İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 33. günü tutuklu ve tutuksuz 8 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nda tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam edildi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılamasına devam ediliyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda davanın ikinci celsenin 33. günü tutuksuz ek iddianame için sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.
Duruşmada tüm gün ek iddianame için şu isimler: Nilgün Cendek, Murat Dağdeviren, Tolga Kılıç, Ayhan Subaşı, Fatih Temur, Aytekin Karaaslan, Ali Sukas, Fatih Keleş savunma yaptı.
FATİH KELEŞ EK İDDİANAME SAVUNMASI – 13.10.2026
Sayın Başkan, sayın mahkeme heyeti; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 16 Eylül 2026 tarihli ek iddianamesi, mahkemenizin 18 Eylül 2026 tarihli tensip zaptı ile bu dosya ile birleştirildi. Bu ek iddianamede de ana iddianame ile benzer şekilde İBB iştiraki Ağaç ve Peyzaj A.Ş.'ye ilişkin olarak anlatılan 12 eylemin tamamı bakımından “örgüt yöneticisi” sıfatı ile cezalandırılmam istenmektedir.
Temmuz ayında huzurunuzda yaptığım savunmamda, soruşturma makamının “kasa” ve “süper yönetici” ön kabulüyle eylemlerin neredeyse tamamından sorumlu tutulduğumu, cezalandırılmam istenen eylemlerin çok büyük bir kısmının olay anlatımında ise adımın bir kez olsa bile geçmediğini anlatmıştım. Bugün önümüzde duran ek iddianamede de 12 eyleme yer verilmiştir. Bu 12 eylemin tamamının olay anlatımında benim tarafından gerçekleştirilen tek bir fiil yoktur. O 12 eylem bakımından adı geçen iş insanları veya İBB veya iştirak çalışanlarının hiçbirinin hakkımda aleyhe beyanı yoktur. Adım, yalnızca eylemlerin başında yer verilen şüpheli listesinde ve eylemlerin sonunda yer verilen “örgüt lideri şüpheli Ekrem İmamoğlu ile örgüt yöneticisi şüpheli Fatih Keleş'in cezalandırılmalarına” şeklinde kalıp sevk cümlesinde geçmektedir. Bu cümle, 12 eylemin 12'sinde de kelimesi kelimesine tekrar ediliyor. Böylece hakkımda cezalandırılmam istenen eylem sayısı da 137'den 149'a çıkmış oldu.
Sayın Başkan, sayın heyet; ek iddianameye konu eylemleri kısaca hatırlatmak isterim. 144 ile 151 arasındaki 8 eylem, İBB Park Bahçe ve Yeşil Alanlar Daire Başkanlığı’nın 2020-2024 yılları arasında yaptığı bitkisel materyal alım ihaleleri ile Ağaç A.Ş. tarafından bu işler kapsamında yapılan satın almalara ilişkindir. Savcılık bu ihalelere fesat karıştırıldığını iddia etmektedir. 152 ile 155 arasındaki 4 eylem ise Ağaç A.Ş.'den iş alan Saz Peyzaj, Han İnşaat, Ayhan Subaşı Mühendislik ve Sarıtaş Yapı Malzemeleri isimli 4 firmanın Ağaç A.Ş. yöneticilerine rüşvet verdiği iddiasına ilişkindir. Önceki savunmamda da belirttiğim üzere ihaleler bakımından hiçbir görevim ve yetkim yoktur. İhaleyi düzenleyen İBB kamu görevlilerine ve Ağaç A.Ş. yönetici ve çalışanlarına değil herhangi bir talimat vermek, direktif vermem, onlara etkide veya telkinde bulunmam dahi söz konusu değildir. Yapılan bu ihalelerin ve işlerin varlığını bile ek iddianameden öğrendim. İhaleyi kazanan firmaların sahiplerini de tanımıyorum. Hiçbiriyle bir görüşmem, bir irtibatım veya iş ilişkim olmadı.
Kaldı ki ek iddianame dahi benim bu ihalelerde imzam olduğunu, ihale komisyonunda bulunduğumu, adı geçen firmaları davet ettiğimi, bu firma sahipleriyle görüştüğümü, bu firma sahiplerinden talepte bulunduğumu veya para aldığımı iddia etmemektedir. Ancak soruşturma makamı tarafından örgüt yöneticiliği sıfatıyla cezalandırılmam talep edilmektedir. Bu sebeple açıkça soruyorum: 144 ile 151 arasındaki eylemlere konu edilen hangi ihalelerde, hangi kamu görevlisine, hangi iştirak yöneticisine, çalışanına nasıl ve hangi surette bir talimatım veya müdahalem olmuştur? Bu ihalelere katılan şirket sahipleriyle nasıl bir temasım, yönlendirmem olmuştur? 152 ile 155 arasındaki eylemlerde yer verilen olaylarda iddia edilen hangi para, hangi tarihte, kim tarafından ve nasıl bana ulaştırılmıştır? Sayın Başkan, ek iddianamede bu soruların hiçbirine cevap verilmiyor. Çünkü şahsımı bu eylemlerle ilişkilendirebilecek tek bir somut olay yaşanmamıştır. Tek bir somut bulgu yoktur. İddia makamı niye dokumalar ve varsayımlar üzerinden şahsıma bir suç icat etme yoluna gitmiştir? Cevaplanamayan bu sorular aslında isnat edilen suçların asılsızlığının da en somut delilidir.
Sayın Başkan, sayın heyet; savcılık, bu ek iddianamede de “örgüt lideri adına hareket eden bir örgüt yöneticisi” olduğum, örgütün finansmanı için oluşturulan sistem isimli yapıyı yönettiğim ve Ağaç A.Ş.'den iş alan firmalardan toplanan paraların bu sisteme aktarıldığı ön kabulünden hareket etmektedir. Oysa ek iddianame sözde örgütün yapısı, amacı ve hiyerarşisi hakkında yeni hiçbir şey söylemiyor. Bu hususların ilk iddianamede anlatıldığını ve tekrara düşmemek adına yeniden yer verilmediğini bizzat kendisi yazıyor. Yani bu 12 eylemden sorumlu tutulmak için ileri sürülen yöneticilik iddiasının bu ek iddianamede ne yeni bir delili var, ne de yeni bir anlatımı var. Yalnızca ilk iddianamedeki ön kabul var. Bu nedenle ilk savunmamda örgüt ve yöneticilik iddiasına ilişkin söylediklerimi burada tekrar aynen tekrar ediyorum.
Öncelikle bir örgütün varlığı iddiasını reddediyorum. Bir kişi tarafından bana örgütsel görev verildiği, benim de bunu kabul edip yerine getirdiğim yönünde somut bir olgu yoktur. Yetkim ve kamu görevinin dışında herhangi bir görev dağılımım yoktur. Ve ben kimseden talimat almadım, kimseye de talimat vermedim. Ben herhangi bir yapının iradesine kendi irademi terk etmiş değilim. Bir yapıyı yönetiyor da değilim. Önceki ifademde de heyetinize görevlerimi, yetkilerimi, siyasi kimliğimi anlatmıştım. Bu kapsamda görüşmelerimi, temaslarımı ve içeriklerini izah etmiştim. Vaktinizi almamak adına şimdilik önceki beyanlarımı tekrar ettiğimi belirtmek istiyorum. Özetle; kimseyle aramda hiyerarşi veya emir-talimat ilişkisi yoktur. Dolayısıyla ek iddianame bakımından da altını önemle çizmek istiyorum ki gerek İBB Park ve Bahçeler Müdürlüğü'nde gerekse Ağaç A.Ş.'de bir görevim, imza ve karar yetkimin olmadığı açıktır. Ayrıca bu kurumların işleyişinde etkin ve dahilim yoktur. Bilirkişi, düşünün ki yönettiği iddia edilen alanda 5 yıl boyunca yapılan onlarca ihalede, yüzlerce alımda ne bir imzası var, ne bir talimatı var, ne de bir telefonu var. O şirketin genel müdürü, genel müdür yardımcıları, satın alma müdürleri, ihale şefleri, işi alan firmaların sahipleri, gizli tanık, hatta itirafçıları ki hiçbiri Fatih Keleş bana söyledi, Fatih Keleş'ten talimat aldım demiyor, adımı dahi anmıyor. Bu nasıl bir yöneticiliktir ki yönettiği iddia edilen yapının içinde onu tanıyan bir kişi dahi yoktur.
Sayın Başkan, sayın heyet, iştirak şirketleri hakkında ilk savunmamda söylediklerimi de hatırlatmak isterim. Ağaç A.Ş., belediyenin bir müdürlüğü ya da birimi değildir. Ayrı bir tüzel kişiliğe sahip, kendi yönetim kurulu bulunan, kararlarını organları aracılığıyla alan bir anonim şirkettir. İBB'nin iştirak şirketi adına ihale açması, sözleşme imzalaması ya da şirket hesapları üzerinden doğrudan tasarrufta bulunması mümkün değildir. Ek iddianamenin kendisi de ana ihalenin İBB tarafından yapıldığını, Ağaç A.Ş.'nin bu ihalelere teklif verdiğini, alt alımların ise Ağaç A.Ş.'nin genel müdürlüğü, satın alma müdürlüğü ve ihale birimleri eliyle yürütüldüğünü anlatmaktadır. Bu süreçlerin hiçbir aşamasında adım geçmemektedir. 5 yıl boyunca iştiraklerden sorumlu olan başkan danışmanı ve son bir yıl bakımından ise İstanbul Yönetim A.Ş.'nin yönetim kurulu başkanı Ertan Yıldız'dır. İştirakler, Ertan Yıldız'ın koordinasyonunda ve yönetimindedir.
Mahkemeniz huzurunda dinlenen iştirak şirket yöneticilerinin beyanlarından da anlaşıldığı üzere, iştirak şirket genel müdür ve yöneticileri Ertan Yıldız'ın da katıldığı iş görüşmeleri sonucu göreve başlamıştır. Ve benim iştiraklerde herhangi bir görevim olmadığı gibi, İstanbul Yönetim Ajansı'nda da görevim ve yetkim yoktur. Ne bir şirket ortağıyım, ne imza yetkilisiyim, ne de karar merciiyim. Bugüne kadar mahkemenin huzurunda dinlenen ve etkin pişmanlık hükümleri kapsamında ifade veren iştirak şirket genel müdürleri de dahil olmak üzere, hiçbir iştirakin genel müdürü, genel müdür yardımcısı veya yöneticisi “Fatih Keleş'ten emir aldım, talimat aldım, direktif aldım, Fatih Keleş'in talimatını yerine getirdim” dememiştir. Ağaç A.Ş. bakımından da durum aynıdır. Soruşturma makamının varsayımsal şekilde olabilir diyerek bir kişiyi, yani beni, binlerce çalışanı olan iştiraklerin üzerinde görünmez bir otorite gibi konumlandırmasına anlam vermekte güçlük çekiyorum.
Sayın Başkan, sayın heyet; savcılık, ek iddianamede rüşvete ilişkin her bir eylemin sonunda elde edilen paraların İmamoğlu Suç Örgütü içerisinde kurulan "Sistem" isimli yapıya aktarılarak seçimleri finanse etmek için kullanıldığını ve bu nedenle benim de cezalandırılmam gerektiğini ileri sürmektedir. İlk savunmamda "Para nerede?" diye sormuştum. Bugün de aynı yerdeyim, aynı soruyu bir kez daha soruyorum: Para nerede? Soruşturma makamı tarafından ileri sürülen Sistem esasında her ne ise, iddianamenin hiçbir noktasında somutlaştırılmamış; bazen mekânsal bir yer, bazen bir fon, bazen de örgüt adı gibi kullanılmıştır. Savcılık, ispat edemediği her şey için "Sistem" kelimesini kullanarak soyutlama yapmıştır. Ek iddianamede de durum farklı değildir. Ek iddianameye konu eylemlerde her bir para veya hediye kartı tesliminin bir vereni, bir alanı, bir tarihi, hatta bir baz kaydı gösterilmiştir; ancak iddia edilen bu teslimlerin hiçbirinde ben yokum. Parayı verdiğini söyleyen kişilerin hiçbiri parayı bana verdiğini söylemiyor. Parayı aldığı iddia edilen kişilerin hiçbiri bu parayı bana getirdiğine dair tek bir beyanda bulunmuyor. Soruşturma makamı buna ilişkin tek bir kayıt, tek bir tespit gösteremiyor. Hatta 154 numaralı eylemde savcılık verildiğini iddia ettiği rüşvetin miktarını dahi belirleyemediğini kendisi yazmaktadır. Miktarı bilinmeyen, teslimi gösterilmeyen bir paranın bir de sisteme aktarıldığı ve bu sistemi benim yönettiğim iddia ediliyor.
Özetle; ek iddianamede şu soruların da cevabını vermemekte, verememektedir: İddia konusu bu paralar sözde Sisteme hangi tarihte aktarılmıştır? Kimin tarafından, kime, nasıl aktarılmıştır? Bu paranın fiziki varlığı, banka kaydı, somut izi nerededir? Soruşturma kapsamında MASAK tarafından banka hesaplarım, ticari faaliyetlerim ve mal varlığım aylarca, geçmişe dönük didik didik edilmiş, incelenmiş; yasal ve vergisi ödenmiş ticari gelirlerimin dışında tek bir kuruş kara para, gizli fon veya açıklanamayan bir artış tespit edilememiştir. Daha önce de söylemiştim, tekrar ediyorum: Büyük para iz bırakır. Bu dosyada o iz yoktur. Çünkü o para yoktur. Ek iddianamenin 12 eyleminde de yoktur. Seçimleri finanse etmek için para toplandığı iddiasına gelince; ilk savunmamda da söylediğim gibi seçimleri hayali mali havuzlar değil, sandıkta milletin iradesi belirler ve belirleyecektir.
Sayın Başkan, sayın heyet; Ek iddianamede adımın geçtiği yalnızca iki beyana yer verilmiştir. Bunlardan ilki Ertan Yıldız'ın 17 Haziran 2025 tarihli etkin pişmanlık beyanıdır. Ertan Yıldız bu beyanında 2020 başlarında benim kendisine giderek Beylikdüzü'nden tanıdığım firmaların Ağaç A.Ş.'de çalışması gerektiğini söylediğimi, bunun üzerine Ali Sukas ile birlikte bir toplantı yapıldığını ve bu firmalardan komisyon alınmasına karar verildiğini iddia etmektedir. Bu beyanı yeni değildir, ilk iddianamede de yer almaktadır. İlk savunmamda Ertan Yıldız'ın hakkımdaki hiçbir iddiasını, daha doğrusu iftirasını kabul etmediğimi söylemiştim. Ek iddianame, Ertan Yıldız'ın bu eski beyanını 12 yeni eylemin başına koymuştur. Ancak bu sefer ana iddianameden farklı olarak savcılık ek iddianamedeki 12 eylem bakımından Ertan Yıldız'a ceza verilmesini talep etmemiştir. Ertan Yıldız'ın anlattığı toplantıyı kabul etmiyorum.
7 Temmuz 2026 tarihli celsede de söylediğim gibi Ali Sukas ile tanışıklığım vardır ama samimiyetim yoktur. Ağaç A.Ş. ile kimin çalışıp kimin çalışmadığını, kimin Beylikdüzü'nden olduğunu dahi bilmiyorum. Ertan Yıldız'ın anlatımına göre toplantıyı organize eden, Ali Sukas'ı çağıran kendisidir. Ancak komisyon konusu açıldığında "Benim öyle bir talebim olmaz." diyerek kendisini dinleyici koltuğuna oturtmaktadır. İştiraklerden sorumlu kişi o. Toplantıyı yapan o. Ama karar alanlar biz oluyoruz. O anlatım kendi içinde dahi tutarlı değildir. Ertan Yıldız, 25 Ağustos 2026 tarihli celsede bu konuda huzurumuzda dinlendi. Ne dediğini hep birlikte duyduk. Sayın Başkan, siz ifadesindeki yüzde 7, yüzde 10 komisyon anlatımına ilişkin doğrudan bir görgünüz var mı diye sorduğunuzda doğrudan bir görgüm yok dedi. Toplantıdan sonrası sorulduğunda sonrasında bu süreç ilerledi mi, ilerlemedi mi, nasıl ilerledi, bu konuda bilgi sahibi değilim dedi. Sürecin ilerleyişi sorulduğunda o bahsettiğiniz süreç yürümüyor. Ali Sukas niyetli değil, yapmıyor dedi. Ali Sukas benim herhangi birinden para aldığımı, verdiğimi, aracılık ettiğimi gördünüz mü sorusuna hayır dedi. Ve benim kendisine birtakım şikayetlerde bulunduğumu söyleyen Ertan Yıldız Sayın Başkan'ın Fatih Keleş'ten böyle bir şey duydunuz mu şeklinde doğrudan sorusuna aynı celsede hayır, öyle bir şey duymadım dedi.
Sayın Başkan, bunlara rağmen savcılık ek iddianamede Ertan Yıldız'ın beyanına dayanarak ihalelerin uzun süre bu firmalar üzerinden yürütüldüğünü, paraların benim yönettiğim sisteme aktarıldığını yazıyor. Beyanın sahibi ise huzurumuzda bu firmaları tanımadığını, iddia ettiği toplantının sonrasını bilmediğini ama konuşulanların gerçekleşmediğini, başka bir görgüsünün olmadığını söylüyor. Firmaları bilmeyen, sonrasını bilmeyen, hiçbir şey görmeyen bir kişinin beyanından hangi ihalelerin hangi firmaya verildiği, hangi paranın nereye aktarıldığı sonucuna nasıl ulaşabilir? İlk savunmada Ertan Yıldız'ın başlattığı ve diğer itirafçıların tahliye bileti olarak sarıldığı beyan zincirinden bahsetmiştim. Ek iddianame aynı zincirin yeni bir halkasıdır. Yeni bir delil yok. Yeni bir tanık yok. Ama aynı beyan yeni eylemlerin başına kopyalanmıştır.
Sayın Başkan, sayın heyet, adımın geçtiği ikinci beyan Ümit Polat'ın 11 Temmuz 2025 tarihli ifadesidir. Ümit Polat kendisine bir kişinin bir keresinde para isteyen kişinin ben olduğunu söylediğini aktarmaktadır. Yani bu kendi görgüsü değil, bir başkasından duyduğunu aktarmaktadır. Ümit Polat 12 Mart 2026 tarihli celsede beni tanıyıp tanımadığı sorulduğunda Fatih Keleş'in sadece ismini biliyordu. Bu bugün sadece siman gördüm dedi. Devamında ise ismen biliyorum tabii ki, hani duyduğu isimler dedi. Sayın Başkan, duyduğu isimler. Bu bugün beni hiç görmemiş, ismini yalnızca duyduğunu, duyduğu için bilen bir kişinin bir başkasından duyduğunu aktardığı tek bir cümle ile 12 eylemden sorumlu tutuluyor. Üstelik Ümit Polat bu duyumunu 2024 yılındaki yerel seçimlerden sonra diye zamanlamaktadır.
Savunmamı toparlamam gerekirse bu ek iddianamede ne bir imzam vardır, ne bir talimatım vardır, ne bir görüşmem vardır, ne bir telefon irtibatım vardır, ne bir baz kaydım vardır, ne bana ulaşan bir para vardır, ne de bir hesap hareketi vardır. Ne de beni tanıyan bir firma sahibi, bir şirket çalışanı ya da bir itirafçı vardır. İlk savunmada bu dosyada suç delili olmadığını, yalnızca isim zikretme birliği olduğunu söylemiştim. Ek iddianamede ise olay anlatımlarında isim zikretme dahi yoktur. Yalnızca bir sıfat vardır. 12 eylemin 12'sinde de olay anlatımının dışına sonuç kısmına eklenmiş bir örgüt yöneticisi sıfatı. Eğer bir kişi hiçbir görevinin bulunmadığı bir şirketi hiç tanımadığı kişiler tarafından yapılan ihalelerden, hiç görmediği paralardan yalnızca bir sıfat yakıştırılarak sorumlu tutulabiliyorsa, artık somut delilin, teknik incelemenin, maddi gerçeğin hiçbir anlamı kalmayacaktır. Deliller bakımından ek iddianamede de deliller susuyor. İlk iddianameden taşınmış bir ön kabul ve ilk beyan zinciri konuşmaya devam ediyor. O beyanın sahibi de huzurunuzda görmedim, bilmiyorum, duymadım demiştir.
Bu dosyada huzurunuzda bazı kişiler etkin pişmanlık kisvesi altında “duyduklarım, tahminlerim, gözlemlerim, güçlü duyumlarım, izlenimlerim, hissiyatlarım” diyerek tamamen afaki, tamamen mesnetsiz senaryolarını tekrar ettiler. Bu duruşma salonunda ifade verirken bazılarının adeta kıvrandığını gördük. Kimisinin gülünç duruma düştüğünü gördük. Ben yapmadım o yaptı, ben yanmayayım o yansın deyip işin içinden sıyrılma derdine düştüler. Nitekim bugün dışarıdalar, özgürler ve aileleriyle yaşamlarına devam ediyorlar. Hiçbir zaman “duyduklarım, tahminlerim, hislerim” diyerek kimseye iftira atmadım. Kimsenin günahını üzerime almadım. Onurumdan asla vazgeçmedim. Bugün de aynı yerde duruyorum. Bu duruşumun karşılığı olarak, onlar gibi itirafçı olmadığım için, Süleyman Demirel'in de deyişiyle, Fırat'ın kenarında kaybolan kuzunun da hesabı benden mi sorulacak? Uçan kuştan, esen rüzgârdan, gökteki buluttan dahi bana ceza çıkarılmaya çalışılması hak mıdır, reva mıdır? Takdirini size ve vicdanlara bırakıyorum.
Sayın başkan, sayın heyet; ana iddianameye karşı yaptığım savunmamı ve taleplerimi aynen tekrar ederek, ek iddianameyle cezalandırılmam istenen tüm eylemler yönünden tahliyemi ve beraatimi talep ediyorum.
HÜSNÜ YÜKSEL TUNAR SORUYOR
Hüsnü Yüksel Tunar: Fatih Bey, beni tanıyor musunuz?
Fatih Keleş: Burada tanıdım sizi Hüsnü Bey.
Hüsnü Yüksel Tunar: Ben de sizi burada tanıdım.
FATİH KELEŞ AVUKATI BARAN KAYA SAVUNMASI
Ek savunma alıyoruz. Ek savunma için süre istiyoruz ama yapacağımız ne zaman yapabileceğimize dair herhangi bir şu ana kadar belirgin, mümkün olmadı. Yeniden ek sunmak isterseniz ya da ek sunumu verirseniz yapmak isterseniz makul süre verilmiş olacak. Çünkü bunları da hazırlamamız gerek. Örgüt ilişkisi açısından beyanlarımızda bulunacağız. Bunu söylüyorum çünkü biz aslında ana beyanımızı da tam yapamadık. Ağaç AŞ'nin ana iddianamede yer alan kısmımızla ilgili beyanlarımız vardı. Örgüt yöneticiliğine ilişkin beyanlarımız vardı. Onlarda da bulunamadık. Şimdi dolayısıyla aslında örgüt yöneticiliğine ilişkin gecikmiş bir beyanla başlayacağız. Eylemlerin içeriklerine dair müvekkilin herhangi bir bilgisi, görgüsü dahil olmadığı için içeriği değerlendirmek bizim savunmamızın parçası olmayacak. Biz dolayısıyla esasında iddianame ve ek iddianamenin örgüte ilişkin, örgüt yönetimine ilişkin ve örgüt yöneticiliği sorumluluğuna ilişkin beyanlarda bulunmakla yetineceğiz ki düşünüyoruz ki bu savunmada hem ana iddianame için hem ek iddianame için yeterli olacaktır.
Savunmamız devam ederken ben zaten bu konuları da değineceğiz. 3 Eylül'de tahliye talebinde bulunurken, esasında kısa da olsa yani bunu bu şekilde hem sistem kavramına değinmiştik, müvekkile atfedilen kaza kavramına değinmiştik. O günden bugüne aslında örgüt algısında değişen hiçbir şey olmadığını görüyoruz. Müvekkilin de bahsettiği bir ön kabul olarak hem örgüt yakıştırması var dosyada hem de müvekkile kasa yakıştırması var. Ön kabul diyoruz ona. Çünkü iddianame şöyle bir teknik izliyor, ek iddianamede de aynı şekilde devam ettiriyor, bir örgüt var. Bunu kabul ediyoruz ve sonra bunların tamamını eylemleri tatbik ediyoruz diye iddianameyi kurguluyor. Ancak doğru olan her eylem bakımından teker teker bu eğilimi iddia edilen işlenen suçların örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediğine ilişkin bize gerekçe sunulması gerekirdi. Ancak hiçbirisinde böyle bir gerekçe görmüyoruz. Tamamında şöyle diyor, başlıyor, "Bir örgüt var, bunlar örgüt üyeleridir", ondan sonra "Eylem 1, eylem 2", bu eylemde işlenen suçlar örgüt eylemidir. Çünkü zaten iddianamede geçti, bunlar örgüt üyesidir. Kim, ne örgüt üyesi? Bu eylem neden hiçbirini herhangi bir yerde görmüyoruz? Dolayısıyla bu bizim iddianamenin bir ön kabul ile yazıldığı hususundaki eleştirimizi kuvvetlendiriyor.
Hatta şöyle diyor. Gerekçeleri de verelim. Daha ilerideki sayfalarda ek iddianamenin, "Her ne kadar yapılan ihalelerde örgüt liderinin Fatih Keleş'in herhangi bir eğilimi bulunmasa da", bu zaten az önce bahsettiğimiz husus uzun doğrudan iddianamede karşıtlık bulan hali. Dolayısıyla burada eylemler içerisinde yer alacak, hangi yönetici, nerede, ne fiili gerçekleştirmiş, liderin buradaki korumu nedir, buradaki örgütsel amaç nedir, örgütsel faaliyeti nedir? Buna ilişkin herhangi bir delillendirme ya da gerekçelendirme yok. Sadece bir takım kabuller ve şöyle şeyler yazıyor, "seçimler için". Hangi seçimim olduğu bile yazmıyor iddianamede. Dolayısıyla bu ön kabul hususunu yeniden belirtmek isteriz. Yine bir örgütsel anlatımda bulunurken eylemlere ilişkin bir şema dahi göstermek ya da buna ilişkin hukuki eylem şeması olunca çirkin hiyerarşik nasıl işlediği değişti, ne tutanak ne bir delil ne de tutarlı da bir anlatım göremiyoruz. Tamamı o aynen kabulle devam ediyor.
Müvekkilin de anlattığı iki tane beyana dayanıyor buradaki eylemlerin örgütsel olduğuna dair bir iddia. O da Ertan Yıldız'ın ve Ümit Polat'ın beyanlarına dayanıyor. Müvekkil de az önce o eylem, o beyanları ne hale geldiği sorularından sonra izah etti. Dolayısıyla müvekkilin o beyanlarına katılıyoruz. Yani bu her ne kadarsa meselesi de aslında ben az önce söylediğim fikrin tamamen özeti. Her eylemin sonunda her ne kadar yer almasalar da, her ne kadar yer almasalar da, yani her ne kadar eylem olmasa da, herhangi bir fiil olmasa da, biz ceza istiyoruz, diyor iddianame. Bu kısma da birazdan tekrar değineceğiz 225'in teknik olarak incelemesini yaparken.
Şimdi burada yine bir sistem anlatısı yapıyor iddianame girişte. İddianamedeki sistem anlatısının en az sekiz anlamda kullandığını sayfalarında göstererek izah etmiştir. Burada yine ana anlatımlar var, ilkinden de bağımsız, daha farklı anlamlara gelebilecek sistem anlatıları görüyoruz. Yani bu sistem meselesinin önemi şurada, az önce bahsettiğim hiçbir unsur yok, savcılık her yerde bir sistem atfı yapıp ki, ben örgütü ispat etmekten katan kurtulayım, tabir ispat etmek zorunda kalmayayım, örgüt yerine bir yapı hikayesi kullanayım, toplu yapı olarak anlamında kullanayım, örgüt diyeyim, örgütün bir alt kuruluşu diyeyim falan. Ne oluyor? Bu sefer sanki bu şeylere sistemi aktardılar, "sistem" sanki örgütsel hiyerarşi varmış gibi bir kanı uyandırmak maksadıyla kullandığı bir referans. O yüzden burada da yine sistem kelimesini kendisine bir bakmamız gerekiyor. İlk sayfada dahi iddianamenin şöyle diyor, "Örgüt içerisinde kurulan sistem ismini yapının finanse edilmesi." Hem yapı, sistem ne demek, onu bilmiyoruz yani yaparken ne kastediyor?
