyi okuduğunuzda, ismimi arattığınızda karşınıza çıkan ifadelerde ismim ne şekilde geçmektedir, baktınız mı? Tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde sizde oluşan ya da oluşacak vicdani kanaate teslim olduğumu beyan eder, yurt dışı çıkış yasağımın öncelikli biçimde kaldırılması ve davadan beraatimi talep ederken yüce mahkemenizi ve hazirunu saygıyla selamlarım.
FATİH KELEŞ SORUYOR
Fatih Keleş: Murat Bey geçmiş olsun.
Murat Yazıcı: Geçmiş olsun Fatih Bey, size de. Sağ olun.
Fatih Keleş: İfadenizde çok değinmediniz ama bu örgüt şemasıyla alakalı ben sormak isterim. İddianamede benim örgüt yöneticisi olduğum, sizin de bana bağlı örgüt üyesi olduğunuz yazılıyor, böyle bir iddia var. Ben size hukuk dışı bir talimatta bulundum mu? Sizden hukuk dışı bir talepte bulundum mu?
Murat Yazıcı: Sayın Başkan, belki başkaları da soracak ben toplu cevaplayayım. Bana İstanbul Büyükşehir Belediyesinde talimat verecek iki kişi vardır: Sayın Başkan Ekrem İmamoğlu ve Genel Sekreterimiz. Bunun dışında bana talimat verebilecek bir makam yoktur. Dolayısıyla size de cevap vermiş olduğumu düşünüyorum Fatih Bey.
Fatih Keleş: Peki talimat değilse de bir herhangi bir yönettiğiniz alanlarla ilgili Herhangi bir telkin ya da yönlendirme oldu mu? Herhangi bir ricam, isteğim, talebim olmuş mudur?
Murat Yazıcı: Talebin olmamıştır.
Fatih Keleş: Peki teşekkür ederim.
Murat Yazıcı: Ben teşekkür ederim.
MURAT YAZICI AVUKATI DOĞA ŞANLIOĞLU SAVUNMASI
Sayın Başkanım, saygıdeğer heyet; adaletin sembolü olan terazi gözü bağlı tartar. Çünkü tartılan şey kişinin makamı, unvanı ya da geçmişteki icraatı değil, yalnızca elde edilen somut delillerdir. Bugün huzurunuzda 30 yıla yaklaşan lekesiz bir kamu hizmetini o teraziye eğmeye çalışan varsayımlar, savcılarını yanlış yönlendiren bilirkişilerin kopyala yapıştır hataları ve tek bir şantajcının iftirası ile nasıl sunulduğuna beraberce şahit olduk. Müvekkil savunmasında kendisine yönelik isnatlara ilişkin kamu yöneticiliği anlayışı ve savunmasını ortaya koymuştur. Biz de müdafii olarak soruşturmanın kuruluş biçimine, iddianamenin içeriğine ve müvekkile yöneltilen isnatlara ilişkin açıklamalarımızı sübut, muhakeme hukuku ve maddi ceza hukuku bakımından özetle arz edeceğiz. Yazılı savunmamızda ayrıca belirteceğiz efendim. Öncelikle soruşturmanın ve iddianamenin bütününde sakatlığı, hukuka aykırılığı kısaca özetlemekle en azından şerh düşmekte fayda görüyoruz. İlk olarak soruşturmanın başından iddianamenin düzenlenmesine kadar yapılan iş ve işlemlerin birçoğu Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine aykırı olarak yapılmış, soruşturma anayasal hakların ihlali suretiyle gerçekleştirilmiş, tatbik edilen yakalama ve gözaltı tedbirlerinin tamamı anayasaya aykırı ve ölçüsüzdür. Müvekkil davet üzerine gelebilecek durumdayken tırnak içinde o da şafak baskınıyla evinden alınmasının hiçbir hukuki meşruiyeti yoktur. Bu Anayasa'nın 19. ve Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 90. maddesine aykırıdır.
Böyle bir soruşturma sonucunda ve bilirkişinin yanlış yönlendirmesi sonucunda hazırlanan eldeki iddianame sağlıklı bir yargılama yapmaya elverişli değildir. İddianamenin metodolojisi, iç tutarlılığı bir iddianameden beklenen asgari ciddiyet ve hukuki temellendirme metninde bulunmamaktadır. Devletin en hacimli kurumunda milyarlarca liralık bütçeler yönetmiş, işte az önce ifade etti, sarı zarf dahi görmemiş bir bürokratın yetkisi ve sorumluluğu olmayan işlerden sadece tesadüfen atılan veya kopyala yapıştır bilirkişi hatalarıyla dosyaya giren evraklar üzerinden örgüt üyeliği, ihaleye fesat karıştırma ve dolandırıcılık gibi ağır ithamlara karşı karşıya kalması hukuken ve vicdanen kabul edilemez. 26 Nisan 2025'te gözaltına alınıp 4 gün nezarethanede kalan müvekkilimiz maruz kaldığı bu süreç ceza hukukunun temel evrensel ilkeleri olan nedensellik, suçun şahsiliği, kastın prensipsizliği nedeniyle ayaklar altına alındığının açık bir göstergesidir. Bir hukuk devletinde ceza hukuku dogmatiği varsayımlar ve ihtimal üzerine değil, somut, kesin, her türlü şüpheden uzak deliller üzerine inşa edilmek zorundadır. İddianamede müvekkilime isnat edilen her bir eylemin somut maddi vakaları değil, idare hukuku prensipleri, yerleşik yüksek mahkeme içtihatları ve ceza hukuku temel doktrini ışığında takdirlerinize sunuyoruz efendim. Müvekkil bakımından örgüt üyeliği iddiası da temelsizdir.
Meselenin biraz daha geniş bir perspektiften ele alınması sayın mahkemenin işini kolaylaştıracaktır. En az 3 kişiden müteşekkil bir organizasyonun suç örgütü olarak nitelendirilebilmesi için bu organizasyonun belirsiz sayıda suç işleme amacına yönelik olması, kişilik ve araç bakımından amaçlanan suçları işlemeye elverişli olması ve bir de gevşek dahi olsa bir hiyerarşinin bulunması gerekmektedir. Yargılama konusu iddia bir kamu idaresi olan belediyeler ve bağlı kuruluşlar hususundaki bir iddiadır. Belediyelerin hangi amaçla kurulduğu kanunla belirlenmektedir. Bir kamu idaresinin işleyişi sırasında suç işlendiği iddiası, bu iddia o idarenin yöneticisine kütletilmiş dahi olsa idareyi suç örgütü olarak nitelendirmeye elverişli değildir. Zira idarenin, yani belediyenin asıl amacı kanunla belirlenmiş kamu hizmetlerinin görülmesidir. İddiadaki anlatıyı bir özetlersek Sayın Başkanım, iddia belediyeler, bağlı kurumlar ve iştirak şirketleri kapsamında bazı suçlar işlendiği şeklindedir.
Bu yapının, bu örgüt olarak nitelendirilebilmesi için belediyelerin asıl amacının suç işlemek olması icap eder. Yani kanunda belirlenmiş amaçlara yönelik faaliyetleri sırasında suç işleniyor olması yapının bir bütün halinde örgüt olarak nitelendirilmesi için yeterli değildir. Aksi kabulü bir tüzel kişin faaliyetleri çerçevesindeki tüm suçların kendiliğinden örgüt faaliyeti olarak nitelendirilmesini gerektirir. Oysa burada suç işlemek için kurulmuş bir hiyerarşik yapının söz konusu olmadığı, sadece bir organizasyon içinde faaliyet gösteren kişilerin suç işlediği iddiası o yapıyı örgüt haline getirmez. Kuruluş amacı bizatihi kanunla belirlenmiş olan bir belediye kurumunun TCK 220 kapsamında suç örgütü olarak nitelendirilmesi hukuka aykırıdır. Burada faillerin ana amaçları meşru bir nitelik arz etmekte, örgüt de bu meşru amacı icra edip teşkil edilmekte, yani örgütün varlık nedenini ana esasında bu meşru amaçlar oluşturmaktadır. Örgütün bu ana amaca bağlı olarak ikincil bir saikle başkaca fiilleri işlemeyi hedeflemesi ve bunların kanunda suç olarak tanımlanması örgütün varlık nedeninin meşru bir amaca matuf olduğu gerçeğini değiştirmemektedir.
Öyleyse bu durumda bir suç örgütünden bahsetmek olanak bulmamaktadır. Bu konuda örnekler var Sayın Başkanım. 1999 bankacılık krizinde açılan onlarca davadan örgüt suçlamasıyla açılmış dava ve verilmiş mahkumiyet kararı bulunmamaktadır. Eylemleri çok daha yüzeysel geçeceğim. Müvekkilim kendisi de anlattı, yazılanlara iştirak ediyoruz. Bu sebepten kaynaklı olarak bildiğince aynı şeyleri ifade etmemek üzere geçeceğim. Eylem 65, iddianamede aslında 31 Mart 2021 tarihinde 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu uyarınca yapılan bir ihalede yeterliliğe sahip kişilerin katılımının engellendiği, gizli kalması gereken bilgilerin sızdırıldığı ve 2 milyon 850 bin Türk lirası kamu zararına yol açılarak ihaleye fesat karıştırma ve kamu kurumlarının zararına dolandırıcılık suçu işlendiği iddia edilmektedir. Müvekkilimin bu eylemde ifadesiyle ihale tek boğuşu şudur, ihalenin günü olan 30 Mart 2021'de İvedik İmar Şirketi Sayın Canatan Çağlar'ın 1 günlük izinli sayılması sebebiyle aynı gün müvekkilime belediye encümeni başkanı ve gelen sekreter vekili olarak bir vekalet verilmiştir. Müvekkilimin ihale öncesi hazırlık, yaklaşık maliyet belirleme veya ihale sonrası sözleşme ve denetim aşamasında hiçbir şekilde rolü veya imzası yoktur. Hatta ihaleyi ilana sevk eden 3 Mart 2021 tarihli encümen kararında müvekkilimin imzası dahi bulunmamaktadır. Ceza hukukunda sadece unvan ve makam sahibi olmak hasebiyle kusursuz sorumluluk veya niyet okumayla ceza verilemez.
TCK madde 235 bağlamında ihaleye fesat karıştırma suçunun maddi ve manevi unsurlarının oluşması şarttır. 2886 sayılı Kanun'un 7. maddesi gereği ihale şartnameleri harcama birimi tarafından, 9. maddesi gereği muhammen bedel ise uzman birimlerce kurulacak takdir komisyonu tarafından hazırlanır. Encümen başkanı bu komisyonların üyesi değildir. Şartnameyi bizzat yazmaz. Fiyatı kendisi belirlemez. Danıştay 13. Dairesi'nin 2018/3979 esas, 2019/436 içtihadı son derece sarhtır. Şöyle efendim, ihale dokümanında yer alan ve kesinleşen kuralların tekliflerin değerlendirilmesi aşamasında idare tarafından uygulanmaması kanuna aykırıdır. Müvekkilin o gün vekaleten oturduğu o icrai makamda idare hukukunun resmi belgeye güven ilkesi çerçevesinde hareket etmekte ve önüne gelen dosyayı tekamül ettirmekle mükelleftir. Komisyonun yaklaşık maliyeti yeniden hesaplama veya araştırma yapma yetkisi vesair telkin kapasitesi eşyanın tabiatına aykırıdır.
Müvekkilimin hukuki durumu, bir tiyatro oyununda, aslında oyunun yazarı, yönetmeni ve yapımcısı her şeyi yaptıktan sonra, sırf başrol oyuncusu o gün hasta olduğu için, son perde sahneye gelen bir dublörün, sadece bir anlık bir araç ile ağır ceza mahkemesinde yargılanmasına benzemektedir. Aslında orada kişinin görevi metni imzalamak ve düzgün, hukuka uygun okumaktır. Müvekkilimin ihale dosyasında fiziki eksiklik görmemiş, 2886 sayılı Kanun'un emrettiği şekli kurallara kat'i surette riayet ederek oturumu yasal mevzuata uygun sonuçlandırmıştır. Nitekim ne iddianamede ne bilirkişi raporunda ihale salonundaki oturumun idaresine dair müvekkile yöneltilen tek bir usulsüzlük tespiti bulunmamaktadır. Bilirkişinin gizli kalması gereken bilgi sızdırılmak iddiası hukuki bir cehalet ve tam bir akıl tutulmasıdır. Zira bilirkişi 4734 sayılı İhale Kanunu'ndaki yaklaşık maliyetin gizliliği kuralı ile 2886 sayılı İhale Kanunu'ndaki süreci birbirine karıştıracak kadar mevzuattan bihaberdir.
2886 sayılı yasaya, İstanbul piyasasına göre iktibas edilen diğer ihalelerde muhammen bedel açıktır, alenidir, ilan edilmek zorundadır. Bilakis gizli tutulması bizatihi ayrı bir suçtur. Şartname aleni, fiyat aleniyken ortada sır vasfını haiz bir belge yokken müvekkil hangi gizli belgeyi kime sızdırmış olabilir? Kaldı ki ihaleye sadece tek bir firma katılmıştır. İhale katılımcı listesinin sızdırılmasından dahi söz edilemez. Bilirkişinin illiyet bağını yok sayan bu tırnak içerisindeki "torba rapor" mantığıyla herkesi aynı kazana atması, ceza muhakemesinin temel gayesi olan maddi gerçeğe ulaşma hedefini baltalamaktadır.
Eylem 66; iddianameye göre 15 Mart 2023 tarihinde 4.750.000 TL bedelli Dijital Bilgi Platformu İhalesi'nde müvekkilin ihaleye fesat karıştırma suçunu işlediği iddia edilmektedir. Fakat eylemin içeriğinde hazırlık aşamasında, ihale anında veya sözleşme sürecinde müvekkilin adı hiçbir yerde geçmemektedir. O yüzden burada da nasıl bir savunma yapacağımızı anlayamadık. Çünkü sayın heyet; bir insanın ömründe hiç gitmediği, haritada yerini dahi bilmediği bir şehirde işlenen bir cinayetten dolayı sırf savcılık katibinin —tahmince söylüyorum bunu tabii ki— Bir önceki dosyadan kopyala yapıştır yaparken ismi silmeyi unutması sebebiyle bunu tahmin ediyoruz, umarım farklıdır diyemiyoruz o bir kısmına. İdama yargılamasına kadar atıyorsa müvekkilin bu eylemden ceza istemiyle huzurda bulunması da o kadar absürttür. Anayasa madde 38, suç ve cezaların şahsiliği ilkesini emreder.
Eylem 108; idarenin, iddianamede 28 Nisan 2021 tarihli Beyaz Masa hizmetlerinin işletilmesi işi ihalesinde bilirkişi, ihale tarihini dahi 21 Mayıs 2021 olarak fahiş bir hatayla yanlış yazmıştır. İhaleye fesat karıştırıldığını ve kamu zararına yol açıldığını öne sürmektedir. İddianın temeli iki noktaya dayanır: İhaleye katılım için istenen mali kriterin bir yıllık ihale bedeli olan 1.238.621 TL'ye göre çok yüksek olması ve rekabeti engellemesi; ikincisi ise muhammen bedel tespitinde 18 Mart 2021'de yapılan değerlemeye rağmen güncel mart ayı enflasyonu kullanılmaması ve eski kira ilişkilerine göre hesaplanması iddiasıdır. Bu iddia müvekkil yönünden itirazı kabil sıfatları haizdir. Manipülasyon ve bilirkişinin matematiksel çarpıtmasını müvekkilim az önce ifade ettiği için o kısımlara girmeyeceğim. Bilirkişi muhammen bedel tespitinde 18 Mart 2021'de tutanağa bağlandığı halde sırf Mart 2021 enflasyonunu kullanmadı diye afaki bir kamu zararı çıkarmıştır. Oysa TÜİK'in Mart 2021 enflasyonu 5 Nisan 2021 tarihinde açıklanmıştır. Kararı okumayacağım ama sadece şu şekilde söylüyorum: Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2023/3765 Esas, 2023/12124 Karar sayılı müstakar içtihadı aslında burada durumu çok güzel özetlemektedir. Bu iddia yalnızca bilirkişilerin mevzuata ve kamu ihale pratiğine bihaber olmasından kaynaklandığını düşünüyoruz.
Son eylemimiz efendim, 117. Müvekkilim 2019-2023 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı'dır. Kendisine İtfaiye, Zabıta, Mezarlıklar, Tarımsal Hizmetler, Destek Hizmetleri ve Muhtarlık İşleri olmak üzere 6 devasa daire başkanlığı bağlıdır ve emrinde 23 binden fazla personel çalışmaktadır. Reklam asmak için izin verme makamı Kentsel Tasarım Şube Müdürlüğü; kamu reklamlarını ihale eden birim ise Reklam Yönetimi Şube Müdürlüğü'dür. Müvekkilin uhdesinde bulunan ve bağlı olmayan aslında bu birimler ortadadır. Ancak asıl vahim olan fıkra şudur: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Reklam, İlan ve Tanıtım Yönetmeliği madde 15'e 3 son derece sarihtir: Denetim işlemleri ilgili belediye zabıta müdürlükleri tarafından gerçekleştirilir. Denetlenen reklam, ilan ve tanıtım uygulamalarının izinli olup olmadıkları, izinli olanların verilen izin kriterlerine uygun olup olmadığı ilgili müdürlük veya ilgili birim tarafından belirlenir. Bu, direkt ilgili yönetmeliğin maddesidir. Dahası aynı yönetmeliğin 16. maddesi; 2, 3 ve 4. fıkraları aykırı uygulamalar hakkında aksiyon alma yetkisini açıkça şu şekilde düzenlemiştir: İlgili belediyesi tarafından kaldırılır, kaldırtılır ve 1608 sayılı yasa çerçevesinde işlem yapılır. Yani kanun ve yönetmelik koyucu, zabıta birimlerine doğrudan müdahale etme, kaldırma ve aksiyon alma yetkisini vermemiş; yalnızca denetim, tespit etme yükümlülüğü getirmiştir. Panoların fiilen sökülmesi yetkisi bizzat ilgili belediyenin icrai birimlerinin uhdesindedir. Zabıtanın tasarruf yetkisi yoktur.
Kendisine ne kanunla ne yönetmelikle kaldırma, aksiyon alma yetkisi dahi tanınmamış olan, sadece sahadaki durumu tespit edip ilgili müdürlüklere bildirmekle mükellef olan zabıta teşkilatının en üst amiri pozisyonundaki müvekkilin panoları kaldırmamak, işlem tesis etmemek, göz yummak şeklinde suçlanması tam manasıyla bir hukuk cinayetidir. Yetkisiz olduğunuz bir konuda eylemsizlikle suçlanamazsınız. Kanunsuz suç ve ceza olmaz. Kanun ve yönetmelik lafzı bu kadar açıkken, müvekkil uhdesindeki zabıtanın re'sen işlem tesis etme, reklam panosu sökme, kaldırma yetkisi dahi yokken şahsi rantı kesilmiş, makas kesmeye teşebbüs eden, hukuksuz işlemlerine engel olunduğu için telefonda az önce müvekkilin ifade ettiği gibi küstah tehdit mesajları atan tek bir müştekinin soyut, mesnetsiz, husumet dolu iftiraları ile bir devlet adamının ağır ceza mahkemesinde yargılanması, faili yargılanmaktan ziyade ceza hukukunun maddi gerçeği arama ilkesinin açık bir ihlalidir.
Burada efendim diğer kısımları müvekkilim özetlediği için son İçişleri Bakanlığı'nın 5018 sayılı Genelgesi'nin sadece emredici hükmünü bir kez okuyacağım: Üst yöneticilerin somut bir fiil ve iştirak bağı olmaksızın salt genel sorumluluk anlayışıyla fiil ve fail bağı kurulmaksızın cezai olarak suçlanamayacağını emretmektedir. Müvekkilin kimseye "Göz yumun" dediğine dair ne bir yazılı talimatı, ne bir telefon HTS ve baz kaydı, ne de aleyhine bir tanık beyanı vardır. Tek delil, rantı kesilen Sedat Kapıdağ'ın husumet dolu iftirasıdır. Sayın Başkanım, kıymetli mahkeme heyeti; müvekkilim Murat Yazıcı, çeyrek asra yakın devlet tecrübesi hayatında daima hukukun üstünlüğünü ve kamu menfaatini usul edinmiş, tertemiz sicilli bir bürokrattır. Huzurdaki iddianame; idare hukukunun yetki, görev ve takdir hakkı kavramlarını tamamen ihlal eden, ceza hukukunun şahsiyet, illiyet bağı ve kast gibi evrensel prensiplerini yok sayan bilirkişilerin matematiksel kurnazlıkları ve rantı kesilen tek bir şantajcının hezeyanları üzerine inşa edilmiştir.
Öncelikle belirtmek isteriz ki müvekkile isnat edilen suçun ne maddi ne manevi unsurları oluşmamıştır. Bildiğiniz üzere daha önce muhafaza altına alınan cep telefonu, dosyada tutulmasını gerektiren hukuki bir neden kalmadığı için müvekkile iade edilmiştir gözaltından sonra. Aynı durum adli emanette bekletilen ziynet eşyaları için de geçerlidir. Söz konusu ziynet eşyaları müvekkilin resmi mal beyannamesinde yer almakta olup bu resmi mal beyannamesini daha önce dilekçemizde sunmuştuk. Kovuşturmaya konu eylemlerle hiçbir irtibatı bulunmamaktadır. Bu hususa ilişkin belgeleri ve iade talebimizi daha önce sunmuştuk, tekrar ifade edeceğim bunu efendim, vereceğim. Gelinen noktada bu eşyaların adli emanette tutulmaya devam edilmesi müvekkilin mülkiyet hakkına yönelik haksız ve ölçüsüz bir müdahaledir. İlerleyen aşamalarda dosya ile ilgili hukuka uygun delillerin tartışılmasının ve iddia makamının esas hakkındaki mütalaasını sunmasının ardından geniş kapsamlı savunma yapma hakkımızı saklı tutuyoruz.
Şu aşamada; adli emanette haksız şekilde tutulan eşyaların ivedilikle iadesine, müvekkil hakkındaki yurt dışı çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına, sorgusu tamamlanan müvekkilimin bundan sonraki duruşmalardan vareste tutulmasına ve neticeten müvekkilimin kendisine isnat edilen suçların her birinden ayrı ayrı beraatine karar verilmesini vekaleten saygılarımla talep ediyorum. Dinlediğiniz için sayın heyete ve tüm haziruna şükranlarımı sunuyorum.
AHMET ÖNAL SAVUNMASI – 17.09.2026
Sayın başkanım, sayın üyeler, sayın savcım; huzurunuzda görülmekte olan davada ihaleye fesatla yargılanıyorum. Ben yaklaşık 20 yıldır İBB bünyesinde çeşitli görevlerde bulundum. Davaya konu olan Kirazlı-Halkalı metro ihalesinde de komisyon başkanı olarak görev aldım. Söz konusu ihaleyle alakalı olarak tarafıma atfedilen hususları incelediğimde aynı kişiden alınmış 4 bilirkişi raporu, raporunda bahsedilen 6 teknik konu dışında başkaca bir suç atfı bulunmamaktadır. Şimdi size bu 6 konuya ilişkin savunmamı vereceğim. Bilirkişi raporlarını hazırlayan Sayın İbrahim Süren'in uzmanlığı İstanbul Bilirkişilik Bölge Kurulu Başkanlığı İstanbul Bilirkişi Listesinde muhasebe, vergi ve mali yükümlülükler olarak görünmektedir. Huzurunuzdaki eyleme ilişkin konular ise kamu ihale mevzuatıyla alakalıdır. Bu sebeple birçok noktada eksik ve hatalı tespitler yapmıştır. Bunu sırasıyla açıklamaya gayret edeyim. 1. iddia bilirkişi tarafından yazılan raporlarda ihaleye katılan isteklilerin teklifinin, isteklilerin teklifinin yaklaşık maliyete yakın olması ile 11 ve 12. gruplarda yer alan imalat kalemlerinin yaklaşık maliyet cetvelinde yer alan tutarlar ile birebir aynı olmasının yaklaşık maliyetin isteklilere sızdırıldığı yönünde şüpheye yol açtığı ifade edilmiştir.
Başkanım, öncelikle şunu belirtmek isterim. İsteklilerin teklif tutarının yaklaşık maliyete yakın olması ilgili ilgili oluşan bilirkişi kanaati 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun ruhuna aykırıdır. İlgili kanunun Temel İlkeler başlıklı 5. maddesinde idareler bu kanuna göre yapılacak ihalelerde saydamlığı, rekabeti, eşit muameleyi, güvenilirliği, gizliliği, kamuoyunun denetimini, ihtiyaçların uygun şartlarda ve zamanında karşılanmasını, kaynakların verimli kullanılmasını sağlamakla sorumludur hükmü yer almaktadır. İhale için hazırlanmış olan projeler, birim fiyat tarifeleri, teknik şartnamelerin ihale dokümanının tüm içeriği yukarıda verilen kanun hükmünün gereklerini yerine getirmek amacıyla herhangi bir tereddüde sebep olmayacak şekilde saydamlığı ve rekabeti sağlamaktadır. Bu konu hakkında İstanbul Valiliği tarafından da yapılan inceleme neticesinde şikayet dilekçesindeki iddialar, ihale işlem dosyası, bilgi ve belgeler ilişkilendirilip irdelendiğinde ihale komisyon üyeleri ile ihale yetkilisinin ceza soruşturmasını veya kovuşturmasını gerektirecek herhangi bir sorumluluğu bulunmadığı karara bağlanmıştır.
Sayın başkanım, bu Valilik kararı 12 09 2025'te çıktı. Bizi Valiliğe çağırdılar. Valilikte bunu anlattık kendilerine. Zaten bilirkişi raporları daha önceden alınmıştı, onlara da gösterdik ve şunu söylediler: Evet, bu konuda bir problem görmüyoruz biz ve bunun üzerine de zaten Ek 1'de görmüş olduğunuz 12 09'da Sayın Valimiz tarafından imzalanan hakkında soruşturma açılmasına uygun görmeyen yazı da tanzim edildi. İddia edilen ve sözleşmeye bağlanan her iki ihalede de ihale dokümanının tereddüde yer vermeyecek şekilde açık olması sebebiyle yaklaşık maliyetle istekli teklifleri arasında büyük farklar oluşmamıştır.
Yaklaşık maliyet nedeniyle istekli tekliflerinin birbirine yakınlığından yaklaşık maliyetin yaklaşık maliyetin gizliliğinin ihlali gibi subjektif bir sonuca varılıyorsa bu kanunun gerekleriyle açıkça çelişmek anlamına gelmektedir. Kaldı ki sayın başkanım, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı uzmanları tarafından dosyaya kazandırılan bilirkişi raporunda da görüleceği üzere yaklaşık maliyetin piyasa koşullarına uygun oluşturulduğu tarafınıza arz ettiğim Ek 2'de bulunan dokümanda da görülecektir. Yani başkanım biz ihale dokümanında gri nokta bırakmadık. Diyelim bir masa alıyoruz, bu masanın boyutunu, ebatlarını, üretileceği malzemenin hepsini baştan belirliyoruz. Bu yüzden teklifler birbirine yakın geliyor, yaklaşık maliyete de yakın geliyor. Ama biz sadece yalnızca bir masa alacağız diye ihaleye çıksak burada tekliflerin birbirinden farklı olması beklenir. Biz ihale dokümanlarını doğru hazırladığımız için yaklaşık maliyetle teklifler arasındaki fark da çok fazla açılmamıştır.
Sayın bilirkişi raporlarında yaklaşık maliyetin sızdırılmasına ilişkin eldeki mevcut delillerden bir çıkarım yapılamayacağını belirtmekle birlikte 11 ve 12. iş gruplarında yer alan diğer kurum kuruluşlarla ilgili işler ile faturalı giderler iş gruplarının yaklaşık maliyet ile birebir aynı olmasının yaklaşık maliyetin sızdığı yönünde bir delil olabileceğini belirtmiştir. Oysa ki bilirkişiye de teslim edildiği görülen ihale dokümanları içerisinde yer alan Birim Fiyat Tarifeleri Kitabının 5 13 ve 5 14. maddelerinde tüm isteklilere bu iş gruplarına 75 milyon yazmaları gerektiği açıkça talimatlandırılmıştır. Başkanım bunu Ek 3'te verdim. Birim Fiyat Tarifeleri Kitabınızın 5 13 ve 5 14. maddelerinde bu 11 ve 12. iş kalemlerine 75 milyon lira atmaları gerektiği, bunun için herhangi bir rekabete girmemeleri gerektiği yazılmaktadır. Burada sadece ihaleye en düşük teklifi veren istekli değil, bütün istekliler 75 milyon lira teklif atmışlardır. Bu ilk ihalede değil, yalnızca ikinci ihalede de böyle olmuştur. Ancak sayın bilirkişi sadece ilk ihalenin en düşük teklifini veren firmanın 11 ve 12. kalemleri birim fiyat tarifeleri, daha doğrusu bizim yaklaşık maliyetle aynı bedel olması sebebiyle bir kanaat oluşturmuş.
İhale dokümanlarını ve diğer bütün teklifleri incelemiş olsaydı aslında böyle bir durumun olmadığı da açıkça ortaya çıkardı. Başkanım, ikinci iddia Duygu İnşaat tarafından komisyona sunulan iş deneyim belgesinin yalnızca demiryolu altyapı işlerinden elde edilmiş iş deneyimi içerdiği, ihalede sunulan iş deneyim belgesinin mesleki ve teknik yeterliliğe ilişkin kriterleri taşımadığı, isteklinin teklifinin bu gerekçeyle değerlendirme dışı bırakılması gerektiği iddiasıdır. Başkanım, bu konu çok basit bir konu. Biz burada bir idari şartnamemizin 7.6. maddesinde diyoruz ki: Burada benzer iş grubu olarak A 6 demir demiryolu işlerini benzer iş grubu olarak kabul ediyoruz diyoruz. Duygu taahhüt ne veriyor? Ek 4'te verdim başkanım. Esaslı unsuru A 6 demiryolu işleri olarak belirlendiği belgeyi ihale komisyonuna sunmuştur. Bu belgenin alt kırılımları da yine Ek 4'te görülmektedir.
Yaptığı işlerin tamamı demiryolu işleridir başkanım. Başka bir şey değil. Yani alt gruplarını da dikkate aldığımızda, aslında belgenin tamamını dikkate almak zorunda olduğumuz, belgenin tamamının bu işe girmeye uygun olduğu görülmektedir. Biz de zaten bu doğrultuda işlem yaptık. Yapım İşleri İhale Uygulama Yönetmeliğinin Değerlendirmeye İlişkin Esaslar başlıklı 48. maddesinde iş deneyim belgesinin konusu işin esaslı unsuru ihale konusu iş veya benzer işe uygun olması halinde iş deneyim belgesi tutarının tamamı değerlendirilir hükmü yer almaktadır. Biz de belgeye baktığımızda başkanım belgenin içeriği tamamen demiryolu işi olduğu için bu belgeyi uygun gördük. Bu belge TCDD tarafından Bandırma Bursa Ayazma Osmaneli Hızlı Tren Projesi kapsamında işlerini tamamlayan Duygu İnşaat'a verilmiştir.
Dikkatinizi çekmek istediğim husus, hızlı tren projesi kapsamında alınan bir iş deneyim belgesinin demir yolu işi olarak sayılmaması gerektiği iddiasıdır. Oysa ki hızlı tren, tramvay, metro işlerinin tamamı benzer iş grupları tebliğine göre demir yolu işlerinin kapsamı içindedir. Kaldı ki Duygu İnşaat –yani bu belgeyi sunan Duygu İnşaat– bizim iptal ettiğimiz ihaleden yaklaşık 1,5-2 ay sonra bizim iptal ettiğimiz ihalenin 1,5 katı büyüklüğünde bir işi de yine TCDD'den almıştır. Yani belgeyi düzenleyen kurum, yine kendi işini bu şirkete vermiştir ve bizim ihalemizden yaklaşık 1,5 kat daha büyük bir iş. Hal böyleyken TCDD tarafından düzenlenen iş deneyim belgesinin belge tutarı olarak belirtilen tutarının tamamının benzer iş olması sebebiyle bu belgenin ihaleye katılım için yeterli olduğu tespit edilmiş, mevzuata aykırı bir işlem yapılmamıştır Başkanım. Bununla birlikte bu firma eğer ihaleyi kazanmış olsaydı bizde de yine bir soru işareti oluşmuş olsaydı, biz de TCDD'ye bir yazı yazar, bu belgeyle ilgili soruyu sorardık. Ancak buna ihtiyaç kalmamıştır. Firma hem birinci olmamıştır hem de ihale iptal edilmiştir.
Başkanım, üçüncü iddia da Dillingham isimli firma tarafından sunulan geçici teminatın hatalı olması sebebiyle ihaleden elenmesi gerekirken elenmediği iddiasıdır. Öncelikle belirtmem gerekir ki Dillingham isimli firma geçici teminatı usulüne uygun vermediği için ihaleden elenmiştir. Başkanım, elenmiştir. Yani elenmemiş olsa hiçbir şey diyemem ama elenen bir firma var. Burada 2025 yılında, ağustos ayında yapılan bir değişiklikte bu tarz işlemlerin Kamu İhale Kurumu tarafından birinci turdan ikinci tura geçmeye engel bir husus olmadığı da mevzuata eklenmiştir. Yani kısaca şunu anlatmak istiyorum Başkanım: İhaleye en yüksek teklifi veren firmayı birinci turda değil, ikinci turda elememiz dolayısıyla ihaleye fesat kastı aranıyor. Biz zaten firmayı elemişiz, firma sonuncu olmuş, en yüksek teklifi vermiş. Buradan bir ihaleye fesat kastının çıkarılması zannımca mümkün değildir. Sayın bilirkişimiz hatalı tespitler yaptığı gibi, kimsenin görevine, sorumluluğuna göre de bir değerlendirme yapmamıştır Başkanım. Örneğin Duygu ve Dillingham konularında ihale yetkilisinin ihale dokümanlarını, ihale evraklarını inceleme sorumluluğu olmamasına rağmen herkesi bir çuvala atmış ve çuvalın içinde herkese aynı sorumluluğu ve aynı suç atıflarında bulunmuştur.
Dördüncü iddia; yine birinci ihalede ihaleyi kazanan iş ortaklığının pilot ortağı olan Yapı Merkezi isimli firmanın ihaleye katılım yeterliliğinin bulunmadığı, ihale tarihi itibarıyla kesinleşmiş SGK borcu bulunmasına rağmen "SGK borcum yoktur" şeklinde yalan beyanda bulunduğu, kamu idareleriyle SGK arasında yapılan protokoller gereği isteklinin borç durumunun SGK bilişim sistemleri üzerinden sorgulanabileceği halde ihale komisyonunca bu sorgulamanın yapılmadığı ve kesinleşmiş SGK borcundan dolayı ihale dışı bırakılması gereken isteklinin ihale sürecine devam etmesine göz yumulduğu iddia edilmektedir. Başkanım, Kamu İhale Genel Tebliği'nin isteklilerden 4734 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 4. fıkrasına göre istenecek belgeler başlıklı 17. maddesinde, ihale üzerinde kalan istekliler 4734 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 4. fıkrasının (a), (b), (c), (d), (e), (g) bentlerinde belirtilen durumlarda olmadığına dair belgeleri sözleşme imzalanmadan önce istenmesinin zorunlu olduğu... Başkanım, burası çok önemli. Yani diyor ki kanun; sözleşme imzalanmadan önce bu maddelere girmediğini yazıyla tevsik eder. Bu belgelerin ihale usulüne göre son başvuru veya ihale tarihinde isteklinin anılan bentlerde belirtilen durumlarda olmadığını göstermesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Bu maddeye göre istekliler ihale aşamasında taahhüt vermekte, sözleşme aşamasına geçildiğinde ise "Borcu yoktur" belgesini ibraz etmektedirler Sayın Başkanım.
Bir belge iki defa istenmez. İhale mevzuatında her şey açıktır. Ya ilk başta istersiniz ya sonda istersiniz. Burada okuduğum kanun hükmüne göre sözleşmenin imzalanması aşamasında istenecek bir evrakı bilirkişi bize diyor ki: "Siz bunu önceden istemeliydiniz." Biz sözleşme aşamasına geçtik mi? Savcılık tarafından sözleşme aşamasına geçilip geçilmediğine ilişkin Kamu İhale Kurumu'na yazı yazılmıştır. Yazılan yazıya cevapta sözleşme aşamasına geçilmediği kurum tarafından da açıkça belirtilmiştir. Yani sözleşme davet aşamasına kadar SGK ve vergi borcunu sorgulama yükümlülüğümüz olmadığı da açıktır. Bununla birlikte dava dosyasında gördüğümüz üzere savcılık tarafından tüm Türkiye'deki vergi dairelerine ve SGK'lara yazı yazılmış, ilgili firmanın borcu olup olmadığı sorgulanmıştır. Bu sorgulama sonucunda da ilgili firmanın kesinleşmiş bir SGK borcu olmadığı, ihalelere katılmasına engel bir durumu olmadığı da zaten dava dosyasına kazandırılmıştır. Malumunuz isteklilere ait vergi ve SGK borçlarının teklif değerlendirilmesi aşamasında kontrol edilmemesiyle itham ediliyoruz. Ancak 2024 yılında yürürlükte olan mevzuata göre o denetim, sözleşmenin imzalanması aşamasında yapılıyordu. 2025 yılının ağustos ayında yapılan bir değişiklikle SGK ve vergi borcunun ihale gününde EKAP sistemi üzerinden kontrol edilmesi zorunluluğu getirildi.