Hem de finanse edilmesi gereken bir yer. Yani bir finanse edilmesi gereken bir yapı olduğunu anlıyoruz. Kendi başına bir varlık bu ve biz bunu tekrardan bir şekilde finanse etmekteyiz.
Rüşvet eylemlerinde ise şöyle diyor: "Sistem seçimleri finanse eden bir havuzdur. Sistem isimli yapıya aktarılarak seçimleri finanse etmiştir." Bu sefer aslında finanse eden yerdir. Bir havuzmuş, yapı da değilmiş, bir havuz! Ve seçimleri finanse etmek için kuruluyor. Yahu eğer bir havuzsa, paranın toplandığı bir yer ise yine buna ilişkin bize bir şey göstermesi lazım. "Bakın biz burada paraları bulduk, bu havuz burası. Bunlar da hangi amaçla bulunduğunu göstermesi lazım." Onu da göstermiyor. Böyle bir tarif ederek, birbiriyle anlamsız da kullanarak yetiniyor. Bir de bizimle ilgili şöyle bir şey kullanıyor, sayfa 22'de yine: "Temin edilen paraları Fatih Keleş'e, yönettiği Sisteme aktarılmıştır." Fatih Keleş, kasa falan lafızları yok artık burada, bu iddianamede, ek iddianamede göremiyoruz. Sistemi Fatih Keleş yönetirmiş, bunu anlıyoruz. Yani Fatih Keleş'in de değil, Fatih Keleş'in... "Fatih Keleş'e" diyor gerçi, orada bir anlatım bozukluğu var ama "Fatih Keleş'e, yönettiği Sisteme aktarılmıştır." diyor. Bütün Sistemi artık biz bundan sonra Fatih Keleş'in yönettiğini mi öğreneceğiz? Bu anlam karmaşasını nasıl gidereceğiz, çözemiyoruz. Sanıklara da sistemden bahseden, sanıklara da sorulmuyor bu soru bu anlam karmaşasını giderebilmek için. Yine çözemiyoruz.
Etkin pişmanlık beyanında bulunan —ki bunların beyanlarına şu an serbest oldukları için söylüyorum— mahkeme heyetiniz de herhalde ciddiye alıyor ki o beyanlarla onları tahliye ediyor, serbest bırakıyor. Ama o beyanlara bakıyoruz, yine anlamlı bir bütünlük elde edemiyoruz. Ali Nuhoğlu, "Sistem, İBB hiyerarşisinin kendisidir." dedi. Yani başkan vardır, başkanın altında şunlar vardır, onların altında bunlar vardır falan filan anlattı. İBB hiyerarşisini kastetti yani. Bunlarınki apayrı bir şey. Hatta suç unsuru barındırmayan bir şey. İBB hiyerarşisini örgüt anlamında saptadı. İBB hiyerarşisi anlamında kullanılan bir kelimeyi alıp örgüt anlamında kullanıyor. Biz de burada işin içinden debelenerek çıkmaya çalışıyoruz. Bir anlam kazandırmaya çalışıyoruz, kazandıramıyoruz da. Varsa bir anlamı, bize söylenmesini istiyoruz. Çünkü iddianamede yok. Biz de bu halde artık zaten kasa meselesi geçmiş gibi; bazen Ekrem İmamoğlu'nun kasası, bazen örgütün kasası, bazen örgütün ana kasası, örgütün finans sorumlusu falan gibi anlamlar, tarifler yapılıyordu bizim için. Ancak burada Sistemin yöneticisi, Sistemi o yönetir... Neyse artık, nasıl yönetiyorsa ona dair de bir anlatım yok ama Sistemi yöneten kişi haline geliyoruz. Şimdi burada geldi, verdi bize vasfı. "Sistemi yöneten kişidir." dedi. Nasıl olduğuna, ne olduğuna dair herhangi bir şey yok. Sonra bütün eylemlerde de bu vasıfla 220/5 sevkini yaptı bu anlamda.
Özellikle şimdi rüşvet eylemlerinde şöyle bir tarif ediyor, rüşvet eylemleri açısından baktığımız zaman: Para, Fatih Keleş'in yönettiği Sisteme gitti, rüşvet konusu paralar. Rüşvet eylemlerine bir dâhilmiş gibi, dahli varmış gibi anlatıyor. E o zaman ihaleye fesattan fesat et. 220/5 sorumluluğu istiyor. O da yok. İhaleye fesat bambaşka bir şey; bize sunduğu vasıf... Bu iddianamenin tamamında da var bu arada, ben bu eylemi anlatıyorum ama bütün eylemler açısından benzer akış bozukluğu her yerde var. Bizi neyle vasıflandırdığını, neden o eylemlerden 220/5 istediğini tam olarak anlayamıyoruz. Diyelim ki müvekkilin kasayı tutan olduğunu ya da Sistemin yönettiği, paraların... Sistemi yönettiği ithamında bulunuyor. Bunun nasıl olduğuna dair de en azından bize bir ipucu vermesi lazım ki biz bu kanıtı sınayabilelim, özde tartışabilelim. "Hayır savcılık böyle diyor ama ya işte burada bir tane şey yok, görüntü kaydı yok." diyelim ya da "Buna ilişkin bir belge yok." diyelim. Böyle bir anlatım bile yapmadığı için biz bu soyut tanımlamayı çürütmekle uğraşıyoruz. O yüzden işimiz oldukça zor.
Buna bir tanık olsa da razıyız, ama o da yok. MASAK olsun: "Şöyle bir şey var, para izleri var, bankada şöyle kayıtlar var ya da şu havaleye ilişkin iz var." desin; biz oradan çürütmeye çalışalım, onu da yapamıyoruz. Dolayısıyla esas aslında bu anlatımın kendisi de içi boş bir anlatı ve içi boş bir anlatıyla biz eylemlere bağlandık; bunu çözmeye çalışıyoruz. Bunu da iki tane yine sonradan iddianame, sorgu esnasında ne olduğunu anladığımız iki beyanla sevk edilmeye devam ediyoruz eylemlerde. Bu eylemler sırasında da yine benzer şekilde müvekkilin beyanında geçtiği üzere müvekkili tanımadıklarını, herhangi bir irtibatlarının, telefon görüşmelerinin olmadığını açıkça beyan ettiler. Bir yukarısı beyanı vardı, onun da müvekkille alakalı olmadığına ilişkin beyan aldık. Peki burada 220/5'in müvekkil açısından sevki konusunda yine problemler var. Eğer biz bu ithamları kabul ettik diyelim —biz bunları, bu ithamları kabul etmiyoruz da bu ithamların ne kadar yalan ve boş olduğunu izah ettik— ama diyelim ki var öyle bir şey, öyle bir örgüt var, müvekkil de onun yapısını yöneten kişi... 220/5 tatbik edilebilir mi, bir de buna bakmamız lazım. 220/5 ne diyor? "Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan ayrıca fail olarak cezalandırılırlar." Yani bir içtima kuralı olarak tanımlanabilir. Bu bizim için mühim.
Öncelikle şunu hatırlatmak isterim: Anayasa Mahkemesi'nin 220/6'yı iptal, 2023 yılında iptal gerekçesinde bu kanun hükmünün yorumlamaya çok açık olduğunu, suçta ve cezada şahsilik ve kanunilik ilkelerini ihlal ettiği gerekçesiyle kanun hükmünü iptal etmişti. Burada da aslında, şimdi 220/5'e ilişkin değil ama 220/5'in bu iddianamede yorumlanış biçimi de aslında 220/6'nın iptal gerekçeleriyle birebir aynıdır. Şöyle mesela: 220/5'i bir tür kusursuz sorumluluk gibi ele alıyor savcılık. Yani yöneticilik sıfatını ceza sorumluluğunun şahsiliğiyle ilgilendirerek bir süper yönetici, her şeye vakıf, her an her şeyi görebilen bir yönetici gibi; her şeyi kontrol edebilen, gerektiğinde birini alıp öbürünü onun yerine koyabilen falan birisi gibi... Bu arada iddianamede 220/5 sevk yöneticisi olduğu iddia edilen kişiler bakımından uygulanmıyor, yalnızca müvekkil bakımından uygulanıyor. Bu da bize yöneltilen bir ayrıcalık! Eğer ilk sorguya karşı beyanlarımızda bulunabilseydik, burada müvekkile karşı aşırı suçlamanın kurbanı olduğunu savcılığın, aşırı suçlamasının kurbanı olduğunu gerekçeleriyle ve delilleriyle birlikte anlatacaktık.
Ancak burada da yine aslında o aşırı suçlamanın bir devamı olarak biz o 220/5 tatbiklerini görüyoruz. Burada Yargıtay’ın da yayında zaten. Zaten bu şekilde ele alamazsınız 225'i. Diğer iştirakleri var. Bunu da biz dayananlarda görüyoruz. Yine 225'in gerekçesinde görüyoruz yargı iştiraklerini. Yani o hakimiyet, kontrol, bilgi arıyor, kriterleri arıyor yargıda. 225'inci maddesinde şöyle deniyor: Örgüt yapısı içinde, kendisine suç işlemek gibi örgütün amacına uygun bir görev verilen kişi bu görevi yerine getirmezse hemen yerini bir diğeri rahatlıkla ikame edilmektedir. Bu nedenle örgütün yöneticisi konumunda olan kişiler, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan dolayı ayrıca fail olarak sorumlu tutulurlar. Ne diyorlar talimat kesin olacak. Ve biri diğeri uygulanacağına emin olup neticesi. Talimatı verdikten sonra herhangi bir kişi uygulamazsa zaten tabiimi ikame edip onun yerine o suçu işleyebilecek olması lazım.
Biz bunu nerede görüyoruz? Esasında işte Roxin'den görüyoruz. Roxin'den gelen bir kanunla düzenlenme bizim açımızdan. Yani bu talimatın kesintisini, aslında işleme mekanizmasının otomatikliğiyle vurmaya çalışıyoruz. Bunu sorgularda da aslında otomatikliğe ilişkin sorular da sorduk. Beyanlarda da tarif eden bir tür bir şeyler var, farklı bir yapılanma var gibi soyut beyanlarda bulunan sanıklara da sorduk. Öyle bir otomatiklikten bahsetmiyorlar. Hatta birçok yine sizi itibar ettiğiniz beyanlarına, o yüzden serbest olduklarını, özürlü olduklarını itibar ettiğiniz durumlara uyuyorum, bir itiraf da bulunuyorum. Etkin pişmanlıkçılar da gayet, yapmadım dediler. Öyle bir talimat geldi ama ben yapmadım diyebiliyorlar. Başlarına bir şey gelmiyor. Yani evet değiştirilmiyor, yerine de başka birisi o fiili gerçekleştirmiyor. Bunun yanı sıra bu buradaki bu dolaylı hainlik, teması 225'in de olan dolaylı hainlik iddiasındaki ikame edilebilinirliğini test etmemiz için bakabileceğimiz başka yerlerde var beyanlar dışında. Nedir?
Mesela yine ek iddianamede AĞAÇ A.Ş. ihaleleri ve rüşvet eylemleri açısından bakalım. İddianamenin anlatımındaki ihale fesat eylemlerinin gerçekleşebilmesi için, yani ihale komisyonları şartnameler, kimi zaman genel müdür imzası, kimi zaman harcama yetkilisi, kimi zaman yönetim kurulu üyeleri kararıyla gerçekleşmesi gereken birçok işlemden geçmesi gerekiyor bu ihalelerin. Burada böyle bir anda otomatiklikten bahsetmek zaten mümkün değil. Çünkü yaklaşık on tane ayrı birim var, bu ayrı birimin tek bir talimatla işliyor olduğu izlenimi veriyor, iddianame. Acaba değil, bu mümkün değil. Öyle bir yani şunu olması lazım: İBB ve iştirakleri hiyerarşik bir örgüttür, suç örgütüdür teması lazım ki iddianamede. Biz burada o zaman bu eylemlerde örgütsel varlık arayalım. Eğer diyemiyorsak bunu, biz varlığı arayamayız. Burada zaten esasında örgüt hiyerarşisinin İBB hiyerarşisinin örgüt hiyerarşisi olarak suçlanmasının iddianamenin sunulmasının bir sonucu.
Bir de bizim açımızdan yine 225 ayrıca faillik tartışmasını tartışmamızdan burada otomatik ve ikame edilebilirliği yanında bizim ayrıca fail olarak üyenin işi değil bir şeyden bahsetmemiz lazım. Tabii bizim mahkememiz altında bir üyeden bahsediyor olmamız lazım ki bizim 225'ten sorumluluğumuz doğabilsin veya en azından tartışılabilsin. Sayın Başkan, iddianame bu. İddianamede örgüt üyeliğine sevk edilen bir kişi bile yok bu 12 eylem. Hatta tamamı da 58'e 9 yani işlendiği iddia edilen eylemle sorumluluğu bulunan kişilerin örgütsel amaçla bu işlerine dair sorumluluğu anlayabileceğimiz hüküm 58'e 9. Yalnızca iki kişi de var, Ertan Polat ve Fatih Keleş. Yani üyesi olmayan örgüt yöneticileri var bunda. Yani 225 sorumluluğundan bahsedebileceksek en azından üye olması lazım ki biz suçlayabilelim, 225'ten nasıl sayalım veya? Ancak burada üye bile değil. Dikkatle tabii ki ek olmadı dediler. Hiç kimseye 58'e 9'dan ek olmadı vermediniz şimdiye kadarki. Vermeniz gerekir ki bundan bahsedebilmek için.
Yani bir örgüte var, örgüt yani bu eylemleri olmayan kişiler var, birtakım iddialar var. Bu iddialarla örgütsel bağ yok ama bunlardan da bir örgüt yöneticisi cezası istiyoruz diyor iddianamenin özeti bu. Bir de tabii ki şey kısmı var, orada adı geçen niye ihale fesatıyla ilişkili eylemlerde yazıyor bu. İhalelerde görev olan 225 iştirak çalışanında olan bazı şüpheler hakkında soruşturma işlemleri devam etmekte olup gelen aşamada bu şüphelileri iddianamede yer verilmemiştir. Bunlar da biz tahmin ediyoruz ismi belli olmayan bilmediğimiz üyelerimiz herhalde. Gerçekten ve şey olacak burada bir nevi üye yazılacaklar. Bizim kim olduğu belirsiz olan kişiler yani yarın bir gün belki savcılık karar verirse öyle olacaklar ki en azından itirafçılar bunu iddia ediyor.
Yine müvekkil hakkında genel değerlendirme bölümünde yine eksiklik olarak bahsedilecek sunulur. 221 uygulanınca cezalandırma talep edilmezken en azından ki doğru da yapıyor, diyor ki zaten ana iddianamede 221 sorumlulukları var. Biz o yüzden 221'den cezalandırılmıyoruz diyoruz ama Türk Ceza Kanunu'nda 221 maddesine de sevk var. Şimdi ihale fesat ve örgüt yöneticiliği kısmından da aslında bahsetmiş olduk böylece. Bir de rüşvet sektörüyle örgüt 225 sorumlu arasında ki değerlendirmemize geçiyoruz. Yine sizin ek savunmanızda da olmasından da eksik bulmadınız. Yani aslında bizim 252'ye 5 sorumluluğumuz olmadığını düşünüyorsunuz. Çünkü iddianamede gerekli anlatım kısmında bizim 225 sorumlu olduğumuz söyleniyor. Aynen şöyle diyor: Fatih Keleş'in rüşvet suçunun işlenmesine aracılık eden olarak cezalandırmaları gerekir diyor. Ama bütün sekler 222'ye 2'den 222'ye 5 gönderilmesi. Siz de eksik olmamanız için bizi rüşvet alan olarak 225 geneliyle rüşvet kullanan olarak cezalandırmanızı istediğinizi anlıyoruz.
Şimdi rüşvet hala ana iddianamede de var bunların içinde kalanlar. Bence bu iddianameyi iyi, o iddianameleri yazan savcılar rüşvet suçunu, atlama suçunu, ihale fesat suçunu anlamamış. Bunları doğru şekilde kavramamış ve tatbik edemeyen iddianamede savcılardan oluşuyor. Çünkü rüşvet suçu en temel bizim tamam hukuk Fakültesi 2. sınıfta ceza genel dersinde görürüz. 2. rüşvet suçu özgü suçtur. Fatih Keleş bu suçu işleyemez. 225 sorumluluğu bunu aşabilir mi? Aşamaz. 225 böyle bir şey değil çünkü. 225 özgü faaliyeti aşabilecek bir yöntem sunmuyor bize. Anladım. Şeyde de ana iddianamede de burada da 225 sorumluluğu ile birçok eylemde ki siz bir kısmını rüşvet aracılık sevki yaptınız ama biz yine de bu bunun bir kısmını da almadınız. Onlardan hala şüpheliler olarak 225 sorumluluğu ile burada da bu eylemlerin tamamında da rüşvet alan olarak sorumluluk tutuluyorsunuz.
Bir de yine de biz yine de aracılık açısından beyanda bulunacaksak, bize nitelemesi az önce de bahse geçer şekilde, daha sonra rüşvet konularının kendisi söz konusu olması sebebiyle "Aracılıktan cezalandırılması gerekir." diyor. Diyelim ki bu da doğru; rüşvet suçu ne zaman tamamlanır Sayın Başkan? Yine iddianamede "Teşebbüs aşamasında, yani o rüşvet anlaşmasının yapıldığı an rüşvet suçu tamamlanmıştır." diyor. Rüşvet suçu tamamlandıktan sonra rüşvet suçuna dahil olabilmek mümkün müdür? Değildir. İddianamenin anlatısı bile bu bakımdan çarpık bir şekilde dahil etmeye çalışıyor. "Kasa" diyor, "dahil edeyim" diyor ama tamamlanmış bir rüşvet eylemi olduğunu da iddia ediyor. Tamamlandıktan sonra müvekkilin dahilini söylüyor ama yine de müvekkile rüşvet suçundan ceza istiyor. Bu, ana iddianamede de böyle, yine ek iddianamede de böyle. Yani bir suçun tamamlandığını iddia ediyorsan artık oraya ne aracılık, ne almak, ne başka bir şey isnat edilemez.
Yine şöyle bir hata daha yapılıyor: Bizim 220/5'ten bir sorumluluğumuzun asli sorumluluk değil de türev sorumluluk olduğu söylenmek isteniyor. Türev sorumluluk, asli sorumluluk aşaması... Diyelim ki bizim bir üyemiz var; biz üyemizin yaptığı eylemlerden, hakimiyetimiz sonucu sorumlu tutuluyoruz 220/5'ten. Üyemiz hangi suçtan sorumlu tutuluyorsa biz de o suçtan sorumlu tutulmalıyız. Bakın, eylemler rüşvet eylemlerinin tamamında, istisnasız herkes rüşvete aracılıkla suçlanırken müvekkil ve Ekrem İmamoğlu "rüşvet alan" olarak suçlanıyor. 220/5'ten rüşvet alan yokken biz nasıl türevsel sıfatıyla 220/5'ten sorumlu oluyoruz? Burası da bayağı, epey hukuk teorisinin sınırlarını zorlayan bir konu. Bir de yine şöyle bir teknik problem var: Bütün rüşvet eylemlerinin tamamında doğrudan rüşvet alan hiçbir sanık yok. Biz ve Ekrem İmamoğlu yönetici sıfatıyla rüşvet alanız. Kimse aracılık bile yapmaz, kimse rüşvet verme suçunu bile işleyemez; çünkü rüşvet alan yok. Böyle bir teknik tarif yapılmış tutanakta. Dolayısıyla, yani bizce bu iddianamenin kabul edilmemiş olması gerekirdi, bunların düzeltilmiş olması gerekirdi.
204/2'den sevk ediliyoruz Sayın Başkan. Kamu görevlisinin resmi bir belgeyi bozma, değiştirme suçu... Yine 220/5'ten özgü suçtan sorumlu tutuluyoruz (1). 2: İlgili eylemlerde bir ticari şirketten bahsediliyor. Ticari şirketin ürettiği belge resmi olabilir mi? Buna bile bakmaksızın herkese ceza istiyor eylemlerde. Yani rüşvet suçunda takdiri olarak sayılan bazı şirket kurulu yöneticileri var ya, o bu 204/2'ye uygulanamaz. Bu, kanuniliğin -tabiri caizse- altüst edilmiş kanunilik yöntemidir. Yine diyoruz; bu iddianame kabul edilmemeliydi, düzeltilmeliydi. "Madem öyle, örgüt ilişkisini netleştir, orada böyle böyle sorunlar var" deyip iade etmeliydiniz. Şimdi ek savunmayla nasıl aşılacak bunlar? Ki vermediniz, diğer sanıklara da vermediniz. Nasıl aşılacak, açıkçası bilemiyoruz.
Bir de yine zincirleme suç ilişkisi... Bir Yargıtay kararından bahsedeceğim. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 3 Mart 2021 tarihli, 2020/4860 Esas ve 2021/915 Karar sayılı kararında, Ceza Genel Kurulunun kararına atıfla -2014/118 Esas sayılı Ceza Genel Kurulunun kararına atıfla- diyor ki: "Rüşvet suçu ile korunan hukuki yarar ve bu bağlamda suçun topluma karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlenmiş olması karşısında, bu suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamı, diğer bir ifadeyle kamu olduğu; eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin suçun mağduru değil zarar göreni olacağı nazara alınarak sanıklar hakkında tek suçtan hüküm kurulup zincirleme suç nedeniyle artırım yapılarak ceza verilmesi yerine iki kez ceza verilmesi isabetsiz görülmüştür." diyor. Yargıtay içtihatları sabit, zincirleme suç ilişkisi TCK 43/1 açık, son cümlesi açıktır. Ana iddianamede de ek iddianamede de rüşvet suçları bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerekir.
Yine müvekkil de söyledi, Eylem 144 bakımından şöyle denildi iddianamede: "Bu aşamada her ne kadar şüpheli Ayhan Subaşı tarafından verilen rüşvet miktarı belli olmasa da..." Yani miktarı belli olmayan bir rüşvet anlaşması, teslim yeri belli olmayan, ne için verildiği karmakarışık... Ana iddianamede de gördük bunu, sorularda da çıktı; karmakarışık bir süreç var, hiçbirisi net değil. Söylesinler, biz çürütelim. Bunlar net olmadıkça bizim yükümüz ağırlaşır; çünkü kanılar var. Bu kanıların ne kadar rüşvet verildiğini bilmiyoruz. Nasıl sorgulayacağız bunu? Nasıl ispat edeceğiz tersini de kendisini de? Dolayısıyla aslında ana iddianamenin hukuksuzluklar bakımından bir küçük kopyasıdır ek iddianame. Biz bunu, müvekkil yönünden aşırı suçlamanın devamı olarak görüyoruz.
Bir son husus da yine siz ek savunmada... Ana iddianamede Ağaç A.Ş.'de doğrudan ek savunma aldınız ki 220/5 sorumluluğuyla sevk edilmişti, burada ismi bile yok. Ama heyetiniz açısından suç duyurusunda bulunulması bir zorunluluktur; aksi, ihsas-ı reye yol açacaktır. Yani en azından iki nedeni var bunun: Bir, ihsas-ı rey olmaması; bir de Sayın Başkan, bizim doğrudan sorumlu tutulduğumuz hakkımızdaki eylem sayısı 20'dir. Ertan Yıldız'ın da nedir? Ertan Yıldız da yönetici olarak burada yargılanmaktadır, biz de yönetici olarak yargılanmaktayız. Siz buradan ek savunma aldığınız takdirde Ertan Yıldız 32 doğrudan eylemeyle suçlanacak ve halen daha hakkında çok hafif adli kontrollerle serbest geziyor olacak. Onun onda biri kadar suçlanmayan sanıklar burada halen tutuklu. Müvekkil, sizin suç duyurusunda bulunacağınız ihtimale binaen söylüyorum, kendisinden hakkındaki deliller de daha az olmak ve daha az sayıda doğrudan eylemle suçlanmak durumuyla karşı karşıyayken tutuklu haldedir; bütün mal varlığına el konulmuş haldedir. Bu, eşit muamele yasağını ihlal etmektedir. Ertan Yıldız hakkında suç duyurusunda bulunulmasını, müvekkil hakkında tahliye kararı verilmesini talep ederiz.
Sayın Başkan, biz her ne kadar burada tutuklu olsak da şu an artık iç içe geçti tutukluluk. Dolayısıyla tahliye kararı talebinde bulunmak zorundayız.
FATİH KELEŞ AVUKATI NERGİZ İNCE SAVUNMASI
Şimdi müvekkilim kendi ifadesinde aslında şunu izah etti: Ek iddianame, ana iddianamedeki belirtilen hususları taşıyıcı bir zincir olmuştur. Yeni bir beyan yoktur, somut bir delil yoktur diye kendi ifadesinde de beyanda bulundu. Şimdi bu noktada şunu tartışmak gerektiğine inanıyorum. Ana iddianamede de müvekkilim hakkındaki ön kabul şuydu: Birincisi, İBB bürokratlarının, iştirak şirket çalışanlarına talimat verdiği, onları yönettiği iddiasıydı. Hatta sadece bürokratlar ve iştirak yöneticileri dahi müvekkilime bağlı üye olarak gösterilmişti. İkincisi ise bir kasalık rolüydü. Şimdi ek iddianameye eylem bakımından da bunu şöyle ele almak gerektiği kanaatindeyim. 12 tane eylem ileri sürülmüş; Park ve Bahçeler Dairesi Başkanlığında çalışan kamu görevlileri var. Ağaç AŞ'de çalışan görevliler var. Bir de bunun dışında ana iddianameden taşınan, hakkında üyelik isnadı olan kişiler var. Yalnızca 3 kişi hakkında üyelik isnadı var. Ali Sukas, Ümit Polat ve Hüsnü Yüksel Tunar hakkında.
Şimdi bu kamu görevlileriyle, yani Park ve Bahçelerde çalışan kamu görevlileriyle Ağaç AŞ çalışanlarına müvekkilim tarafından bir talimat ve direktif verildiğine ilişkin ek iddianamede de herhangi bir bulgu yok. Buna ilişkin bir beyan da yok. Hakkında örgüt üyeliği isnadı bulunan kişiler bakımından müvekkilim Ümit Polat'ı tanımıyor, Ümit Polat müvekkilimi tanımıyor. Müvekkilim Hüsnü Yüksel Tunar'ı tanımıyor, Hüsnü Yüksel Tunar da müvekkilimi tanımıyor. Ali Sukas ile olan tanışıklığını ise anlatmıştı; kendisiyle bir samimiyetinin olmadığını, genel bir tanışıklığının olduğunu, genel ortak etkinlikleri, lansman, açılış gibi etkinliklerde karşılaştığı, bildiği bir isim olduğunu izah etmişti. Dolayısıyla burada ek iddianame bakımından da Ağaç AŞ yönünde kamu görevlilerine ve iştirak şirket çalışanlarına talimat verdiğine ilişkin bir bulgu yok.
Kasalık ön kabulü üzerinden tartışalım bir de bu durumu. İddia olunan eylemlerde müvekkilimin bir paranın verildiği ve teslimine ilişkin de herhangi bir bulgu yok. Dolayısıyla iki isnat bakımından da iddianamenin bazı yerlerinde süper yönetici, bazı yerlerinde kasa gibi tarif ediliyor müvekkilim. Sevk maddesinde de ben daha önce hiçbir iddianamede bununla karşılaşmamıştım; Fatih Keleş'in özelinde örgüt yöneticiliğinden sevk yapılırken, iki tane ayrı sevk üzerinden yapılmış. Biri süper yönetici kabulüyle, diğeri kasalık kabulüyle yapılmış. Dolayısıyla bunların her ikisini de ek iddianame taşımıyor. Buna ilişkin de bir bulgu yok. Geriye elimizde ne kalıyor? Ertan Yıldız'ın beyanları kalıyor. 6 Mayıs 2025 tarihli ilk etkin pişmanlık ifadesinde Ağaç AŞ'ye ilişkin anlatımı var. 17 Haziran 2025 tarihli 3. etkin pişmanlık ifadesinde Ağaç AŞ'ye ilişkin anlatımı var.
Şimdi ilk etkin pişmanlık ifadesi açısından şunu söylemek mümkün: Tek cümlelik bir beyanı vardı Yıldız'ın. O beyanında da şunu söylüyor, tek satır: "Ağaç AŞ'nin bitki alım ve temin işleri azaltılarak ihaleleri hak ediş vermek yerine dışarıdaki firmalara verildiği" şeklinde bir beyanı vardı. Oysaki iddianame bu beyanın aslında tam aksine kaleme alınmış ve yazılmış. Diğer iştirak şirketleriyle ilişkin olan eylemlerin anlatımlarında soruşturma makamının, iddianamede iştirak şirketlerine verilen ihaleleri aslında bir suç olarak tarif ettiğini görüyoruz. Yani tersi bir yazım dili var. Dolayısıyla bu ilk etkin pişmanlık ifadesindeki bu tek satıra ilişkin, iddianame kapsamında da somutlaştırılmış bir eylem yok.
İkincisi 17 Haziran 2025 tarihli ifadesiydi. Bu ifadesinde şöyle beyanında bulunmuştu: "Beylikdüzü'nden tanıdığımız firmalar var, bunların Ağaç AŞ'de çalışması lazım, bununla bir konuşalım." diyordu müvekkilim için. Devamında da, "Ağaç AŞ'de Fatih Keleş ve Ali Sukas ile birlikte bir toplantı yapıldığını, Ali Sukas'ın kendisinin tanıdığı firmalar olduğunu söylediğini, bunun üzerine bir firma listesi yapıldığı ve mümkün olduğu ölçüde bu firmalarla çalışılması kararı alındığı, Fatih Keleş bunların komisyon alınması gerektiğini söyledi. Bu toplantının neticesinde Ali Sukas ve Fatih Keleş belirledikleri firmalardan komisyon almaya karar kıldılar. İhaleler uzun süre bu firmalar tarafından yürütüldü. Ali Sukas işleri organize edip, temin edilen paraları Fatih Keleş'in yönettiği sisteme aktarmıştır. Ağaç AŞ'de bu firmalardan yüzde 7 ila yüzde 10 arasında komisyon adı altında paralar aldılar." diyordu. Beyanın kendisi bu, eksiksiz okudum.
Bu beyan ne hale geldi? Aslında Sayın Başkan tutanaklara bakınca bunu fark ettim tekrardan, duruşma esnasında bu kadar dikkatimi çekmemişti. Soruyu siz yöneltmişsiniz. "Ağaç AŞ ile ilgili bir anlatır mısınız, beyanınız nedir?" demiş. Ertan Yıldız beyanının sadece ilk kısmını şöyle söylüyor: "2019 sonu 2020 başlarında bir toplantı yaptık. Fatih Keleş, Beylikdüzü'nden firmalarımız var onlara Ağaç AŞ'ye iş verelim, olabilir şeklinde konuşuldu, böyle bir toplantı gerçekleşti. Bir firma havuzu oluşturuldu, bir görüşme oldu." diyor. Sonra devamında "Daha sonra Fatih Keleş yani Ali Sukas'la orada hiçbir iş birliği yapmadığını defalarca bana söyledi. Sonrasındaki süreç ilerledi mi ilerlemedi mi, nasıl ilerledi, o konuda bilgi sahibi değilim." diye beyanında bulunuyor. Oysaki ilk ifadesinde uzun süre ihalelerin bu şirketler tarafından alındığı, bu şirketlerle çalışıldığı ve komisyon alındığı şeklinde kesin bir anlatıma dayalı bir beyanı vardı.
Devamında tekrar siz soruyorsunuz Sayın Başkan. Diyorsunuz ki: "Peki bu yüzde 7, yüzde 10 meselesi nedir? Doğrudan gördünüz mü bunu gözünüzle?" "Doğrudan bir görgüm yok" diyor. "Neye istinaden bu ifadeyi 'yüzde 7, yüzde 10 aldılar' şeklinde verdiniz?" diyorsunuz. Bu sefer de diyor ki: "Bana bunu Ali Sukas, onunla olan görüşmelerimde aktardı" diyor. Tekrar siz soruyorsunuz. Sonra da diyor ki: "Fatih Keleş ile de görüştük, onun da bu şekilde ifadeleri olmuştur" diyor. "Nasıl ifadeler?" diye soruyorsunuz. "Şikâyet ediyordu bu sistem yürümüyor diye. Ali Sukas ile ilgili konularda bizzat kendisinin şikâyeti vardı" diyor. Yani ilk anlatımından farklı, bambaşka bir beyan verdiğini net bir şekilde söyleyebiliriz.
Yine Ali Sukas müdafii Kaptan Yılmaz soruyor. Diyor ki: "Firma listesinden, belirlendiğinden bahsediyorsunuz" diyor meslektaşım. Kendisi de diyor ki: "'Benim firmalarım var' dedi Fatih Keleş. Ali Sukas 'Benim de firmalarım var, tanıdığım firmalar var' dedi. Bir liste sunulmadı" diyor. Meslektaşım soruyor: "Liste mi yazıldı, kâğıt mı çıkarıldı, kalem kalem firma isimleri mi yazıldı, yoksa sadece bazı firma isimleri telaffuz mu edildi?" diyor. Devamında şunu soruyor meslektaşım, diyor ki: "Ali Sukas işleri organize edip temin edilen bu paraları Fatih Keleş'in yönettiği Sisteme aktarmıştır şeklinde bir beyanınız var. Bu işleyiş nasıldır?" diye soruyor. "Böyle bir ilişki var, gördüğüm" demiş. "Ali Sukas ile ne sıklıkla görüşüyorsunuz?" sorusuna "Ayda bir." Telefon görüşmesi sıklığınız? "Hiç." "Fatih Keleş ile ne sıklıkla görüşürsünüz?" "Çok sık görüşmem." "Sizin görüşmenizi değil, Ali Sukas'ın görüşmesini siz mi biliyor musunuz?" "Bilmiyorum." cevabı veriyor.
Yani ayda bir kez gördüğünü iddia ettiği Ali Sukas, çok az gördüğünü beyan ettiği Fatih Keleş; ancak buna rağmen iki beyan arasındaki farklılıkla, birbiriyle çelişkili iki beyan ile aynı anlatımın büküldüğünü ve değiştirildiğini görmekteyiz. Bu alıntılamayı niye yaptım aslında, şunun için yaptım: Bugün herhalde ikinci ayın neredeyse sonuna geldik, 80. oturum civarında olmalıyız. Yargılama boyunca 350 sanık dinlediniz. Biz de CMK madde 201 kapsamında sanık müdafileri olarak sorular da açtık. Müdafiler olarak neden sorduk, neden soru sorarız, CMK 201 uygulaması neden vardır? Az önce tam da beyan ettiğim sebeplerden vardır. Ertan Yıldız'ın etkin pişmanlık ifadeleriyle mahkeme huzurunda Ağaç A.Ş. ihalelerine ilişkin anlatımlarındaki farklılığı açığa çıkarmak için vardır CMK 201. Biz ne yaparız CMK madde 201'de? İfade sahibinin ve beyanlarının samimi güvenilirliğini sorgularız ve sınarız. İddiaların somutlaştırılmasını isteriz, iddiaların sıhhatini sorgularız. Müvekkilimiz lehine delilleri ortaya çıkarmaya çalışırız, suçlamaları çürütmeye çalışırız, maddi gerçeğin adil bir şekilde saptanmasını sağlamak için sorular sorarız. Biz de yargılama boyunca meslektaşla birlikte, müvekkilim Fatih Keleş bakımından da müdafileri olarak bu gaye ile sorular sorduk.
Ertan Yıldız'ın Ağaç A.Ş. hakkındaki beyanları da CMK 201'deki sorular karşısında verdiği beyanların önemini göstermektedir. Ancak şunu söylemek istiyorum, bu kadar sorduk ama bunu itiraf edeceğim: Aslında soruların hiçbirini sormamıza gerek yoktu. Biraz kulağa iddialı gelebilir; duruşmaların başladığı ilk günden sonra dinlenen tüm itirafçı sanıklara yalnızca şu iki soruyu sormak belki de yeterli gelirdi: “Muzaffer Beyaz'ı tanır mısın? 18 Ağustos 2026 tarihinde duruşmada Muzaffer Beyaz'ın başına ne geldi, bilir misin?” Bu iki soru gerçekten de tüm itirafçılar bakımından yeterliydi, Ertan Yıldız bakımından da yeterliydi. Bu iki sorunun cevabını vermeyeceğim; bu iki sorunun cevabı bugün heyetiniz tarafından da, duruşma salonunda bulunan herkes tarafından da bilinmektedir. Ancak bu sorunun cevabı en çok da bu dosyadaki pişmanlık kapsamında ifade verenler tarafından bilinmektedir. Bunu bir kez daha hatırlatacağım. Mikrofona çok zor erişiyorum, savunma için az miktarda sürem oluyor; en azından bu bana fırsat geçtiği her anda hatırımızdan çıkmasını istemiyorum.
İddia makamı o gün CMK'nın 100. maddesine mükemmel bir katkıda bulunarak onun çelişkili beyanlarından bahsetti, bunu da tutuklama gerekçesi olarak ileri sürerek mahkemenizden Muzaffer Beyaz'ın tutuklanmasına karar verilmesini talep etti. Lafı çok eğip bükmenin gereği olmadığını düşünüyorum; bazen bazı şeyleri dolaylı olarak değil doğrudan söylemek gerektiği kanaatindeyim. Burada aslında söz konusu olan sanığın çelişkili beyanı değildir; sanığın iddianameye katkı sunan, savcının iddiasını inşaya yardım etmeye yaramayan beyanıdır. Aslında bir nevi hoşa gitmeyen beyandır, belki de günün manşeti olamayacak olan beyandır.
Yarım kalan savunmamda ilk bölümde etkin pişmanlık ifadelerinin alınma şeklini ve hukuki değerini sizlere anlatmıştım. Temel olarak üç hususu ele aldım, detaylarına girmeyeceğim:
1. Basına sızdırılan bu ifadeler üzerinden bir beyan zinciri yaratılması. İfadeler kaynaktı, sorulduğu zaman "Basından gördüm, haberlerden duydum, cezaevinde takip ettim." dendi.
2. Ödül-ceza mekanizması ile yalnızca etkin pişmanlık ifadesi veren kişilerin ve yakınlarının tahliye edilmesi, vermeyenlerin tutuklanması; hatta yakınlarının kayda dahi alınmaksızın tahliye edilmiş olması, bir ödül-ceza mekanizması... Eş, kardeş, kayınbirader, evlat tutuklamaları...
İnanın fırsat olsa, sabaha kadar vakit verseniz ve sabaha kadar konuşsam, size etkin pişmanlık ve yasak sorguyu anlatsam, etkin pişmanlık beyanlarının tek başına hükme neden esas alınmaması gerektiğini anlatsam; iddia makamının Muzaffer Beyaz hakkında talep ettiği tutuklama mütalaası kadar etkili olamazdı. Çünkü aslında biz beyanın nasıl birdenbire bir tutuklama talebine dönüştürüldüğünü de o gün hep birlikte gördük. Bunu bir eleştiri olarak da ileri sürmüyorum, aslında şükranlarımı sunuyorum; savunmama müthiş bir katkısı oldu, esas hakkındaki savunmamda da bunu detaylandıracağım.
Birkaç dakika içerisinde tamamlayacağım beyanlarımı. Osmanlı'da padişahlar ve devlet yöneticileri kimliklerini gizleyip halkın arasına karışarak piyasadaki durumu, esnafı, adaletsizlikleri yerinde denetlemesi amacıyla tebdil-i kıyafetle, yani kılık değiştirerek gezip teftiş yaparlarmış. Yargı pratiğimizde uygulaması yok, yeri de yok; ama keşke böyle bir uygulamamız olsaydı da o gün mola verdiğinizde kapı önünde olan sigara içme alanına çıkabilseydiniz ve Beylikdüzü müteahhitlerinin birbirine olan tavsiyelerini, birbirlerine olan uyarılarını sizler de dinleyebilme imkânınız olsaydı. Ancak şunun hakkını verelim: Bu tutuklama talebi sayın heyetinizi ancak üçte birinde etkilemiş olsa da, salonda ifade vermek için bekleyenler üzerinde pek tesirli oldu. İlerleyen günlerde bunun başkaca yansımalarına tanık olduk, pek çok kişi kürsüye geldi; önce "Savcılıktaki ifadelerimin arkasındayım." dedi, bunu deme ihtiyacı da hissetti. Sonrasında bazen kendi anlatımlarında, bazen heyetinizin, bazen biz avukatların soruları üzerine soruşturma aşamasındaki beyanlarından farklı beyanlarda bulundular. Bizler de onlara somutlaştırma yapmak için soru sormaya devam ettik. İfadelerin alınma sürecine ilişkin sorular sorduğumuzda ekseriyetle cevap vermekten kaçındılar, konuşmak istemedikleri konulardı.
Kimisi çalışanlarının tutuklandığını unuttu; kimisi aslında kayınbiraderini unuttu; kimisi evladını, kimi kardeşinin, eşinin tutuklandığını unuttu; aralarında yakınlarının ne zaman tahliye edildiğini unutanlar dahi oldu. Aksisi mümkün olabilir miydi? Olamazdı. Ali Nuhoğlu'nun da dediği gibi: "Bu koşullarda bu kadar olurdu." Koşulları unutmamak lazım sayın heyet. Koşullar dediğimde unutmamamız gereken başka bir hususu da hatırlatmak isterim: Ceza Muhakemesi Hukukunda delil serbestisi kuralı vardır, beyan salt delil değildir. Ek iddianame bakımından da bizim karşımıza çıkan Ertan Yıldız'ın salt bir beyanıdır; bunun dışında başkaca bir delil tartışması yapamamıştır. Ceza muhakemesindeki diğer delilleri de hatırlatmak isterim: Yazılı basında elektronik kayıtlar, tutanaklar, resmi ve özel belgeler, sözleşme, faturalar, resmi yazışmalar, ticari defterler, yazılı evrak, dijital veri, kayıtlar, bilirkişi raporları, uzman raporları...
Biz meslektaşımla birlikte heyetinize geçtiğimiz ay bir dilekçe yolladık; bir delil toplanması dilekçesi. Ağaç A.Ş. de dahil olmak üzere diğer iştirak şirketler bakımından da iddianamenin diğer bölümünde yer alan İmar A.Ş. dosyalarına ilişkin beyanlar bakımından da ben bu yargılamada Beylikdüzü Belediyesi’nin imar iskan dosyası kayıtlarının, Boğaziçi’nin, İBB’nin, Valilik Maden Komisyonu kararlarının, meclis kararlarının, iştirak şirket özelleştirmelerinin yönetim kararlarının, bu şirketleri yapılan cetvellerinin, ödeme tablolarının, bu şirketlerin ticari ve kayıt defterlerinin ama hesap hareketlerinin yıl içerisinde başka şekillerde çekim yapıp yapmadıklarının, bunların sizin tarafınızdan ciro edilmeyeceğini, değerlendirilip değerlendirilmeyeceğini, bunun üzerine bir delil tartışması yapılıp yapılmayacağını şu aşamada bilmiyorum. Kesin bir hüküm varmış olmayayım. Ancak bu konuda oldukça kaygılıyım.
Son olarak şunu da ifade etmek istiyorum, ek iddianamede de bazı bilirkişi raporlarına yer verilmiş, iddianamenin diğer bölümünde de yer verilen bazı bilirkişi raporları vardı. Bu raporların iddianamede müşterek kurumlarda çalışan kamu görevlileri tarafından hazırlandığı, yine benzer şekilde bilirkişilik listesinde kayıtlı olmadığı, alanında uzman kişilerden oluşmadığı, iş ayrımı yapılmadığı, aralarında Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin belirlediği gibi Sayıştay denetçisinin kamu ihaleleri uzmanının, alanında uzman olan teknik uzmanlığa sahip birimin İSFALT, asfalt işlerinde uzman gibi bu tür verilerden oluşmadığı ve bu raporlardaki hatalar defalarca kez dile getirildi. Ayrıca bugüne kadar bu yapılan yanlış takip etmediysem herhangi bir eylem bakımından bir bilirkişiye gönderim yapılmadı, bir inceleme yapılması talep edilmedi. Bunun da son derece bizim müdafilerimiz açısından kaygı verici olduğunu, bu dosyada yalnızca beyanlar mı alınacak? Akabinde mütalaa gelecek akabinde hükme doğru koşacak mıyız kaygısı yaşadığımızı yoksa bir delil tartışması yapacak olursak biz bu yargılamada bu bilirkişi raporları ile tartışma imkanına sahip olacak mıyız? Bu yazılı delillerin sözlerine hakkediş cetvellerini tartışma imkanına sahip olacak mıyız? Bunu büyük bir merak ve kaygı içerisinde bekliyoruz.
Söz sözlerime de son verirken bu sunmuş olduğumuz tarihi tam olarak söyleyeyim, 16 Ağustos 2026 tarihli dilekçemizdeki gelirlerin toplanmasını da talep ediyoruz, müvekkilimin de beraatini ve tahliyesini talep ediyorum. Aynı zamanda ana iddianame ile ek iddianamenin hiçbir farklılık olmamasına karşın Ertan Yıldız bakımından ceza isteminde bulunulmamıştır. Bu farklılığın herhangi bir hukuki gerekçesi yoktur, farklı bir delil de yoktur. Siz sayın başsavcılık heyetinizden de Ertan Yıldız hakkında da ek iddianame bakımından suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyoruz.
ALİ SUKAS EK İDDİANAME SAVUNMASI – 13.10.2026
Sayın başkanım, sayın savcım, sayın heyet; aslında bugün çok farklı duyguları yaşadığım bir gün. Bugün benim doğum günüm. Böyle bir günde sanık kürsüsünde olmak çok farklı duyguları insana yaşatıyor. İnşallah bir dahaki doğum günümde ailemle özgür olurum diye düşünüyorum. Savunmama geçmeden önce, biraz önce de sayın avukatın ifadelerinde kullandığı savunmadan aklıma geldiği için, normalde savunmamda yok bu ama yaşadığımız süreçte Ağaç A.Ş. niye bu kadar önde? Niye bu kadar konuşuluyor? Bunu bir türlü ben anlamlandıramıyorum. Ama burada bir açıklama yapmam gerekiyor. Herhangi bir dönemi, bir yapıyı yargılama, sorgulama adına değil. Çünkü Ağaç A.Ş. son 5 yılda, 5.5 yılda, İBB'de rutinde olan tek bir ihale kadar, yani eğer bizim araç kiralama ihalelerini saymazsak, diğer yaptığı bütün alım, bakım, ihale ne varsa, hepsi İBB'deki rutinde olan tek bir ihalenin miktarı kadar, yaklaşık maliyeti kadar bir işlem hacmine sahip oldu.
Ama şöyle bir şey var, yine tekrar ediyorum, geçmişi yargılama, devri sabık, şu bu herhangi bir ithamda bulunma adına değil. Ama Ağaç A.Ş. 2016 yılında, İBB'den sadece tek bir ihaleyi, tek bir ihale, 1.7 milyar. Şimdi bu piyasada bilindiği için, çevrede bilindiği için Ağaç A.Ş. sanki aynı hacimlerle devam ediyormuş gibi bir algı var. Ve o algı üzerinden de bugün Ağaç A.Ş. üzerine birçok şey yüklenebiliyor. Yani bunun heyetinizce de dikkate alınmasını arzu ediyorum. Ağaç A.Ş. bunu hak etmiyor. Bunun bu dönemde bu hacimlerle çalışılmamasının birçok nedeni var. Ama en önemlisi de, özellikle 2020 yılında 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin alt mevzuatında yapılan düzenlemeyle, belediyelerin de içinde olduğu birçok kurumun, özellikle park bahçe bakım işlerini artık ihale edilemeyeceğine yönelik kesin bir düzenleme yapmasıyla, zaten bağlı olduğu idareden bu yönde hizmet ihalesi gerçekleşmesi ortadan kalkmıştı. Bunun için zaten bizde o tür süreçler olmadı. Ama dışarıdaki kanaat başka bir şey. Fatih Keleş'le ben bu yönde bir toplantı yapmadım. Ertan Yıldız zaten düzeltti onu, onlara girmeyeceğim.
Öncelikle 5 yılın kronolojisini iki dakika üstünden çok hızlı geçeceğim. Ben 2019'un 16 Eylül'ünde şirkette yönetici olarak, genel müdür olarak görev aldım. Şirketi devraldığımda o yıl yapılan arka arkaya iki seçimden dolayı, şirketin yönetim süreçlerinde aksamalar olmuş. Eski genel müdür gitmiş, yönetim kurulundan birçok üye istifa etmiş, yeni yönetim kurulu oluşturulamamış. Ama yaz dönemi, yeşil alanlar için en hassas dönem, sahada işler devam etmiş. Yani, açığa çalışma denen olay yaşanmış. Geldiğimde önümde bunu buldum. İki buçuk ay insanlar sahada çalışmış, sözleşme yok. Geldik öncelikle bunu toparladık, sahada hangi taşeronlar varsa, o taşeronlarla sözleşmeleri imzaladık ve 2019'un sonuna kadar süreç bu şekilde devam etti. 2020'de İBB Park Bahçeler Daire Başkanlığı bir ihaleye çıktı. İhale komisyonu ihale kararını iptal etti. Onu biz idari yargıya taşıdık. İdari yargı o ihaleyi bize verdi. Sonrasında İBB temyiz etti. Temmuz-Ağustos ayında temyizde kesin hükümle idare mahkemesinin kararı bu defa iptal edildi. Ondan sonra idareyle 21/b yöntemiyle ihaleye çıktı. O ihaleyi aldık ve 2020'yi de bu şekilde tamamladık.
2021'den sonra ise zaten yeşil alan bakımları tamamen personelle döndüğü için orada bir ihale söz konusu değil. Personelle döndüğümüzde de artık yerli işçinin kalmadığı bir tabloyla karşı karşıyaydık. Çok yoğun, aynı zamanda pandemi dönemi, pandemide insanlar işsiz kalmış kafeteryasından berberinden tekstilcisine kadar evinde işsiz insanlar, İBB personel alacak diye saldırdılar. Çok yoğun bir personel alım süreci yaşandı. Gelenler beğendi beğenmedi, çok yorucu bir süreçten sonra, bir sirkülasyondan sonra süreç 2024'e kadar devam etti aslında. Sonrasında malum 2023 seçimleri, seçim yılı şartları. Arkasından 2024 seçimleri. Yani bir nefes alma zamanımızın olmadığı bir 5.5 yıl yaşadık. Ama Allah'a şükür ki, o dönemde bütün zorluklara rağmen, ekonomik krize rağmen, o işe aldığımız ve devam eden personeli eğittik ve İstanbul'a yaklaşık 3000 yetişmiş park bahçe elemanı bıraktık.
Şimdi burada savunmama dönüyorum. Ama önce avukatlar zaman zaman giriyor, bu bilirkişi raporu meselesine çok kısa değineceğim. 16.03.2026 tarihli bilirkişi raporu. Bilirkişi Mustafa Kılıçaslan, Muhasebe Başkontrolörü. Bu beyefendinin hazırladığı bilirkişi raporunun ikinci sayfasında ki rapor 216 sayfa. Şöyle bir yaklaşımı var, bu aslında bütün süreci ifade ediyor. Diyor ki: "Bu inceleme 1369 alım dosyası üzerinden yürütülmüştür." Yani bizim, benim tam görev sürem 5,5 yılı kapsayan süreçteki alım dosyaları. "İnceleme dosya sayısının fazlalığının yanında, İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait birimlerin ihale dosyalarını 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 126. maddesiyle 375 sayılı KHK'ye eklenen 20. maddesi kapsamında yapılan doğrudan hizmet alım dosyalarını, İBB yapmış olduğu alımlar bundan sonra ana ihaleler olarak ifade edilecek, bu yüklenimler nedeniyle iştiraki olan Ağaç ve Peyzaj A.Ş'nin 4734 sayılı Kanun kapsamında yapılan ihaleleri, doğrudan temin alımlarını, Kanun'un 3/a ve 3/g istisna kapsamında yapılan alım dosyalarını bundan sonra tamamı için alt ihaleler olarak ifade edilecek. Bu rapor bunu kapsamaktadır" diyor.
Sayın Heyet, aslında hikaye burada bitiyor. Ya da Anadolu tabiriyle fıkra bu kadar demek gerekiyor içimden. Eğer bu raporu bu yaklaşımla hazırlarsanız, kanun kapsamında olmayan, kendi ifadesiyle de her türlü alım ve doğrudan temini siz bir ihale olarak varsayarsanız ondan sonra bu rapor sadece bir sıfırdır benim için ve bu işi bilenler için. Gerçek bilirkişiler için. Ondan sonra da sıfırla hangi rakamı çarparsanız çarpın bu bir sıfırdır. Onun için bu raporu ben bir kenara koyuyorum. Ama savunmama devam edeceğim. Öncelikle üst ihale, alt ihale kavramları da yanlış değerlendiriliyor. Bugüne kadar bekledim, burada benden bu konuyu daha iyi bilenler vardı veya avukatlardan bu yönde bir değerlendirme gelir mi diye gelmediği için ben bir iki cümleyle ifade edeceğim. Bir yüklenicide bir ihale ile ilgili alt yüklenici olabilmesi için o ihalenin öncelikle yapım veya hizmet olması gerekiyor. Mal alım ihalelerinde alt yüklenici ya da hizmet sağlayıcı ya da alt tedarikçi diye bir uygulama yok. Şimdi alt yüklenicinin kullanıp kullanılamayacağını ihaleye çıkan idare belirler ve idari şartnamede bununla ilgili bir madde olur. Ama mal alımlarının ihalelerinin idari şartnamelerinde böyle bir hüküm yok. Çünkü bu uygulama zaten yok.
Ha bu kanunun eksikliği olabilir, şu olur, bu olur onu bilemem ama bugün itibarıyla cari de böyle bir uygulama yok. Dolayısıyla bilirkişinin dediği üst ihale, alt ihale bu yönüyle de çürük. Altı boş bir şey. Yani idare eğer alt yüklenici burada kullanılacak olsaydı veya taşeron veya hizmet sağlayıcı bunu idari şartnamede belirtmesi gerekiyordu. Dolayısıyla mal alım dosyalarında alt ihale diye bir kavram kullanılmaz, böyle bir süreç yoktur. Şimdi Sayın Başkanım, Sayın Heyet; hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum. Şirketin işlerini birilerine menfaat sağlamak için yürütmedim. Görevimi Ağaç A.Ş'nin idari, ticari faaliyetlerini ve sözleşmelerle üstlendiği işleri yerine getirmesi ve kaynaklarını koruması için yaptım. İhale belgelerini ve hesapları ayrıntılı olarak dosyaya sunacağız. Ben Genel Müdür olarak içinde bulunduğum çalışma düzenini ve aldığımız kararların günlük hayattaki karşılığını anlatmak istiyorum.
Ağaç A.Ş'nin işi sadece İBB'den bir ihale alıp bunu başka firmalara dağıtmaktan ibaret değildir. Şirketin üretimi, fidanlıkları, stokları, bahçe market faaliyetleri, perakende ve kurumsal satışları ile farklı müşterilere satışları vardır. Bunlarla birlikte İBB'ye karşı üstlenilmiş işleri yürütür. Satın alınan bir ürünün hangi amaçla, hangi dosya kapsamında alındığı, nereye gittiğini anlamak için bu faaliyetlerin tamamını bilmek gerekiyor veya incelemek gerekiyor. Aynı yıl alınan her bitkiyi, her miktardaki gübreyi veya ilacı veya inşaat malzemesini veya sulama malzemelerini veya benzeri sarf malzemelerini tek bir İBB sözleşmesinin gideri saymak ancak şirketin gerçek işleyişini anlamamaktan kaynaklanabilir. Aynı zamanda Ağaç A.Ş, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin aynı biriminden veya farklı birimlerinden aynı yıl içerisinde çok farklı sözleşmelerle birden fazla sözleşmeyle iş üstlenmektedir. Bu alımlar bu sözleşmelerin her birisi için olabilir veya bunların dışında olabilir, ticari amaçlı olabilir. Benim görevim Ağaç A.Ş'de yasal sorumluluk kapsamında hazırladığımız ve onaylanan bütçesi ve şirketin onaylı stratejik planı, hedefleri çerçevesinde bu işlerin birbirini aksatmadan yürütülmesini sağlamaktır.