Başkanım, biz ihaleyi 26 Eylül 2024'te yaptık. Bu değişiklik ne zaman yapıldı? Ağustos 2025'te. Biz Ağustos 2025'ten sonra bu ihaleyi yapmış olsaydık bilirkişi o zaman haklı olabilirdi. Ama biz o dönem yürürlükte olan mevzuata göre ne yapmamız gerekiyorsa onu yaptık. Bilirkişimiz kendisi tarafından hazırlanan raporlar öncesinde de,yani Nisan 2025'te, SGK sistemleri üzerinde yaptığı sorgulamada ilgili firmanın borcu olduğunu ifade etmiştir. Fakat SGK Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkezi'nin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazdığı 30.05.2025 tarihli yazıda ilgili firmanın 20.09.2024 tarihi itibarıyla borçlarını yapılandırdığı ve bu tarih itibarıyla ihalelere katılmaya engel bir durumun olmadığına dair yazı da verilmiştir. Başkanım, bunu Ek-5'te size arz ettim. Bununla birlikte Yapı Merkezi firması tarafımızca yapılan yine 26.09.2024 tarihli ihale ile ilk bilirkişi raporu tarihi olan 15.04.2025 tarihleri arasında beş tane ihaleye girmiş ve bunların hepsi kamu ihalesi. Bu kamu ihalelerinden birini de 2024 yılının sonunda kazanmıştır. Şimdi eğer sayın bilirkişimize göre, Nisan 2025'te borcu varsa bu adamın, 2024'te yaklaşık 75 milyarlık bir kamu ihalesini kazanıyor ve sözleşme imzalıyor. Sözleşme aşamasında borcu olmadığı da görülüyor burada. O olsaydı zaten bu durumda orada teminatlarının da irat kaydedilmesi gerektiği açıktır. Böyle bir borcu yoktur. Yani ilgili firmanın SGK'ya olan borcu ihale tarihinden önce yapılandırılmıştır. Bunun için de Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkezi, ihale tarihi itibarıyla Yapı Merkezi'nin ihalelere katılımına engel bir borcunun olmadığını resmi yazıyla tevsik etmiş olup bunu da Ek-6'da size sunmuş oldum Başkanım.
Sonuç olarak anlatmak istediğimi özetlersek; ihale komisyonunun ve ihale yetkilisinin ihale aşamasında SGK ve vergi borcu sorgulama yükümlülüğü bulunmamaktadır. Bu yükümlülük sözleşmenin imzalanması aşamasındadır. SGK ve vergi borcu sorgulayacağımız bir sorgulama ekranı da o tarihte yoktur. Bu sorgulama ekranı Ağustos 2025 tarihinden sonraki ihaleler için aktif edilmiştir. Sorgulasak dahi borcu bulunmadığı açıktır. SGK tarafından firmaya verilen ihalelere katılmaya engel borcunun olmadığı yazıları da ortadadır. İptal öncesinde SGK borcu olduğuna dair ihbar niteliğinde bir dilekçe de tarafımıza ulaşmamıştır. Buradan da anlaşılacağı üzere ihale komisyonu mevzuat çerçevesinde sorumluluklarını yerine getirmiştir. Başkanım, velev ki ihale komisyonu Yapı Merkezi AKM KCT iş ortaklığının kesinleşmiş sosyal güvenlik prim borcu olduğunu bilseydi ve ihale sonucunda geçici teminatın irat kaydedileceği bilinciyle hareket ederek geçici teminatı herhangi bir cezai müeyyideye tabi olmaksızın geri vermek isteseydi, 27.09.2024 tarihinde ihale komisyonu kararını imzalamaz, istekli tarafından mahkemeye sunulmuş olan ihale tarihi itibarıyla borcu bulunmadığına dair yazının alınabilmesi için istekliye zaman kazandırırdı ve bu sayede ihale işlemi nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın ortaya böyle bir suç isnadı çıkması ihtimalini bertaraf etmiş olurdu. Zira bu ihaleye ait idari şartnamede tekliflerin geçerlilik süresi 180 gündür. 180 gün beklenip bu cevap alınabilirdi. SGK prim borcuyla alakalı ihale komisyonunun kasıtlı olarak ihaleye fesat karıştırdığı varsayımıyla hareket ettiğimiz takdirde, ilgili firmanın son ihaleye davet edilmesi de akıl ve mantık çerçevesinde açıklanamamaktadır. Bu iddia sebebiyle kamu zararı olduğu belirtilse de biraz önce anlattığım üzere sözleşmeye davet aşamasına geçmemiş bir ihalede kanuni sorgulama yükümlülüğümüzün olmayan bu süreçte SGK borç sorgulamasının yapılmaması sebebiyle kamu zararı oluştuğu iddiasının hiçbir dayanağı bulunmamaktadır.
Beşinci iddia, yine Yapı Merkezi firmasının ikinci ihalede de SGK borcu olduğu yönünde. Biraz önce sunduğum dosyalarda ek 7 olarak verdiğim yazıda ihale tarihi olan 19.11.2024 tarihi itibarıyla ilgili firmanın SGK borcu olmadığına dair yazı oradadır. Burada esas unsur şudur başkanım; firma diyor ki benim SGK'ya kesinleşmiş borcum yok, SGK diyor ki firmanın bana borcu yok, bilirkişi diyor ki hayır siz bilmiyorsunuz, sizin borç alacak ilişkiniz var. Yine bir iddia da Yapı Merkezi firmasının yurt dışında gerçekleştirdikleri işlere ilişkin içerisinde yer aldıkları iş ortaklığında hissesi oranında geçici teminat mektubunu vermemesi. Biz ihalelerde yüzde 3 geçici teminat istiyoruz. Yapı Merkezi Limak iş ortaklığı da yüzde 3 teminat verdi. Burada sadece pilot ortak hissesine düşen oranda vermediğinden biz de bunu birinci turda sadece iş deneyim belgesinin toplam miktarına, geçici teminatın toplam miktarına bakıyoruz. Arada 3 saat var. 3 saatten sonra iki belgeyi birbiriyle korele ettiğimizde görüyoruz ki yabancı iş deneyimi verilmiş, bu sebeple eliyoruz ilgili firmayı. İhale sonucuna etki eden hiçbir şey yok. Yani özetle söylemek istediğim, zaten biz bu firmayı ikinci tur sonucunda eledik.
Başkanım, iddianamenin 140 numaralı eyleminde ihale komisyonu üyeleri ve ihale yetkilisi açısından yalnızca bilirkişi raporu baz alınarak sıralı halde onlarca işlemi inceleyerek adeta suç unsuru oluşturmak istercesine her ihalede olabilecek kasıt olmayan, ihale sonucunu etkilemeyen işlemleri ihaleye fesat eylemi olarak değerlendirilmiştir. Oysaki kamu ihaleleri konusunda otorite olan Kamu İhale Kurumu eski İnceleme Daire Başkanı Muhsin Açık tarafından davaya konu ihaleler için hazırlanmış olan mütalaada suç olarak tasvir edilmeye çalışan işlemlerle birçok ihalede karşılaşıldığı, idare lehine ya da aleyhine karar verilmiş olmakla birlikte hiçbir zaman bu işlemlerin suç unsuru olarak değerlendirilemeyeceği ifade edilmiştir.
Başkanım, sayın bilirkişi tarafından hazırlanan raporlarda pazarlık usulü ihalenin asgari gerekliliklerinin ne olacağı da yazmamaktadır. Bu asgari gereklilikler yazılmış olsa huzurdaki davanın ilgili eyleminde belirtilen suç isnatlarının anlamsız olduğu zaten ortaya çıkacaktır. Şöyle ki pazarlık ihalesinde 3 firma davet edilmesi ve yalnızca bir firmanın teklif vermesi kanunen yeterlidir. Biz ne yaptık? 6 firma davet ettik. Neden? Rekabet oluşsun diye. Sonuçta istediğimiz rekabet oluşmadığı için ihaleyi de iptal ettik. Burada herhangi bir ihaleye fesat veya kamu ihalesi çıkarımı yapılması mümkün değildir. Söz konusu 6 davetli bu ihaleye teklif verebilecek yeterliliğe sahip firmalardır. İdaremiz ihale öncesi yaptığı araştırmada bu büyüklükteki işlerin ihalelerine teklif veren firmaları tespit etmeye çalışmıştır. Bunun için öncelikle Ulaştırma Bakanlığı tarafından son dönemde yapılan ihalelere katılan firmaların listesi oluşturulmuştur. Biz kendi işlerimizde çalışan firmaları ilk ihaleye davet etmedik. Sebebi de birçok firmanın ifa güçlüğü çektiğini resmi yazıyla belirtmesi, tahkim süreci başlatan ve sorumlulukları altında olan sözleşmeyi mali zorluklar nedeniyle fesheden yüklenicilerin ihaleye katılmasının devam eden işlerimize daha fazla yük getireceği düşüncesidir. Mevcut bu sebeple böyle bir karar verilmiştir. Bu davet listesi oluşturulurken dediğim gibi hem Ulaştırma Bakanlığı hem de son dönemlerde Büyükşehir Belediyelerinde metro ihalesine girmiş veya kazanmış firmalar tercih edilmiştir.
İddianamede bulunan diğer bir husus da Ceyhun Avşar'la aramda yapılan WhatsApp yazışmasıdır. Söz konusu yazışmaların bu ihaleyle alakalı olduğu ve iddianamede geçen rüşvet ve ihaleye fesat suçlarını önceden bildiğimiz iddia edilmektedir. Öncelikle belirtmem gerekir ki söz konusu yazışmalar 13 Mart 2024 tarihinde yapılmıştır. Ancak iddianameye konu olan ihale 26.09.2024 tarihinde yapılmıştır. Söz konusu yazışmayla ihalenin birbirine bağlanabilmesi için birçok mahkeme sürecinin ve idari sürecin yok sayılması gerekmektedir. Başkanım Fatih Gültekin, burada Ceyhun Bey de anlattı, Metro İstanbul Genel Müdür Yardımcısı, biz onun o dönemde yaptığımız bir işte sistem mühendisi olarak alt yüklenici olarak iş istemesi sebebiyle yaptığımız bir yazışmadır. Konuyla hiçbir alakası yoktur. O ihaleyle bu ihalenin kesinlikle bir alakası yoktur.
Bir diğer husus da, dava dosyasında tanık olarak ismi geçen Ogün Kuzu'dur. Ogün Kuzu birçok defa şikâyette bulunmuş bu ihaleyle ilgili, bu şikâyetler idare mahkemelerince ve Danıştay 13. Dairesince de incelenmiş olup herhangi bir suç unsurunun bulunmadığı karara bağlanmıştır. İhaleler konusunda uzman olan bu mahkemelerin suç olarak görmediği bu işlemlerin bilirkişi tarafından suç olarak nitelendirilmesi doğru bir yaklaşım değildir. Ogün Kuzu tarafından yapılan şikâyetlerde şikâyet edilen kısmında ihaleyi yapan genel müdür ve komisyon üyeleri ifadesi geçmektedir. Oysaki bizim hiyerarşik sistemimizde genel müdürlük makamı da mevcut değildir. Yani aslında ilgili kişi bizden kimseyi tanımamaktadır. Kaldı ki bizim ihaleyi iptal ettiğimiz tarih 7 Ekim 2024'tür. Ogün Kuzu'nun beyanlarında savcılık tarafından belediyeye iletildiği tarih ise 21 Ekim 2024'tür. Yani özetle bu ihalenin ne öncesinde ne incelemesinde ne de iptalinde buna benzer beyanların sürece bir etkisi olmamıştır.
Sayın başkanım, biz 641 milyon lira kamu faydası sağladığımız bir işte kamu zararı oluşturarak ihaleye fesatla yargılanıyoruz. Neresinden bakarsanız bakın kesinlikle doğru olmayan bir yaklaşımdır. İhale iptali de sadece ve sadece kamu faydası sağlamak adına yapılmıştır. Son olarak iddianamede ihaleye fesatın maddi ve manevi unsurlarını oluşturabilecek belge tahrifi, teklif değiştirme, gizli anlaşma, rekabeti ortadan kaldırabilecek işlemler, sonuç doğuran hileli işlemler ile para transferi, banka hareketi gibi maddi kazanım yönünde bir tespit bulunmadığı gibi buna ilişkin tarafıma atıfta da bulunulmamaktadır. Belirttiğim tüm bu hususların dikkate alınmasını ve beraatimi arz ediyorum.
CEYHUN AVŞAR SORUYOR
Ceyhun Avşar: Ben, firmaya davet kriterlerini soracaktım ama detaylı açıkladınız. O yüzden tekrar girmemek için buraları atlayacağım. Birinci soru; burada yaklaşık maliyet konusu çok konuşuldu, gizlilik ihlali suçlaması var. İki ihalemiz var. Ben öncelikle birinci, pazarlık usulü ihale ile alakalı sorular soracağım. 2024/1243475 ihale kayıt numara ihale ile alakalı sorular soracağım. Şimdi birincisi; yaklaşık maliyetini anlayabilmek için, yaklaşık maliyetimiz hangi kriterlerle hazırlanıp kullanılabilir? Bunu açıklayabilir misiniz?
Ahmet Önal: Biz, yani biz, yaklaşık maliyeti 4734 sayılı kanunun 10. maddesinin Ç bendine göre hazırladık. Burada yüklenici veya alt yüklenici olabilecek firmalardan teklif almak suretiyle, yaklaşık maliyetin oluşturulması gerekmektedir. Biz de zaten yaklaşık maliyeti bu şekilde oluşturduk. Kaldı ki Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından dosyaya kazandırılmış raporda da görüleceği üzere yaklaşık maliyetimiz tamamen mevzuata uygundur.
Ceyhun Avşar: Peki, yaklaşık maliyetin, yani hazırlanan yaklaşık maliyetin benim tarafından imzasız süreci nasıl gerçekleştirilir? Benim bu yaklaşık maliyeti herhangi bir bu firma, özellikle Yapı Merkezi veya ortakları veya ihalenin diğer katılımcıları veya paylaşmamam gereken kişiyle paylaştığıma dair bir bilgi, duyum, öyle bir şey konuşuldu mu? Biliyor musunuz? Bu konuda bilgi verebilir misiniz?
Ahmet Önal: Öyle bir bilgi veya duyum olmadı. Ben o günü hatırlıyorum. Yaklaşık maliyet komisyonu önce, yaklaşık maliyet oluşturulduktan sonra bana getirildi kapalı bir zarf içerisinde, ben imzaladım. Sonrasında yine Ceyhun Bey'e bu kapalı zarfı götürdüm. Kendisi imzaladı. Tekrar zarfı orada zımbaladık ve ben bir üst yazıyla Bütçe ve Denetim Müdürlüğü'ne gönderdim. Yani kimseden böyle bir şey de duymadım.
Ceyhun Avşar: Şimdi ihale işlemlerine geçmek istiyorum, yaklaşık maliyet sonrasında. İhale işlemlerinde ihale yetkilisi ve ihale komisyonumuz var. İhale yetkilisi ve ihale komisyonunun görevleri aynı mıdır?
Ahmet Önal: Biraz önce anlatmaya çalıştım. İhale yetkilisi ve ihale komisyonunun görevleri farklıdır. İhale komisyonunun görevleri; ihale dokümanlarını incelemek, ihaleyi tamamlamak, ihale dosyalarını incelemek ve karara bağlamak.
Ceyhun Avşar: Peki, ihale yetkilisi yani ihale komisyonu bu evrak inceleme süreçlerine dahil olur mu?
Ahmet Önal: Kesinlikle. İhale komisyonu zaten burası.
Ceyhun Avşar: Ben tam anlayamadım, tekrar edin.
Ahmet Önal: İhale inceleme süreçlerine ihale komisyonu dahil olur. İhale yetkilisi dahil olmaz.
Ceyhun Avşar: Şimdi, sayın başkanım, bu ihalede ihale yetkilisi… Daire Başkanıyım ben. Mehmet Bey, siz de İhale Komisyonu Başkanı olarak başlıyorsunuz ve Şube Müdürüsünüz. Şimdi ben bu minvalde sorularıma devam etmek istiyorum. Burada idari nerede, yine 1. pazarlık usulü ihale ile alakalı 2024/1243475 sayı ihale ile alakalı Duygu Taahhüt isimli firmanın, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları tarafından düzenlenen iş bitirme belgesi, geçerli bir belge olmamasına rağmen, firmanın teklifinin değerlendirme dışı bırakıldığı iddiası var. Şimdi, ihale komisyonunun teklif değerlendirme aşamasında yani bu belge ile alakalı olarak aslında bu değerlendirme yapılır, yapılırken bir tereddüt oluştu mu? Yani bu belgeye uygun mu değil mi? Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları tarafından düzenlenmiş bir ibare olarak karşılandı mı? Böyle bir konuşma oldu mu? Böyle bir konu gündemde miydi?
Ahmet Önal: Biz, o belgede herhangi bir sıkıntı görmedik başkanım. Çünkü A6 demiryolu işleri yazıyordu. Biz de A6 demiryolu işleri istediğimiz için idari şartnamenin 7.6. maddesinde biz de bir problem görmedik ve size de aksettirmedik böylece.
Ceyhun Avşar: Yani benim, yani bu belgeye böyle bir müdahalem,dahlim oldum mu?
Ahmet Önal: Sizin haberiniz olmadı.
Ceyhun Avşar: Şimdi velev ki, diyelim ki, yani bu belge zaten biz uygun olduğunu anladık, sorun yok mutlaka. İsnadı haklı sayalım… Yani bu belge geçerli veya geçersiz… Biz isnadı haklı sayalım. Bu durumun işin sonucuna, esasına, bu ihalenin genel durumuna bir etkisi oldu mu? Olması mümkün mü yani ihale sonucuna?
Ahmet Önal: Biz zaten ikinci olan firma olduğu için, herhangi bir belge ihtiyacı hissetmedik. Çünkü firma ikinci olmuştur. Eğer birinci olsaydı ve bir soru işareti oluşmuş olsaydı kafamızda, böyle bir şeyi düşünebilirdik. Ama ne soru işareti oluştu, ne birinci oldu. Yani işin esasını etkileyen hiçbir husus yok.
Ceyhun Avşar: O yüzden detaylı bir inceleme yapılması gerekmiyor oluştu yani.
Ahmet Önal: Evet.
Ceyhun Avşar: Ve işin esasını da etkisi olmadı.
Ahmet Önal: İşin esasına hiçbir etkisi yok.
Ceyhun Avşar: Yine aynı ihalede, bize Demiryol isimli bir firmanın teminat mektubunun hatalı sunulması sebebiyle, teklifinin birinci turda geçersiz sayılması gerekirken, ikinci turunun teklif istenmesi bir fesat konusu oluşturduğu iddiası. Şimdi ben şunu yine aynı soru, aynı konuyu sormak istiyorum. Yani bu inceleme yapılırken bankanın işte bir teminatı yanmışım, şimdi bu ihale komisyonu 5 kişidir, şu anda suçlanan 5 kişi var, ihale yetkilisi benim, 6. kişi var. Bu ihaleleri şeklen inceleyen ihale müdürlüğü var. Bu kadar kişi iştirak halinde, ya bu adam yanlış belge sunmuş, biz bunu görmezden gelelim. Bundan teklif isteyelim, bu ihaleye fesat karıştıralım… Böyle bir yaklaşım, böyle bir konu, böyle bir şeyin oluşması mümkün mü?
Ahmet Önal: Başkanım, yani oluşmuş olsa, oluşmuş olsa ikinci turda neden eleyelim?
Ceyhun Avşar: Peki bu firmanın, yani bu firma bu ihaleden eleniyor bu arada…
Ahmet Önal: Bu firma elendi. Elendi ve en yüksek teklifi veren firma, yani en yüksek teklifi veren firmayı birinci turda değil, ikinci turda elediniz. Aslında konu sadece bundan ibaret.
Nihayetinde işin esasına etki eden hiçbir şey olmadığı gibi, dediğim gibi 2025 Ağustos ayında yapılan değişiklik ile birlikte bu tarz durumların ikinci tura götürülmesi gerektiği, çünkü rekabeti artıracağı yönünde de karar alınmış, mevzuat da bu şekilde revize edilmiştir.
Ceyhun Avşar: Yani biz, ben bu ilk konuyu toplamak istiyorum. İptal edilen bir ihalede ikinci olan firmanın teminat mektubunu doğru veya yanlış sunması fesat unsurudur.
3. olan firmanın teminat mektubu, 2. olan firmanın eşitleme belgesinin okunmadığını, esası hiçbir etkisi olmadığını için etkisinin fesat unsuru olabileceğini açıklamaya çalışıyoruz 1 senedir ve 6 firmanın kaldığı bir ihaleden bahsediyoruz. Bu iki firma bu ihaleye hiç katılamasaydı zaten ihalenin oluşmasına bir etkisi olmayacaktı. Asgari koşullar fazlasıyla oluştu.
Ahmet Önal: Sizin istediğiniz gibi üç firma yeterlidir.
Ceyhun Avşar: Şimdi ben gene iddialara devam etmek istiyorum, çok dışarı çıkmak istemiyorum. Aynı ihalede bir kamu zararı iddiası var. Bu kamu zararı iddiasının dayanağı Yapım Merkezi firmasının ihale tarihinde sosyal güvenlik prim borcu olduğuna dair, olduğu dayanağı. Ben bunu çok detaylı anlattım ama şunu sormak istiyorum. Yani bu ihalenin davet aşamasında, ihale öncesinde 1. Pazarlıkta… Daha ikiye geçmedim, 1’deyiz. Davet öncesinde ve ya teklif değerlendirme aşamasında bu firmanın SGK borcu var var yok, böyle bir konu gündemde miydi? Yani soru, böyle bir konu gündemde miydi?
Ahmet Önal: Hiçbir şekilde…
Ceyhun Avşar: Peki neden gündem de değil?
Ahmet Önal: Şimdi sözleşme aşamasına geçilmeden zaten bu belgeyi alma yükümlülüğümüz olmadığı gibi ilgili firma Türkiye'de ve yurt dışında 10 milyarlarca euro'luk iş yapan bir firma. Şu anda mevcut da yap-işlet-devrette de birçok işini devam ettiren bir firma.
Ceyhun Avşar: Sorum yükümlülüğü var mı bu hususta?
Ahmet Önal: Yok.
Ceyhun Avşar: Peki siz, belediyede uzun yıllardır çalışıyorsunuz, birçok ihalede de görev aldınız. Yani hiç bu ihalelerde firmaların sözleşmeye davet aşamasına geçmemiş ihale hiç sordu, yani hiç sekme sorgulaması yaptınız mı? İhale derdimiz veya ihale?
Ahmet Önal: Hiçbir zaman yapmadık. Hiçbir zaman da böyle bir şeyle karşı karşıya kalmadık.
Ceyhun Avşar: Şimdi ben burada detayı anlattım ama çapraz sorgumda bana şu soru geldi. “Niye şüphelenmedin?” Yani tamam, sorgulama yükümlülüğüm yok. Firma büyük bir firma, Yapı Merkezi, Çanakkale Köprüsü, Avrasya Tüneli yapmış, işletiyor, işletmeye devam ediyor. Niye şüphelenmedin sorusu geldi. Ben anlatmaya çalıştım ama… Tam konuyu anlatabildiğime emin değilim. Bir kargaşa oldu çünkü o benim çapraz sorgumda. Ben size sormak istiyorum. Siz şüphelendiniz mi?
Ahmet Önal: Yok, okudum, şüphelenmedim.
Ceyhun Avşar: Sizde bir şüphe oluştu mu?
Ahmet Önal: Şüphelenmedik, dediğimiz gibi ilgili firma yerel olarak birçok kamu ihalesine girdiği, bunları kazandığı ortadadır. Bunlara zaten işleri devam etmektedir, yap işlet devrette ihaleleri şu an hala işletme sürecini getirmektedir. Yap işlet devrette eğer bir SGK borcu olursa, ilgili firma zaten ihale şartlarına aykırı bir iş yapmamış olur. Bu sebeple böyle bir şeyden şüphelenmek bizim için mümkün değildir.
Ceyhun Avşar: Ben bir şey daha söylemek istiyorum. Bu sorgulama yükümlülüğümüz yok ve şüphelenmemizi gerektirecek bir husus yok ama şüphelenme hususu bir ihbar olup olmama konusuna bağlı. Yine dosyada bilirkişi raporlarında ihbarlar var. Bunu niye görmezden geldiniz diyor. Böyle bir ihbar var mı? İhale döneminde, ihale öncesinde ihale teklif değerlendirme aşamasında böyle bir ihbar hiç gündeme gelmedi mi? Biz bunu tartıştık mı?
Ahmet Önal: Biz, 27 Ekim 2024 tarihli ihaleyi iptal ettik. Bir de bu tarihten önce gelen hiçbir şey yoktur. Biz ilk gelen evrak, 21 Ekim 2024'tür. Biz zaten ihaleyi iptal edeli 14 gün olmuştu.
Ceyhun Avşar: Tam bu hususta son bu konuyla alakalı soru soruyorum, açık bir şekilde kalsın isterim. Peki bizim o dönemde tüm bu hususların sorgulama yükümlülüğü yok, ihbar yok, sonra şu geliyor: Online sorgulama ekranları vardı. Yani bunu niye kullanmadınız? Birkaç dakikada sorgulayabileceğiniz ekranlarınız var. Niye sorgulamadınız? Bu sorgulama yapılabilirdi diye bir iddia var. Bu ihalenin gerçekleştiği tarih olan Eylül 2024 tarihinde böyle bir online sorgulama ekranı var mıydı?
Ahmet Önal: 2.2.2025 Ağustos'tan itibaren bu online sorgulama ekranı aktif edilmiştir. O tarihten 2025 Ağustos'tan önceki ihalelerde böyle bir şey yoktur, ekran yoktur. Bununla birlikte yine bilirkişi şunu söylüyor, diyor ki tapu kayıtlarına bakmanız lazımdı. Biz tapu kayıtlarını tapuya yazı yazsak, istesek, desek ki bir ihale için bize SGK vergi borcu var mı yok mu bunu bildirin desek, bize söyleyecekleri cevap büyük ihtimalle %100 şu olacaktır: İlgili kurumlardan borç durumunu sorun.
Ceyhun Avşar: Şimdi ben sorgulama yükümlülüğü yok, ihbar yok. Online sorgulama ekranı yok. Ama işin en garibi, biz bunları anlatmaya çalışıyoruz. Ama bir de şu var sonuçta, firmanın SGK borcu var. Yani yazılı metinlerde borç da yok yani. Hani bunun da zaten bir borcu olmadığından bizim değil Sosyal Güvenlik Kurumu'nun her iki ihale için ki ben birazdan orada biraz daha soru soracağım. Her iki ihale için de borç yoktur diyerek oradan yazıp savunmalarımızı yansıttık. Bunları da dosyaya kazandırdık. Şimdi ben bir iptal sürecine gelmek istiyorum çünkü bunlarla alakalı da ciddi iddialar var. Ben kendisi savunmamda anlattı, burada beklediğimiz fiyat incelemesi oluşmadığı için biz bu ihaleyi iptal ettik, yeniledik. 600 milyon TL daha uygun ihale ettik. Şimdi iptal süreci ile, bu iptal sürecinin iptal kararını aldığımız nasıl bir iptal kararı nasıldır? Nedir bunun neticesini bir anlatabilir misiniz?
Ahmet Önal: Biz iptal kararını şöyle aldık. Dahilde arkadaşlarla birlikte otururken aldığımız tekliflerin dedik dediğimiz rekabeti sağlamadığını, eğer mevcut işlerimizde çalışan yüklenicileri hatta başka kim bulursak herkesi çağırırsak, katılımcı sayısını artırırsak bu durumda rekabetin daha çok artacağı düşüncesiyle bu ihaleyi iptal ettik. Çünkü biliyorsunuz ki rekabet bir firma şey yaptı yüksek teklif verdi. Bir firma elendi. Bir firmanın teklifi de ortada. Biz daha fazla firmayı çağırırsak her ne kadar biraz önce ifa güçlüğünden bahsetmiş olsam da bunları da çağırırsak ne olursa olsun kamu faydası sağlayacağımız düşüncesiyle ihaleyi iptal ettik.
Ceyhun Avşar: Şimdi bu husus bize mesela diğer konularda diyor ki sorgulamada ne yapıyorsunuz? Bürokratik kolaylık sağladınız diyor. Burada böyle bir bürokratik kolaylık değil mi, basit bir karar mı bu, yoksa riskli bir karar mı?
Ahmet Önal: Eğer bir sonraki ihalede daha yüksek bir bedel almış, teklif almış olsaydık çok riskli bir karar olurdu. Ama bizim amacımız da zaten buydu. Kamu yararını sağlamak.
Ceyhun Avşar: Özetle toparlamak istiyorum. Biz bu iptal kararını alırken;
1- Yapı Merkezinin Sosyal Güvenlik prim borcu konusu gündemde var mıydı, yok muydu?
Ahmet Önal: Yoktu.
Ceyhun Avşar: Bir ihbar var mıydı?
Ahmet Önal: Yoktu.
Ceyhun Avşar: O günkü sunulan şahsın beyanlarından ibaret midir?
Ahmet Önal: 21 Eylül ihalesinden sonra oldu.
Ceyhun Avşar: Bizim birinci ihaleden daha uygun fiyatlı, riskli bir karar alarak ihale edilmesi kararını ortaya koyduk ve yeniledik. 650 bin civarı daha uygun fiyatla bu işi neticelendirdik. Bu iş başladı, yeni sözleşme yapıldı, devam ediyor. Bunlar herhalde soru verilecek. Başlandı. Biz bunu pazarlık usulü yapma gerekçemizde riskli binalar var, bunlara müdahale etmek. Bu müdahale şu an bu müdahaleler yapılıyor mu?
Ahmet Önal: Aynen hepsi yapıldı. O binalar zaten boşaltılmıştı, altındaki tünellerin de büyük bir kısmını tamamladık.
Ceyhun Avşar: M1 hattının yapılması gereken acil sinyalizasyon ve elektrifikasyon sistemleriyle...
Ahmet Önal: Dispens ve elektrik sistemleriyle ilgili çalışmalarda şu an yoğun bir şekilde...
Ceyhun Avşar: Amaç hasıl oldu, iş yürütüldü. Elinize sağlık. Ben ikinci ihaleyle ilgili sorulara geçmek istiyorum. Şimdi bu ikinci pazarlık usulü ihalede bize biraz önce anlattığımız SGK, SGK, SGK dedik ama... Yani bilirkişi de zaten birinci ihalede SGK borcu konusunu ekim ayının sonlarında borçsuzluk oluşmuştur diyor kendisi. Ekim ayında borçsuzluk, ihale tarihinde değil ekim ayında borçsuzluk oluşmuştur diyor ama kasım ayındaki ihalede diyor ki burada da borç vardı diyor bu sefer. Yani diğer eylemin ikinci ihalesinde bu sefer kendini inkar ediyor. Ve burada da SGK borcu vardı diyor.
Şimdi ben... Yok, bu borç yok. Zaten evrak sunuldu. Ben yine baştan söyleyeyim, sondan söyleyeyim. Böyle bir borç yok. Burada bizim bu ihale döneminde de yine bu firmanın SGK borcu veya başka bir firmanın veya herhangi bir firmanın, ihaleye katılan, davet ettiğimiz 10 firmanın bir borcu olup olmaması hususu davet öncesinde veya tekliflerin ulaşmasında gündeme geldi mi? Konuşuldu mu?
Ahmet Önal: Hiçbir şekilde gündeme gelmedi. Şunu da söyleyeyim, SGK'nın kendi genelgesine göre şu deniyor. Diyor ki; eğer bir borcu varsa %15 peşinatını yatırır, teminatını da yatırırsa yatırdığı tarih itibarıyla borçsuz sayılır. İlgili firma zaten borcunu yapılandırmıştır. Kesinleşmiş bir borcu yoktur. Bu sebeple ihalelere katılmaya engel bir durum da yoktur. Yazışmalarda da bu açıktır.
Ceyhun Avşar: Yine aynı ihalede biraz önce anlattığımız delil yok örneği gibi yine başka bir Yapı Merkezi yetkilisi teminat mektubunu yanlış sunmuşlar, ihalede üçüncü olmuşlar. Bunu bir fesat unsuru olarak anlattılar. Yani iki tane bize suçlama var. Biz bu suçlamayla yargılanıyoruz. Ben zaten bu aşamada dahi beraat etmemiz gerektiğini anlatıyorum. Bunu anlatmakta dahi zorlanıyorum. Ama yani ben bu ihalenin ve ikinci ihalenin bütün bu ihale süreçlerinin bizim birinci gibi şekilde bu kadar yoğun bir ekip halinde yapılan bir ihale eyleminin, yani yaklaşık 6 ayda hazırlanan ekibimiz ayrı, ihale komisyonumuz ayrı, ihale komisyonunun bunun şeklen incelemesini yapan birimlerimiz ayrı. Yani burada bu kadar açık bir şekilde işte yani inanılmaz bir böyle sanki olmayan suçlarla suçlanarak bu ihalede böyle bir suç unsuru oluşma ihtimali herhangi bir aşamasında, herhangi bir suç unsuru oluşma ihtimali gördünüz mü?
Ahmet Önal: İstenerek, bilerek isteyerek...
Ceyhun Avşar: Ben son sorumu sormak istiyorum müsaadenizle. Bir de bir mesaj var bizim aramızda. Bu mesaj çok da gündem olmuştu. Ben savunmalarını detaylı anlattım, ekranda da burada yansıttım. Bu mesajın atıldığı tarih hangi tarih?
Ahmet Önal: 13 Mart 2020.
Ceyhun Avşar: Peki ilişkilendirildiği ihale tarihi hangi tarih?
Ahmet Önal: 26 veya 29 Ekim 2020.
Ceyhun Avşar: 26 Eylül. Yaklaşık 6-6,5 aylık bir fark var. Burada Fatih Bey'in isminden de bahsettiniz, ben de bahsetmiştim. Daha fazla şey sormayacağım, teşekkür ederim.
Ahmet Önal: Şunu söyleyeyim. Mesajlaşma iki kişi arasında olur. İkimiz de aynı şeyi kastettiğimizi hem savcılık aşamasında hem şu an zaten beyan ediyoruz. Bunun dışında başka bir anlam çıkarmanın hem tarih olarak hem içerik olarak mümkün olmadığını...
FATİH KELEŞ, AHMET ÖNAL’A SORUYOR
Fatih Keleş: Ahmet Bey geçmiş olsun. Beni tanıyor musunuz?
Ahmet Önal: Ben sizi buraya gelene kadar tanımıyordum. Yani hiç görmedim. Hayatım boyunca hiç bir araya gelmişliğimiz veya sizinle konuşmuşluğumuz veya isminizi iddianameden önce duymuşluğum dahi yok.
Fatih Keleş: Fatih Keleş ismim bu arada. Beni Raylı Sistemler Daire Başkanlığının içerisinde, ofisinde hiç gördünüz mü?
Ahmet Önal: Dediğim gibi ben sizi hiçbir zaman görmedim. İddianameye kadar isminizi dahi bilmiyordum. Yani Vatan Emniyette sorulana kadar isminizi dahi bilmiyordum ben.
Fatih Keleş: Dolayısıyla Fatih Abi diye herhalde mesajda beni kastetmiyordunuz?
Ahmet Önal: Kesinlikle kastetmiyordum.
Fatih Keleş: Peki teşekkür ederim.
FATİH KELEŞ MÜDAFİİ BARAN KAYA, AHMET ÖNAL’A SORUYOR
Baran Kaya: Yaklaşık maliyetle ilgili tek bir sorum olacak. Şimdi 26 Ocak 2024 tarihli Resmi Gazete'de Cumhurbaşkanlığı tarafından 2024 yılı Cumhurbaşkanlığı yatırım programı açıklanıyor. Epeyce uzun detaylı bir rapor. Bu raporun 141. sayfasında Kirazlı Halkalı metro hattı projesi yer alıyor. Bu proje kapsamında 2023 yılı harcamaları da var. Kalem kalem; raylı sistem inşaatı elektronik maliyeti kilometre bazında, sinyalizasyon kilometre bazında tüm maliyetler yazılı. Buradaki maliyetlere bakan birisi zaten söz konusu işin yaklaşık ne kadar yapılabileceğini tahmin edebilir mi?
Ahmet Önal: Şimdi her sene kamu yatırım programında zaten bu maliyetler güncellenmektedir. Burada da o yıl hatırladığım kadarıyla 23 milyarın biraz altında bir bedel vardı. Zaten yaklaşık maliyetimiz de ona yakın bir bedeldir. Çünkü kamu yatırım programına yanlış bir sayı girmemiz de beklenemez. Bu da bizim görevlerimizden biridir. Yapacağımız işlerin bütçesini de kamu yatırım programına girmek zorundayız. Orada da zaten vatandaşa açık bir sistem vardır, orada da herkes görür.
Baran Kaya: Yani Resmi Gazete'de yayınlanmış bir yaklaşık maliyet sızdırılabilir mi? Esas sorum o yöndeydi.
Ahmet Önal: O yaklaşık maliyet tam olarak o değil. Biraz arada güncellemeler oluyor, TEFE/TÜFE farkları oluyor, o sebeple biraz farklılık olması normal.
Baran Kaya: Tabi tabi. Ama derdimiz anlaşıldı bence. Teşekkür ederim.
AHMET ÖNAL AVUKATI REFİK ÇAĞLAR 17.09.2026
Sayın Başkanım, Ahmet Ünal savunmalarında çok ayrıntılı mevzuata bilgi ve belgeye dayalı savunmalarını ortaya koydu. Dolayısıyla pratikte bunları tekrar etmemin faydası olmadığını, vakit kaybından ibaret olacağını görüyorum. Öte yandan Ceyhun Avşar da yine kendi sorgusunda ayrıntılı olarak ifade etmişti bu hususları. Bir meyselleştirme de yapılmadığı için eylem bazında her iki sanığın savunmalarına da bu anlamda katılıyoruz. Öte yandan Ceyhun Avşar müdafilerinin de yine bu yönde beyanları vardı. Biraz önce müvekkil de ifade etti Sayın Başkanım. 2 Mart 2026 tarihli bir rapor aldırdık Ceyhun Avşar ve Ahmet Ünal'ın talebiyle. Muhsin Açık Kamu İhale Kurumu emekli Daire Başkanı tarafından düzenlenmiş bir bilirkişi raporu dosyaya kazandırıldı tarafımızdan. Bunun da dikkate alınmasını savunmalarımızda talep ediyoruz. Şimdi gelinen nokta itibarıyla Sayın Başkanım 4 ayrı savcılıkça tanzim ettirilmiş İbrahim Süren tarafından bilirkişi İbrahim Süren tarafından oluşturulan 4 ayrı rapora dayanan bir iddia söz konusu 140'ın ceylanı bakımından.