Yani aslında bu bir bütçe ve süreç yönetimidir. İhtiyaçların karşılanması, üretimin devamı, tedarik ve teslimlerin yetişmesi ve şirketin ödeme gücünün bulunması birlikte düşünülmek zorundadır. Bir talebi değerlendirirken yalnız alım bedeline bakılamaz. Ürünün stok durumu, talep edilen ürünün ne zaman nerede kullanılacağını, dikim personelinin planlanmasını, yani saha uygulamasının ve alım için gerekli finansmanın bilinmesi, belirlenmesi gerekiyordu. İBB'nin kendi ihalesini hazırlaması ile bizim o ihaleyi kazandıktan sonra sözleşme hükümlerini yerine getirmemiz farklı aşamalardır. Ben bu 8 ana ihalenin İBB şartnamesini hazırlayan veya yaklaşık maliyetini belirleyen heyetlerde ve ihale komisyonlarında görev almadım. Bizim şirket içindeki çalışmamızın başlangıç noktası öncelikle ilana çıkan ihaleye katılıp katılmamaya karar vermek. Eğer katılırsak ve üstlenirsek, üstlendiğimiz işi sözleşmedeki teknik ve idari şartnameye uygun ürün ve hizmet sağlama ve farklı sözleşmelerdeki taahhütlerimizi birlikte koordine ederek taahhütlerimizi yerine getirmektir.
Şirketin başında bulunmamın bana yüklediği yöneticilik sorumluluğunu biliyorum. Bunun nasıl yerine getirildiğini de anlatıyorum. Ancak iddianamede farklı birimlerin hazırladığı ve farklı aşamalardan geçen pek çok işlem benim sanki tek başıma kurduğum, yani tek başıma karar verdiğim bir düzen gibi gösteriliyor. Yalnızca son imzaya bakıldığında o imzadan önce yapılan işler ve imzaların hangi amaçla, hangi yetkilerle atıldığı görünmüyor. Savunmanın merkezinde iddianamedeki bu eksik anlatım vardır. Bunu ifade ederken bu 8 eylemle de ilgili 4734 sayılı Kanun'un en azından ilgili maddelerine bir değinmem gerekiyor. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 5. maddesi; idareler bu kanuna göre yapılacak ihalelerde saydamlığı, rekabeti, eşit muameleyi, güvenilirliği, gizliliği, kamuoyu denetimini, ihtiyaçların uygun şartlarla ve zamanında karşılanmasını ve kaynakların verimli kullanılmasını sağlamakla sorumludur şeklinde düzenlenmiştir.
Bu maddeye göre 4734 sayılı Kanun kapsamında gerçekleştirilen ihale süreçlerinde görev alanların, ihale süreçlerine ait üçüncü şahıslarla bilgi alışverişinde bulunulması Kanuna aykırılık teşkil etmektedir. Dolayısıyla bir kamu görevlisinin nihayetinde belediye iştiraki iktisadi teşebbüsü sayılan ancak özel hukuk ticari tüzel kişiliğine sahip ve 6102 sayılı Kanun kapsamında ticaret faaliyet yürüten bir şirkette görevli kişileriyle görüşerek onlardan ihaleye katılım sağlayıp sağlamayacaklarına ait bilgiyi alması, bu doğrultuda ihale yeterlilik koşullarını belirleme amaçlanan edimin kaç kısm halinde ihale edileceğine dair düzenleme yapma girişiminde bulunulması da Kanuna aykırılık içermektedir. Nitekim 4734 sayılı Kanun kapsamında gerçekleştirilmiş ihalelere ilişkin yapılan yargılamalar incelendiğinde belki de binlerce, on binlerce kişinin ihale süreçlerine ilişkin üçüncü şahıslarla görüşme yapmak veyahut bilgi alışverişinde bulunmak suçlamasıyla yargılandığı ve hüküm giydiği görülecektir.
Bu noktada Belediye İktisat Teşebbüslerinin yani Ağaç AŞ'lerin tüzel kişiliğini değerlendirmek gerekmektedir. Belediye iktisat teşebbüslerin piyasada faaliyet gösteren diğer ticari tüzel kişiliklerden hiçbir farkı olmadığı, özel hukuk tüzel kişiliğine sahip oldukları ve belediye ile organik bağlarının sadece hisse temsilinden öte gidemeyeceği kabul edilmiş bir gerçektir. Nitekim Ağaç AŞ'lerde 4734 sayılı Kanunun temel iradesi olan 19. madde açık ihale usulü ile gerçekleştirilen ihalelere katılım sağlamış ve çeşitli edimler üstlenmiştir. Bu noktada Ağaç AŞ yetkilileriyle ihaleyi gerçekleştiren idarede görevli ihale süreçlerinde görev alan kişiler arasında bir görüşme trafiğine rastlanmadığı mevcut verilerden anlaşılmaktadır. Böyle bir delil ortaya konabilseydi zaten somut niteliğiyle kabul görebilirdi. Ancak bu yönde bir iddia ve delil görülmemektedir. Dolayısıyla ihale süreçlerinde görev alan idare personelleri ile Ağaç AŞ yetkililerinin birlikte ve bir ortak amaçla hareket ettiklerine dair bir varsayım üzerinde durulamayacağı bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla şu sonucu çıkartabiliriz: İdare yetkilileri ile Ağaç AŞ yetkilileri kendi görev alanlarında gerektiği gibi davranmıştır. İdare, ihaleleri 4734 sayılı Kanunun 19. maddesi doğrultusunda rekabete açık, itiraz yolları açık bir şekilde gerçekleştirmiştir. Diğer taraftan Ağaç AŞ yetkilileri de kendi faaliyet alanlarında ifa edebilecekleri edimlere talip olmuşlar, teklif sunmuşlardır. Yani her iki taraf da Kanunun temel ilkesi olan gizlilik ilkesine sadık kalmak suretiyle davranmaları gerektiği gibi davranmışlardır.
Diğer taraftan iftiralar öncelikle idare yönünden Kamu İhale Genel Tebliği'nin 17.7.1.14 numaralı maddesine dayandırılmaktadır. Bu madde son itibariyle 4734 sayılı Kanunun 4964 sayılı Kanunla değişik 11. maddesinin C, D, E, F bentlerinde belirtilen haller dışında idarelerin kurdukları veya ortak oldukları şirketler o idarelerin ihalelerine katılabilecektir. Ancak bu durumda idareler ihale konusu işin niteliğini dikkate alarak ihaleyi kısmi teklife açmak, yeterlilik kriterlerini ihaleye katılımı artıracak şekilde belirlemek ve rekabeti artırıcı düzenlemeler yapmak zorundadır şeklinde düzenlenmiştir. Şimdi peki terazinin bir tarafına Kanunun gizlilik ilkesini, diğer tarafına da Kanuna bağlı tebliğin iddialarının dayandırıldığı hükmünü koyarsak nasıl bir sonuçla karşılaşacağız? Kanun gizliliği emrediyor. Kaldı ki tarafların Kanunun bu iradesini sakatlamadıkları açıkça anlaşılmaktadır. Nitekim suçlama bu yöndedir. Eğer idare Ağaç AŞ'nin ihaleye kesin katılım sağlayacağını bilseydi zaten tebliğ maddesinin yerindeliğinin sağlanması için belki de daha fazla aksiyon ve tedbir alabilecekti. Ama bilmiyor, bilemez, bilmemelidir.
Buradan şu sonucu çıkarabiliriz: Tebliğ hükmü Kanun hükmüne aykırıdır ve açık bir şekilde normal hiyerarşisi ihlal edilmiştir. Kanun hükmündeyken sırf bu gizlilik iradesinin sakatlanması nedeniyle birçok yargılamada belki de binlerce insan mahkum olmuşken şimdi ayrı Kanuna bağlı kamu ihale kurumu tarafından yayınlanan tebliğ ile kanuna aykırı davranılması emredilmektedir. Tebliğ hükmün kanunla yani üst normla aykırı düzenlendiği açıktır. Tebliğ kendi başına bir kanun değildir ve üst normla aykırı düzenlenemez. Bu noktada talebimiz; Bir kamu idaresisin 4734 sayılı Kanun 19. madde kapsamında gerçekleştirmeyi planladığı bir ihalenin hazırlık sürecinde hissedarı olduğu ancak 6102 sayılı Kanun kapsamında ticari faaliyet gösteren özel hukuk tüzel kişiliğine sahip belediye iktisadi teşebbüsü ile planlanın ihaleye katılım gösterip göstermeyeceğine ve hangi kısımlarına teklif sunacağına dair bir görüşme yapıp yapamayacağına, bu durumun Kanunun rekabet, şeffaflık ve saydamlık ilkeleriyle birlikte gizlilik ilkesini sakatlayıp sakatlamayacağına dair sorunun Kamu İhale Kurumuna sorulması olacaktır.
Diğer taraftan Ağaç AŞ tarafından üstlenilen edimlerde uygulanan teklif birim fiyatlarını karşılaştıran bazı diğer idare alanlarından daha yüksek olduğu iddiası ortaya atılmıştır. Ağaç AŞ ticari faaliyet yürütmektedir. Yasal dayanağı 6102 sayılı kanundur. Bu kanun Ağaç AŞ yetkililerine basiretli tacir davranışı göstermeyi dayatmamaktadır. Yani Ağaç AŞ bir kamu kurumu ya da piyasa düzenleyici bir kuruluş değildir. Amacı kar etmektir. Hayır kuruluşu da değildir. Ağaç AŞ'nin kar etme amacı sorgulanmaktadır. Bu durum nasıl izah edilebilir? İlgili bilirkişi raporunda Ağaç AŞ tarafından üstlenilen edimlere ait ihalelerde, ihaleye katılma yeterlilikleri arasında sayılan iş deneyimi belgesine ilişkin olarak yasal sınırlar içerisinde olmakla birlikte en yüksek oranda iş deneyimi belgesi talep edildiği gibi anlamsız bir ifade bulunmaktadır. Dikkat etmek gerekir ki yasal sınırlar içerisinde olmakla birlikte ifadesi önem arz etmektedir. Nitekim örneğin 4734 sayılı Kanuna bağlı mal alımı ihaleleri uygulama yönetmeliğinin 37. maddesi 3 numaralı fıkrasında bu yüzde 10'la yüzde 40 aralığında olmasını belirlemiştir. Ve buradaki oranın bu aralık arasında ihaleye bu keyfiyeti vermiştir.
İhale konusu iş veya benzer işlere ait tek sözleşmeye ilişkin iş deneyimini gösteren belgeler ile teknolojik ürün deneyim belgesinin sunulması istenir şeklinde düzenlenmiştir. Yani kanun koyucu irade ihalelerde talep edilebilecek iş deneyimi belgesinin yaklaşık maliyeti oranını belirleme yetkisini belli bir aralıkta olması şartıyla ihaleyi gerçekleştiren idareye bırakmıştır. Bilirkişi raporu mevzuatı sorgulamakta, yasal zeminde tanımlanmış bir takdir yetkisinin kullanılmasını suç unsuruna dönüştürme saikiyle hareket etmektedir. Hep birlikte düşünelim. Hatta inceleyelim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi birimlerinin belediye iktisadi teşebbüsleri tarafından üstlenilen ihalelerini inceleyelim ve hep birlikte üst oranda iş deneyim belgesi talep edilmiş bütün ihaleleri yargılayalım.
Bir örnek vermek gerekirse yıl 2017. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Daire Başkanlığı bir ihale yapıyor. Buraya dikkatini çekiyorum sayın başkanım, sayın heyet. İhaleyi yapan Park ve Bahçeler Daire Başkanlığı. Suçlamalar konu oran dahil. İhale kayıt numarası 2017'ye 688594. İşin adı: İstanbul genelindeki yeşil alanlar, kent ormanları ve korular için kent mobilyaları temini, oyun grupları ve fitness sahalarının bakım onarımı mal alım işi. İhale türü 4734 sayılı Kanun 19. madde yani aynı usulde aynı daire başkanlığı bir ihale yapıyor. İhaleyi kazanan firma ise İSTON, İstanbul Beton Elemanları ve Hazır Beton Fabrikaları Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi. Yani belediyenin iştirak şirketi. İşin ihale bedeli ise 2017 rakamlarıyla 135 milyon. Peki bu şirketten başka ihaleye katılım sağlayan firma var mı? Hayır. Tek firma, tek teklif. Peki ihalede istenen asgari iş deneyim oranı nedir? Yüzde 40. Evet yanlış duymadınız, yüzde 40. Peki kim bu İSTON A.Ş.? İSTON A.Ş. ile Ağaç A.Ş. arasında ne fark var?
Şimdi iki farklı ihale; aynı daire ihaleyi yapıyor, aynı usulle yani açık ihale usulüyle. Her iki ihalede de yüzde 40 asgari iş deneyim oranı sağlaması yeterlik koşulu. İki ihaleye de yalnızca İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki olan firmalar teklif veriyor ve kazanıyor. Birisi İSTON A.Ş., diğeri bugünkü Ağaç A.Ş. Bilirkişi raporu diyor yani: "2020 yılındaki ihalede 2003'te de, işte Kamu İhale Genel Tebliği'ne koyulan maddeyi neden çalıştırmadın?" diye. İşte 2017'de yapılan ihalede de ihale bir bütün olarak ihale edilmiş, kısmi tekliflere açılmamış. Tam 425 kalem mal ve hizmet toplam tek fiyatla değerlendirmeye tabi tutulmuş. Her şey aynı, birebir aynı. Ağaç A.Ş. ve Ağaç A.Ş.'nin kazandığı ihaleyi hazırlayan kamu görevlileri suçlu ve bugün mahkûm sandalyesinde. Peki İSTON A.Ş. yetkilileri nerede? Ağaç A.Ş.'nin aldığı, ihaleyi aldığı Park Bahçeler Dairesi Başkanlığı'nın 2017 yılındaki yetkilileri nerede?
Şimdi bir başka soru: İhaleyi kısımlara bölmek, olabildiğince fazla kısım yaratmak ne demek? Bilirkişi raporu diyor ya: "Ağaç A.Ş.'nin aldığı ihalelerde kısmi tekliflere bölünmemesi tebliğe aykırı ve suç." diye. Peki kanun ne diyor? Kanunun 5. maddesi diyor ki: "Eşik değerlerin altında kalmak amacıyla mal veya hizmet alımları ile yapım işleri kısımlara bölünemez." Peki tebliğ; hem gizliliği ihlal et, Ağaç A.Ş. ihaleye... Ağaç A.Ş. ihaleye girecekse yetkilileriyle görüş... Hatta daha ileri gidelim; tebliğ, ihale sürecinde görevli kamu görevlisine diyor ki: "Ağaç A.Ş. ile görüş, ihaleye girip girmeyeceklerini sor, öğren; telefon... Ona göre ihaleyi bölebildiğin kadar kısımlara böl."
Peki farz edelim görüşme gerçekleşti ve Ağaç A.Ş. hangi kısımlara teklif vereceğini söyledi ihale görevlilerine. Daha da ileri gidelim; ihale görevlisi de Ağaç A.Ş.'nin hangi ihalelere teklif vereceğini ihaleye katılma amacına sahip başka başka üçüncü şahıslara söyledi. O firmalar da Ağaç A.Ş.'nin teklif vereceği bölümlere bu durumu bilerek daha düşük, Ağaç A.Ş.'nin teklif veremeyeceği kısımlara daha yüksek teklif verdiler. Bunun adı işte ihaleye fesattır. Bunun adı yolsuzluktur. Peki nerede başladı bu suç? İhalede görevli kamu görevlilerinin, yani İBB memurlarının tebliğe uyarak Ağaç A.Ş. yetkilileriyle görüşmesiyle başladı. Farz edelim yukarıda anlattığımız olası süreç yaşandı ve Ağaç A.Ş. ihaleye teklif verecek. Bu durumda tebliğ hükmüne göre —ki bilirkişi de öyle iddia etmiş— olabildiğince fazla kısımlara bölünecek ihale. Bu durumda ihalede aynı tür eşyalar alınıyor; örneğin yüzlerce kalem ağaç ve bitki. Ama her bir ağacı veya fidanı ayrı ayrı grup olarak tanımlıyorsunuz. Peki şimdi siz her kısım, kısmın yaklaşık maliyet değeri düştükçe, haliyle o kısma ilişkin eşik değer de düşeceği için, eşik değerin altında kalmak için ihaleyi kısımlara bölmüş olmuyor musunuz? Bu kanuna aykırı değil mi? Kanun bunu aykırılık olarak tanımlamıyor mu?
Özetle; İstanbul Büyükşehir Belediyesi Park Bahçeler Dairesi ihale yapmış, açık ihale. Basın İlan Kurumu aracılığıyla gazetelerde boy boy ilan edilmiş. EKAP sayfalarında yayınlanmış. Bütün dokümanlar kamuya açık. Bir tane bile itiraz yok, kimse itiraz etmemiş. Neden? Çünkü 2017 yılında da böyle yapılmış bu ihale; birebir aynı. Ağaç A.Ş. de basiretli tacir gibi davranmış, teklif vermiş ve ihaleyi almış. Her şey kanuna uygun, kanuna uygun kanundan doğması gereken tebliğ kanuna aykırı. Çünkü tebliğ kanuna aykırı. Bilirkişi hikâyeyi burada başlatıyor; Ağaç A.Ş.'nin ihaleyi almasından. Burada bir suç zinciri tanımlamaya çalışmış ama soyut. Tebliğ hükmü dışında hiçbir yasal dayanağı yok. Suç var diyor ama suçu tanımlayan yasal düzenleme izah edilmemiş.
Bir tane KİK kararı özeti okuyacağım Başkanım: Sonucunu söylüyorum; karar numarası 2021/MK-158. Sonucunda diyor ki: "Bir ticari tüzel kişiliğin ihaleye tek başına teklif vermesi suç değildir ve idare, ihaleyi sonuçlandırmakta takdir hakkını kullanmakta serbesttir." Ankara'daki olmuş bir ihale; Ankara 2. İdare Mahkemesi'nde sonuçlanmış. Yaklaşık maliyeti 1 milyar 98 milyon, geçerli teklif 1 milyar 52 milyon.
Hâkim: Ali Bey, avukatınızla birlikte 1,5 saati geçiyor savunmanız. Yarım saati doldurdunuz. Ona göre devam edin.
Ali Sukas: Başkanım, özür dilerim ama düzine düzine eylem gelince biraz kendimizi ifade etmemiz gerekiyor.
Hâkim: Tamam ama şimdi biz o eyleme ilişkin ne anlattığınızı dinliyoruz şu an zaten. Ona göre kullanın sürenizi, toparlayın rica edeceğim.
Ali Sukas: Hızlanmaya çalışacağım. Hızlanmaya çalışacağım. Burada Ağaç A.Ş.'nin süreçlerine biraz değineceğim; mümkün olduğunca hızlı. Bir sözleşmenin ekinde yüzlerce ürün bulunması bütün ürünlerin aynı gün alınacağı veya aynı yere götürüleceği anlamına gelmez. İBB'nin müdürlükleri ve şeflikleri sözleşme devam ederken farklı zamanlarda sevk talebinde bulunur. Ürün setinin kullanılacağı yer, istenen ürün çeşidi ve miktarı bu taleplerle belirlenir. İstanbul'un iki yakasındaki çalışma alanlarının aynı gün aynı malzemeye ihtiyacı olmaz. Görev yaptığım dönemdeki işleyişte gelen talep önce, talep önce stoktaki mevcut ürünlerle karşılanmaya çalışılır. İstenen özellikte ve yeterli miktarda ürün stokta varsa stoktan sevk edilir; yoksa ilgili birim satın alma talebinde bulunur. Fidanlık biriminin taleplerinin önemli bölümü böyle doğar. Talep, stok ve bütçe kontrolü, satın alma süreci, sahadaki uygulama —yani dikim planı— tümü birbiriyle zincirleme işlerdir. Dosyadaki parçalı alımları açıklayan temel süreç budur. Ayrıca sözleşmedeki her ürünün başlangıçta yazan miktarıyla mutlaka satın alınacağı güvencesi yoktur. İşin eksilmesi mümkündür; hangi üründen ne kadar eksileceğini baştan bizim belirlememiz mümkün değildir. Bir ürünün sözleşme listesinde yer alması onun tamamının hemen tedarikçiden satın almamız için yeterli bir neden değildir. İdarenin sonradan istemeyeceği malı önceden almak da şirketin bütçesini ve depolama kapasitesini boşa kullanmak demektir.
Sözleşmenin genel kapsamına, eldeki ürüne ve beklenen ihtiyaca göre hazırlık yapar Ağaç A.Ş. Planlama, bu bilgileri yeni talepler geldikçe güncelleyerek yürütür. Genel hazırlık ile günü, miktarı, çeşidi ve teslim yeri kesinleşmiş sipariş aynı şey değildir. İBB'nin çalışma programındaki değişiklikleri karşılayabilecek bir tedarik düzeni kurmak gerekir. Yılbaşında bir liste hazırlayıp o listeyi yıl boyunca hiç değiştirmeden uygulamak anlatılan işin gerçeğine uymaz. Bu sürecin anlaşılması için alım sayısından önce talep tarihlerine bakılması gerekir. Müdürlük hangi ürünü ne zaman istedi, o gün stokta ne vardı, hangi miktar için satın alma yapıldı ve ürün nereye gönderildi? Bu soruların cevabı talep formlarında, stok hareketlerinde ve sevk kayıtlarında vardır. Aynı tarihlerde ortaya çıkan ihtiyaçlar baştan tek bir alımın konusu yapılamaz. Kaldı ki aynı zamanda Ticaret Kanunu kapsamında basiretli tüccar olma şartı nedeniyle piyasayı takip ederek uygun ürün bulduğumuzda o ürünü alma yetkisi kanunun tarafıma verdiği bir yetkidir.
Çok kısaca 3G'ye geleceğim çünkü bu da anlaşılmayan önemli bir şey. Öncelikle şunu belirteyim, yani 3A ve 3G alımları bir ihale değildir. Burada hemen hemen bütün savunmalarda, sorularda aynı şey söyleniyor. İhale diye tarifleniyor, hata da burada yapılıyor. 3A ve 3G bir alım yöntemidir. İhale kanunu zaten bunun kendi kapsamının dışında olduğunu kendisi söylüyor. Ancak AĞAÇ AŞ'nin belediye iştirakı olması nedeniyle 4734 sayılı kanun kapsamındadır. Ancak kanun kapsamına girmek şirketin bütün alımlarını mutlaka aynı ihale usulüyle yapacağı anlamına gelmez. Kanun koyucu ticari faaliyette bulunan kuruluşların belirlediği ihtiyaçları için istisnalar tanımıştır. Benim açıklamak istediğim husus, bu istisnaların kullanılmasının tek başına usulsüzlük veya suç olarak görülemeyeceğidir.
3A ve 3G'nin şartları birbirinden farklıdır. Sayın Başkanım, sayın heyet; burada biz 2021 yılına kadar ağırlıklı olarak ben geldiğimde de süreçler öyle devam ediyordu. Genelde 3A yöntemiyle bitki alımlarında 3A yöntemi alım yöntemi kullanılırdı. 2021 yılındaki Sayıştay denetiminde bu konuyu biz Sayıştay denetçileriyle çok müzakere ettik. 3A'dan ziyade 3G'ye yönelmemizin temel sebebi budur. Çünkü Sayıştay denetçilerine göre 3A alımlarında bir ürünün tohumdan ya da fideden yani sıfırdan tüketim aşamasına kadar üretilme periyodunu kapsaması gerektiğini söyledi. Bunun için de ara üretim veya ara ürünü alıp oradan bir yetiştirme yapan tüccarlarla veya firmalardan yaptığımız alımlarda 3G'yi kullanmamızın daha doğru olacağını söyledi. Ondan sonra da biz alımların işte kooperatiftir, işte sıfır üretici sıfırdan başlayan üreticidir gibi ürünlere yönelik alımlar 3A üzerinden yapılmıştır, doğrudan üretici olanlar. Ama hem üretici hem piyasadan tedarik eden firmalarıyla ilgili alımlarda genel olarak 3G kapsamında Sayıştay'ın bize tariflediği sistem içerisinde süreci ilerlettik. Bu alımlarda hazırlık teklif toplama, değerlendirme, onay ve sözleşme süreçleri bakımından şirketin tabi olduğu özel düzenlemeler önemlidir. Burada bizim iç yönergelerimiz vardır. Bu süreçler iç yönergelere göre yürüktür.
Bu alımların parçalara bölünmesi diye bir şey söz konusu değildir. Yani bunu bir cümleyle geçeceğim başkanım. Belki bir şeyler incelenebilir, dosyalarımız zaten savcılıktaydı. Yani bir alım nereden başlıyor? Ki burada gayrimeşru bir şey yoktur. Yani 3A ve 3G bana bu yetkiyi veriyor. Yani bu iddianamede özellikle bilirkişinin yapmış olduğu rapordan dolayı bilirkişi hem soruşturma makamını yanıltmıştır hem soruşturma makamı üzerinden de bence adil yargılamayı burada sakat etmeye yönelik bir rapor yapmıştır. Kamu görevini kötüye kullandığını düşünüyorum. Ya bilgisizliğinden ya niyetinden hangisi olduğunu bilmiyorum, takdir sizin heyetinizindir. Ancak yine de şunu söyleyebilirim: İstisna kapsamında alım yapılmasının ceza ve yasaklama hükümlerini ortadan kaldırmayacağını biliyorum. Rüşveti menfaat sağlamayı veya şirketi zarara uğratmayı meşhur gösteren bir açıklama yapmıyorum. İfade ettiğim şeyleri bilinçli şekilde, bilerek söylüyorum. Yetkilerimi biliyordum, yetkilerimi kullandım. Kullandığım yetkilerden dolayı şu an burada yargılanıyorum. Ama ben hiç kimseye rüşvet ya da menfaat sağlama, birine kazanç sağlama yönünde bir irade kullanmadım, bir işleme sebep olmadım, bir talimat vermedim. Talebim kanunun tanıdığı istisna imkanının kullanılmasının tek başına suç kabul edilememe halidir. Her bir alımın kapsamının ihtiyacın öngörülebilirliğinin, şirketin yetki düzeninin ve benim somut davranışlarımın ayrı ayrı incelenmesini hakkındaki değerlendirmenin bu belgeler üzerine yapılmasıdır.
Devamında ürünleri stok ve üretim koşullarına girmeyeceğim. Bunlar benden önce burada savunma yapan gerek Park Bahçeler tarafındaki arkadaşlar, gerek AĞAÇ AŞ'dekiler bu konuları anlattı. Süreyi hızlandırma adına o sayfalara geçiyorum Sayın Başkanım. Yalnız şöyle bir cümle kullanacağım: Bir malın erken alınması finansmanın erken bağlanması demektir. İhaleden tahsis yapılıncaya kadar tedarikçinin ödemesi, bakım gideri ve diğer ihtiyaçlarla karşılanmak zorundadır. İstenmeyecek malı depoya koymak, ihtiyaç olan başka bir ürüne ayrılabilecek sermayeyi de azaltır. Ürünü zamanında hazır bulundurmak, hazır bulundurmak kadar gereksiz stok oluşturmamak da şirketin yararınadır. Şu şekilde bir örnek verebilirim: AĞAÇ AŞ'de görev yaptığım sırada iki tane fidan alımımız var. Orada 2014, 2015, 2016, 2017, 2018 hatta ben 2019'da göreve geldikten sonra aldığımız bazı ürünler aradan geçen zaman içerisinde satışa konulamadı. Şimdi geri dönüp bu yani burada bir suç mu arayacağız? Bir suç yok. Bu sadece bir planlama hatası olduğunu ortaya koyar. Bir suç işlendiğini ortaya koymaz. Bir öngörüde bulunmuşsunuzdur, bir yerde fırsat ürünü bulmuşsunuzdur, alırsınız onu ama satamayabilirsiniz. Ama o beklediği dönemde değer kaybetmez. Çünkü bitki canlıdır, büyür, büyüdükçe de değer kazanır.