Bununla ilişkili olarak yine müvekkil ayrıntılarıyla ifade etti. Varılan sonuç şu: Bilirkişinin tamamen kişisel kanaatlerine dayalı, mevzuata, hayatın olağan akışına aykırı sonuçlardan ibaret bir rapor dosyaya katılmış. Burada biraz önce ayrıntılı olarak söylendi yine. "SGK'nın bir alacağımız, daha doğrusu ihaleye katılmaya engel bir alacağımız yoktur." demesine rağmen "Sen alacağını bilmiyorsun, ben daha iyi bilirim. Bunu tapu kayıtlarıyla çürütebilirim." diyebilen bir bilirkişiden bahsediyoruz. Dolayısıyla bu aşamada özellikle esasa ilişkin savunmalarımızı daha sonra tabii kapsamlı yapacağız ancak belki de bunlara çok gerek olmayacak bir talepte bulunacağız. O da şudur: Konunun uzmanı yani Kamu İhale Hukuku uzmanı bir heyetten rapor aldırılmasını talep ediyoruz. Yine bizim sunduğumuz uzman mütalaası da dikkate alınarak savunmalar kapsamında yine bir rapor tanzim ettirilmesini talep ediyoruz Başkanım.
Bu talebin kabul görmemesi, reddi halinde de CMK 178 uyarınca bilirkişi İbrahim Süren'in duruşmada dinlenmesini talep ediyoruz. Zira biraz önce anlattığım gibi bu hususların yanıtlanması ancak bu şekilde mümkün olacak. Sayın Başkanım, bunu beyanlarımızda ayrıntılı olarak ifade ettik. Özetle müvekkilin bu olaydan bir menfaat temin ettiği ya da bir başkasına menfaat sağladığına yönelik bir iddia da mevcut değil. Öte yandan müvekkilin örgüt üyesi olduğuna dair de bir iddia söz konusu değil. Sonuç olarak bu iddiaların tamamının hukuki anlamda da yani teknik anlamda da ayaklarının yere basmadığını zaten ayrıntılı olarak ifade ettik. Hukuki anlamda ayaklarının yere basmadığı açıktır. Müvekkilin iddia edilen şekilde bir suçu işlemesi mümkün gözükmemekte. Dolayısıyla biz bu aşamada bir an önce dosyanın bu şekilde tekemmül ettirilerek tefrikini de talep ediyoruz. Müvekkil hakkında uygulanan adli kontrolün de kaldırılmasını talep ediyoruz. Teşekkür ederim Başkanım.
AKİF GÜNDÜZ SAVUNMASI – 17.09.2026
Sayın başkanım, sayın savcım; ben yaklaşık 21 yıldır İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde inşaat mühendisi olarak görev yapmaktayım. 19.11.2024 tarihli son ihalede görevli olarak bulunmaktayım. Tekrar özellikle vurgulamak istiyorum. Ondan öncesinde iptal edilen ihale ile ilgili herhangi bir sorumluluğum, bilgim ve dahilim yoktur. Yani yalnızca 19.11.2024 tarihinde son ihalede ihale komisyonunda üye olarak görevlendirildim. Yani yaklaşık 1 hafta 10 gün öncesinde ihale komisyonunda olduğum tarafıma bildirildi. Bu kapsamda da ihale günü ihalenin olduğu toplantı salonuna gittik ve ihaleyi gerçekleştirdik. Söz konusu ihaleyi en düşük teklifi veren Kalyon İnşaat Özgün Yapı Ortaklığı kazanmıştır ve şu anda da inşaatına hala devam etmektedir. 2 tane suç isnadı bulunmaktadır iddianamede. Birincisi Yapı Merkezi firmasının SGK borcunun olduğu iddiası. Aslında iddianamede de belirtilen husus ile ilgili iddianamenizde de SGK'nın savcılığınıza yazdığı yazı da ve SGK'nın diğer yazılarında da söz konusu firmanın SGK'ya herhangi bir borcunun olmadığı, yapılandırıldığı ve taksitlendirildiği ve 19.11.2024 tarihinden önce herhangi bir SGK borcunun olmadığı açık ve net olarak görülmektedir. Bununla ilgili de Kamu İhale Kurumu'nun da örnek bir kararında da ayrıca belirtmek istiyorum onu. Çünkü ihale sırasında ihaleye katılan firmaların beyanlarının esas alınması gerektiğini, SGK borcu yoktur beyanının kabul edilip eğer sözleşmeye davet edilirse bu beyan üzerinde evrakların istenmesi gerektiği belirtilmektedir. İkincisi ikinci isnat ise Yapı Merkezi firmasının geçici teminatının usulüne uygun olmadığı iddiası.
Öncelikle tekrar belirtmek isterim ki geçici teminat Yapı Merkezi ve Limak İnşaat'ın ortaklığında aslında tamamı yatırılmıştır. Ancak Yapı Merkezi usulüne uygun teminat mektubunu vermediği için böyle bir iddia mevcuttur. Özellikle belirteyim başkanım biz bu ihalede ihale komisyon kararıyla geçici teminatı uygun olmadığı için söz konusu iş ortaklığını ihaleden eledik ve teklifini değerlendirme dışı bıraktık. Yani herhangi bir usule aykırı herhangi bir şey yapılmadı. Söz konusu yani usule eksik olan kısımla ilgili zaten firma elendi ihale komisyon kararıyla. Bununla ilgili de yine Kamu İhale Kurumu'nun buna benzer kararlarında da her ne kadar ikinci teklife firma davet edilse dahi ihaleden elendikleri için bunun usulen yapılan hatanın ihalenin esasına etkili olmadığı ve herhangi bir kamu zararı olmadığı açık ve nettir. Yani benim savunmam bu kadar başkanım. Ben ihaleye herhangi bir fesat karıştırmadım. İhale ile ilgili geçmişiyle ilgili hiçbir bilgim yok hazırlık kısımlarıyla ilgili. Ben sadece ihale zamanı ihaleye gittim ve ihalenin sonuçlanıp…. Şu anda dediğim gibi kazanan firmada inşaata devam etmekte, herhangi bir sıkıntı bulunmamaktadır bildiğim kadarıyla. Bu sebeple hakkımdaki adli kontrol kararının kaldırılmasını ve beraatime karar verilmesini talep ediyorum sizden. Arz ederim.
CEYHUN AVŞAR SORUYOR
Ceyhun Avşar: Akif Bey geçmiş olsun. Şimdi 145 c eylemine konu ikinci ihalede ihale komisyonu üyesiydiniz. İptal edilen birinci ihalede herhangi bir göreviniz yoktu.
Akif Gündüz: Yok.
Ceyhun Avşar: Şimdi bu ihalede bize iki suçlama yöneltiliyor. Birincisi, SGK borcu olduğunu bildiğimiz, yani SGK borcu olduğunu bir önceki iptal edilen ihaleden bildiğimiz Yapı Merkezi firmasının SGK borcu varken ve biz bunu biliyorken, bu firmayı bilinçli bir şekilde ihaleye davet ettiğimiz iddiası var. Şimdi bu davet öncesi süreçlerde siz yoksunuz ve ihalenin incelenme süreçlerinde varsınız. Bu ihalenin incelenme süreçlerinde, yani teklifleri komisyonun değerlendirdiği süreçlerde bu firmanın bir SGK borcu olup olmadığı, bunun denetlenip denetlenmemesi gerekliliği hususu hiç konuşuldu mu, gündeme geldi mi?
Akif Gündüz: Konuşulmadı.
Ceyhun Avşar: Peki neden? Yani teklif değerlendirme aşamasında bu neden konuşulmuyor? Yani böyle bir zorunluluk var mı? Mantığı ne peki?
Akif Gündüz: Biraz önceki bahsettiğim aslında. O tarihteki yönetmeliklerde bununla ilgili Kamu İhale Kurumu'nun da örnek kararları var. Oradaki firmaların beyanlarının esas alınması gerektiği, firma kazanıyorsa, ihaleyi kazandığında sözleşmeye davet aşamasında bu firmaların, bu belgelerin istenmesi gerektiği açık ve net. Yani orada da o yüzden söz konusu firma da ihalede üçüncü oldu. Elenmiş olmasına rağmen, elenmeseydi bile üçüncü olacaktı firma. Bu yüzden bununla ilgili herhangi bir tasarrufta bulunmadık.
Ceyhun Avşar: Yine bu ihalede Yapı Merkezi firmasının teminat mektuplarını yanlış sunması sebebiyle teklifinin birinci turda geçersiz sayılması gerekirken ikinci turda teklif istenmesinin bir fesat unsuru oluşturduğu iddiası var. Şimdi ben öncelikle şunu sormak istiyorum. Bu firmanın teklifi ihale komisyonu kararında geçerli sayıldı mı, bu firma yani ihaleden elendi mi?
Akif Gündüz: İhalenin nihai kararını veren ihale komisyonu kararında bu firma bu sebepten ötürü elendi.
Ceyhun Avşar: Tamam, bu da zaten kararda mevcut. Sizin de ilk önce savunmanızda bunu netlikle yazmıştınız. Peki, diyelim ki bu iddia da doğru değil, bunu da ispatlı bir şekilde gösteriyoruz ama bu iddia doğru olsaydı bunun yapılan işlemlerin esasına en ufak bir etkisi olacak mıydı? İhalenin sonucuna, kararının neticelenmesine en ufak bir etkisi olacak mıydı?
Akif Gündüz: İhale sonucundan da görünüyor. Söz konusu firma zaten üçüncü teklifi vermiş. Yani en düşük teklifi veren firma işi almış. O yüzden eğer teklifi değerlendirme dışı bırakılmasaydı bile ihaleyi kazanma gibi bir durumu veya ihaleye usulsüzlük katılması gibi bir durumu yoktu. Kamu zararı oluşmasının öyle bir ihtimali yoktu.
Ceyhun Avşar: Burada bir kamu zararı iddiasıyla zaten yargılanmıyoruz.
Akif Gündüz: Hani fesatlık bir durum da yoktu.
Ceyhun Avşar: Yani tartışılacak da aslında bir usul hatası olup olmadığı konusudur. Burada zaten herhangi bir fesat unsurunun oluşması da mümkün değildi. Teşekkür ediyorum Akif Bey. Geçmiş olsun.
NURİ ALPAY SAVUNMASI – 17.09.2026
Sayın Başkan, Sayın Heyet hakkımda eylem 137 kapsamında aynı yüklenici firmaya ait üç farklı ihale yönünden dört ana iddia bulunmaktadır. Bunlar yakıt tankerleri nedeniyle yükleniciye fazla ödeme yapıldığı, işçilik bedellerinin fazla ödendiği, iki adet PTO'lu kar kamyonunun fiilen çalıştırılmadan hakedişe dahil edildiği ve fazla çalışma ücretlerinin ödenmeyerek yükleniciye menfaat sağlandığı iddialarıdır. Hakkımdaki tüm iddiaları reddediyorum. Savunmamda bu konulara mümkün olduğunca kısa ve anlaşılır şekilde değinmek istiyorum. İsfalt A.Ş.'de 2020 yılında saha mühendisi olarak göreve başladım. Suçlamaya konu ihalelerde kontrol teşkilatı bünyesinde yer aldım. Benim görevim sahadaki işlerin kontrolü, teknik koordinasyonu ve hak edişe esas teknik tespitlerin yapılmasıdır. İhale hazırlamak, şartname düzenlemek, araç veya personel sayısına karar vermek, yeni bir hizmet kalemi oluşturmak benim görev ve karar verme yetkim kapsamında değildir. Bu nedenle hakkımdaki iddiaların görev ve yetki sınırlarım içerisinde değerlendirilmesini talep ediyorum.
İlk olarak yakıt tankerleri ile ilave operatör temini konularına birlikte değinmek istiyorum. Çünkü bu iki konu aynı ihtiyacın iki farklı sonucudur ve her ikisi de Ayke firmasından alınan iş makineleriyle doğrudan bağlantılıdır. Bilirkişi değerlendirmesinde Zenit dosyası üzerinden sonuca gidilmiş, ancak aynı ihale kapsamında yer alan Ayke ihalesinin bu işlemlerle bağlantısı değerlendirmeye yansıtılmamıştır. Ayke firmasından kiralanan iş makinelerinin sözleşme gereği hem yakıtının hem de operatörünün İsfalt tarafından karşılanması gerekmektedir. İş makinelerinin yakıt ikmali için normal karayolu trafiğine çıkmaları risk oluşturduğundan ve görev yerlerini terk etmeleri hizmetin sürekliliği açısından uygun olmadığından sahadan yakıt ikmali yapılabilmesi amacıyla 2 adet tanker Genel Müdürlük oluru ile temin edilmiştir. Dolayısıyla tankerler Zenit firmasının kendi araçlarının yakıtını karşılamak amacıyla değil, yakıtı İsfalt tarafından karşılanması gereken iş makinelerinin sahadaki yakıt ihtiyacı için temin edilmiştir. Ayrıca bilirkişi raporunun tankerlerle ilgili bölümünde sorumluluğu olduğu değerlendirilen kişiler arasında benim ismim bulunmamaktadır. Operatör sayısındaki artışın nedeni de yine aynı iş makineleridir. Ayke firmasından makineler operatörsüz olarak alınmış, bu makineleri kullanacak operatörler ise Zenit firmasından temin edilmiştir. Yani bir taraftan Ayke'den iş makinesi, diğer taraftan Zenit'ten de bu makineleri kullanacak operatör alınmış ve sonuçta aynı idareye operatörlü iş makinesi hizmeti verilmiştir. Bu nedenle hem tanker ihtiyacının hem de operatör artışının yalnızca Zenit dosyası üzerinden değerlendirilmesinin eksik bir sonuca yol açtığı kanaatindeyim.
Bir diğer iddia 2 adet PTO'lu kar küreme kamyonunun fiilen çalıştırılmadığı yönündedir. Bu araçlar İsfalt'a ait kurum araçlarında meydana gelebilecek arızalarda kışla mücadele hizmetinin aksamaması amacıyla Anadolu ve Avrupa Yakalarında birer adet yedek araç olarak hazır bulundurulmuştur. Kışla mücadele hizmetinde aracın yalnızca hareket ettiği süre değil, ihtiyaç halinde derhal müdahale edebilmek için hazır beklediği süre de hizmetin bir parçasıdır. Nitekim bu iki aracın hakedişlerinin neredeyse tamamı pasif ve bekleme pozlarından oluşmaktadır. Aktif çalışma ise yaklaşık yarım saattir. Bu nedenle PTS sisteminde az hareket görülmesi araçların sahada bulunmadığını göstermez; aksine araçların yedek ve bekleme amacıyla tutulmasıyla uyumludur. Bilirkişi raporunun sonuç bölümünde de araçların ihtiyaç üzerine çalıştırılarak puantaj düzenlenmiş olması halinde kurum zararının söz konusu olmayacağı açıkça kabul edilmektedir. Dosyada bu araçlara ait imzalı puantaj ve icmaller de bulunmaktadır.
Son olarak fazla çalışma ücretlerinin ödenmediği iddiasına değinmek istiyorum. Bu iddia üç ayrı ihale kapsamında tekrar etmektedir. Bilirkişi fazla mesai yönünden değerlendirdiği kişiler doğrudan personel temini pozlarında çalışanlar değil, şoför veya operatör dahil olarak kiralanan araç ve iş makinelerinde görev yapan personeldir. Şartnameye göre yüklenici araçların 24 saat hizmet verebilmesi için yeterli sayıda şoför bulundurmak zorundadır. Dolayısıyla kaç şoför çalıştırılacağı, vardiya düzeni ve çalışma organizasyonu yüklenicinin işveren sıfatıyla yerine getirmesi gereken hususlardır. Çalışanların fazla mesai alacakları da esas itibarıyla işveren ile işçi arasındaki iş ilişkisine dair bir alacaktır. Bunun hesaplanması, bordroya yansıtılması ve ödenmesi işveren olarak yüklenicinin sorumluluğundadır. Ücret ödeme belgelerinin İsfalt'a sunulacağı düzenlenmiş olmakla birlikte, personelin ücretini belirlemek, bordro tahakkukunu yapmak ve personele ödeme gerçekleştirmek benim görevim değildir. Benim görevim sahadaki araç ve iş makinelerinin fiili durumunu ve hakedişe esas çalışma kayıtlarını kontrol etmektir. Ayrıca görev yaptığım dönemde herhangi bir çalışanın fazla mesai ücretinin ödenmediğine ilişkin tarafıma ulaşmış bir şikayet veya başvuru bulunmamaktadır. Bahse konu dosyaların kesin hesap ve kesin hakediş işlemleri de henüz tamamlanmamış, yüklenici teminatları serbest bırakılmamıştır.
Sayın Başkan, Sayın Heyet, Görevimi bana verilen yetki ve sorumluluklar çerçevesinde yerine getirdim. Yükleniciye haksız kazanç sağlamadım, kişisel bir menfaat elde etmedim ve kamu zararına neden olduğum iddiasını kabul etmiyorum. Herhangi bir kasıtlı eylemde bulunmadım. Bu nedenlerle üzerime atılı suçlardan beraatime karar verilmesini saygıyla talep ediyorum.
NURİ ALPAY AVUKATI HALİL İBRAHİM PALAZ SAVUNMASI
Hem müvekkil hem de diğer sanıklar iddianamede geçen eylem 137 hakkında gerekli açıklamaları yaptı. İddianamede belirtilen bu ihale, ödeme ve hakedişlerde tarafımızca bir hususun bulunmadığı tespit edilmiş durumdadır. Tüm işlemlerin kanun ve yönetmeliğe uygun olduğu görülmektedir. Müvekkilin de belirttiği üzere kendisi bir saha görevlisi olup ihale hazırlığı, ihale ya da şartname veya yaklaşık maliyet gibi süreçlere kendisinin katılmış gibi bir durum söz konusu değildir. Esasa ilişkin savunmamızı, ayrıntılı savunmamızı mütalaadan sonra vereceğiz. Bu aşamada müvekkilin beraatını ve duruşmalardan vareste tutulmasını talep ediyoruz.
MUSTAFA TOZKOPARAN SAVUNMASI – 17.09.2026
Sayın Mahkeme Başkanım, Sayın Üyeler, Sayın Savcım; İSFALT A.Ş.'de Haziran 2007 tarihinde Anadolu Yakası Uygulama Müdürlüğü bünyesinde uygulama mühendisi olarak işe başladım. Aralık 2024 tarihinde de uygulama şefi olarak emekli oldum. Bu süre boyunca görev alanım sahadaki uygulamaları denetlemek, teknik şartname, sözleşmelere uygun olarak yapılmasını sağlamaktır. Hakkımda eylem 137'de bilirkişi raporuna dayanarak çeşitli istinatlarla bulunulmuş. Savunmamı bu istemlere tek tek yanıt vererek tamamlayacağım. Öncelikle yakıt tankeri ve fazla personel çalıştırılması hakkında: Bilirkişi raporunda ana ihalenin altında tek bir ihale varmış gibi düşünülmüş. Buna bağlı olarak da fazladan personel alındığı ve ihtiyaç olmayan yakıt tankerinin temin edildiği çıkarımı yapılmıştır. Ancak idareden alınan ihale taleplerinin karşılanabilmesi için İSFALT 2 ihaleye çıkmıştır. Zenit firması İSFALT A.Ş. ile sözleşmesi gereği personel ve kar küreme aracı temin etmekle yükümlüdür. Kar küreme araçlarının yakıtları ve personelleri pozun kendi içinde bütün olarak belirlenmiştir. Ayke firması ise İSFALT A.Ş.'ye sadece iş makinesi temin etmiştir. Bunlarda da yakıt ve personel hariçtir. Dolayısıyla söz konusu mazot dahil ibaresi Zenit firmasının ihale gereği getirmek zorunda olduğu araçlar için geçerlidir. Ayke firmasının sözleşmesi gereği temin ettiği iş makinelerinde sadece makineler yer almakta olup operatör ve yakıtları hariçtir. Zenit firması için geçerli olan mazot dahil ibaresi Ayke firması için geçerli değildir.
Ana ihalenin gerektirdiği hizmetin eksiksiz biçimde yerine getirilebilmesi için iş makineleri Ayke firmasından, operatör ve mazot tankerleri de Zenit firmasından temin edilmiştir. Bilirkişi raporunda belirtilen fazla personel iş makineleri için, yakıt tankeri ise İSFALT'ın kendi öz malı iş makinesi ve Ayke firması için temin edilmiştir. Firma kendi araçlarının yakıtlarını kendi temin etmiş olup İSFALT A.Ş.'ye sadece yakıt tankerini temin etmiştir. Zenit Yapı isimli firmanın fazla araç vererek haksız kazanç sağlaması hakkında: Firmadan 2 adet araç talep edilmiş; 34 EBM 706, pardon, 34 EBM 708 ve 34 EBM 374 plakalı araçlar. Bu araçlar İSFALT'ın kendi malı araçların arızaları halinde kullanılmak üzere talep edilmiştir. Yüklenici firmadan 2 adet kar küreme aracı talep edilmiştir. Bu araçlara ilişkin olarak 2023-2024 kış döneminde kar yağışının oldukça az olması ve buna bağlı olarak kar alarmı sayısının düşük olması gerekçesiyle bu araçların PTS kayıtları düşük görülmesi olağan bir durumdur. Yapılan taleplerde söz konusu araç PTS kayıtlarının neden düşük olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ataşmanlarda da bu net bir şekilde gözükmektedir. Bununla birlikte söz konusu 2 araç dışında diğer kışla mücadele araçlarına ait ataşman kayıtları incelendiğinde de bu durumun benzer olduğu görülecektir. İlgili dönemde kar yağışının sınırlı olması ve operasyon ihtiyacının düşük seviyede gerçekleşmesinin doğal sonucudur bu.
Personel fazla mesailerinin bordrolara yansıtılmayarak Zenit firmasına haksız kazanç sağlanması hakkında: Bu iddiadaki pozlarda sözleşmede araç, şoför ve yakıt dahil olarak fiyatlandırılmıştır. Yüklenici firmanın bu poza ait personel ile nasıl bir sözleşme yapacağı, vardiya düzeni, fazla mesai tahakkukları ve bunların bordrolaştırılması tamamen yüklenicinin işveren sıfatıyla yasal sorumluluğundadır. Bu nedenle firmaya fazladan bir ödeme veya haksız kazanç elde etmesine yönelik bir eylem yoktur. Tamamen sözleşmeye uygun olarak yürütülmüştür. Ayrıca görev yaptığım süre boyunca bana veya şirketimize Zenit firması tarafından çalıştırılan personellerden fazla mesai veya eksik ödeme kaynaklı herhangi bir alacak şikayeti de gelmemiştir.
Hak edişler konusunda: İhalede işler sonuca bağlandıktan sonra sözleşme imzalanır. Sözleşmeye istinaden teminatlar alınır, kontrol teşkilatı atanır ve iş sözleşme ve şartnameye göre başlar. Sözleşme kapsamındaki işlerin tamamlanmasının ardından kesin hesabı müteakip kesin hak ediş yapılır. En son kesin kabul yapıldıktan sonra da iş biter. İşin başlamasından bitişine kadar olan süre zarfında aylık olarak ara hak edişler yapılır. Bu ara hak edişlerde sehven yapılan hatalar bir sonraki ara hak edişte giderilir. En son kesin hesap yapılırken tüm ara hak edişler incelenerek maddi hatalar, eksik veya fazla ödemeler hesaplanır ve kesin hak edişte bu sonuca bağlanır. Eğer firmanın alacağı varsa kesin hak edişte ödenir veya firma borçlu çıkarsa vermiş olduğu teminatlar, bu bedeller kesilir. Yüklenici Zenit firmasının kesin hesap ve kesin kabul işlemleri henüz tamamlanmamıştır. Dolayısıyla bilirkişi raporunda bahsedilen kamu zararı gibi bir durum söz konusu değildir. Sayın Başkanım, Sayın Üyeler, Sayın Savcım; bana yöneltilen suçlamaları kabul etmiyorum ve yüce mahkemeniz tarafından beraat kararımın verilmesini talep ediyorum.
MUSTAFA TOZKOPARAN AVUKATI CAFER AYDIN SAVUNMASI
Müvekkilim Mustafa Tozkoparan, Eylem 137 kapsamında kendisine yöneltilen teknik iddialara ilişkin açıklamalarını yaptı. Öncelikle müvekkilimin savunmalarına aynen iştirak ettiğimizi belirtmek istiyorum. Özellikle iki ayrı alt ihalenin niteliği, alt yükleniciden temin edilen iş makinelerinin personele olan ihtiyacı, yakıt tankerlerinin neden gerekli olduğu, iki PTO aracının neden yedek olarak bulundurulduğu, PTS kayıtlarının neden düşük olduğu, fazla mesailerin bordrolaşması ve ara hakedişlerin niteliği müvekkilim tarafından açıklandı. Ben aynı teknik hususları tekrar etmeyeceğim. Savunmamı daha ziyade bu teknik tespitlerden müvekkilim hakkında cezai sorumluluk çıkarılıp çıkarılamayacağı yönünde yoğunlaştıracağım.
Sayın Heyet, kanaatimizce dosya öncelikle birbirinden ayrılması gereken üç kavram bulunmaktadır: Teknik sorumluluk, mali sorumluluk ve cezai sorumluluk. Bunlar aynı şeyler değildir. Müvekkilim kontrol teşkilatında teknik görev üstlenmiş olabilir. Bu görev kapsamında sahadaki gerçekleşmeleri kontrol etmiş ve ataşman süreçlerinde görev almış olabilir. Ancak buradan hareketle hak edişte bulunduğu iddia edilen her farktan veya yüklenici tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülen her işlemin cezai sorumluluğunun müvekkile yüklenmesi mümkün değildir. Cezai sorumluluk şahsidir. Dolayısıyla sayın mahkemenin büyüklüğü yönünden cevaplandırılması gereken temel soru şudur: Mustafa Tozkoparan için suç teşkil eden somut fiil nedir?
İddianamenin ihale sürecine ilişkin genel anlatımına baktığımızda müvekkil; ihale şartnamesini belirleyen kişi değildir, yaklaşık maliyeti belirleyen kişi değildir, firmayı seçen kişi değildir, ihaleye karar veren kişi değildir, ihalenin zenit üzerine bırakılmasını sağlayan kişiler arasında gösterilmemektedir. Nitekim iddianamenin ihaleye fesat karıştırmaya ilişkin değerlendirmesinde, ihale hazırlığı ve alt ihale süreçleri bakımından sorumlu olduğu ileri sürülen kişiler tek tek belirlenmesine rağmen Mustafa Tozkoparan bu karar ve hazırlık sürecinin faili olarak gösterilmemektedir. Müvekkilin görevi, sözleşmenin imzalanmasından sonra başlayan teknik kontrol görevidir. Soruşturma aşamasından bugüne kadar savunması da bu yönde değişmemiştir. Müvekkil, sahadaki gerçekleşmelerin tespiti, ataşmanların hazırlanmasından sonra belgelerin hak ediş birimine gönderildiğini, ondan sonraki hak ediş ödeme sürecinin ise ilgili birimlerce yürütüldüğünü açıklamıştır Vatan'daki ifadesinde.
Burada savunmamız, müvekkilin süreçte hiçbir görevde bulunmadığı değildir. Savunmamız çok daha açıktır: Müvekkilin görevinin bulunması ile suç işlemesi aynı şey değildir. Bunun aksinin kabulü, kontrol teşkilatında görev yapan herkesin meydana gelen her hesap veya uygulama farklılığından dolayı otomatik olarak cezai sorumluluk altına sokulması anlamına gelir. Ceza hukukunda böyle bir objektif sorumluluk anlayışı bulunmamaktadır. İkinci olarak bilirkişi raporunun niteliğine aktarmak istiyorum efendim. Müvekkil savunmasında ayrıntılı olarak açıkladı. Bilirkişi değerlendirmesinin temeli teknik kabul, iki ayrı alt ihale ve bunların birbirini tamamlayan iş kalemleri birlikte değerlendirilmediği için tartışmalıdır. Bunun sonucunda personel, yakıt tankeri yönünden fazlalık olarak nitelendirilen hususların gerçekte ana hizmetin yerine getirilmesi için gerekli unsurlar olduğu açıktır.
Aynı şekilde iki PTO aracının PTS hareketlerinin düşük olması da doğrudan bu araçların mevcut olmadığı veya hizmet kapsamında hazır bulunmadığı anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla burada çok önemli bir sorun vardır: Cezai sorumluluğa esas alınan bilirkişi raporunun başlangıç kabulleri tartışmalıysa, bu kabuller üzerinden müvekkilin hileli davranış gerçekleştirdiği sonucuna varılamaz. Öncelikle zararın doğru ve eksiksiz verilerle belirlenmesi, daha sonra bu zararın hangi kişinin, hangi somut fiilinden kaynaklandığının ortaya konulması ve nihayet bu kişinin suç kastıyla hareket edip etmediğinin ispatlanması gerekir. Müvekkil yönünden bu zincir kurulmuş değildir.
Sayın Başkan, asıl önemli gördüğümüz husus TCK 158 kapsamında müvekkile isnat edilen hareket ve kast unsurudur. Dosyada birtakım hesap farklılıklarından, fazla ödemelerden ve kamu zararlarından söz edilmektedir. Hayır, bu hesaplama hatasının bulunması nitelikli dolandırıcılık suçunun oluşması birbirinden farklı meselelerdir. Bir denetim eksikliği olabilir, bir hesaplama hatası eksik olabilir. Hatta somut olayda kabul etmemekle beraber fazla ödeme de yapılmış olabilir. Bunların hiçbiri tek başına dolandırıcılık değildir. Dolandırıcılıktan söz edebilmek ve müvekkilin bilerek, isteyerek hileli bir davranış gerçekleştirdiğini ve bu davranışla yüklenici lehine haksız bir menfaat sağlamayı amaçladığının somut delillerle ortaya konulması gerekmektedir. İşte müvekkil yönünden dosyanın eksik olduğu nokta tam da burasıdır. Soruyoruz:
Müvekkilin gerçeğe aykırı düzenlediği belge hangisidir? Bilerek yanlış girdiği puantaj hangisidir? Çalışmadığını bildiği halde çalışmış gösterdiği araç hangisidir? Fiilen çalışmadığını bildiği halde çalışmış gösterdiği personel kimdir? Hak ediş kimin düzenlemesi için... Hak ediş için kime düzenlemesi için kimden talimat almıştır? Kiminle anlaşmıştır? Bunun karşılığında ne elde etmiştir? Bu sorulardan müvekkil yönünden olumlu bir cevabı bulunmamaktadır. Müvekkil soruşturma aşamasında Ali Nuhoğlu, İsmail Sarılar ve Ahmet Sarılar'ı tanımadığını ve bu kişilerle herhangi bir iletişimin bulunmadığını açıkça ifade etmiştir. Dosyada müvekkil ile yüklenici arasındaki ilişkiyi ortaya koyan para hareketi, menfaat ilişkisi, talimat, mesajlaşma, anlaşma olduğu dosya kapsamında gösterilememiştir. Dolayısıyla yalnızca kontrol teşkilatında görev yaptı denilerek müvekkilin diğer kişilerin kastını bildiği, benimsediği ve onlarla birlikte hareket ettiği sonucuna varılamaz.
İştirak bakımından da aynı sorun bulunmaktadır. İddianame müvekkili 2022/1490625 ve 2023/1247892 sayılı işler yönünden sorumlular arasında göstermektedir. Ancak bir kişinin adının sorumlu kişiler arasında sayılması müşterek faillik için tek başına yeterli değildir. Müvekkilin diğer sanıklarla ortak suç işleme iradesi içerisinde hangi fiili birlikte gerçekleştirdiğinin ortaya konulması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle aynı süreçte görev yapmak başka, aynı suçu birlikte işlemek başka şeydir. Müvekkilin görevi gereği attığı teknik imzanın ve hazırladığı bir ataşmanın cezai sorumluluğa dönüşebilmesi için bunun gerçeğe aykırı olduğunun bilindiğinin ve buna rağmen yükleniciye haksız menfaat sağlamak amacıyla hareket ettiğinin ispatlanması gerekir. Dolayısıyla bu yönde kişiselleştirilmiş bir delil ortaya konulmamıştır dosyada.
Bir diğer önemli husus da hak ediş niteliğidir. Müvekkil de açıkladı; söz konusu hak edişler ara hak edişlerdir, kesin hesap ve kesin kabul sürecinden geçmiş değildir. Ara hak edişlerde ortaya çıkabilecek maddi farklılıkların sonraki hak edişlerde veya kesin hesap aşamasında düzeltilmesi ve teminattan mahsup edilmesi menfaati bulunmaktadır. Bu husus kesinlikle zararlar yoktur şeklinde ileri sürülmez; ancak bilirkişi ara hak edişlerden hareketle ulaştığı rakamların nihai ve kesin kamu zararları olarak kabul edilmesinden önce kesin hesap ve mahsup edilmesinin de değerlendirilmesi gerektiğini söyleriz. Bu nedenlerle bilirkişi raporundaki eksiklik yalnızca rakamsal bir tartışma değildir, müvekkillere yöneltilen suçlamanın maddi temelini doğrudan ilgilendirmektedir.
Sayın Başkan, sayın üyeler; müvekkilimizin yaptığı teknik savunmayı tekrar etmeksizin dosyayı hukuken özetlediğimizde karşımıza şu tablo çıkmaktadır: Bilirkişi raporunun dayandığı teknik kabuller tartışmalıdır. Müvekkilin ihale hazırlığı, ihale kararı mekanizmasında görevi bulunmamaktadır. Müvekkil ile nihai hak edişi düzenleyen kişi değildir. Özgülenmiş somut bir hileli hareket ortaya konulamamıştır. Yükleniciye suç işleme konusunda bir anlaşma veya talimat ilişkisi gösterilememiştir. Herhangi bir menfaat elde ettiği ortaya konulamamıştır. Diğer sanıklarla ortak suç işleme iradesini gösteren kişiselleştirilmiş bir delil bulunmamaktadır. O halde müvekkil bakımından yapılmaya çalışılan şey; somut fiilden cezai sorumluluğa ulaşmak değil, görev ve ünvandan cezai sorumluluğa ulaşmaktır. Ceza hukukunda bunun karşılığı yoktur. Kontrol teşkilatında bulunmak suç değildir, teknik süreçte görev almak suç değildir, bir kamu görevinin yürütülmesinde görev almak başkalarının teşkil ettiği iddia edilen iradelere iştirak ettiğini göstermez. Hata ile hileyi, teknik sorumluluk ile cezai sorumluluğu, aynı süreçte görev yapmak ile suça iştirak etmeyi birbirinden ayırmak zorundayız efendim.
Müvekkil Mustafa Tozkoparan yönünden hileli hareket, kast ve iştirak iradesi her türlü şüpheden uzak, kesin delillerle ortaya konulmamıştır. Bilirkişi raporundaki teknik kabuller yönünden sayın mahkemenin tereddüdü var ise müvekkilin ayrıntılı olarak açıkladığı iki ayrı alt ihale ile ilgili taşeronlerin, hak edişlerin, ataşmanların ve araç kayıtlarının birlikte değerlendirilmesi, gerek görülürse tüm bu verilerle birlikte incelenerek yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınması gerekmektedir. Ancak mevcut haliyle eksik teknik değerlendirmeden hareketle müvekkilin cezai sorumluluğa ulaşması mümkün değildir. Bu nedenle öncelikle mevcut bilirkişi raporunun müvekkil yönünden hükme esas alınmamasını, müvekkilim Mustafa Tozkoparan'ın üzerine atılı suçlardan beraatine karar verilmesini talep ediyoruz.
LEVENT COŞAR İLE MUSTAFA KAPLAN SAVUNMALARI – 17.09.2026
LEVENT COŞAR: Sayın Başkan, sayın heyet; karşınızda olma sebebim, eylem 137'de bahsedilen İSFALT A.Ş. tarafından ana ihale konusu işin yaptırılabilmesi için ihale kayıt numaraları 2020/1608476 ve 2020/1453172 olan sözleşmelere ait ulaşımı olumsuz etkileyen iklim şartları ile mücadele çalışmaları hizmet alımı işleri kapsamında inşaat mühendisi olmamdan ötürü dosyalarda kontrol teşkilatında bulunmamdır.
İSFALT A.Ş.'de 2020 Ağustos ayında uygulama mühendisi olarak işe başladım. Kış dışı dönemlerindeki görev ve sorumluluklarım şunlardır: Araçların kış şartlarına hazırlanması ve tespit edilen teknik eksikliklerin giderilmesinin sağlanması, kar yağışı nedeniyle yaşanan olumsuzlukların giderilmesi için saha koordinasyonunun sağlanması, araç arızalarının giderilmesi için gerekli bildirimlerin yapılması. İddianamede geçen hakkımdaki iddia; bilirkişi marifetiyle hak ediş ve puantajlar incelendiğinde fazla çalışma süreleri genellikle ilgili personellerin bordrolarına yansıtılmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle alt kiralama ihalesini kazanan Zenit Yapı isimli firmanın ödemesi gereken tutarın firmanın kasasına kalmıştır denilmiş olup İdari Şartname ve Özel Teknik Şartnamelerden maddelere atıflar yapılıp yükleniciye haksız kazanç sağlandığı iddia edilmektedir. İhale kayıt numaraları 2020/1608476 ve 2020/1453172 alt ihalelere ait İdari Şartname'nin 25. maddesinde personele yapılacak ödemelerin asgari ücrete göre artırımlı oranları belirlenmiş olup bir ücret belirleme değil, bir alt sınır belirtilmiştir. İddianamede belirtildiği gibi net bir ücret belirtimi yoktur. İdari Şartname'nin 25.3.1. maddesi poz numaraları belirtilen personel pozlarında personel ödemelerinin asgari ücrete göre artırımları olup alt sınır belirtilmiştir. Bu belirtilen pozlardaki kişilere ait ödemelerin birimi ay cinsinden olup herhangi bir mesai durumu söz konusu değildir.
25.3.3. maddesinde belirtilen pozların birimi saat olup personel ve yakıt dahil olan araç pozlarıdır. Oluşturulan puantaj ve icmaller de araçlar için yapılmış olup bu araçları kullanacak personeller için yine bir ücret belirlemeden ziyade alt sınır belirtilmiştir. Bunların dışında araç pozlarındaki yüklenici araç ve iş makinelerine ait personeller için İdari Şartname'nin 25. maddesinde veya bir başka yerde ücret belirleme veya diğerlerinde olduğu gibi alt sınıra ait herhangi bir bilgi yoktur. Bilirkişinin atıfta bulunduğu ikinci madde ise Özel Teknik Şartname'nin 21. maddesinde bordroların düzenlenmesi, fazla mesai bedellerinin bordrolarda gösterilmesi ve ücretlerin çalışanların banka hesaplarına yatırılması yüklenicinin yükümlülüğünde olup çalışan personellerden herhangi bir ücret alamadıklarına dair kontrol teşkilatı olarak tarafıma ulaşmış bir bildirim veya şikayet yoktur. Puantaj ve icmaller personeller için değil, mevcut pozlara personel ve yakıt dahil olduğundan araçların çalışma saatleri için yapılmış olup bu durum uzun yıllardır da aynı şekilde yürütülmektedir. Geçmiş yıllarda Sayıştay raporlarında bu konuda herhangi bir bulgu ya da olumsuz değerlendirmede bulunulmamaktadır. Bunlara ek olarak ihale kayıt numaraları 2020/1608476 ve 2020/1453172 sözleşmeleri ihale olarak hizmet işleri kapsamında olup ara hak edişleri yapılmamıştır, bahse konu sözleşmelerin esas olan kesin hak ediş ödemeleri yapılmamıştır.