Üretici ziyaretleri meselesi var. Bu sanki genel müdür sıfatıyla ben özellikle belli üreticileri alım yapma noktasında odaklattırıyorum gibi, bu tamamen yanlış. Bilen arkadaşlardan anlatanlar oldu. Onun için buraya da çok fazla girmeyeceğim. Biz, AĞAÇ AŞ olarak, rutin, ortalama iki üç ayda bir aksatmadan Türkiye'deki bütün süs bitkisi üretim alanlarını, üreticileri gezeriz. Oralarda hangi üreticide, hangi miktarda, hangi kalitede ne kadar ürün olup olmadığını kontrol ederiz. Buna göre veriler oluşturulur. Bu veriler bizim satın alma biriminde toplanır. İhtiyaç duyduğumda da o eldeki veriler değerlendirilerek firmalardan teklif istenir. Süreç bu şekilde yürütülür. Dolayısıyla hazırlanması satın alma dosyalarının hazırlanması noktasında da aslında akış şemamız var. Şirketin kurumsal organizasyonu içerisinde ama zaman kısıtlı, oraya girmeyeceğim. Sadece talep geldiğinde, herhangi bir malzemeye ihtiyaç olduğunda ilgili birim bir ön talep oluşturur. O talep benim önüme düşer. Gerekçesine bakarız, ön onayını veririz. Ondan sonra ilgili birim tekrar talebini oluşturur, teknik şartnamesini oluşturur. Oradan sonra satın alma birimine gönderir. Bütçe kontrolü yapılır. Ondan sonra tekrar satın alma birimine gider.
Satın alma süreci ondan sonra bu şekilde devam eder. Satın alma gerçekleştiğinde de şirket içinde nihai imza, satın alma onayı olarak benim imzamla gelir hiyerarşik silsileyle, ben de imzalarım. Benim görevim şirketteki çalışmaları birbirinden koparmadan yönetmek ve yönetim yetkimdeki kararı vermektir. Fidanlıkta hangi kategoride, cinsi, miktar ve yaşta kaç bitki bulunduğunu teknik personellerin tuttuğu stok kayıtlarında, envanterlerde şirketin ödeme gücünü mali işlerin bilgisiyle değerlendiririz. Birimlerin bilgisini ve sorumluluğunu bir araya getirerek karar veririz. Belgelerden bağımsız kişisel bir alan düzeni kurmuş değilim. Mevzuatın bana verdiği meşru yetkiyi kullandım. Tıpkı şu an sizin yaptığınız görev gibi. Yarın sizi kimse yasalara dayanarak yaptığınız görevden dolayı suçlayabilir mi? Böyle yaklaşılırsa olaylara o zaman kamu hizmeti görülemez, devlet durur, çalışamaz.
Ödemelerin nasıl yapıldığına yönelik daha önce savunmalarımı yapmıştım, o savunmalarımı tekrar ediyorum. Maliyetler konusunda da bilirkişi raporunda bir sürü çelişki var, eksik var. Yani onlara ben girmeyeceğim, belki avukatım girer, onlarla ilgili teknik karşılaştırmaları yapar. Ama bitkisel materyalde fiziki boyutları eşit olan her ürün aynı fiyattan satılamaz, alınamaz. Fiyatları belirleyen iki temel şey vardır. Bir, ağacın fiziki ölçüleri, ikincisi de soyut dediğimiz, bilenin anlayabileceği özelliklerdir. Yani bunlar ağacın formu olarak tanımlanır. İşte iki tane ıhlamuru yan yana getirirsiniz, ben birine 1 lira vermezken diğer ıhlamur ağacı aynı boydadır, ona 10 bin lira verebilirim. Burada aylardır gelip gidiyoruz. Bu bina yeni yapıldı, bahçesini de görüyorum, peyzajını da görüyorum. Mesela o bahçeye dikilen ağaçların hiçbirisi değil Büyükşehir Belediyesine vermek, bizim fidanlıklarımızın kapısından içeri giremez. Uygulamadaki yanlışlıklarını söylemiyorum bile.
Bütünüyle ilgili son cümlem, eylemlere kısa değinmeden önce, yapılacak incelemenin yalnız ihale tablolarıyla sınırlı kalmamasını istiyorum. İşin ne gerektirdiğini bilen, üretim ve tedarik koşullarını değerlendirebilen kişilerce incelenmesi gerekiyor. Şirketin gerçekten yaptığı işler ve katlanacağı giderler hesaba alınmadan ticari faaliyetimizin bütünü zarar ve menfaat aktarımı olarak gösterilemez. Bu yönde yeniden bilirkişi tayin edilmesi, adil yargılamanın sağlıklı olması için elzem görünüyor kanaatimce.
Hakkımdaki kişisel iddialara kısa kısa cevaplarım olacak. Hakkımda 152 ile 155 eylemler kapsamına yöneltilen rüşvet ve resmi belgede sahtecilik isnatlarına karşı şirketin mali tablolarına, cari vadelerine ve teknik ayrıntılarına girmeden ki bunları avukatım belgeleriyle heyetinize sunacaktır, bir kamu iştirakinin genel müdürü olarak doğrudan, vicdanen ve özet olarak savunmamı yapacağım. Ama buraya geçmeden önce ben daha önceki savunmamda edep ettiğim için o konuya girememiştim ama geçen gün Sayın Savcım yine burada ifade verenlerden birisine sorduğu için o konuyu anlatmak istiyorum. Ekrem Başkan'ın 2024 seçimleri öncesi Ağaç AŞ'yi ziyaret edip daha önce 2023 yılı seçimlerinde az para toplandığı için beni fırçaladığı kepazeliği, ya bu süreci anlatmak istiyorum Başkanım. Gerekirse savunmam eksik kalsın.
Konu şöyle Başkanım. 2024 yılı yerel seçimlerinden önce Türkiye'deki siyasetin ayrışmasını, kamplarını biliyoruz. İyi Parti ile CHP arasında yerel yönetimlerde iş birliği yapıp yapmama noktasında bir trafik yaşanıyordu. Son aşamada, sanırım aralık ayı falandı, tam tarihi hatırlamıyorum, İyi Parti CHP ile yerelde ittifak yapmayacağını açıkladı. Buna İstanbul da Ankara da dâhil oldu. Ben de hem İBB çevresinde hem dışarıda, siyasi çevrelerde siyasi kimliğiyle bilinen birisiyim. Bu noktada da konunun çok speküle edileceğini, yıpratılmaya yönelik çok üzerimize gelineceğini düşünerek ben istifa etmeyi düşündüğümü, genel müdürlük görevinden ayrılmayı düşündüğümü Ertan Yıldız'a söyledim. Hani Ertan Yıldız diyor ya, ben iki üç kez Ali Sukas'ı görevden almak istedim ama Başkan kabul etmedi diye, yalan söylüyor. Olayın doğrusu budur.
Ben Ertan Yıldız'a bunu söyledikten sonra ayrılmayı düşünüyorum ama nezaketen Başkan'ın haberi olması gerekir, siz söylersiniz diye. O da tamam dedi, Başkanla bir ben görüşeyim dedi. Bir hafta sonra falan beni aradı. Ben Başkanla görüştüm, bir problem yok dedi. Konu öyle devam ederken, sonradan tarihi aldım geçen hafta, 7 Şubat 2024 yılında, 6 Şubat’ta Ertan Yıldız beni aradı. Yarın sabah Başkan’ın o tarafta programı var size de uğrayacak, bilginiz olsun dedi. Hatta ben sordum, yani biz sunum hazırlayacak mıyız, çünkü bir yıldır gelmiyordu. Normalde Başkan en az yılda bir bütün iştirak şirketlerini, diğer birimler olduğu gibi iştirak şirketlerini de gezer, brifing alır, heyetle gelir. Onu sordum, bilmiyorum dedi ama sanıyorum kısa süreli bir ziyaret dedi.
Sonra Özel Kalem’ini aradım. Hatırladığım kadarıyla, yanlış da söylemeyeyim, Kadriye Hanım ya da Özel Kalem'de birisiyle. Programı sordum, biz bilmiyoruz dediler. Ama size uğrayacak, içeriğini bilmiyoruz dediler. Kimin katılıp katılmayacağı da belli değil dediler. Biz her ihtimale karşı bir hazırlık yaptık. Zaten Ekrem Başkan sunum almaya geldiğinde bizde genel müdür yardımcıları olur en fazla. Yani daha alt kadro olmaz o toplantıda. İBB'den, iştiraklerden üst düzey yöneticiler gelir. Biz şirketle ilgili sunum yaparız. Yaklaşık yarım saat, 45 dakika, 1 saat her neyse, ondan sonra program biter. Ekrem Başkan geldi ertesi sabah. 09.30 civarıydı hatırladığım kadarıyla, tam saatini bilmiyorum. Oturduk bir çay içtik. Oradan buradan konuştuk. Anladım ki Ertan Bey'in kendisine aktardığı bilgiden dolayı uğramış, motivasyon, moral, bir problem olmayacağı noktasında. Kendisi konuyu açmayınca ben açtım.
Başkanım böyle böyle, bu süreç böyle yaşandı, ben böyle biliniyorum. Burada hem benim üzerime gelirler, o zaman İSTGÜVEN Genel Müdürü vardı Ahmet Bey, o istifa ederek ayrılmıştı, o da İyi Partili biliniyordu. Burada ben kaldım, onun adını kıyası yaparak hem İyi Parti tarafından hem CHP tarafından çok üzerimize gelirler, beni yıpratmaya çalışırlar. Size de bu anlamda çok spekülasyon yapılabilir, ben bırakabilirim dedim böyle bir süreci yaşamaktansa. O da hatta şunu dedi, yoruldun mu dedi. Yorulmak değil ama süreç bunu düşündürüyor dedim. Yorulmadıysan çalışmalarından memnunum, siyaset sizin işiniz değil, siyaset bizim işimiz. Sen işine bak. Senin çalışmalarından, şirketi yönetiminden memnunum dedi. 15-20 dakikalık görüşmenin ardından zaten başka randevuları vardı. Ayrıca, benim odamda görüştük, teras katında falan görüşmedik. Bu edepsizce yapılan şeyler, uydurmalar. Randevulu misafirleri geldi oraya ben başka bir odaya geçtim. Konu bundan ibarettir. Burada ne iş, ne ihale, ne para yani bunu konuşmaktan gerçekten edep ediyorum.
Devlet adına, biletim birisi olarak böyle bir iddianameye, böyle bir iddianın girmesinde gözden kaçmış olabileceğini düşündüğüm için ilk savunmamda gündem etmedim ama geçen gün Sayın Savcım bunu sorunca, yani bu başka bir şekilde düşünüldüğünü gördüğüm için bugün bunu açıklama gereği duydum. Şimdi öncelikle bu dört eylemin tamamına temel yapılan saha organizasyonuna değinmek istiyorum. Ben Ağaç AŞ Genel Müdürü olarak İstanbul'un 39 ilçesinde duruma göre sahada 4000 personeli ile 7 gün 24 saat, 60 küsur milyon metrekarelik alana hizmet veren devasa bir kuruluşun yöneticisiydim. Ağaç AŞ Türkiye'de hemen hemen bütün il belediyelerinden, hatta birçok büyükşehir belediyesinden daha büyük bir yapıdır, bütçesiyle, personel yapısıyla, teknik kadrosuyla ve ürettiği hizmet faaliyetleriyle.
Böyle bir yapıda genel müdürün hangi parkta, hangi gün çiçek dikimine başlanacağını adım adım sahada takip etmesi fiilen imkansızdır. Şirketin yapım, bakım ve uygulama müdürlükleri, onlarca şefi ve kontrol mühendisi vardır. Sahadaki fiili işleyiş ve hak ediş kontrolleri bu teknik birimlerin yetkisindedir. Bunlarla ilgili her türlü yetki devri ve süreç haritaları, görev tanımları yapılmıştır. Süreç kurumsallık çerçevesinde işler. Dolayısıyla ihale yapılmadan işe başlandı iddiası üzerinden genel müdürlük makamının suç istinap edilmesi hayatın olağan akışına aykırıdır.
Yine biriken alacaklarımızı alma hikayesi bu dört eylem içinde, önceki 12 eylemde de olduğu gibi bunların kanıtları hepsi, avukatım tarafından sunulacaktır. Ne de Süleyman'ın Hüseyin Yüksel Tunar'la ilişkisi, burada bir adres bulmuş herkese o adresi gösteriyorlar ama arkada kurulan tezgahların ya da kumpasların hiç kimse farkında değil ya da farkında kimse o noktaya değinmiyor. Hangi avukatların arkada hangi insanlara nasıl yaklaştığını, hangi vaatlerle gittiğini, dilekçeleri nasıl yazdığını, etkin pişmanlık ifadelerini nasıl yazdığını en azından bir kısmını tespit etmiş durumdayız. Bununla ilgili de herhalde gerekli suç duyurularında bulunacağız. Yani ben hiçbir şekilde ihale fırsat, sahte belgelilik, yani bunlarla benim işim olmaz. Ben genel müdürüm. Olup olmadığını da bilmiyorum. Ben bugüne kadar gerek kollukta, gerek savcılıkta, gerekse buradaki bir önceki savunmamda Ağaç AŞ'yi kurumsal olarak bütün cümlelerimde Ağaç AŞ'yi bir bütün olarak gördüm. Kendimi Ağaç AŞ'den izole etmedim. Çünkü Ağaç AŞ içerisinde bir personelin yapmış olduğu bir hata varsa o hata doğrudan değilse bile dolaylı olarak benim sorumluluğumdadır ve bununla ilgili hesap her zaman vermeye hazırım.
Orhan Yıldırım mevzuu zaten başlı başına trjikomik bir durum. Kendisi alışkanlık olsa gerek, her dönem siyaset değişince, o siyasi yapıdan ya da aynı siyaset kurum içerisinde farklı kişiler, farklı görevler alınca onun etrafından birilerini bulup, oradan bir kendine ticari alan açtırıp, avantaj sağlamaya yönelik bir yaklaşımı olduğu bugünden geriye doğru çok daha net görünüyor. Bunu ben gördüğüm için o noktada da kendisinden uyanmıştım. Fırsatlar vermedim. Kendi üzerime hiçbir şekilde siyasi nüfuz kullandırmadım. Buna müsaade etmedim. Rüşvet de istemedim. Para dışında da herhangi bir talebim olmadı. Yemek bile yemişliğim yoktur. Çok da davet etmişlerdir. Bunun da bilinmesini istiyorum. Araçlar ile ilgili yine ben göreve geldiğimde bir alacağım yoktu. Çünkü 23 Haziran seçimlerinden 1-2 gün önce hatırladığım kadarıyla, Orhan Yıldırım gibi birtakım insanlara sıralı çekler verilmişti. Ben görevi devraldıktan sonra uzun bir süre önce, daha önce yani seçim öncesi yaptıkları işlerle ilgili verilmiş sıralı çekleri ödemekle geçti. Onun için zaten bir süre finansal sıkıntı yaşadık. Sonra toparladık ve devam ettik.
Ayhan Subaşı, hani buna söylenecek bir şey yok. Yani suçu sadece ormancı olmak ve beni tanıyor olmak. Binali Sarıtaş ben o gün hastanede olduğum için dinleyemedim ama aldığım bilgilere göre zaten neyle geldi, ne yaptı? Sırt çantasından pastane poşetine dönmüş. Yani onu söyleyebileceğim bir şey yok. Böyle bir şey olmadı. Ona para istemedim, almadım. Ne ofisimde, ne makamımda, ne bir aracıyla. Bunların hepsi dediğim gibi yani bir düzen bir kurgu oluşturulmuş. Bunu herkes görüyor ve Ali Sukas'ın adı cezaevinden tahliye olma anahtarı, bunu böyle değerlendiriyorum ama yeter artık diyorum. Yani daha tahammül edilecek durumum kalmadı. Bunu ancak böyle ifade edebilirim.
Yani saha operasyonlarına çok girmedim. Alt çalışan, alt taşeronun belirlenmesi noktasında, tek bir şey söyleyebilirim, yeşil alan bakımları, halka açık halkın kullanımına açık olanlar onlar olduğu için buralarda sabit tesisat hatları dahil kullanılan ekipmanları dahil, fidanından çiçeğine kadar eğer altta işine sağdan, işini takip eden taşeronlar kullanmazsanız, orada çok fazla çalıma olur, hırsızlık olur, idare malı satılışları olur. Bunu defalarca yakaladık, tespit ettik. Onun için de buralarda güvendiğiniz, işini bilen, işini takip eden, çalışma saatleri içerisinde sürekli işçisinin yanında olan alt taşeron teknik insanların olması işin gereğidir. Bununla ilgili bir sorumluluk varsa, evet ben burada inisiyatif aldım, irade kullandım. Zaten doğrudan hizmet alımında veya satın almalarda firma belirleme yetkisini idareye bırakmıştır, bu kanun böyledir. Ben bu yetkimi kullandım.
Ama şu değil. Ümit Bey'in söylediği, Ümit Polat'ın söylediği değil. Yani ben işi bilmeyen sokaktan birileri geldi, hadi gelin ona iş verin değil. Bitkiyse alın gidin yerini, gerçekten üretici mi, birisinin çantacısı mı tabiri caizse, kendi mi bizzat o faaliyeti yürütüyor, yoksa birinin malını bizi kullanarak bize mi getirmeye çalışıyor? Benim en yakınlarım, en yakın görüştüğüm insanlarla ilgili dahi talimatım bu olmuştur, hep takip etmişimdir. Ümit Polat eğer varsa şu firmayı sen dikte ettin, bize bu sektörden değil, üreticide değildi. Biz sana bunu raporladık ve sen buna rağmen sürecini devam ettirdin dedi diyebileceğini tahmin etmiyorum.
Sayın heyet, Sayın Başkan, Sayın Savcı, Görev sürem boyunca sadece İstanbul halkının ve kurumumun menfaatleri doğrultusunda çalıştım. Üzerime atılan tüm suçlamaları kesinlikle reddediyorum. Öncelikle tahliyemi, sonuçta beraatimi talep ediyorum. Saygılarımı sunuyorum.
HÜSNÜ YÜKSEL TUNAR SORUYOR
Hüsnü Yüksel Tunar: Mesai saatleri dışında 5 yıl boyunca mesai saatleri benimle hiç görüşmeniz var mı? Ramazan iftarı hariç. Hatırlıyor musun?
Ali Sukas: Yani toplu Ramazan iftarıydı sanırım o da. Onun dışında bir çeşitli mesaimiz olmadı hiç.
Hüsnü Yüksel Tunar: İşte fuarlara gidilmiş, yurt dışı seyahatlerine gidilmiş, bir kez de olsa böyle bir şeyimiz oldu mu?
Ali Sukas: Yok, olmadı.
Hüsnü Yüksel Tunar: Ailevi görüşme ve benzeri bir şey?
Ali Sukas: Yok, yok. Birbirimizin evine gidip gelmişliğimiz yoktur veya aile olarak bir ortamda biz çay içmişliğimiz dahi yoktur.
Hüsnü Yüksel Tunar: Yani şu teyit edebilirsiniz. Benim ilk savcılıkta verdiğim ifadede bir yakınlığınız var mı dedi de, dedik ki fakülte, meslektaşız bir yakınlığımız vardır. Onun dışında bir şeyimiz yok dedik.
Ali Sukas: Yok, yoktur. Fakültede de tanışmayız. Çünkü aramızda yaş çok yıl farkı vardır.
Hüsnü Yüksel Tunar: Tamam, teşekkür ederim.
Ali Sukas: Aynı sektörde olduğumuzu bildirdim. Ben de özel çalıştığım dönemde rekabet etmiştik onunla bilirim.
AYTEKİN KARAARSLAN SORUYOR
Aytekin Karaarslan: Ali Bey geçmiş olsun.
Ali Sukas: Çok teşekkür ederim, sağ olun.
Aytekin Karaarslan: Ben 27 Mart 2023 tarihinde Mali İşler Müdürü olarak aranıza katıldım. Birinci soru, bu tarihten önce bir tanışıklığımız var mıydı?
Ali Sukas: Yok efendim.
Aytekin Karaarslan: İkinci soru, bu tarihten sonra Ağustos 2023'te Mali ve İdari İşler Genel Müdür Yardımcısı olarak atandım. Gözaltına alındığınız tarihe kadar da yaklaşık 2,5 yıl gibi bir birlikte çalışmışlığımız oldu. Bu süre zarfında satın alma süreçleri ya da sorumluluk alanında bulunan diğer birimlerle ilgili iş yapış şeklim, iş ahlakım, operasyonel süreçlerle ilgili olumsuz bir bilgiye görgüye şahit oldunuz mu? Nasıl bilirsiniz beni iş disiplini ve iş ahlakı açısından?
Ali Sukas: Yani mahkemenin huzurunda söylemek istemem. İyi bilirdim, yalan mı? Kötü bir şey yok yani. Yani siz benim çalışma arkadaşımsınız. Disiplininizle, kurumsal bakışınızla her zaman için faydalandığım bir arkadaşımsınız.
Aytekin Karaarslan: Teşekkürler.
ÜMİT POLAT AVUKATI SEVGİ DAĞDEMİR SORUYOR
Sevgi Dağdemir: Biraz önce dikte ettiğim bir firma varsa söyleyin demiştiniz. Ve daha önce aslında bu işi yapmış referanslı firmalardı çoğunluk diye beyan ettiniz. DY Group ve Menkursa firması daha önce torf ya da elek işi yapmış mıdır yoksa siz geldikten sonra bu sisteme dahil olmuş bir firma mıdır?
Ali Sukas: Eğer benim önceki savunmama dikkat ettiyseniz tedarikçi listesini ilgili ilave firmalar olduğunu zaten söyledik. Yani şunu yapamazsınız, Ağaç A.Ş.'nin belirlenmiş 50 tane taşeron tedarikçisi vardır bunlardan dışında hiç kimse o sisteme giremez. Bu rekabeti kısıtlayıcı...
Sevgi Dağdemir: Benim biraz önce dikte ettiğim bir firma var mı dediniz ben de DY Group ve Menkursa firmasını herhangi bir torf ve gübre alımı işi daha önce yapmaksızın siz göreve geldikten sonra bu firmalarla çalışılacak diye dikte ettiniz mi dediniz mi?
Ali Sukas: Bu dikte değil hanımefendi ya da avukat. DY Group ya da Menkursa'nın ilk işe başladığında ilk bir hafriyatla başladı. Ondan sonra kendi ifadelerinde var zaten biz aşağıdaki personellerle görüşürdük biz başka ne iş yapabiliriz diye...
Sevgi Dağdemir: Ali Bey siz dediniz ya ben bu işi yapmış kişilerle çalışıyorum işte buna istinaden ben diyorum bu firma daha önce torf ve gübre işi yapmamış. Dikte ettiği firmayı söylesin diyorsunuz ya biz de diyoruz ki Ümit Bey diyor ki bu firmaları dikte etti bu firmaların hiçbir tecrübesi yoktu. Dikte ettiniz mi etmediniz mi?
Ali Sukas: Menkursa firması hafriyat işiyle uğraşan bir iş kendi alanında. Ben kurdurup sisteme aldığım birisi değil, hafriyat işi yapan bir firma. Hafriyatla ilgili bir konu vardı. Onunla ilgili de teklif alındı. En uygun teklifi de o verdi. O ondan dolayı da sürecin içine girdi. Ağaç A.Ş. ile temas kurdu. Sonrasında Ümit Bey belki hatırlıyordur ya da o başlamamış da olabilir. Aydın Söke'deki bir torf alım meselesi vardı. O işi alan firma pandemi dönemiydi. Sevkiyatı nakliyeyi yapamıyordu, ekonomik gücü yoktu. Onlar o bilgiyle yani Ağaç A.Ş. ile...
Sevgi Dağdemir: Yani siz şunu kabul ediyor musunuz? Daha önce herhangi bir bu işi yapmasa da ben
Ali Sukas: Hanımefendi hanımefendi...
Sevgi Dağdemir: DY Group ve Menkursa firmasını tedarikçi havuzuna kabul ettim. Çünkü her sorularınızda herkese şey söylüyorsunuz. İşte bu referanslı biz bunla çalıştığımız için başka firma istemezler sahalarda şudur budur diyorsunuz ya. Benim sadece anlamaya çalıştığım şey şu: Bu firmaları siz herhangi bir şekilde daha önce Ağaç A.Ş.'den gübre, torf, elek ve torf işi yapmamasına rağmen tedarikçi havuzunuza ekleyip bunlarla sürekli bir çalışma hali içerisine girdiniz mi girmediniz mi?
Ali Sukas: Birincisi ses tonunuza dikkat edin.
Sevgi Dağdemir: Uzaklaştırayım mikrofonu.
Ali Sukas: Ses tonunuza dikkat edin.
Sevgi Dağdemir: Ben gayet düzgün soruyorum.
Hakim: Arkadaşlar tartışmaya girmeyelim. Soruya net cevap verelim.
Ali Sukas: İkincisi şu, Sayın Başkanım ben şunu demedim: Biz, Ağaç A.Ş. 2019'dan önce hiç çalışmamış 2019'dan sonra işe başlamış firma yoktur demedik. Bir firma gelir bir alanda faaliyet gösteriyordur. O size bir öneri getirir veya bir şeyle gelir, taleple gelir. Bunu önce denersiniz işi yapıyor mu yapmıyor mu ilgili birimler tarafından tedarikçi havuzuna başta alınmaz. Burası manipüle ediliyor. Gelir o işi yapar ilgili birimler tarafından aşağıdan yukarıya farklı birimler 3-4 birim bunun puanlamasını yapar. Eğer 60 ve üzeri puan alırsa 100 üzerinden yapılır bu puanlama kriterleri vardır ondan sonra tedarikçi havuzuna alırsınız veya almazsınız. Almama gerekçesini ortaya koymanız lazım bu kalite yönetim sistemleri gereği bizim zorunlu olan bir durumumuzdur.
Hakim: Sorulan firmalarla ilgili de bu usulü uyguladınız.
Ali Sukas: Evet.
Sevgi Dağdemir: Tamam, diğer soru. Bu hizmet alımı için anlattınız muhtemelen. Mal alımı dosyalarında Fagus, olmuş, Taksus bunlarda siz geliyorsunuz kuruluyor ve bu da dikte edilen firmalar. Bunlar da daha yeni kurulmuş firma. Mal alımı yapılmamış, edinilmiş. Bu konularla alakalı bir dikteniz var mıydı, sürekli bir şekilde bu firmalardan da siz geldikten sonra alım yapılıyor? Ama biraz önce dediniz ki bir hafriyat işi yapıyordu zaten ama bunların hiçbir şeyi yok. Yani hiç sizinle birlikte ve Ağaç A.Ş.'den alım yapılmaya başlanıyor. Bu firmaları dikte ettiniz mi etmediniz mi?
Ali Sukas: Ben dikte etmedim. Ama o firmaların sahibi müvekkilini çok iyi biliyor. Benden çok daha eski tanıyor. Sektörün içinde daha önce başka bir firmanın sahibi. Firma değiştiriyor, bir firmasını devrediyor yeni firma kuruyor. Bitkide önemli olan ki o 3 değil de onunla ilgili...
Sevgi Dağdemir: Pardon bir saniye. Siz o zaman Fagus ve Taksus firmasının Tamer Gümüş'e ait olduğunu kabul ediyor musunuz şu anda? Biraz önce dediniz bu firmaları ben Tamer Gümüş'le ilişkilendirmedim. Siz devretti dediniz. Tamer Gümüş bu hususu kabul etmemişti.
Ali Sukas: Avukat Hanım ben Tamer Gümüş'ten bahsediyorum, çünkü sizin...
Sevgi Dağdemir: Tamam o zaman Fagus, olmuş, Taksus dedim ben. O zaman bu firmalar zaten Tamer Gümüş'ün akrabaları adınaydı. Biz de bunu iddia ediyorduk, diyorduk ki Tamer Gümüş işletiyor. O zaman siz bu hususu burada doğrulamış mı oldunuz?
Ali Sukas: Hayır hanımefendi.