Sonuç olarak; yukarıda arz ve izah olunan hususlar birlikte değerlendirildiğinde tarafıma ihale kayıt numaraları 2020/1453172 ve 2020/1608476 belirttiğim alt ihalelerin süreçlerinde herhangi bir görev ve sorumluluğum bulunmadığı, sözleşme imzalandıktan sonra uygulama mühendisi olarak çalıştığım sabittir. Ayrıca şahsıma yönelik doğrudan ya da dolaylı hiçbir çıkar veya menfaat söz konusu değildir, iddia edilen suçu hiçbir şekilde kabul etmemekteyim. Bu itibarla yüce mahkemenizce yapılacak değerlendirme neticesinde beraatime karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederim.
MUSTAFA KAPLAN: Sayın Mahkeme Başkanı, sayın üyeler, sayın savcım; İSFALT A.Ş. bünyesinde ilk 2012 yılında uygulama mühendisi olarak göreve başladım. Dava konusu ihale sürecinde kontrol teşkilatı üyesi olarak yer aldım. Hakkımda oluşturulan haksız iddia ve suçlamalara karşı savunmamı sunmak için karşınızda bulunmaktayım. Öncelikle belirtmek isterim ki; kontrol teşkilatı üyesi olarak benim yetki ve sorumluluğum ancak sözleşme imzalandıktan sonraki saha uygulamaları safhasında başlar. İhale öncesindeki şartnamelerin hazırlanması, yaklaşık maliyet hesabı, araç ve personel sayılarının belirlenmesi veya iş artışı kararlarında hiçbir imza, karar ya da takdir yetkim bulunmamaktadır. Sahadaki görevim; iş şartnamesine uygun yürütülmesini takip etmek, arıza ve çalışma kayıtlarını tutmaktan ibarettir.
Eylem 137'de belirtilen iddianame ve bilirkişi raporundaki suçlamalara kısaca açıklama getirmek istiyorum. Birinci iddia; yakıt tankeri kiralanması, operatör artışı ve engelli personel çalıştırılmamasıdır. Bilirkişi raporunda Zenit Yapı'nın üstlendiği 2023/1247892 ihale kayıt numaralı sözleşmede yakıt gideri yükleniciye ait olmasına karşın, sonradan poz eklenerek 2 adet yakıt tankeri kiralandı ve en yüksek birim fiyatlı operatör pozunun da geçerli hisse artışına gidildiği ileri sürülmüştür. Ancak gözden kaçırılan husus şudur: İBB Makine İkmal Şube Müdürlüğü'nün 2022/1183896 ihale kayıt numaralı ana ihalesi kapsamında İSFALT A.Ş.'nin iki farklı aktif yüklenicisi vardır. 2023/1305524 ihale kayıt numaralı AYKE firmasından kiralanan iş makineleri şartnamesi gereği operatörsüz ve yakıtsız olarak kiralanmıştır. Yani bu makinelerin akaryakıtını ve operatörünü sağlama yükümlülüğü doğrudan İSFALT A.Ş.'ye aittir. AYKE'den alınan bu araçların sahada kesintisiz akaryakıt ikmalini sağlamak amacıyla Genel Müdürlük oluru ile 2 adet yakıt tankeri talep edilmiş, 2023/1247892 ihale kayıt numaralı Zenit Yapı sözleşmesi üzerinden temin edilmiştir. Bu tankerler Zenit Yapı'nın kendi araçlarına değil, idarenin sorumluluğundaki araçlara yakıt ikmali yapmıştır.
Yine operatörsüz kiralanan iş makinesi sevk ve idaresi için de zorunlu olarak ilave 110 ortaokul operatör personeli istihdam edilmiştir. Engelli personel konusuna gelince; kış çalışmaları kapsamında ana işveren olan İBB Makine İkmal Şube Müdürlüğü'nün tarafımıza gönderdiği resmi yazıda engelli personel talebi bulunmamaktadır. Kışla mücadele dönemlerinde engelli personeller Valilik kararıyla idari izinli sayılmaktadır. Kontrol teşkilatı olarak idarenin personel istihdam politikalarını belirleme yetkimiz yoktur. Ayrıca sadece bu dosyada değil, bundan önceki yıllarda da hiçbir zaman engelli personel çalıştırılmamıştır. İkinci iddia; yedek kar küreme aracı ve PTS geçiş sayılarıdır. 34 ERM 708 ve 34 ERM 374 plakalı 2 adet kar küreme aracının PTS geçişlerinin az olduğu ve çalıştırılmadığı iddia edilmektedir. Kış operasyonları sadece yolda hareket etmek, aktif çalışmadan ibaret değildir. Olumsuz hava koşullarına anında müdahale için araçların stratejik noktalarda beklemesi yarı aktif ve pasif çalışma olan bizim üç pozdur. Kurumumuza ait araçların 2004-2006 model olması ve yedek parça bulmada yaşanan zorluklar, tamir sürecinin uzaması nedeniyle iki araç yedek olarak hazır tutulmuştur. Söz konusu kış sezonunun hafif geçmesi ve İSFALT öz mal araçlarının uzun süre arıza yaşamaması sebebiyle bu araçlar şantiyelerde nöbetçi olarak beklemiş, aktif ve yarı aktif çalışmaları yok denecek kadar az olmuştur. Şartname gereği izinsiz güzergah değiştirmesi yasak olan beklemedeki araçların PTS kaydının bulunmaması ya da az bulunması hizmetin doğası gereğidir.
Üçüncü iddia; fazla mesai ücretleri ve bordrolara yansıtılmaması. Bilirkişi heyeti, araçların sahada tutulan çalışma puantaj cetvellerini doğrudan çalışanların maaş bordrosu gibi değerlendirmiştir. Araç puantajlarındaki isimler aracın çalışma süresinin tespitine yarar. Sözleşmede idareye ait araçları kullanan personellerin asgari ücret katsayılı taban ücretleri belirlenmiştir. Şoförü ve yakıtı dahil araç kiralama pozlarında taban ücret belirlenmemiş ve işveren burada yüklenici firmadır. Vardiya düzenini korumak, fazla mesaiyi bordrolaştırmak ve ödemek yüklenicinin yasal sorumluluğundadır. Görev yaptığım dönemde tarafıma veya idareye ulaşmış tek bir personel şikayeti dahi bulunmamaktadır. Geçmiş yıllarda da Sayıştay denetimlerinde bu konuda tarafımıza herhangi bir bulgu bulunmamıştır.
Dördüncü iddia; hakediş pozlarında maddi hatalar yapılmasıdır. Söz konusu hakedişler kesin hakediş değildir. Hizmetin yürütülmesi sırasında düzenlenen geçici, ödeme niteliği olan ara hakedişlerdir. 1 no'lu hakedişte yapılan sehven yazım hatası fark edilir edilmez takip eden 2 ve 3 no'lu hakedişlerde düzeltme tutarları girilerek bu hata giderilmeye çalışılmıştır. Bu durum kastımızın olmadığını, aksine işimizi titizlikle takip ettiğimizi göstermektedir. Kaldı ki kesin hesap yapılmadan, kabul süreci tamamlanmadan ve teminatlar çözülmeden kesinleşmiş bir kamu zararından bahsedilemez.
Sonuç ve istem olarak... ihalenin idari hazırlık, şartname oluşturma ve karar alma süreçlerinde hiçbir yetki ve sorumluluğum bulunmadığını, kontrol teşkilatı üyesi olarak yürüttüğüm denetim görevinin mevzuata, idari olurlara, yazılı talimatlara ve sözleşme şartlarına uygun olarak tamamladığımı, kesin kabul ve kesin hakediş işlemleri henüz sonuçlanmamış olan ihale dosyaları bakımından ve Sayıştay denetim sonuçları da dikkate alınarak doğmuş ve kesinleşmiş bir kamu zararının bulunmadığını, süreçte şahsıma atfedilecek kasıtlı bir usulsüzlük bulunmadığı gibi herhangi bir kişisel çıkar temin etmem de söz konusu olmadığını göz önünde bulundurarak üzerime atılı suçlamalardan beraatime yüce mahkemenizce karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim.
AHMET-İSMAİL SARI AVUKATI İSMAİL HAKKI BAŞARAN SORUYOR
İsmail Hakkı Başaran: Mustafa Bey öncelikle geçmiş olsun. 2020/3747892 sayılı ihale kapsamında soruyorum. Bu ihale kapsamında puantajlara gerçeğe aykırı olarak ya da cetvellere veri girişi yapıldı mı, yapılması yönünde herhangi bir istem, talimat, rica aldınız mı veya alan birini gördünüz mü, duydunuz mu?
Mustafa Kaplan: Hayır görmedim, duymadım. Geçerli değil.
LEVENT COŞAR-MUSTAFA KAPLAN AVUKATI UMUT GÖRKEM SAVUNMASI
Müvekkillerin beyanlarına iştirak ediyoruz. Dosyada İBB’nin üst pafta, sıfatın ise alt ihale olarak yapılması şeklinde kış mücadeleleri için gerekli ekipmanlar, personel, ihtiyaçlar oluşturulmaya çalışılmış ve buna yönelik bilirkişi raporu oluşturulmuştur. ZEYT ihalesinde personel, yakıt var ancak AYKEN ihalesinde yakıt ve personel bulunmamaktadır. İş makinelerine yakıtsız ve operatörsüz alınmıştır. Bilirkişi alt üst maddesi nedeniyle ZEYT'e fazla ödeme yapılmış gibi görünmektedir. Ancak bana göre söz konusu değildir. Yapılan bu ihaleler kış mücadeleleri için birbirini tamamlayan şekilde kamu zararı olmadan yapılmıştır.
Akaryakıt tankerleri konusu şu şekildedir. AYKEN'dekiler üst pafta araçlarına yakıt ikmali yapılması için bir Anadolu, bir Avrupa plakasının sabit olarak akaryakıt tankeri konulmuş. Bu durum ZEYT'in aldığı bu ihalelerden bağımsız bir şekilde yapılmıştır. Bilirkişi bu hususta birbirine karıştırmaktadır. 34 DBM 700 ve 34 DBM 374 plakalı araçlar ile ilgili iddialarda bulunulmaktadır. İddianameye göre bu iki aracın fiilen sahada bulunmaması kamu zararı oluşturduğu yönündedir. Kış ile mücadele ve kar yağışı konularında nerede, nasıl, hangi nitelikte araç kullanılacağı noktasında belirlilik zor olduğu için yönetim tarafından fazladan araç tutulmuştur. Bu nedenle fazladan tutulan yedek araç tamamen kamu menfaatleri amacıyla bulunmaktadır. Bu durumda herhangi bir kamu zararının oluşması söz konusu değildir. Genel olarak kamu zararı açısından müvekkillerin hiçbir şekilde karlı eylemlerini kabul etmeyerek bu ihaleler ile ilgili kesinleşmiş bir işlem yapılmamış, ihaleyi alan şirketlerin teminat mektupları halen şirketlerin iş kasasında bulunmaktadır. İddianamede bir zarar var ise bile bu zararlar kolaylıkla tazmin edilebilir.
Fazla iş çalışması olduğunu yansıtmayarak ZEYT'e haksız kazanç sağlandığı iddiası bulunmaktadır. Müvekkilin görevi kontrol teşkilatı olarak personellerin ve araçların çalışma durumunu tespit etmekten ibarettir. Personelin fazla mesaileri ve bunların doğru rapor haline getirilmesi yüklenici firmanın sorumluluğundadır. Müvekkilin görev süresi boyunca fazla mesai ile ilgili herhangi bir şikayet de gelmemiştir. TCK 208 kapsamında kasti hileli hareket bulunması ve menfaat gerekmektedir. İddianamede müvekkilin kasten hileli harekete ve menfaat elde ettiğine ilişkin delil veya tespit bulunmamaktadır. Kabul etmemekle birlikte müvekkillerin iş ve işlemlerinde hatalar olsa bile iş yeri veya hata ile dolandırıcılık suçunun bir araya getirilmesi herhangi bir başka delil bulunmadıkça mümkün değildir.
İddianamedeki eylemlerle ilgili temel sorun bilirkişilerin herhangi bir şekilde kış mücadeleleri konusunda bir bilgilerinin olmamasından kaynaklanır. Kış ile mücadele konusunda teknik gerekleri fazla olan bir bilirkişinin emekli Sayıştay denetçileri ile birlikte yeni bir rapor hazırlanmasını talep ederiz. Açıkladığımız nedenlerle her iki müvekkil hakkında beraat kararı verilmesini talep ederiz.
ÇAĞRI MAZI SAVUNMASI – 17.09.2026
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. 1980 Osmaniye doğumluyum. İnşaat mühendisiyim. Mezuniyetimden sonra özel sektörde ve çeşitli firmalarda çeşitli görevlerde bulundum. 2022 Haziran ayında İSFALT A.Ş.'de Mühendislik ve Planlama Müdürü olarak çalışmaya başladım. Halen de görevime devam ediyorum. İddianamenin 137. eyleminde "Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Zararına Dolandırıcılık" suçuyla suçlanıyorum. İddianamede bilirkişi raporuna istinaden iddia makamı tarafıma, 2023/1247892 numaralı ihale dokümanlarında yer alan hükümler dikkate alındığında, yüklenici tarafından karşılanması gereken akaryakıt giderlerinin ilave pozlar yapılarak firmaya ödendiği ve yersiz ödemeye neden olunduğu iddiasında bulunmaktadır.
İSFALT A.Ş., 20 yıla yakın süredir İstanbul'un kışla mücadele çalışmalarında aktif rol almış; araç filosu ve nitelikli personelleri ile kışla mücadelede profesyonel hafızası oluşmuş köklü bir iştirak şirketidir. İddianamede yer alan, daha doğrusu iddianamenin istinat ettiği bilirkişi raporunda yer alan yeni fiyat zaptı ile ilgili kurum içerisinde ilgili birimler olan Avrupa Yakası ve Anadolu Yakası Uygulama Müdürlüklerinin yeni fiyat zaptı talebi doğrultusunda, müdürlüğümüze bağlı olan Birim Fiyat Analiz Şefliği görevi gereği yeni fiyat zaptını, analizlerini yapmıştır. Yapılan tüm işlemler İSFALT A.Ş.'nin onay zinciri çerçevesinde liyakatli ilgililerinin kontrol ve denetiminde, kanun ve yönetmeliklere uygun şekilde eksiksiz olarak tamamlanmıştır.
Tüm bunlara ek olarak, hizmet işlerinde esas ödeme ara hak edişlerle değil, sözleşmeye uygun olarak tamamlanan işlerin kabulü sonrası düzenlenen kesin hesap raporuna dayalı kesin hak ediştir. Ara hak edişler, işin devamı süresince yapılan işlerin tespit edildiği geçici ödemelerdir. Nihai borç veya alacak durumunu kesin hesap belirler. Henüz nihai alacak-borç durumunun belirlendiği bir kesin hesap oluşturulmamıştır; dolayısıyla süreç devam etmektedir. Bahse konu sözleşmenin kesin hak edişi yapılmamıştır. Dolayısıyla bilirkişi raporundaki tespitler, nihai olmayan ara hak edişlerle yapılan ödemelere ve işlemler üzerine belirlenmiştir.
Bana yöneltilen suçlamayı kabul etmiyorum. Ben görevimi doğru yaptım ve çalıştığım kuruma ve dolayısıyla da kamuya asla zarar vermedim. Bu nedenle yüce mahkemenizden hakkımda beraat kararı verilmesini saygıyla talep ediyorum.
AHMET-İSMAİL SARI AVUKATI İSMAİL HAKKI BAŞARAN SORUYOR
İsmail Hakkı Başaran: Çağrı Bey geçmiş olsun. Bu 2023/1247892 sayılı ihalenin aynı zamanda yaklaşık maliyet tespit komisyonunda da bulunuyorsunuz. Yaklaşık maliyetle ilgili olarak mahrem kalması gereken bir bilgiyi herhangi bir kimseye, dışarıya, Ahmet Bey'e veya İsmail Sarı'ya ulaştırdığınız oldu mu?
Çağrı Mazı: Yani sadece onlar değil hiç kimseye ulaştırmadım. Gizlilik çerçevesinde çalışıyoruz. Sadece bu dosyada değil, dosya özelinde değil her dosya için inanılmaz titizlikle çok önem verdiğimiz bir konudur bu. Asla paylaşıma hiçbir kişiye, ilgisiz hiçbir kişiye bu şekilde bir bilgi paylaşımı yapılmamıştır.
İsmail Hakkı Başaran: Hak ediş evraklarıyla ilgili olarak ise puantajlara bilerek ve isteyerek yanlış veri girimi, bu sayede yükleniciye haksız bir menfaat sağlanması gibi bir durum yaşandı mı? Bu konuda bir talimat, rica, istek, talep size ulaştı mı? Bu konuda bir bilginiz var mı veya başka bir bilgi edindiniz mi?
Çağrı Mazı: Hayır hayır, asla öyle bir şey olmadı.
ÇAĞRI MAZI AVUKATI SAVUNMASI
Sayın Başkan, değerli heyet; müvekkil, ifadesinde de belirttiği gibi hâlihazırda hâlâ İSFALT A.Ş. bünyesinde mühendislik ve planlama müdürü olarak görev yapan teknik personeldir. İddianamede ve dosyadaki bilirkişi raporunda müvekkile yöneltilen isnatlar, idari hiyerarşi içerisinde üst yönetimin yazılı oluru ile hazırlanan teknik analizlerin, ceza hukukunun temel prensipleri göz ardı edilerek suç unsuru sayılmasından kaynaklanmaktadır. Aşağıda özetleyeceğimiz üzere müvekkilin karar verici hiçbir yetkisi, kastı, hileli eylemi veya örgütsel bağı mevcut değildir.
Müvekkil Çağrı Mazı, İSFALT A.Ş.'de mühendislik ve planlama müdürü olarak görev yapmıştır. Dava konusu yeni fiyat zaptı ve yaklaşık maliyet çalışmaları sahadaki fiilî ihtiyaçlar üzerine Avrupa ve Anadolu Uygulama Müdürlüklerinin talebi ve Genel Müdürlük makamının 3 Ocak 2024 tarihli yazılı oluru doğrultusunda birim personeli tarafından hazırlanıp üst makama sunulmuştur. Müvekkilin ihale usulünü belirleme, harcama yapma, sözleşme imzalama veya yüklenici seçme yetkisi bulunmamaktadır. Görevi tamamen teknik hesaplama ve hazırlıkla sınırlıdır. Ceza hukukunda objektif sorumluluk yasaktır. İsnatları kabul etmemekle birlikte bir teknik personelin yalnızca görev tanımı gereği paraf veya imza atmış olması cezai fail sayılmasını gerektirmez. Teknik sorumluluk ile cezai sorumluluk kesinlikle birbirinden ayrılmalıdır.