Sevgi Dağdemir: Kim o zaman, bu kişiler? Ayrılıp gelen bu firmaların sahipleri kimlerdir Ali Bey?
Ali Sukas: Dosyalarındaki belgelere bakarsanız çıkartırsınız.
Sevgi Dağdemir: Ben size firmayı sorduğumda siz tanıyor dediniz. O yüzden soruyorum.
Ali Sukas: Ben Tamer Gümüş'ü bahsediyorum.
Sevgi Dağdemir: Ben de zaten Fagus, olmuş ve Taksus'u sormuştum.
Ali Sukas: Beni tahrik edip provoke etmeyin. Sorunuzu sorun...
Sevgi Dağdemir: Estağfurullah. Hiç benim huyum değildir. Hiç benim huyum değildir.
Hakim: Avukat Hanım karşılıklı diyaloğa girmeyelim. Ali Bey cevap verip vermemek sizin takdirinizde.
Sevgi Dağdemir: Diğer sorum...
Ali Sukas: Dün geceden beri...
Hakim: Cevap verebilirsiniz, cevap vermek istemiyorum deyip kapatabilirsiniz.
Ali Sukas: Amacı farklı. Amacı farklı.
Sevgi Dağdemir: Hiç amacım yok. Hiç amacım yok. Son sorum sayın başkanım. Ali Bey, ana iddianame kapsamında Ümit Bey'in rüşvet aldığına ilişkin herhangi bir duyum ve görgünüzün olmadığını, kendinizi tamamen rotasyon sebebiyle göreve atandığınızı beyan etmiş olmanıza rağmen, Selim Marangoz dinlenen mahkemede dedi ki “Ali Sukas bana geldi, Ümit hakkındaki rüşvet iddialarına karıştı. Bu göreve senin gelmen lazım” dedi. Selim Marangoz'un beyanları mı doğrudur, çelişki olduğu için soruyorum ben, yoksa sizin ana iddianame kapsamında bu alımı bir rotasyon olarak aldığınız mı doğrudur?
Ali Sukas: Hanımefendi kararlarda, eğer elinizde ispat edeceğiniz hukuki bir belge varsa işlem yaparsınız. Ve o ilke üzerinden, o belge üzerinden karşılığı neyse ona göre tanımlarsınız. Eğer elinizde bir belge yoksa, somut bir belge yoksa, şahitlik yoksa, ispat yoksa o zaman Ümit değil Ahmet, Mehmet kim olursa olsun herkesin lekelenmeme hakkı vardır. Ben de o gün itibariyle bir sürü duyumum vardı ama bunlar belgede olmadığı için ki bugün biz ispata dayalı belge olmadan 1.5 yıldır, 16 aydır ben tutukluyum, yatıyorum. Yani böyle bir durumu yöneten, yaşatan birisi olmamak için tedbiren rotasyonla -kendi biliyor süreci- görev değişikliği yaptık Selim'e de. Ben Ümit Polat'ın rüşvetle adı geçiyor, rüşvet alıyor, şunu yapıyor, bunu yapıyor gibi bir genel müdür olarak bir birim müdürünü atama olsa dahi bir personelle bu konuşulmaz. Konuşulacak olsaydı o zaman zaten kendim tutanak tutardım, belgeye dayanmadan iş akdini feshederdim. Yani bu kadar ahlaki davranmayı, yani ne diyelim, ince davranmayı ben algılayamıyorsanız...
Sevgi Dağdemir: Yok ben gayet iyi algılıyorum. İş mahkemesi de algılayamadı, istinaf mahkemesi de algılayamadı. O yüzden işe iade kararı verdi. Siz bu rüşvet soruşturmasıyla alakalı müdürlükten birisini alıyorsunuz, daha sonradan işten çıkartıyorsunuz. Hadi tutanağı geçtim, bu kişinin bir savunmasını falan bir şeyi aldınız mı?
Ali Sukas: Hanımefendi ben işten çıkarmadım.
Sevgi Dağdemir: Etkin pişmanlık ifadesi verdikten sonra işten çıkartıldı evet.
Ali Sukas: Hanımefendi ben tutukluyum. Ben 31 Mayıs'ta tutuklandım. Ümit Polat ne zaman işten çıkartıldı?
Sevgi Dağdemir: Ali Bey şimdi ben de siz dediniz ya...
Hakim: Sayın Avukat Bey itirazınız mı var? Avukat Bey'in mikrofonunu açalım...
Ali Sukas avukatı Kaptan Yılmaz: Siz genelde yapıyorsunuz. Ali Bey cevap vermek istemediğiniz bu soruya cevap vermeyebilirsiniz. Cevap vermek istemiyorum deyip kapatabilirsiniz.
Sevgi Dağdemir: Teşekkür ederim, devam etmeyeyim Ali Bey'i daha fazla sinirlendirmeyeyim. Teşekkür ederim.
ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SAVUNMASI
Sayın Başkan, sayın üyeler; öncelikle iddianameyi, daha doğrusu iddianamedeki eylemleri iki sınıfa ayırdım. O iki sınıf üzerinden savunma yapacağım. Onu bir özetlemek isterim. İlk 8 eylem, İBB'nin ihale hallerini ihale mevzuatına aykırı olarak ağaç AŞ'ye vermesi ve bunun da ihale şartnamesiz işleme oranının %30-40 belirlenmesi, süs bitkisi üretici belgesi şartının konulması, kısmi teklife kapalı yapılması ve gizli tutulması gereken bilgilerin başkasına ulaşmasını sağlamak olarak suçlamaya yöneltilmiş. Son 4 eylem, eylem 122 ve 150, 152 ve 155 aralığında ise üç hat alamaz resmi belgede sahtecilik söz konusu. Hem zamanı verimli kullanmak hem de zaten dinlendiği için tekrar yormamak adına, ilk 8 eylemde İBB boyutuyla ihale fesat karıştırma ve birçok savcılık tarafından alt başlıklarıyla birlikte izahat yapıldığında açıklandı. Tekrar yapmayacağım ama 8 eylemde İBB'nin de, İBB açısından da AĞAÇ AŞ'nin nasıl bir ilişki içerisinde ihalede fesat karıştırıldığı izah edeceğim.
İddianame makamı tarafından müvekkil Ali Sukas hakkında tanzim eden iddianamede bünyesinde gerçekleştiren, İBB bünyesinde gerçekleştiren bitkisel materyal alım ihaleleri ile müvekkil günün genel müdür olarak görev yaptığı ağaç AŞ tarafından yapılan tüm tedarik alımları yapma biçimi tek bir hukuki işlem gibi kabul edilmiş. Bu hatalı kabul üzerinden müvekkil hakkında ihale fesat karıştırma suçlaması getirilmiştir. Bu iddia ceza hukukunun en temel evrensel prensiplerine, ticari işletme mantığına ve ihale mevzuatının pozitif normlarına açıkça aykırıdır. Müvekkil Ali Sukas İBB bünyesinde kamu görevlisi sıfatıyla ihale yetkilisi veya ihale komisyonu üyesi değildir. Müvekkil düzen kişiliği İBB'nin tamamen bağımsız Türk Kanun hükümlerine göre faaliyet gösteren bir profesyonel yöneticisidir. İBB'de yapılan işlerde en başından beri üyesinden ihaleler de dahil hiçbir iş ve işlem sürecinde hukuki veya fiili yetki ve tasarrufu bulunmamaktadır. İddianamede ve dosyada yer alan raporlarda ki 2001 raporu var dosyada. Aynen heyet içerisinden bir üye tarafından ikinci bir bilirkişi raporu sunulmuş. O raporun detaylarına biraz değineceğim.
Bu raporlarda müvekkil İBB ve ihale yetkilileriyle gizli bir bilgi paylaşımında bulunduğu, yaklaşık maliyeti önceden temin ettiği ya da ihaleye katılma yeteneğine sahip üçüncü kişileri hileli davranışlarla engellediği yönünde somut teknik, denetime elverişli tek bir delil, yazışma, mesaj dökümü veya tanık adı gösterilememiştir. Bu konuda iddia şiddetle tek bir delil ya da delil başkanı sayabileceğimiz belge, bilgi dosyada yoktur. Bir anonim şirket genel müdürünün temsil ettiği tüzel kişiliği adına, kamuya açık bir ihaleye teklif sunması ve sözleşme imzalaması bizatihi KİK temsil yetkisinin ifasında ibarettir. İBB'nin şehircilik ve koordinasyon görevi işinin bir bütün olarak yürütülmesiyle ağaç AŞ'nin bu tamiri yerine getirme amacıyla üretici derinden girdi temin etmesi birbirinden bağımsız iki ayrı tasarruftur. Bu iki hukuki safhanın birbirine karıştırılması suretiyle suç iddiası hukuken kabul edilemez.
Sayın Başkan, sayın üyeler; iddia makamı, AĞAÇ AŞ'nin İBB’nin üstlendiği iş kalıplarındaki bitkisel materyalleri temin ederken 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 3G ve 3A istisnaisinden yararlanmasını, kanun arkasından dolanmak ve ihaleleri mevzuata aykırı şekilde bölmek amacıyla kurgulanmış bir uzun süslü olarak nitelendirmektedir. Bu tespit, Ağaç AŞ'nin kuruluş amacını ve Kamu İhale Kurumu tarafından 20 yılı aşkın süre önce kazanılmış istisna alım haklarını tamamen göz ardı eden vahim bir yanılgıdır. Ağaç AŞ'nin yasal girdileri doğrultusunda, üreticilerden ve birlikte birliklerden 4734 sayılı kanunun 3A kapsamında temin edebileceği, kamu ihaleleri kurulunun 21.12.2023 302'ye 15.199 sayılı resmi yazısı ile de kesinleşmiştir. Söz konusu izin, müvekkil Ali Sukas göreve başlamadan 16 yıl önce tescil edilmiş, yerleşik bir kurumsal kazanımdır. 3A alımları müvekkil döneminde geliştirilmiş bir alım biçimi değildir.
Ayrıca kurulun, muhtelif düzenleme kurulu kararıyla numaralarını atlıyorum, 2003'te 1, 2004'te 1, 2018'de 1 adet olmak üzere 3 adet şirketin bitkisel üretim fidanlık işletmeciliği ve park bakım işleri kapsamında bütün mal ve hizmet tedariki 4734 sayılı kanunun 3G maddesi kapsamında istisnaya açıkça dâhil edilmiştir. 20 yıldır yürürlükte olan bu yasal rejim 2019 yılı sonrasında yönetim kadrosu değiştiği gerekçesiyle geriye dönük olarak suç konusu yapılması idari istikrar ve belirlilik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Bilirkişi raporlarında ve iddianamede ileri sürülen parasal limitleri aşmamak için kasten alımların kısımlara bölündüğü izi botanik biliminin gerekliliklerini ve ana sözleşmeleri bağlayıcı hükümlerini hiçe saymaktır. Suçlama konusu yapılan 8 ana sözleşmenin tamamında işin süresine yayan, teslimatın tek seferde yapılamayacağı, İBB'nin ilgili şerhlerinçe saha ihtiyaçlarına göre düzenlenecek talep formlarına istinaden periyot ve peyderpey teslim edileceği açık açık karşılaştırılmıştır.
Bu hüküm sözleşme tüm sözleşmelerin 9.1, 10.3 ve 24.3 maddelerinde aynen korunmuştur. Bir diğer husus söz konusu bu maddeler 2019 öncesi İBB ağaç AŞ arasında imzalanan tüm sözleşmelerde de var olmuştur. Bir diğer husus sözleşmenin 24. maddesinin idareye yine kamu ihale kanunu çerçevesinde tanımış olduğu %80 oranına kadar iş eksiltme yapma yetkisidir. İdarenin hangi tür bitki, hangi ayda, ne miktarda talep edeceğinin başta kesin olarak bilinmediği ve işin eksilişe tabi tutulabileceği bir sözleşme rejiminde yüklenici ağaç AŞ'nin yüzbinlerce canlı bitkiyi, kara lale soğanını ve fidanı işin başında tek kalemde depolaması fiilen ve iktisaden imkansızdır. Canlı, bitkisel materyal, çimento ve demir gibi depolanamaz. Sökülmüş canlı bitkinin şantiyede bekletilmesi, kurumasına, çürümeye, mantar hastalıklarına ve devasa kamu zararına yol açar. Ağaç A.Ş., İBB'den resmi talep formu geldiğinde tedarikçiden bekletilmeden çekmek mecburiyetindedir. Bu uygulama kanundan kaçmak için değil, aksine canlı materyalin muhafazası ve kamu kaynaklarının israf edilmemesi amacıyla zorunludur.
Bilirkişi hesaplamalarında maddi hatalara imza atarak ana ihaleyi, pardon, ana ihaleyle hiçbir ilinti bulunmayan rutin işleme giderlerini dahi alt ihale grubuna dahil ederek rakamsal hukuka aykırılık yaratmaya çalışmıştır. Üç dört örnekle de geçeceğim burayı. Mesela Eylem 144'te 2020 yılında şirketin kendi fidanlıkları için gerçekleştirildiği altı aylık gübre alımının tamamı toplanarak ana ihaleye bağlanmıştır. Bu toplam 6.330.000 TL'dir. Oysa bu alımlardan ilk dördü ana ihalenin onayından dahi önce yapılmış alımlardı. Eylem 146'dan bir örnek vermek isterim, daha doğrusu 146'ya atıp yapılan bağlanan sözleşmelerden, 2021-384682 nolu rutin alım ile sulama havuzu ve elektromekanik malzemeler gibi tamamen ilgisiz mal alımlar yapay şekilde bilgisayar alımın alt tedarikçisi sayılmıştır. Eylem 148'de kışlık döneme ait 270 milyon TL'lik bağımsız alım ile otomatik sulama tesisatı genel toplama katılarak mükerrer rakamlar oluşturulmuştur. Eylem 151 kapsamında 9 Ocak 2025 ayında ifası tamamlanmış sözleşmeye aylıklar sonrada yapılan mart ve Nisan 2025 alımları eklenmiştir. Bütün bu eklemelerin, rapordaki olumsuz değerlendirmelerin temel sebebi, Ağaç A.Ş.'nin yaptığı alt alımların hukuka aykırı olduğu sonucunu ortaya koymaktır.
Objektif bir değerlendirme, özellikle ikinci bilirkişi raporda üçüncü ayrı dosyaya ibraz edilen raporda objektiviteden, objektif bir bakış açısından bahsetmek mümkün değildir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosunun 5.7.2024 tarihli 2023'e 224.854 ve 2024'e 9029 sayılı emsal kovuşturmaya yer olmadığı kararları var. Sayın Başkan, sayın heyet, bu kararları ben aldım, yani bu dosyanın tarafıyım. Yine konu ilk sekiz eylemdeki iddialar çerçevesindeydi. İBB'nin ana ihaleyi bütün yapması ile Ağaç A.Ş.'nin alt tedarikçilerden peyderpey mal almasının iki ayrı işlem olduğu gözden kaçırılmış ve soruşturma başlatılmıştı. Bu dosyada bilirkişiye gönderildi dosya, bilirkişi değerlendirmeleri rapor çerçevesinde KYOK kararı verildi, gerekçesini paylaşmak isterim. Çünkü bu dosyada 2024 takipsizlik kararı, esas numarası, soruşturma numarası ve bu dosyada İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının da yürüttüğü soruşturma idi.
Kararda şöyle diyor: İBB'nin ana ihaleyi bütün yapması ile Ağaç A.Ş.'nin alt tedarikçilerden peyderpey mal almasının iki ayrı işlem olduğu. Canlı bitkinin depolanamayacağı ve bu ayrımın görevi kötüye kullanma ya da ihaleye fesat suçu oluşturmayacağı sebebiyle takipsizlik kararı verildi. Aynı makamının bir yıl için hukuka uygun bulduğu eylemin elindeki dosyada suç ismine dönüştürülmesini anlamak bizim açımızdan oldukça güçtür. İddianamede müvekkil Ali Sukas'ın göreve gelmesinden sonra belirli tarihli firmalardan oluşan bir şirket havuzu kuruldu. Hatta bunun kendisinin kurduğu ve alımların hukuka aykırı şekilde bu firmalara yönlendirildiği ileri sürülmektedir. Bu iddianın Ağaç A.Ş.'nin gerek resmi ticari defterleri gerek cari hesap kayıtları karşısında hiçbir inandırıcılığı yoktur. Ana iddianamede de iddiaları savunmada da dile getirmiştik, bu ek iddianamede de aynı durum var.
İlk savunmamızdaki firmaların ve buradaki firmaların 2019 öncesi çalışanlarını şimdi izah edeceğim size. Bunu şunun için söylüyorum. havuz firması olduğu iddia edilen şirketlerin tamamının sanki müvekkillere gelmesinden sonra Ağaç A.Ş. ile iş almaya başlamış firmalar algısı oluşturuluyor. Oysa Sayın Başkan, sayın heyet, çok hızlıca sanıkları epey bir kısmı 2012, 2014, 2016'da çalışmaya başlayan firmalar. Büyük Çamlıca, İstanbul Botanik, İhalayan Tarım, Aytemir Çiçekçilik, Durusu Fidancılık, Enes Botanik, Güney Süs, Adensüs, Ensar Güney Sarılar grup... Yani şöyle sayıyorum. Yaklaşık 10 taneden fazla şirket 2010'lu yıllarda, yaklaşık bugünden geriye gidersek 15 yıldır çalışan firmalar. Ek iddianamede adı geçen Oruç Alıtaş Yapı ve İnşaat da 2014'e kadar gidiyor Ağaç A.Ş. ile geçmiş çalışmaları.
Yani bu firmalar da müvekkil göreve gelmesinden sonra efendim, Ağaç A.Ş. ile çalışmaya başlamış firmalar değildir. 10 yılı aşkın süredir, neredeyse 15 yıldır Türkiye'nin en büyük peyzaj projelerine materyal sağlayan ve Ağaç A.Ş.'nin kadim tedarikçisi olan bu üreticilerin müvekkil döneminde de iş almaya devam etmesi suç kastının değil ticari güven ve sektörel yeterliliğin doğal bir sonucudur. Ayrıca şirketler tedarikçi seçimi keyfi talimatı değil, yürürlüğe konulan onaylı, piyasa araştırması barındıran 001 nolu, bu satın alma prosedürü kapsamında objektif kriterler de yapılmaktadır. Müvekkil çok kısa bahsetti, ben çok hızlıca nasıl yapıldığını söyleyeceğim. Bu prosedür gereği Ağaç A.Ş. ile ilk kez çalışacak tedarikçiler tabiri caizse bir deneme alımına ya da hizmetine tabi tutulurlar. Ve sonra puanlanmaya başlanır. Yani sisteme ilk dahil edilen bir kez ticaret yapılanın tedarikçi havuzuna dahil edilmesi mümkün değildir.
Burada ürün kapasitesi 30 puan, birim tutarlılığı, emsallere uygunluk 20 puan, termine lojistik kabiliyeti 20, sertifikasyon, ulaşılabilirlik 10, iş disiplini 10 puan olmak üzere toplam 100 puan üzerinden değerlendirilir ve 60 puan barajını aşan onaylı firmalardan tek tek toplanır. Süreç satın alma uzmanları ve teknik şefliklerin imzalarıyla tutanağa bağlanır. Yani bu şirketlere puanı genel olarak müvekkil vermez. Burada sanıyorum 4-5 ayrı müdürlük her biri kendi açısından puanlama yapıyor ve tedarikçinin toplam puanı öyle belirleniyor. 60 puan üzerinde puan olanlar da tedarikçi havuzunda ürün temin edilecek firmalar olarak kabul ediliyor. Tekrardan söylüyorum, bu türde müvekkilin kendi kendine uydurduğu, geliştirdiği bir usul değildir. 2019 öncesinde de benzer satın alma prosedürü ile yürür, o kalite kontrolünün, daha doğrusu kalitesi katlanmasının bir gereğidir.
Eylem 151 kapsamında, bilirkişinin, “yetki limitini aşmak amacıyla yönetim kurulundan kaçırıldı” dediği 2025/415398'i İKN no'lu alımını irdelemek isterim. Bu bilirkişi raporunun dikkatlerden kaçmış olabileceğini düşünebilirdim, birkaç yanlışlık olsaydı ama biraz sonra da izah edeceğim hususlarda göreceksiniz hem çok fahiş hatalar var, kast diyebileceğimiz hatalar, hem de değerlendirmelerin bir bilirkişi objektifliğinden uzak, tamamen sanık lehine, sanıklar lehine yapılması rapora güveni ortadan kaldırmıştır. Bakın bu dosyada yetki limitini aşmak amacıyla yönetim kurulundan kaçırıldı dediği bir ihaleden bahsediyoruz. İhale işlem dosyası 23/2025 tarihli ve 27 sayılı yönetim kurulu kararı bu dosyada bizzat var. Bilirkişi ne diyor raporda? Diyor ki, bu alım tutarı 136 milyon 627 TL olarak gösterilmiş. Oysa dosyada 7 adet EKAP sonuç formunun gerçek toplamı 104 milyon TL'dir. Burada iki hata var özetlemiş olayım. Birincisi, yönetim kurulu kararı, yani yönetim kurulundan kaçınmak için Genel Müdür kendi ihale yapabilsin diye bölündüğü iddiası var.
Oysa yönetim kurulu kararı var, bu dosyada da var. Bu bahsettiğim dosyaların tamamı Savcılık tarafından dosyaya celbedildi, yani sistemde taralı mıydı bilmiyorum Sayın Başkan, Sayın Üyeler ama celbedilmiş dosyalar. Yönetim kurulu kararının bulunmadığını söylüyor olmasına rağmen ilave bir şey yapıyor, teminatı 136.627.000 TL'lik bir dosya olduğundan bahsediyor. Oysa 7 adet EKAP formunda bu ihalenin toplam bedeli 104.977.000, yani 105 milyon lira. Bilirkişinin evrakı incelemeden masa başında ürettiği 31.651.000 TL'lik hayali fark raporun maddi bir vakalardan biri olduğunu tartışmasız biçimde ortaya koymaktadır. 104 milyon TL'lik gerçek tutar dönemin 122.700.000 liralık yasal sınırının altındadır. Yasal sınırın üzerine çıkarabilmek için rakam uydurulduğunu, söylesem haksızlık yapılmış olduğunu düşüneceğim. Malumunuz Ağaç AŞ'ye fiyat şişirme ve zarar iddialarını da aynı eylemlerin içerisinde yer alıyor. Canlı materyallere ÜFE uygulaması yapılarak geçmiş materyalin geçmiş tarihli bedeli tespit edilmeye çalışılmış. Ve uygulanan husus şu; iktisadi ve ihale tarihlerinden 3 yıl sonra piyasadan temin ettiği fiyatları, yani rapora yakın tarihlerde piyasadan o ürünün kaç paraya temin edileceği hususunda yaklaşık maliyet gibi bir maliyet toplamış bilirkişi.
Mesela Erzurum'dan, Malatya'dan, farklı iklim ve coğrafyalardan teklifler toplamış. Bunu TÜİK'in ÜFE oranlarıyla formüle edip geriye doğru işletmiş ve ihale tarihi tarihindeki olması gereken piyasa rayicini bulmaya çalışmış. Tekrar söylüyorum, rapor tarihinde topladığı emsallerin ÜFE formülüyle, yani ÜFE oranıyla ihale tarihine dönülerek ihale tarihindeki ürünün fiyatı bu olmalı kabulü ortaya konmuş. Şimdi canlı bir bitkisel materyal, seri üretimi yapılan standart sanayi mamulü değildir. Bunu pek çok meslektaş sanık da izah etti. Bir ağacın veya fidanın fiyatını gövde çevresi, boyu, formu, budanması, saksı büyüklüğü, kök ağırlığı, iklim adaptasyonu, boyu, ..., doğum hastalık reçetesi, döviz kurların, nakliye riski ve benzeri pek çok faktör belirler. Bu canlı ve biyolojik unsurların genel ÜFE oranıyla geriye taşınması hukuken ve fiilen imkansızdır, yanlış sonuçlardır. Daha da vahimi eylemler 144 kapsamındaki lale soğanı alımları bilirkişiler 2026 yılı Eylül ayında oluşabileceğini öngördükleri tahmini bir fiyat aralığını Mayıs 2026 katsayısıyla geriye yürüterek Kasım 24 için bu zarar hesabı çıkarmışlardır. Sayın Başkan, Sayın Üyeler, yani bu cümleyi kurmakta zorlandım, bir daha okumak isterim. 2026 Eylül, bu raporun düzenlendiği tarihi düşürseniz ileriki bir tarihteki rakamı kendinden 2 yıl geriye ötelenerek günümüzün rakamı da değil, iki varsayımsal hesapla fiyat bulunuyor. 1 yıl sonra fiyatı şu olurdudan 2 yıl önceki fiyata giden bir bilirkişi raporundan bahsediyoruz.
Gelecekte gerçekleşeceği varsayılan farazi fiyat tahmini ile ceza yargılamasından maddi zarar hesabı yapılamaz. Şüpheden sanık yararlanır ilkesince beraat sayısına mahkûm bir hüküm kurulamaz. Bu yöntemin çürüklüğü kendi içinde dahi teyit edilmektedir. 2025'e 454.412 sayılı alımda aynı yöntemi uygula alımda aynı yöntemi uyguladığında ikinci bir bahar firması var, bunun hedefine göre alım fiyatı %7,63 yüksek görünüyor sayın başkan sayın üyeler. Aynı yöntemle bir başka aldığı emsali Global Peyzaj firmasının emsalini ağaç çeşidinin alımına uyguluyor, fiyat 141 %41,47 daha ucuz çıkıyor. Şimdi iki yöntem arasında %50 açan açan uçurumun bulunması bilirkişi kişinin seçici davrandığını, yalnızca sanık lehine aleyhine sonuç veren kalemi cımbızladığını gösteriyor. Bilirkişi bir rakam 41, %41 daha ucuzken onu değil, %7,63 pahalı bulduğu rakamı baz alarak aleyhine bir değerlendirme yapıyor. Aynı şirket tarafından yapılan ödemelerdeki vadeler, ithal girdi, döviz borcu bulunan firmaların tedarik zincirlerini kırmamak adına ticari güvenilirliklerine göre...
Bir raporlardaki bu 2-3 başlıkta iki rapordaki bu çelişkili başlıkları izah etmek isterim. 2.11.2025 tarihindeki ilk heyet raporu ile aynı heyet üyesi Mustafa Kılıçarslan tarafından tanzim edilen 16.3.2026 tarihli tek imzalı ikinci rapor arasında esasta ve menfi vakalara etkili ağır çelişkiler mevcuttur. Birinci niteleme çelişkisi var: İlk raporda 3A ve 3G alımlarında doğrudan bir mevzuat ihlali tespit edilmemişken, aynı bilirkişi heyetten farklı görüş bildirip, bireysel hazırladığı raporda yeni bir delil veya belli olmaksızın rapordaki aynı alımları suç ve parçalama olarak nitelemiştir. Süre ve gün hatası var raporlarda gün hatası var raporlarda. Eylem 144'te ilk raporda işin süresi 120 gün, ikinci raporda 70 gün gösterilmiştir. Oysa resmi sözleşmede süre 65 gündür. Eylem 148'de sözleşme süresi 170 gün iken raporda 175 gün alınmıştır. Eylem 149'da sözleşme tarihi 23.11.2023 iken ihale tarihi olan 15.10.2023 esas alınmış ve sözleşme öncesi meşru hazırlık usulsüzlük gibi yansıtılmıştır.
Eylem 151'de işin süresi genel tabloda 60 gün yazılmasına karşın rekabet analizi kısmında 30 gün kabul edilerek "30 günde bu mallar üretilemez" şeklinde kurgusal ve o sekiz sözleşme gerçekliğine aykırı tespitler yapılmıştır. İstekli sayıları burada daha da vahimdir. Eylem 145'te ihale dokümanını 3 firma indirmiş ve sadece Ağaç A.Ş. teklif vermiştir. Buna rağmen ikinci raporda her üç firmanın da teklif verdiği yazılarak katılım tablosu tahrif edilmiştir. Olmayan mali şartlar varmış gibi gösterilmiştir. 149, 150 ve 151. eylemlerin şartnamelerinde mali yeterlilik kriterlerinin, yani banka referans mektubu, bilanço oranları gibi kriterlerin ağırlaştırıldığı iddia edilmiştir. Oysa bu şartnamelerin 7.4.1 ile 7.4.3 maddeleri tamamen boştur. Olmayan şartları varmış gibi göstermek açık bir görev hatasıdır.
Bilirkişi raporlarını özellikle anlatmak istedim, çünkü iddianame bilirkişi raporları dışında neredeyse ilk sekiz eylemde başka hiçbir şey söylemiyor. Bütün kurgusunu, özellikle de 16.03.2026 tarihli tek imzalı Mustafa Kılıçarslan tarafından tanzim edilen rapora dayandırıyor. Şimdi burada İBB tarafından yapılan, Ağaç A.Ş.'nin kazandığı ihalelerle ilgili pek çok veri verildi. Ben sadece bir iki veriyi hatırlatmak isterim. İddia makamının İBB şartnamesindeki %40 iş deneyim belgesi, süs bitkisi üretici belgesi ve kısmi teklife kapalı kriterlerini rekabeti engelleme kastına dayandırması üzerine geçmiş yıllardaki örnekleri de çok kısa vereceğim. 2014-2018 yılları arasında yine bu ihalelerde, söylüyorum, 2-4 ihalede iş deneyimi %40, üretici belgesi isteniyor, kısmi teklif isteniyor; burada Türkiye'nin çeşitli belediyelerinden örnekler de verdiler. Sadece bir ihaleyi ben dile getirip dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu da 2018'e 418.327 İKNO'lu ihaledir. Bu ihale de İBB tarafından yapılmış, piksel materyal ihalesidir. İhaleyi alan da Ağaç A.Ş.'dir.
Şimdi bu ihalede deneyim belgesi %20'ye düşürülmüş Sayın Başkan, sayın üyeler. Yani %40'ı yüksek bulup %30'u da yüksek buldukları bu iş deneyimi daha düşük olsaydı daha çok katılım olurdu varsayımının örneği olması bakımından izah ediyorum. 2018'de iş deneyim belge oranı %20. Bunun dip oranı %10, siz de biliyorsunuz; neredeyse dibe yakın bir oran konulmuş. Ne olmuş peki? Yine tek geçerli teklif ve yine ihaleyi Ağaç A.Ş. almış, eski yönetim döneminde. Yani bir %20'ye düşürmek sonucu değiştirmemiş. Bu nesnel veri şartnamedeki oranların katılımı engellemediğini açıkça kanıtlamaya yeterlidir. Şimdi Ağaç A.Ş.'nin, İBB'nin ihalelerinde verdiği tekliflerle ilgili bir üç örnek vereceğim. Ağaç A.Ş.'nin teklif vermediği 3 tane ihale var. Bunlardan bir tanesi 2020/449402 İKNO'lu ihale. Burada rakamlara biraz dikkat etmenizi istirham edeceğim Sayın Başkan, sayın üyeler. Rakam çok yoruyor, beni de yoruyor, biliyorum; onun için böyle dikkatinizi çekmek istediğim hususlarda, en azından bölümlerde ricacı olacağım.
Şimdi burada Ağaç A.Ş.'nin teklifi 204 milyon, ikinci teklif sahibi Sakarya Botanik 235 milyon. Ağaç A.Ş.'nin teklifi 10 milyon daha ucuz. Sakarya Botanik teminat mektubunun süresi yetersiz, iki tane teminat mektubu ve bir mektupta da teminat mektup süresi kısa olduğu için geçersiz oluyor; bir de iş deneyim belgesi sunmuyor. Yorumunu hepsi sonrasında yapacağım. Diğeri 146. eylemdeki 2022/258103 No'lu ihale. Ağaç A.Ş.'nin teklifi 104 milyon, Büyük Çamlıca'nın teklifi 110 milyon. Arada 6 milyon Ağaç A.Ş.'nin teklifi daha ucuz. Eylem 151 var; 2020/454.000... Şu rakamı yanlış görmüyorsam 154.036-70 olarak görüyorum, Eylem 151'e konu bu ihale. Ağaç A.Ş.'nin teklifi, buraya lütfen dikkat edin, 824 milyon; Ayşan Fidancılık var, teklifi 1 milyar 960 milyon! Aradaki fark 1 milyar 100 milyon!
Şimdi bir an için şöyle varsayıyorum: Bunların ihaleden neden elendiklerini de söyleyeyim; Eylem 146'da Büyük Çamlıca istek... geçici teminat mektubunu ve üretici belgesini sunmuyor. Eylem 151'de Ayşan da teminat mektubu yerine dosyaya boş A4 kâğıdı koyuyor. Şimdi Sayın Başkan, sayın üyeler; varsayalım ki bu teklifleri geçerli saydık. Teminat mektubu verecekti, geçici teminat mektupları geçerli, süs bitkisi istenmemiş olalım, bütün şartları sağlamış olsunlar. Neticede en uygun teklif ihale edilmek zorunda değil mi bu ihaleler? Aksi kamu zararını gündeme getirmez mi?
Öyleyse Eylem 144'te Ağaç A.Ş. 10 milyon daha düşük teklif vermişken, diyelim ki Sakarya Botanik'in bütün teklifi geçerli sayılsa teklifi Sakarya Botanik mi alacaktı? Ya da Eylem 151'de teminat mektubunu A4 kağıdı yerine teminat mektubu dosyaya koysaydı Ayşan Fidancılık, ihale 1 milyar 960 milyona, yani Ağaç A.Ş.'den 1 milyar 100 milyon daha yüksek bedelle Ayşan Fidancılık'a mı verilecekti? Şunu demek istiyorum: Birden fazla teklifin bulunması durumunda bile en uygun teklif Ağaç A.Ş.'nin teklifi olduğu için ihale Ağaç A.Ş.'ye kalmıştır. Yasal zorunluluk gereği şartları taşımadıkları ve yerine getirmedikleri için teklifleri geçersiz sayılanların ihaleyi kazanamaması şartları yerine getirememeleri değil, uygun fiyat teklifini vermemeleridir. Bunu sebep olarak değil, bir an için belgenin geçerli olsaydı bile ulaşılacak sonuç olarak izah ediyorum. Bu istekliler elenmemiş olsaydı —metinden tekrar okumak isterim burayı— bu istekliler elenmemiş olsaydı dahi en düşük teklifi veren Ağaç A.Ş. ihaleyi zaten kazanacaktı. Elemenin sonucu değiştirmediği bir tabloda ihaleye fesat karıştırma suçunun yasal unsurları oluşamaz. Danıştay 13. Dairesi'nin yerleşik kararları, KİK kararları yaklaşık maliyetin altında kalan tek teklifle ihalenin sonuçlandırılmasını rekabetin engellenmesi olarak kabul etmemektedir.
Ertan Yıldız'ın duruşmadaki beyanlarına kısaca sadece değinmek isterim. Arkadaşımız Nergiz Hanım izah etti, onun için ben çok özet geçeceğim ama bir kısmını yinelemek isterim. İlk iddianamede hazırlık safahatında verdiği ifadesi hatırlatıldığı için, ama huzurda şöyleydi. Bakım söz konusu bir toplantı hatırlatıyor. Fatih Keleş, Ali Sukas ve Ertan Yıldız birlikte bir toplantı yaptıklarını, bu toplantıda Belikdüzü'ndeki firmalara işçilerin, Ağaç AŞ'nin alt ihalelerinin verilmesi yönünde bir liste oluşturulduğu ve uzun süre bu listenin yürürlükte kaldığı ve bu listedeki firmalara işçilerin verildiği, daha sonra Ali Sukas'ın kendine de çalışmaya başladığı, hatta eşinin milletvekili adaylığı döneminde de para topladığı yönünde iddiası vardı. Huzurda sorduk, sayın başkan, üyeler sanıyorum o dönem yoktu ama siz hatırlıyorsunuzdur. Açıkça şunu dedi: Öncelikle bir işlevini değiştirdi. Söz konusu toplantıda ben sordum, onarım işi midir? Orada konuşulan iş hangi alana ilişkindir diye. Bakım onarım işidir diye tahmin ediyorum. Bitki alımı bambaşka bir iştir diyor. Yani eylem 144-151 arasındaki alımı kapsam dışı bırakıyor bu ifade. İhalelerin uzun süre belirli firmalarla yürütüldüğü yönündeki beyanının somut bilgiye değil, tamamen tahmine dayandığını, kendisinin ihaleleri takip etmediğini söyledi huzurda.
Müvekkil Ali Sukas ile Fatih Keleş arasında bir çıkar ilişkisi bulunup bulunmadığı soruldu. O bahsettiği süreç yürüyor, yani bu Belikdüzü firmalarının işçilerin ihaleleri verilmesi süreci sorulduğunda söylüyor bunu. Süreç yürümüyor, çünkü zaten desteklenmiyor. Ali Sukas'da niyetli değil, yapmıyor. Yani özetle müvekkil esasen belki de bir iddia edilen örgüt hiyerarşisinde Fatih Keleş'e ve Ertan Yıldız'a ikisine birden bağlanması tek bir beyana dayanıyor. Gizli tanık beyanlarını kenarda tutarsak dosyanın en önemli etkin pişnmanlıkçılarından biri biri beyanında müvekkilin menfaat temin ettiğine ilişkin hazırlıktaki tüm ifadelerini burada aksini söyledi.
Şimdi son bir eylemlere geçeceğim. Son bir şey söylemek isterim, müvekkil bahsetti. Şimdi bu İBB ve Ağaç AŞ arasında iddia edildiği gibi bir danışıklı dövüş bulunmadığının en kesin kanıtı. Onu bu ek iddianamenin hazırlık aşamasına sunduk belgeleri. Danıştay 13. Dairesi'nin bir kararı var. 2019 yılında Ağaç A.Ş. ihaleyi kazanıyor. Rekabette yetersizliği gerekçesiyle ihale iptal ediliyor. Yerel mahkeme, Ağaç A.Ş. lehine karar veriyor. Yani Ağaç A.Ş.'ye bırakmak isterlerse, hazinelerinde bir yargı kararı yerel mahkemede olsa üzerine yatabilecekken, bununla yetinmiyor, İBB dosyayı Danıştay'a taşıyor. Ve Danıştay da İBB'nin iptal kararı haklı buluyor ve ihaleyi iptal ediyor. Yani esasen 2019 sonu, pardon 2020 ihalesi bu. Ertan Yıldız'ın beyanlarıyla birlikte düşündüğümüzde, kurulu sistem ve düzende normalde hazır ihaleyi almış Ağaç A.Ş.'yi ihaleden elemek, bütün iddianame kurgusunu sarsan bir durum. Bunun gerekçesini de sordum. Hatırlarda yanlış bir şey kalmasın diye izah etmek isterim. Yani tek teklif var, şimdi çok pardon iki teklif var, biri geçersiz sayılmış, niye davet ettiniz diye. Burada da teklifler arasında çok yüksek bir rakam farkı vardı, onun için iptal ettik dediler. Netice itibariyle Ağaç A.Ş., aldığı ihaleyi İBB iptal ediyor. Dolayısıyla özellikle bir çaba sarf edilip Ağaç A.Ş.'ye ihale vermek istiyorlar kurgusunun, yargı kararıyla bence reddidir.
Eylemlerden 152 - 155 arasındaki eylemlerden buraları hızlıca izah etmek istiyorum başlıklar üzerinden. Şimdi eylem 152, Süleyman Uzun. Süleyman Uzun'un beyanında içerde biriken alacağımız alabilmek için para vermek zorunda kaldık. Bütün eylemlerde Kök iddianamede durum aynıydı. İlave olarak devamında iş alabilmek için de verdik diyorlardı. Burada Süleyman Uzun'un iddiası biriken alacağını almak, peki durum öyle miymiş? Biliyorsunuz ben bu eylemlerde rakamlar çok kullanıyorum. Biraz yoracağım sizi ama daha az rakamla anlatmaya çalışacağım. Şirketin icmal kayıtlarına baktım. Ortalama 85 gün ödeme vadesi varmış Süleyman Uzun'un firmasının. Uzun diyor ki, “2024 yazına kadar yalnızca güç ödemeler aldık, alacak sürekli birikiyordu.” Baktım 2023 yılı ile 2024'ün ilk altı ayında, 33 ayda toplam 75.000 ödeme yapılmış. Bu kaydın önemini biraz önce bir daha tekrarlayacağım size. Sonra da ne olmuş? Ocak 2024'te 15 milyon bakiyesi, bu iddia edilen teslim tarihi var 2024. Ondan önce 5 Nisan 2024'te kalan alacağımı söylüyorum, çok özür... 1.800.000 lira. Yani aslında bu 75 milyon birikmiş alacağı 5 Nisan 2024'te yapılan 6 banka ödemesinde 1.800.000 liraya düşüyorlar, %88 bir iş azaldı, yani ödeme borç azalması görüyorsunuz.
Şimdi iddianamede ortak bazı rüşvet dönemi olarak vurgulanan 26.09.2024 ile 21.11.2024 aralığında dahi, o dönem netleştirilememekle birlikte 15 milyon Ağaç A.Ş. yine bir ödeme yapıyor. 2024 yılındaki 6 alım, 5 toplam 63 milyon bu. İddia edilen 26 Eylül teslim tarihinde önce gerçekleşmiş. Dolayısıyla 200.000 dolar verilerek efendim birikmiş borçlarımız için verdik kronolojik olarak dahil edilirse onun için verdik, tezine tamamen aykırı bir ödeme. Çok özür diliyorum bu tabiri kullandığım için ama ben ihale rüşvet anlaşması yapıyorsunuz. 1,5 yıl rüşvetin parasını vermek için bekliyorsunuz. Bundan sonra burada bir gariplik yok mu? diye sormuştum, cevap almadan soru kaynadı arada. Şimdi ben bu konuyu bir kısaca anlatmak istiyorum.
Şimdi Süleyman Uzun der ki; Ali Sukas ve Ümit Polat tarafından %7 hesabıma denk gelecek şekilde bir para talep edildiğini, Ümit Polat için çiçek dikim başına kuruşla hesap edilen bir rakam talep edildiğini iddia ediyor. Bu 200.000 dolar için de aslında %7 alımlardan pay iddiası var. Sorduk nasıl hesapladınız bu parayı diye. Çünkü %7'ye göre hesapladım şu kadar para tuttu hesapladım verdim diyordu hazırlıkta. Huzurda da dedi ki hesap tutma diye bir şey yok, 200.000 dolar kendim hesapladım, kafama göre hesap yaptık verdim dedi. Ümit Polat'la duruşmada Süleyman'ın iddialarını kesin bir dille reddetti. Görüşmelerin tarihlerini hatırlamıyorum. Ali Sukas'ın ortaklığı, katılımı dedin. Paranın tesliminde Hüsnü Yüksel Tunar'ın aracı kılındığı iddiasıyla ilgili soru sorduk. Sonra aklımıza Kadir Gümüş, Ali İhsan Mengir geldi. İlk iddianamede dedik ya Kadir Gümüş, Ali İhsan Mengir, Hüsnü Yüksel Tunar'ı aracı kılarak para verdiklerini iddia etmişlerdi. Şimdi Kadir ve Ali İhsan da Ali Sukas ile çok yakın ilişki içinde olduklarını, keza ek iddianamede Süleyman Uzun da Ali Sukas ile doğrudan ve samimi görüşebildiklerini iddia ediyorlar.
Bu iddialar varken aralarında hiç samimiyet bulunmayan, hatta Süleyman'da telefonu bile yokmuş, Ali Sukas'tan telefonunu aldığını söylüyor. Hüsnü Yüksel Tunar'a yönlendiriliyor. Beni niye yönlendiriyorsun, parayı sen niye almıyorsun, biz zaten görüşüyoruz, hiç itiraz etmiyorlar. Sonra ne oluyor? Süleyman Uzun yakın bir zamanda Ali Sukas'tan telefonunu aldığı kişiyle buluşuyor. 200 bin dolar, yani günümüz rakamıyla 10 milyon TL gibi bir tutarı yol kenarında -Hüsnü öyle anlatıyor duruşmadaki ifadesinde- yol kenarında Hüsnü Yüksel Tunar'a teslim ediyor. Sonra bir teslimi teyit etmediniz mi, teslim ettiniz mi, bir arayıp Ali Sukas'a 'ya parayı verdim haberin olsun' ya da bir mesaj atmadınız mı diye sordum. Geri dönüş olmadı, para ulaşmıştır diye düşündüm, ihtiyaç duymadım dedi. 10 milyon paradan bahsediyoruz. Bazen ofislerde bulunmadığımızda müvekkiller para getiriyor oluyor. Sayın Başkan siz de avukatlık yaptınız, bizden belge istemeye bazen işte çekinirler ya da ayıp olur düşüncesiyle, biz olmadığımızda en azından şunu yapar müvekkiller, 'avukat bey geldim, filanca parayı bıraktım haberin olsun' der veya bir mesaj bırakır. Yani bu ödeme bir şekilde paranın ödendiğini teyit edilmek istenir. 10 milyon parayı getiriyorsunuz yolun kenarında çok enteresan bir şekilde, neredeyse arabadan arabaya parayı atmış gitmişler yani. Dönüp 'ya Ali Bey dediğin parayı verdim bilgin olsun'u bile denmeyen bir sistemle Hüsnü Yüksel Tunar aracılığı ile rüşvetle suçlanıyoruz.
Şu rüşvetin anlaşması sonrası bir buçuk yıl sonra ödeme garantili rüşvet. Öyle diyelim Sayın Başkanım, bir buçuk sene. Süleyman Uzun diyor, 2023 yılı başında rüşvet talebini alacaklarını tahsil edebilmek için Ali Sukas benden istedi, ben de kabul etmek zorunda kaldım diyor. 2023 başları; Ocak deyin, Şubat deyin, Mart deyin. Başı sonunu da tanık, şüpheliler ve en çok sanık işine geldiği gibi değerlendirdi malumunuz geçmişte. Sonra ne zaman oluyor? Sanığın iddiasına göre aradan tam 18 ay çıkıyor. Bu 18 ay içerisinde 33 ayrı fişten 75 milyon ödeme yapılıyor Süleyman Uzun'a. Bu rüşvet konuşması yapıldıktan 18 ay sonra Ali Sukas'la karşılaşıyor. Ali Sukas diyor ki, 'ya ayaküstü şu konuştuğumuz aralardan ödemeye baksan iyi olur.' Bu cümle sebebiyle hemen gidiyor külçe altınlarını bozduruyor ve biraz önce söylediğim gibi telefon numarası dahi kendinde olmayan birine yol kenarında bu parayı vererek bir buçuk yıl önce yapılan rüşvet anlaşmasının ödemesini ifa ediyor. Buna hiçbir şey demiyorum Sayın Başkanım. Bu şekilde anlatıp bırakıyorum.
Bir de ihalesiz işe başlama iddiaları vardı, onu çok üstünkörü geçmek istemem. Bir şeye cevap vermeyince bazen tenezzülsüzlük mü yapıyoruz başkanım ama sanki sorundan kaçıyoruz, cevap vermek istemiyoruz, konuya girmek istemiyoruz algısı oluşmasın. Bu ihaleye yapılmadan işe başlama iddiası var. 3-4 bin kişi yaklaşık sahada, 3750 müvekkilde sahada aktif çalışan personel var. Burada sanıyorum büyük bölümünde bir yeşil alana baktığımızda, İstanbul Büyükşehir'ini kastetmiyorum, Ağaç AŞ'nin hizmet verdiği park bahçelerin, hizmet verdiği yeşil alan büyüklüğü. Dolayısıyla bu ihalede, burada anlattı, Anadolu Yakası Uygulama Müdürlüğü bu somut olayda saha kontrollerini yapan birim. Yani müvekkilin bu dev alanda hangi çiçek nerede dikildi, nerede dikilmeye başlandı, hangi tarihte dikiliyor bunu takip etme şansı gerçekten yok.
Bir başka şeye baktım. Bunun ihale belgelerini bulamadığım için çok detaya bakamadım Başkanım. Dikkatinizi çekmek isterim ama WhatsApp grubunu ne kadar delil kabul edeceğiz, WhatsApp grubu dosyaya koyulmuş. Bu dosyaların detayına bakıldığına dair ben iddianamede bir ayrıntı göremedim. Ama en azından orada sözleşme tarihi yazıyor. Sanıyorum bir tanesinde 4-5 gün fark var. Süreci de biraz Ağaç AŞ'yi bildiğim için, sözleşmelerle yani teklifler falan alınıp en düşük teklif belirlendikten sonra bunların bir onay süreçleri oluyor. Genel müdür bazen yönetim kurulu onayı, o süreçler beklenirken başlanmış olabilir mi varsayımı olarak konuşuyorum. Ama belgede sanki çok büyük bir usulsüzlük varmış, firma belirlenmiş ondan sonra git sahada yap demiş, ondan sonra da peşinden ihaleyi yetiştirmişsin, önce işi yap sonra kılıfına uydur görüntüsü çizilmeye çalışılıyor. Dosya detayına bakacağım, dediğim gibi kayıtlardan ulaşamadım ama ilk baktığım kayıtta 4 günlük bir fark var ihalenin bitiminde.
Bu resmi belgede sahtecilik. Şimdi bu müvekkile doğrudan bir suçlama yok. Çoğu olay, 'beni aradı getirdi imza attım' diyor ama sadece şunu söylemek istiyorum. Herhangi birimiz yeri geliyor yoğun çalıştığımız gün onlarca evraka imza atıyoruz. Bir ihale dosyasından bahsediyoruz, müdürün önüne geliyor. Yani celbettiğiniz ihale dosyalarını hatırlatayım size, 1100 klasör Ağaç AŞ'den savcılık makamı ihale evrakı istedi. 1100 klasör, yani bu sadece Ali Bey’in görevli olduğu döneme ilişkin evraklardı. Bu klasör ortalama 500 sayfa olsa hesabını siz yapın. Sayfalarının hepsi tek tek incelenip yazı karakterlerine grafoloji uzmanıymış gibi bakıp oradan bir yan teklif, aynı el ürünü bir teklif verildiğinin çıkarılması ya da bu sonuca varması bekleniyor.
Benim ihalede bulunması gereken yasal şart olarak, bulunması gereken evrak belge var mı yok mu ona bakarım dedi. Somut iddiada teklif mektuplarının sayısına bakarım. Yani kanunun aradığı, daha doğrusu Sayıştay'ın istediği asgarisi var azamisi yok sayının, asgari 3 teklif var mı yok mu. Sayın Başkanım ben baktım büyütüyorum, göz attığınızda tek tek okuyup büyüttüm. Dedim ki ya burada acaba imzalar mı birbirine benziyor, el ürünü sayılmış yazıdan belli ürün sayılmış, pek çok dosyada da imza incelemesi uzmanlarından incelemişim destekleyici olarak. Ben böyle bir rapor da görmedim. Yani bir bölümler büyütülüyor ki bölüm, işte imzanın kuyruk kısmı, rakamın bir harf kısmı, yani neredenin birbirine benzediği rapor yer alıp bildiğiniz fotoğraf koymuş, iki tane yan yana ve bu imzaların neresine benzediğini de söylememiş. İki tane fotoğraf üst üste, imzaların aynı yer olduğu sonucuna varmış. Geçen talep etmiştik Sayın Başkan, iddianamede tuğulun (anlaşılmadı) olduğuna dair rapor attı, fark, raporu göremedim, o raporda benzer bir rapor mudur, o raporu derdim istemiştim, bilmiyorum, kayda aldınız mı?
153. eylemde Hanna İnşaat, bunu çok hızlı geçeceğim Sayın Başkan, sayın üyeler, 5 Mart 2020 kişisel transferin Derya Dağdeviren’e başladığı, aralığı Murat Dağdeviren için 22 Mayıs 2020. Hanna İnşaat'ta bu transferleri veren çok önce, Eylül Aralık 2019 döneminde Ağaç A.Ş. tarafından 7 ay banka transferi, yani 1.400.000 ödeme yapmış. Bunu şunun için söylüyorum, Ağaç A.Ş.'den ödemelerimi alamadım, onun için ben Murat'la bağlantı kurdum, Muratalacaklarını ben alırım dedi diyor. Oysa bu aralarındaki ilk transfer 2020 Mart, 2019 Aralık daha yeni göreve gelmiş müvekkil. Bu eski alacaklarının muhtemelen ödenmesidir. Kendisinin 1.500.000 civarında bir ödeme zaten yapılmış, ödemelerini alamadığım kısmı yalan yani. Han İnşaat transferler öncesine de rutin ödeme almış. En çarpıcı, merdivenlerden 2022'de yapılan 4.193.000 toplam ödeme, Sayın Başkan, sayın üyeler. 7 Haziran 2022'de cari hesap farkı tamamen sıfırlanmış. Haziran'dan Kasım 2020 arasında şirketin Ağaç A.Ş.'den tek kuruş alacağı yokken, yeni fatura kesilmemişken dahi Orhan Yıldırım'dan Dağdeviren’e, kişisel transferler yapılmaya devam edilmiş. Ortada ödeme yok, ihale yok.
Bu ödemelerin Orhan Yıldırım'ın iddia ettiği gibi aslında bir rüşvet veya parasını erken almak, tahsilat ödemesi olmadığını ticari ilişki kapsamında ya da ortaklık kapsamında bir ödeme olduğunu gösteriyor bize ödeme kayıtları. 2023'ten sonra bile Ağaç A.Ş. Han İnşaat ödeme yapmış, miktar 13.500.000. Çapraz sorumda şunu sordum: Orhan Yıldırım, Sukas kendisini çağırmış, sen bana %10 vereceksin demiş, o da kabul etmemiş, gitmiş ya. Şimdi ne oluyor Sayın Başkan, rüşvet istediniz, adam da kabul etmedi. Tamam, ödemesinin üstüne yatarsınız, sen de ödemeni alamazsın. Yani burada anlatılan sistem o zaten. Bize uyan sistem de o. Bize bu, bu iddia ediliyor bizim için, Ağaç A.Ş. eylemlerinde. Ne olmuş peki? Resmen çökmüş, Orhan Yıldırım ödemiyorum, ben para oraya ödemem demiş. Çapraz sorguda sorduk, Ali Sukas herhangi bir zaman, herhangi bir yerde rüşvet konusunda bir anlaşmanız oldu mu? Anlaşma yok dedi, ya bunu görüşme var, anlaşma olmadı ama, onu da söyledi, öyle anlıyorum. Bu talebi reddettikten sonra kendisine 18 milyon ödeme yapmışız. Yani yapmışız diyorum, kusura bakmayın, Ağaç A.Ş. adına konuşuyorum. Müvekkilin genel müdürü olduğu Ağaç A.Ş. 18 milyon bir ödeme yapmış, o rüşveti kabul etmeyip gittikten sonra. Burada kendisine burada sormadım, hani bu ödemeleriniz gecikti diye rutin ödeme dahilinde muhasebe kayıt var, toplu ödemeleriniz yapıldı dedi. Hani orada kendisi bile bir ödeme gecikmesi söz konusu değil dedi.
154.eylemde Ayhan Subaşı. Burada Ayhan'ın kabul ettiği bir iddia yok Sayın Başkan, yine ödemelerine baktım, dosyaya sunacağım, belli bir gün birikmiş bir alacak yok. 2024 Mayıs'ta alacağı tamamen sıfırlanmış. Dolayısıyla, Ayhan Subaşı'nın biraz şeyine benzeteyim, Ali Üner'e, umarım akıbeti öyle olmaz, bir an önce tahliye olur. Niye Ayhan Subaşı tutuklu? Anlayamadım açıkçası. Yani rüşveti asıl vermiş, ne kadar vermiş, kime vermiş, Ali Sukas'a vermemiş, belki Vedat Şahinler arasında sergilenen bir ilişki var ama ne miktarı var, ne şahıs var, ne ödeme yeri var. Ayhan Subaşı siz, anlayabilirdiniz Sayın Başkan, cevap istemiyorum, anladığım üslubum böyle. Anlayabildiniz mi, yani burada Ayhan rüşveti kaça vermiş, ne vermiş, ben anlayamadım açıkçası. Dolayısıyla bu eylemde müvekkilin suçlanmasını, tekrar söylüyorum, Ali Üner üzerinden bu eylemden suçlanmasına benzer görüyorum. Eylem 155 nolu eylemi bağlıyorum.