Dava konusu süreç, sahadan gelen kışla mücadele talebi üzerine Genel Müdürlük makamının 3 Ocak 2024 tarihli yazılı oluru ile başlatılmıştır. Müvekkil, birim fiyat fiyat analiz şefliğinin hazırladığı teknik analizleri üst makama iletmiştir. Kışla mücadele kapsamında tuz yükleme istasyonlarında sabit çalışan ve bizzat İSFALT A.Ş. tarafından işletilen loder tipi iş makinelerinin şehir trafiğine girmeden görev yerinde yakıt ikmali yapabilmesi operasyonel bir zorunluluktur. Tankerler alt yüklenici için değil, idarenin kendi işlettiği makineler için kiralanmıştır. Sahadaki fiilî ihtiyaç ve teknik zaruret gözetilmeden masa başında yapılan değerlendirmeler hatalıdır. Ortada herhangi bir sahte işlem, usulsüz menfaat aktarımı mevcut değildir. Bilirkişiler tarafından tüm bu hususlar kolayca yerinde tespit edilebilecekken, farazi ve hatalı bilirkişi raporuna dayanak alınarak suç isnatları yapılmıştır.
Hizmet İşleri Genel Şartnamesi uyarınca ara hakedişler avans niteliğinde olup kesin hesap niteliği taşımaz. İdarenin zararı ancak sözleşme bitiminde düzenlenecek kesin hesap ve kesin kabul ile belirlenebilir. Bu yönden de iddianameye esas alınan rapordaki tespitler hatalı olmuştur. Zira dava konusu işin kesin hakedişi, müvekkilin de söylediği gibi, henüz yapılmamış, süreçler tamamlanmamıştır. Dolayısıyla ortada bir zarar mevcut değildir. Kesinleşmemiş ara hakedişler üzerinden varsayımsal kamu zararı hesabı yapılması hukuken geçersizdir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre de geçici kabullerle veya ara hakedişlere dayanılarak idari zararın tespiti yapılamaz.
Müvekkillere, her iki müvekkil için de konuşuyorum, isnat edilen suçlara baktığımızda, nitelikli dolandırıcılık yönünden; dolandırıcılık suçunun temel unsuru hileli davranış, aldatma, haksız menfaat temini somut olayda tamamen yoksundur. Düzenlenen analizler idari kayıt ve denetime açık resmî çalışmalardır. Gerçeğe aykırı bir belge tanzimi veya sahte puantaj iddianamede de, bilirkişi raporunda da yoktur. İhaleye fesat karıştırma suçu yönünden, Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin az önce bahsettiğim içtihatlarında da belirtildiği üzere, yaklaşık maliyet hesaplamalarındaki teknik yöntem farklılıkları veya idari hatalar tek başına ihaleye fesat suçunu oluşturmaz. Örgüt ve irtibat konusunda da yine mevcut bir durum var; müvekkilin dosyada adı geçen şahıslarla, yüklenici firma ile herhangi bir örgütsel bağı, HTS irtibatı, menfaat temini, suç iradesi birliği, buna ilişkin hiçbir delil mevcut değildir. İddianamede de böyle bir delil yok, bilirkişi raporunda da zaten yok.
Netice olarak, dosyadaki bilirkişi raporu; loder iş makinelerinin kışla mücadeledeki stratejik rolünü ve seyyar tankerle yerinde yakıt ikmal zorunluluğunu göz ardı etmiş, masa başında yapılmış varsayımlarla mükerrerlik iddiası üretmiştir. Bilirkişiler ara hakediş ile kesin hesap arasındaki hukuki farkı değerlendirmemiş, henüz tamamlanmamış, hâlâ tamamlanmamış bir süreç üzerinden kamu zararı tespiti yapmıştır. Bu nedenlerle öncelikle müvekkil Çağrı Mazı'nın üzerine atılı suçlardan yasal ve manevi hiçbir unsurun oluşmaması, kastın, hileli davranış veya örgütsel irtibatın bulunmaması, idarenin kesinleşmiş kamu zararının olmaması, eylemlerin teknik görev ifasından ibaret olması nedeniyle beraatine; aksi kanaatiniz var ise de yeni bir bilirkişi raporu alınmasını talep ediyoruz.
AHMET AĞIRMAN SAVUNMASI – 17.09.2026
Sayın Başkanım, ben 18 Temmuz 2019 tarihinde İSFALT'tan ayrıldım. O tarihe kadar İSFALT Genel Müdürlüğü görevini yürütüyordum. 137 no'lu eylemde 2024 yılına ait Ekim ve Kasım aylarında iki ihaleden iki ihaleye onay verdiğim şeklinde bir ifade var. Ben daha önce Mali Şubeden çağrıldım, gittim. 2019'da ayrıldığım için 2024'teki ihalelere onay vermemin mümkün olmadığını orada da söyledim. Şimdi de aynısını söylüyorum. Ayrıldıktan yaklaşık 5,5 sene sonra bir ihaleye onay vermemiz mümkün değil. Beraatimi talep ediyorum.
AHMET-İSMAİL SARI AVUKATI İSMAİL HAKKI BAŞARAN SORUYOR
İsmail Hakkı Başaran: Ahmet Bey, geçmiş olsun. Hakkınızda yanlışlıkla bir dava açıldığının farkındayım. Ahmet Sarı ve İsmail Sarı müdafii İsmail Hakkı Başaran. Genel müdür olduğunuzu belirtmeniz hasebiyle sadece bir soru sormak istiyorum. Genel müdürlük yaptığınız dönemde tarihsel olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kışla mücadele işlerinde açtığı ana ihaleyi İSFALT'ın üstlendiğini söylersek doğru bir cümle söylemiş olur muyuz veya yanılmış mıyım?
Ahmet Ağırman: Tabii İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yol Bakım ve Onarım Daire Başkanlığı bu ihaleyi açık ihale şeklinde açardı. Bizler diğer katılımcılar gibi ihaleye girerek bu ihaleyi aldığımız vakit de bu işlemleri yapardık.
AHMET AĞIRMAN AVUKATI OĞUZHAN İLHAN SAVUNMASI
Efendim, müvekkilin savunmalarına iştirak ediyoruz. Kendisinin de belirtmiş olduğu gibi 2019’un Temmuz ayında İSBAT A.Ş. Genel Müdürlüğü görevinden ayrılmıştır. Hakkındaki eyleme baktığımızda ise müsned suçlamaların tarihi 2024 yılına ilişkindir. Bu nedenle biz müvekkilim üzerine atılı suçlamanın yasal unsurunun oluşmadığını düşünüyoruz. Dosyamızın mevcut durumu, sanık sayısı ve yoğunluğu da düşünüldüğünde hakkındaki sanık sıfatının daha fazla mağduriyet yaratmaması adına dosyanın tefriki ile hakkında beraat kararı verilmesini talep ederiz. Son olarak duruşmalardan da vareste tutulmasını talep ediyoruz.
AHMET SAVAŞ SAVUNMASI – 17.09.2026
Sayın Mahkeme Başkanı, sayın üyeler, sayın savcım; 1996 yılında İSFALT bünyesinde çalışmaya başladım. Ve halen Avrupa Yakası Uygulama Müdürlüğü bünyesinde uygulama şefi olarak görev yapmaktayım. Görev ve yetkim sözleşmenin imzalanmasından sonra kontrol teşkilatı içerisindeki sahadaki teknik kontrolün gerçekleştirilmesi ile sınırlıdır. Eylem 137'den dolayı burada bulunuyorum. Bu bu kapsamda tarafıma yöneltilen ithamlar 1. Yakıt tankeri temini ve fazla personel çalıştırıldığı iddiası. Bilirkişi raporunda İBB tarafından gerçekleştirilen ana ihalenin gerektirdiği İSFALT tarafından tek bir ihale ile karşılandığı kabul edilmiş ve bu değerlendirme üzerinden fazla personel çalıştırıldığı ve ihtiyaç olmadığı halde yakıt tankeri temin edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Ancak bu değerlendirme fiili ihale yapısının tamamını yansıtmamaktadır. İBB'den alınan hizmetin gerekliliklerinin karşılanabilmesi amacıyla İSFALT tarafından 2 ayrı ihale gerçekleştirilmiştir. Bunlardan iş makineleri kiralama işi Ayke isimli firma tarafından, kar küreme araçları ve personel temini işi Zenit isimli firma tarafından üstlenilmiştir. Bu 2 ihalenin kapsamları birbirinden farklıdır. Ayke firmasının üstlendiği iş makineleri kiralama işidir ve personel yakıt giderleri ihale kapsamına dahil edilmemiştir. Mazot dahil ibaresinin bulunduğu iş ise Zenit firmasının üstlenmiş olduğu kar küreme araçlarının yer aldığı ihaleye ilişkindir.
Dolayısıyla ana ihalede öngörülen hizmetin eksiksiz şekilde yürütülebilmesi için ihtiyaç duyulan iş makineleri Ayke firmasından, bu iş makinelerinde görev yapacak personel ile yakıt ikmalinin sağlanmasına yönelik yakıt tankeri ise Zenit firmasından temin edilmiştir. Bu nedenle 2 ayrı ihalenin tek bir ihale gibi değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıkan fazla personel ve ihtiyaç olmadığı halde yakıt tankeri temin edildiği yönündeki tespit hatalıdır. 2. iddia Zenit firmasının fazla kar küreme aracı temin ederek haksız kazanç sağladığı iddiası. Söz konusu iddianamede geçen 34 ...BB 708 ve 34 EBB 374 plakalı 2 kar küreme aracı İSFALT'ın kendi malı olan kar küreme araçlarına alternatif ve gerektiğinde kullanılmak üzere yedek amaçlı talep edilmiştir. Özellikle 2023-2024 kış döneminde kar yağışının oldukça az gerçekleşmesi ve buna bağlı olarak kar alarmı sayısının düşük olması nedeniyle söz konusu araçların fiili çalışma kayıtlarının düşük seviyede olması da olağan bir durumdur. Aslında HTS kaydının az olduğunun tespiti tarafımızı destekleyen bir veridir. Söz konusu 2 araç dışında kalan diğer kışla mücadele araçlarının …..ve çalışma kayıtları incelendiğinde de benzer durumun olduğu görülecektir. Hakkımdaki bir diğer iddia Zenit firmasında çalışan personelin fazla mesailerinin bordrolara yansıtılmadığı ve bu suretle yüklenici firmaya haksız kazanç sağladığı yönündedir.
Kontrol teşkilatının görevi personelin sahada fiilen bulunup bulunmadığını ve araçların çalışma durumunu kontrol etmektir. Personelin iş sözleşmelerinin hazırlanması, çalışma ve vardiya düzeninin belirlenmesi, fazla çalışma sürelerinin hesaplanması, fazla mesai tahakkuklarının yapılması ve bunların bordrolara yansıtılması ise yüklenici firmanın yerine getirmesi gereken yükümlülüklerdendir. İhale kapsamındaki iş kalemleri ve pozlar şoför dahil olarak düzenlenmiştir. Bununla birlikte yüklenici firmanın kendi personeli ile kurduğu iş ilişkisi, çalışma düzeni ve buna bağlı ücret ödeme işlemleri üzerinde bir yetkimiz bulunmamaktadır. Görev yaptığım süre içerisinde tarafıma personelin fazla mesai ücretlerinin ödenmediğine veya eksik ödendiğine dair de herhangi bir şikayet ulaşmamıştır. Ayrıca bu dosya kapsamında ödenen hak edişler hizmetin yürütülmesi sırasında fiilen gerçekleştirilen çalışmaların durumuna göre düzenlenen ara hak edişlerdir. Bunlar hizmetin tamamlanması sonrasında düzenlenen kesin hak ediş niteliğinde değildir. Nitekim dosyaya konu suçlara ilişkin kesin hak edişler henüz yapılmamıştır. Tarafıma yöneltilen suçlamaları kabul etmiyorum ve yüce mahkemenizden hakkımda beraat kararı verilmesini saygılarımla talep ediyorum.
AHMET-İSMAİL SARI AVUKATI İSMAİL HAKKI BAŞARAN SORUYOR
İsmail Hakkı Başaran: Ahmet Bey, geçmiş olsun. Yani açıklamalarınız nezdinde sadece tek bir soru sormak istiyorum. Kontrol teşkilatında görev yaptığınız süre boyunca üstlerinizden veya harici bir kimse tarafından gerçeğe aykırı veri girişi yapılması, puantajlarda ekstra veri girişleriyle yükleniciye haksız bir menfaat sağlanması şeklinde herhangi bir talep, istek size ulaştı mı? Böyle bir durum gördünüz mü, duydunuz mu?
Ahmet Savaş: Yok, yok, hayır, olmadı.
AHMET SAVAŞ AVUKATI SAVUNMASI
Sayın Başkan, değerli heyet; müvekkile yöneltilen iddia, iddianame ve bilirkişi raporundaki iddialar, müvekkilin anlattığı gibi teknik hatalar dışında masa başında yazılmış, İsfalt'ın kışla mücadele ekiplerinin sahadaki teknik işleyişi bilinmeden oluşturulmuştur. 1996 yılından bu yana İsfalt bünyesinde çalışan müvekkil Ahmet Savaş, ihale veya yaklaşık maliyet belirleyen makamda olmayıp, sözleşme sonrası sahadaki araç ve personelin fiziki varlığını denetleyen teknik personeldir. İhale hazırlığı, yüklenici seçimi veya yaklaşık maliyet belirleme yetkisi yoktur. Görevi, sözleşme sonrası araç ve personelin sahada hazır bulundurulmasını denetlemektir. İddianameye esas alınan raporda yazılanın aksine, İsfalt A.Ş. tek ihaleyi görmemiştir. İş makinaları Ayke, kar küreme araçları ise Zenit firmasından kiralanmıştır. Sahada da seyyar yakıt tankeri bulundurulması araçların kesintisiz çalışması için teknik bir zorunluluktur; mükerrer veya hayali bir personel listesi değildir. Kışın ılıman geçmesi sebebiyle PTS kayıtlarının azlığı, hizmetin verilmediğini göstermez. Sahada yapılan ödemeler hakediş mahiyetinde olup, henüz kesin hesap ve kesin kabul yapılmadığından hukuken doğmuş bir kamu zararı da mevcut değildir.
İsnat edilen suçlar yönünden ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesini hatırlatmak isteriz. Müvekkil idari bir karar mercii veya sözleşme tarafı olmayıp, yüklenicinin iç işleyişinden ötürü sorumlu tutulması objektif sorumluluk yasağına aykırıdır. Müvekkilin herhangi bir çıkar birliği veya haksız menfaati bulunmamaktadır. Kabul etmemekle birlikte, her halükarda Yargıtay 5. Ceza Dairesinin yerleşik içtihatlarına göre şartnameye aykırılık iddiaları tek başına hile ve suç oluşturmaz. Zarar ancak kesin hesapla belirlenir. Yaklaşık maliyetin afaki belirlenmesi veya teknik eksiklikler ihaleye fesat suçunu oluşturmaz.
Dosyadaki bilirkişi raporu, İsfalt'ın Ayke ve Zenit olarak iki ayrı alt ihalesini tek ihale olarak kabul etmiş, kökten hatalı bir kurguyla hazırlanmıştır. Kış şartları ve yedek araç gerekliliği gözetilmeden, PTS kayıtları üzerinden masa başında afaki bir kamu zararı hesabı yapılmıştır. Ceza hukukunun en temel evrensel prensiplerinden biri, Anayasa'nın 38. maddesi ve TCK'nın 20. maddesinde açıkça düzenlenen ceza sorumluluğunun şahsiliği ve kusursuz ceza olmaz ilkeleridir. Hiç kimse bir başkasının fiilinden, idari hiyerarşideki başkaca birimlerin tasarruflarından veya yüklenici firmanın iç eylemlerinden ötürü sorumlu tutulamaz. Kamu iştiraklerinde veya idari birimlerde görev yapan teknik personelin, idari usul ve şartnameler çerçevesinde sahada kontrol görevi yürütmesi kendiliğinden bir cezai sorumluluk doğurmaz.
İddianamede müvekkil Ahmet Savaş'ın, İsfalt A.Ş. ile yüklenici firma arasındaki sözleşmelerde karar verici veya taraf olmadığı, ihale süreçlerine dâhil olmadığı, salt kontrol teşkilatı sıfatıyla sahadaki araç ve personelin fiziki varlığını kontrol ettiği sabit olmasına rağmen, yüklenicinin bordro uygulamalarından veya idarenin ihale tercihlerinden sorumlu tutulması objektif, kusursuz sorumluluk yaklaşımının açık bir tezahürüdür. Bizim hukukumuzda objektif sorumluluğa kesinlikle yer verilmemiştir. Dosya kapsamında müvekkil Ahmet Savaş'ın herhangi bir şahıs veya firma yetkilisiyle haksız çıkar birliği, gizli anlaşma, rüşvet veya suç işleme iradesi içinde hareket ettiğine dair tek bir somut delil, tanık beyanı, HTS kaydı veya mali tespit mevcut değildir. Dolayısıyla müvekkilin cezalandırılması yönündeki isnatlar hukuki dayanaktan yoksundur.
Dolandırıcılık suçunun oluşması için failin hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak kendisine veya başkasına haksız menfaat sağlaması zorunludur. Somut olayda müvekkil hiçbir sahte veya gerçeğe aykırı belge tanzim etmemiş, gerçeğe aykırı puantaj veya hakediş düzenlememiştir. Sahadaki araç ve personelin fiziki mevcudiyetini tespit eden kontrol görevini, mevzuata uygun bir şekilde bugüne kadar yerine getirmiştir. İhaleye fesat karıştırma suçu, kanununda tahdidi olarak sayılan seçimlik hareketlerle işlenebilen ve özel kast aranan bir suç tipidir. Müvekkilin ihale aşamasında bir görevi ve sorumluluğu bulunmadığı gibi, kontrol aşamasında da ihalenin şartlarını ihlal eden, rekabeti engelleyen, hileli bir eylemi mevcut değildir. İddianamede de böyle bir şey yazılmıyor zaten.
Bilirkişi raporunda, İsfalt A.Ş.'nin iki ayrı ihale düzenlediği gerçeği göz ardı edilerek tek ihale kurgusu yapılmış, Ayke ve Zenit ihalelerinin teknik şartları ve kapsamları birbirine karıştırılmış, ara ödemeler kesin hakediş sayılmış, sahadaki kış şartları değerlendirilmemiş, afaki varsayımlarla kamu zararı üretilmiştir. Ceza yargılamasında bilirkişi raporları bağlayıcı bir delil niteliğinde olmayıp, maddi gerçekle ve teknik olgularla çelişen raporların hükme esas alınmaması gerekmektedir. Bu nedenlerle müvekkil Ahmet Savaş'ın üzerine atılı suçlamaları işlemediği, suçun maddi ve manevi unsurları oluşmadığı ve müvekkil tarafından suç işlendiğine dair şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil iddianamede ve raporda da mevcut olmadığı sabit olduğundan beraatine karar verilmesini, aksi halde Sayıştay denetçisi veya uzman teknik bilirkişilerden yeniden bir rapor alınmasını talep ediyoruz.
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