Burada bu 4,5 milyon üstünden kısaca durmak isterim. Biraz üşendim, büyük 4,5 milyon bir çantaya sığar mı falan hesap yaptım. Bir sırt çantası büyüğünün tam katı oluyor. Hani böyle dava çadırı, büyük çantaları var ya, yani bir sırt çantası kadar daha bir çanta koysanız üzerine, 4,5 milyonu ancak alıyor. Ağırlığını ben hesapladım, 25 kilo 400 gram yapıyormuş. Yani hesapladım derken para doldurup hesaplamadım, yani işte açıklık kaynaklardan yararlanarak öyledir. 225 deste yapıyormuş, Sayın Başkan. Bir valize sığar mı diye hesapladım, o büyüklükte bir valiz alabiliyor. Bir karton poşete koyduğunu söyledi. Onu da söyleyeceğim, yani, Pelit'in en büyük karton poşeti ne kadardır diye ebatlarına baktım. Ebatlar 50 x 30, 30 batınında bir karton poşete sığabiliyor, doğru söylüyor. Ama 26 kilo, bunu tek elinizde taşımanıza imkan yok. Karton poşeti mutlaka bir ipe sarmanız lazım. Yani siz o karton poşeti 26 kiloya ancak iki elinizden sallaya sallaya taşıyabilirsiniz.
Dolayısıyla ben şunu beklemiştim aslında, yani bu çanta sığmıyor, bari dolara dönüştürelim biz, tere dedik ama aslında kastettiğimiz dolardı, çok rahat sırt çantasına sığardı. Hani o da alaka şaşırtıyor, üç satır getirmiyor demek ki. Daha önce başka eylemlerde dolar çevirenler oldu. 4,5 milyon başkanım, görselini göstermek istemiyorum ama iş hafif, hafif bir hale gelecek diye yapmak istemedim. Ama 26 kilo tek eliyle sırtında bir çanta, 4,5 milyonu getirdim, Ağaç A.Ş.'ye koydum, teslim ettim diyor. Murat Doru'nun beyanını burada bir atıfta yapmak isterim. Murat Or'un beyanı bu işin, bu eylemin rüşvet vermenin delili olarak bağlanmaya çalışılmış . Murat Or'un huzurundaki ifadeniz de aslında şantiyenin içinde para olduğunu bilmiyorum, bana para olabilir mi, para olma ihtimali var mıdır, olabilir dedim demişti. Zaten bu anlatım tamamen sırt çantasından çıkıp 50’ye 30 bir kocaman 25 kiloluk karton kutuya döndüğü için, Murat Or açısından da herhalde kendi üzerindeki şüphelerin bir kısmı bu ifadelerle kalkmış olacak diye düşünüyorum.
Sonuç bölümü var bu arada başkanım, uzatmamak için iki saniye geçiyorum. Özetle müvekkilin tahliyesini istiyorum, isterken bir son birkaç cümle kuracağım. 12 tane eylem olunca, yani tamam bir tanesini anladık, öbüründe, hepsinde de ben müvekkile de cürüm atfediliyor veya suç istinat ediliyor deniliyor. Ben bunu size ilk savunmamda da söylemiştim. Lütfen eylemleri tek tek değerlendirmenizi istiyorum. Heyetinizden istirhamım bu. Neticede her eylem ayrı bir suç. Dolayısıyla tek eylem bazında baktığımızda, birçok eylemdeki absürtlüğü, çok özür dileyerek saçmalığı, inşaa saçmalığını göreceğinizi düşünüyorum.
AYTEKİN KARAASLAN EK İDDİANAME SAVUNMASI – 13.10.2026
Sayın Başkanım, değerli heyet, sayın savcım; bildiğiniz üzere iki hafta önce tutuklu bulunduğum dosyanın iddianamesi birleşerek huzurunuza geldi. İddianamede 148, 149, 150 ve 151 no’lu başlık altında dört tane eylem başlığı altında ihaleye fesat karıştırmakla suçlanıyorum ve bunun için karşınızdayım. Bugün hem kendimi, kısaca ailemi ve geçmişimi ve yine iddianamede belirtilen ihaleye fesat karıştırma iddiasına dair anlatacaklarım olacak. Sorularınıza da samimiyetle cevap vereceğimi ifade etmek isterim. İnanıyorum ki dosyam ve benimle ilgili bölüm okunduğunda sadece tahliye kararı değil, daha sonunda beraat edeceğime inanıyorum. Bunu da sadece soyut söylemiyorum. İddiaya ve delillere bakılırsa bu zaten anlaşılacaktır. Sayın Başkanım, ben 1973 Bolu Mudurnuluyum. Ahlaki değerlerimin ve etik değerlerimin aileden geldiğine inanırım ve bu yüzden biraz ailemden bahsetmek istiyorum. Nasıl bir aileden geldiğimden kısaca bahsetmek istiyorum.
Ben ilkokul öğretmen emeklisi annemin ve babamın üç evladının ortancasıyım. Annem ve babam, bu ülkeye 30'ar yıl öğretmenlik yaptı, birçok meslek için binlerce öğrenci yetiştirdi. Babam 13 yıl önce vefat etti. Annem iki gün önce 80 yaşına girdi. Müsaade ederseniz buradan da doğum gününü kutlamak istiyorum. Çünkü biliyorum, arka sıralarda beni takip ediyor. 80 yaşında olmasına rağmen, ben 53 yaşındayım, ama onun gözünde hala bir çocuğum ve her zaman yanımda oldu. Ellerinden öpüyorum. Gönlü ferah olsun, oğlu yetiştirdiği gibi tertemiz, hiçbir kanunsuz işin içinde olmadı ve olmaz. Güzel günleriniz oldu bunlar gelip geçti. Bu kötü günlerde çekip gidecek. Gönlü ferah olsun, ellerinden öpüyorum. Benim annem 1969 yılında yaşadığımız ilçenin en uzak köyüne ilk öğretmen olarak atanıyor ve atandığı köyde ilkokul yok, ilk defa ilkokulu açıyor. Öğrencilerine eğitim verirken aynı zamanda köyün genç kızlarına ve kadınlarına biçki, dikiş, nakış kursları açıyor. Akşam saatlerinde ise okuma yazma bilmeyen köyün erkek ve kadınlarına okuma yazma seferberliği başlatıyor ve köyün toptan okuma yazma seferberliğiyle beraber okuma yazma kazandırıyor.
Benim annem ve babam, Cumhuriyet değerlerine ve Atatürk ilkelerine bağlı, dolayısıyla ben de bu ailede yetişmiş bir insanım. Bizlere de her zaman ahlaklı olmayı, hak yememeyi, saygılı olmayı, dürüst olmayı öğrettiler. Helal süt ile beslediler. Helali haram karıştırmamayı öğrettiler, dünya malına da tamah etmemeyi öğrettiler. Annem şu anda 80 yaşında, böbrek rahatsızlığı var, şeker hastası, tansiyon hastası ve tiroit hastası. Buna rağmen aylık açık görüşlerimizde 45 dakikalığına bana temas edip kucaklayabilmek için 700 kilometrelik yol yaparak benim yanımda oluyor. Ben cezaevinden, her telefon erişimde annemin sesinden sağlığının nasıl olduğunu heyecanı ile ecel terleri döküyorum.
Ben, Anadolu Üniversitesi İktisat mezunuyum. 25 yıl boyunca özel sektörde mali işler ve finans alanında yönetici kademelerinde çalıştım. Evliyim, eşim bir kamu bankasında şube müdürüdür. Kendisi de 30 yıldır aynı iş yerinde çalışmaktadır. Üç tane evladımız, kızımız var. Bir tanesi İTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu ve bir otomotiv firmasında çalışmaktadır. Diğer iki kızımız ikiz ve Bilkent Üniversitesi'nde ekonomi ve moleküler biyoloji genetik mühendisliği son sınıf öğrencileridir. Her üçünün de akademik başarıları yüksek seviyededir. Gerek lise geçiş sınavlarında gerek üniversite sınavlarında dereceler yaparak burslu okudular ve okumaya devam etmekteler. Eşimle benim 30 yıldır tek gayemiz evlatlarımızı ahlaklı, dürüst, iyi insan olarak yetiştirmek, bu ülkeye yarar sağlayacak birer birey olarak hayata katılmalarını sağlamak olmuştur. Evlatlarımızın önüne her gün, her zaman helal yemek ve emek koymanın gururunu yaşayan bir aileyiz. Bugüne kadar haram lokma yemedik, Allah da bundan sonra da yedirmesin.
Geldiğimiz nokta itibariyle 5 buçuk aydır kırk kızlarım benim başıma gelen olayı anlamaya çalışıyorlar, perişan haldeler. Beni bekliyorlar ve ideallerinden uzaklaşıyorlar. Hayata atılacakları şu en hayati dönemde benim onların yanında olmam gerekirken suçsuz yere beş buçuk aydır hapisteyim. Eşim bankadaki görevini aksatmadan ülkeye hizmetini sürdürürken aynı zamanda aklı bendeyken, aklı kızlarındayken, aklı işindeyken, aklı hastanemdeyken perişan halde ve zor durumda. Sayın Başkanım, size bahsetmiş olduğum dışarıda beni bekleyen beş güzel hayatım var. Eşim, kızlarım ve annem. Kız çocuklarını ve kadınları korumak sizin en birinci göreviniz ve mücadeleniz olduğunu düşünüyorum. İnsan hayatında vicdanlı bir şekilde ilerlemeli, vicdanın çabası gerçeği arar ve araştırır ve gerçeğin mayası en çok kalple görülebilir, gözle görülmez. Lütfen benimle ilgili gerçeği benim için bir an önce anlamlandırın ve ortaya çıkarın. Lütfen daha çok soru sorun ve suçsuzluğumla, masumiyetimle ilgili gerçeği bir an önce ortaya çıkarın. Ben tüm hayatım boyunca hakka, hakkaniyete, harama, helale dikkat ederek düzgün, mazbut bir aile yaşantısı içinde yaşadım ve çalıştım. Ben kesinlikle inanıyorum ki bu soruşturma sonunda beraat edeceğim. Eşime, çocuklarıma vereceğim en büyük miras da bu olacaktır.
Sayın Başkanım, ben 25 yıl özel sektörde çalıştıktan sonra özel sektörde edindiğim deneyim ve tecrübeler çerçevesinde, objektif kriterlere göre kurumsal işe alım süreçleri işletilerek, 27 Mart 2023 tarihinde Ağaç A.Ş.'de mali işler müdürü olarak göreve başladım. Yine aynı yılın temmuz ayı itibarıyla vekaleten, Ağustos 2023 itibarıyla ise asaleten mali ve idari işler genel müdür yardımcısı olarak Ağaç A.Ş.'de çalışmaya devam ettim. Ta ki 8 mayıs 2026 tarihinde gözaltına alınıncaya kadar Ağaç A.Ş.'de çalıştım. Sayın Başkanım, Ağaç A.Ş. 1997 yılında kurulmuş, burada ifade veren tüm şüpheliler, sanıklar Ağaç A.Ş.'ye ilişkin bilgi verdiler. Kısacık ben de değinmek isterim: Ağaç A.Ş. İstanbul geneli tüm yeşil alanların bakım ve uygulama işlerini yapan, aynı zamanda kamu kurumlarına mal temini yapan, bitkisel materyal temini yapan, aynı zamanda özel sektörde kurumsal satış yapan ve perakende tarafında ise bahçe marketler kanalıyla tüm İstanbullulara süs bitkilerinin satışını yapan bir şirkettir.
Bir de organizasyondan kısaca bahsetmek isterim: Yönetim kurulu altında bir genel müdür, 3 genel müdür yardımcısı, 11 tane müdür, 32 tane şef ve birçok sayıda orman mühendisi, ziraat mühendisi, peyzaj mimarı, inşaat mühendisi gibi teknik ve uzman bir kadrosu vardır. Aynı zamanda saha işlerinde çalışan 3750 civarında da mavi yaka çalışanı vardır. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Bu soruşturmada ihaleye fesat karıştırmakla suçlanıyorum. Benim şirketteki görevim ne de imza yetkim ne de iş pozisyonum buna müsait değildir. İsnat edilen suçlamada örgüt üyeliği, rüşvet, evrakta sahtecilik, irtikap gibi suçlamalar bulunmamaktadır. Ağaç A.Ş. için düzenlenen ve birleştirilen ek iddianamede 148, 149, 150, 151 nolu eylemlerde bilirkişi raporuna atıfta bulunulan ana ihale altında alt alım dosyası olarak ifade edilen alım dosyalarında sorumlular bölümünde imza halkası içinde bulunan ara imzam nedeniyle dosyaya bağlandığımı anlıyorum.
4 eylem içinde suçlamayı ve şüpheli bulunmayı reddediyorum. Eylemlerin anlatımlarından Aytekin Karaaslan'a, yani bana dönük, bana özgü hiçbir içerik yok. 4 eylemin 4'ünde de hukuki vasıflandırma ve sonuç bölümleri kelimesi kelimesine aynı. Sadece sonuç paragrafında bilirkişi raporu uyarınca sorumlulukları tespit olunan şüpheliler arasında sayılıyorum. Bunun dışında eylem anlatımlarında bana özgü tek bir fiil, görüşme, para, HTS, baz ya da MASAK tespiti yokken ya da ima bile yokken hangi mantıkla ihaleye fesat karıştırma suçlaması isnat ediliyor anlayamıyorum. Bu salonda Ağaç A.Ş. ile ilgili dinlenen sanıklardan, tedarikçilerden, çalışanlardan hiçbiri benden bir talep gördüğünü söylememiştir. Sayın Başkanım, bu salonda bulunan ya da bulunmayan, tanık, sanık ya da etkin pişmanlık ifadesi veren her kim olursa olsun, hiç kimseyi ayırmaksızın soruyorum: Benim yasal olmayan, uygunsuz bir fiilimi, eylemimi, tavrımı, davranışımı gördünüz mü, şahit oldunuz mu?
Herhangi bir ihale veya satın alma sürecinde doğrudan veya dolaylı olarak tedarikçi tercihi, fiyat teklifi alma, pazarlık yapma, görüşme, tedarikçi yönlendirme, tedarikçi engelleme, gizli bilgi paylaşmak gibi bir eylemim ya da talebim olmuş mudur? İddianame içerisinde bulunan şüphelilerin bu salonda verdiği ifadelerde beyan edilmiş olmasına rağmen şirketin satın alma talep işleyişinden de kısaca bahsetmek isterim. İddianamede ana ihale kapsamında yapılan alt alımların planlaması olarak ifade edilen alt alım dosyalarının talep aşamaları üretim planlama müdürlüğü ve fidanlık müdürlükleri tarafından, çalışanları tarafından stok kontrolleri sonrasında sözleşme dönemi, saha uygulama dönemleri, bitki ve ağaçların teslim süreleri gibi kriterler çerçevesinde ERP sistemi üzerinden taleplerini açar bu müdürlükler. İlgili müdürlükler ve bağlı bulundukları genel müdür yardımcısı onayı akabinde Mali İşler Müdürlüğü'nün bütçe ödenek onayı kontrolü sonrası genel müdürün onayı ile talep onayı tamamlanır.
Burada benim alımla ilgili herhangi bir onayım yoktur. Genel müdürün onayladığı alım talebi Satın Alma Müdürlüğü'ne düşer. Bu taleplerle ilgili teknik şartnameler alım talebini başlatan müdürlükler içerisinde hazırlanır. Dolayısıyla hangi ürünün ne zaman, ne kadar, hangi yüzdeliklerde alınacağına ben karar vermediğim gibi benim onayımda bulunmamaktadır. Genel müdür onayı akabinde Satın Alma Müdürlüğü'ne düşen talebin alım usulünü belirlemek, piyasa araştırmasını yapmak, davet edilecek tedarikçileri belirlemek, fiyat teklifi toplamak, görüşmeler yapmak benim yetki ve sorumluluk alanımda değildir. Bu işlemlerle ilgili benim sürece dahilim olmadığı gibi görev tanımımda da, sorumluluğumda da bulunmuyor. Uygulamada da bu süreçlere dahil olmadım. Dinlenen sanıkların beyanlarında da bu durum yoktur.
Satın alma dosyalarındaki imzamın rolü şudur: Talebi açan birimler ihtiyacı belirler, teknik şartnameyi hazırlar. Satın alma birimi ise usulü uygular, araştırmasını yapar, tekliflerini toplar ve süreci sonuçlandırır. Tamamlanmış olan dosya bana ulaştığında benim incelemem şeklidir. Yeterli sayıda teklif alınmış mı, alım talebinin onayları var mı, en uygun teklif ile satın alma oluru hazırlanmış mı gibi şekli kontrollerimi yaptıktan sonra imzamı atar, nihai onay için genel müdüre gönderirim. Belirli değişiklerde ise alımın nihai onayı genel müdür sonrası yönetim kuruluna gider. Bu görevde de önüme her gün çok sayıda bu nitelikte evrak gelir. Genel müdür yardımcısı olarak şirketteki imza yetkisi 28 Şubat 2020 tarih, 28 sayılı iç yönergeye göre 2. derece imza yetkisidir. Satın alma usulüne, alımın kaç parçada yapılacağına, hangi firmadan alınacağına ben karar vermem ve vermedim. Buna ne yetkim ne de uzmanlığım vardır. Ben orman mühendisi değilim. Hangi fidana, hangi ağaca, hangi bitkiye ne zaman ve ne kadar ihtiyaç olduğunu bilmem. Bunu bilen ve talep eden birimler, Fidanlık Müdürlüğü ve diğer talebi açan müdürlüklerdir.
Ben, Ağaç A.Ş.'ye, Ağaç ve Peyzaj A.Ş.'ye 27 Mart 2023 tarihinde mali işler müdürü olarak girdim. SGK işe giriş bildirgem de dosyadadır. 19 Temmuz 2023’te Mali ve İdari İşler Genel Müdür Yardımcılığına vekaleten, 16 Ağustos 2023’te asaleten atandım. Benim sorumluluğum, görev tanımında da belirtildiği üzere şirketin mali işleyişinin finansal sürdürülebilirliğini sağlamaktır. Banka ve finans kurumlarıyla ilişkileri yönetmek, nakit akışı, bütçe ve muhasebe düzenini sağlamaktır. Görev tanımındaki 15 maddenin hiçbirinde satın alma talebi açmak, davet edilecek firma belirlemek, teklif toplamak, maliyet hazırlamak, alım usulü belirlemek gibi görevler yazmaz. Bana yapılan suçlamanın tek dayanağı, bilirkişi tablolarının sorumlular sütununda adımın geçmesidir. Bu sütun adımı kimin kararlaştırdığı değil, dosyanın hangi masalardan geçtiğini gösterir. 7-8 aşamalı olay zincirindeki benim imzam bir ara halkadır. Bu halkadaki imzam alımın yapılmasına onay veren bir onay değildir. Benim incelemem dosyanın bütünlüğü ve bütçe uygunluğu ile şekli bir incelemedir.
Sayın Başkan, bütün süreçler bu kadar açık ve anlaşılır vaziyetteyken, bu salonda dinlenen sanıklar süreçleri paylaşmışken, şahsımla ilgili beyan yokken, ben ihaleye fesat karıştırma suçu ile nasıl suçlanıyorum hala anlayabilmiş değilim. Ben şahsıma isnat edilen somut fiilin bireyselleştirilmesini talep ediyorum. Hangi tedarikçiyi seçtiğim, hangi firmanın ihaleye katılmasına engellediğim, hangi gizli ihale bilgisini hangi tarihte kime aktardığım veya hangi ihalenin sonucunu belirlediğim şahsımın yanından somut olarak ortaya konmalıdır. Unvanımın sorumlular arasında yer alması ya da bir işlemde imzamın bulunması tek başına o işlemin bütün aşamalarında karar verdiğim anlamına gelmez.
Sayın Başkan, çalıştığım sürece herhangi bir olumsuzluk fark etseydim, mutlaka reaksiyonum olurdu. Özel sektördeki bir şirkette bile yasal uyum konusunda içime sinmeyen durumlar olduğu için üç aylık çalışmamdan istifa ederek ayrıldım. Kamu kaynağının ne kadar hassas bir konu olduğu bilinci ve hassasiyeti çok yüksek bir insanım. Bu konuda da bir örnek vermek isterim. Ben Ağaç A.Ş.’de çalıştığım 3 yıllık zaman zarfında şahsıma tahsis edilen şirket aracını kullanırken iş, ev güzergahı dışında oluşabilen kullanımlardan kaynaklı köprü, otoyol, HGS ücretlerini şahsıma fatura ettirerek, yakıtları cebimden ödeyerek, tüyü bitmemiş yetimlerin haklarını koruma hassasiyeti ve prensipleriyle yaşayan bir insanım. Söz konusu 3 yıllık HGS ücretlerinin faturalanması ve ödeme dekontları da dosyaya sunulmuştur. Şirkette çalıştığım süre boyunca hiçbir işi kişinin işe alınmasına vesile olmadım. Çalışanlara atama ya da yetkilendirme sorumluluğum yok.
Sayın Başkanım, benimle aynı iddia karşısında olup tutuksuz yargılananlar, hazırlıkla adli kontrol alıp hiç tutuklanmayanlar, tahliye edilenler var. Kimseyi zan altında bırakmak, suçlamak ya da hadi onlar da tutuklansın falan değil derdim. Özellikle yaşlı ve hasta annemin üzülürsünden bir şey olur kaygısı ve kendimden emin olduğum için, bir suç işlemediğim için ben de tutuksuz yargılanmak istiyorum. MASAK raporu ortadadır. 30 yıllık emeğimiz ortadadır. Sayın Başkan, birkaç konuya daha değinerek sonlandırmak istiyorum. A.Ş.’de duruşma salonunda dinlediğim savunmalarda, Ağaç A.Ş.’nin ödemeler konusu dile getirilmektedir. Ağaç A.Ş. İBB’ye bağlı bir şirkettir. İBB’ye yaptığı işler nedeniyle bağımlılık seviyesi yüksektir. İBB yaptığı işlem üzerinden alacakları oluşur, hak edişleri üzerinden alacakları oluşur. Dolayısıyla İBB’den aylık yapılan tahsilatların seviyesi Ağaç A.Ş.’nin nakit akışı için hayatiidir. Burada yaşanan aksaklıklar, Ağaç A.Ş.’nin tedarikçi ve piyasa ödemelerindeki zaman zaman gecikmelere neden olmuştur. Ağaç A.Ş.’deki ödeme prensipleri şu şekilde çerçevelenmektedir.
Öncelikli olarak şirket çalışanlarının personel maaşları ve devlet borçları, akabinde tedarikçi ödemelerine geçildiğinde işçilik içerikli olan, işçilik niteliğinde olan borçlar biraz daha öncelikli, dövize duyarlı olan, ithal girdisi olan borçlar ikinci öncelikli ve en sonda üretimden gelen bitki, fidan, ağaç türünden alımların yarattığı borçlar ise gerek satış, hak ediş ve alacağa dönüşü tahsilatın oluşumu gecikmesinden kaynaklı üçüncü öncelik olarak tespit edilir ve buna göre planlanır. Her ay düzenli olarak bir sonraki ayın talep gerekçeleri belirterek İBB’ye nakit akış talebinde bulunulur. Bu talebin karşılanma seviyeleri nakit akış aksaklıkları yüzünden düşük seviyelerde gerçekleşmiştir. Dolayısıyla Ağaç A.Ş.’nin ödemelerinde de bu anlamda aksaklık yaşanmıştır. Ancak söylendiği gibi hiçbir tedarikçi firmanın bugün faturasını kestiği yarın ödendiği gibi bir durum söz konusu değildir. Ortalama vadelere bakıldığında, işçilik içerikli ödemelerin 50-60 gün aralıklarında, dövize duyarlı ithal girdili ödemelerin 80-90 gün aralığında, üretimden gelen ağaç, fidan türü alımlara ilişkin borçların 150 gün civarında ortalama vadelerde ödendiği görülecektir.
Sayın Başkan, ben bugün burada, bu kürsüde ne bir makam ne bir servet savunuyorum, bir ömür savunuyorum. Anne ve babam bu ülkeye 30’ar yıl öğretmenlik yaptı, bize miras olarak mal mülk değil bir ad bıraktılar. Üç kızımı da bu adı taşıyacak şekilde yetiştirdim. Bugün o kızlarım babalarının adının ihaleye fesat karıştırma suçlamasıyla anıldığını okuyorlar. Beni asıl yaralayan tutulduğum duvarlar değil, kızlarımın okuduğu bu cümlelerdir. Oysa bana isnat edilen bir fiil yoktur. İddianamede hangi firmayı seçtiğim, hangi firmanın ihaleye katılmasına engellediğim, hangi gizli bilgiyi kime aktardığım yazmaz, çünkü böyle bir şey olmamıştır. Ben kaçmadım, kaçmam, gidecek başka bir hayatım yok. Karartebileceğim bir delil de yok, çünkü hepsi sizin elinizde. Etkileyebileceğim bir tanık da yok, çünkü hepsi bu salonda konuştu ve hiçbiri benden kötü söz etmedi. Ben suç işlemedim, yargılanmaktan korkmuyorum, sadece istediğim suçsuzluğumun anlaşılmasını hapishanede beklememek. Bu nedenlerle üzerime atılı suçu işlemediğimin anlaşılmasıyla beraatime, her halükarda tutukluluğumun sona erdirilerek tahliyeme karar verilmesinin saygılarımla arz ve talep ederim.
HÜSNÜ YÜKSEL TUNAR SORUYOR
Hüsnü Yüksel Tunar: Aytekin Bey geçmiş olsun.
Aytekin Karaarslan: Teşekkür ederim.
Hüsnü Yüksel Tunar: 3 yıl boyunca finanstan sorumlu genel müdür yardımcısı olarak görev yaptınız, doğru mu Ağaç AŞ'de.
Aytekin Karaarslan: 2,5 yıl boyunca... 6 ay mali işler müdürü olarak.
Hüsnü Yüksel Tunar: Peki bu süre boyunca benimle ilgili veya herhangi bir başkası tarafından bir ayrıcalık, bir öncelik tanıma veya avantajlı konum gibi bir şey, size hiç böyle bir talep geldi mi, istek geldi mi?
Aytekin Karaarslan: Hayır.
ALİ SUKAS SORUYOR
Ali Sukas: Aytekin Bey,. Ağaç A.Ş.'yi de tanıyorsunuz. Daha önce de başka bir iştirak şirketinde çalışmıştınız.
Aytekin Karaarslan: Evet, evet.
Ali Sukas: Hem iştirakin yapısını biliyorsunuz hem iştiraklerin kendilerini biliyorsunuz. Çünkü Ağaç A.Ş. genel müdürü olarak benim burada üzerime atılmaya çalışılan, atfedilmeye çalışılan anlatım örgüsü, Ağaç A.Ş.'nin satın almalarına doğrudan müdahil olduğum, yani orayı tabiri caizse böyle bir despot yönetici gibi her şeyimi yönettiğim çerçevesinde bir anlatım var. Şimdi Ağaç A.Ş.'yi de biliyorsunuz, bizim organizasyon yapımız var, birimler buna göre taksim edilmiştir. Bir genel müdür olarak ya da Ali Sukas olarak, eğer satın alma müdürlüğünün bir bütün olarak ben yönetme amacı gütseydim, o birimi doğrudan genel müdüre bağlayabilir miydim organizasyon değişikliğiyle?
Aytekin Karaarslan: Tabii ki, yani yetkiniz var. Organizasyonda değişiklik yapma yetkiniz açısından söylüyorsunuz.
Ali Sukas: Tamam, teşekkür ederim.
ÜMİT POLAT AVUKATI SEVGİ DAĞDEMİR SORUYOR
Sevgi Dağdemir: Mali işlerden sorumlu olduğunuzu beyan ettiniz. Aslında bana göre ana dosyada olmanız gerekiyordu, bazı soruların sizde istinat edilmesi gerekiyordu ama şimdi sormak istiyorum. İhalelerle alakalı bir bilginizin olmadığını ama mali işleri yönettiğinizi söylediniz. Tedarikçiler bu anlamda alacaklarını almasıyla alakalı, yani bir sıkıntıları olduğunu beyan ettiniz. Normal şartlarda bu alacaklarını kiminle görüşmesi gerekiyordu? Sizin bunlardan haberiniz var mı, size gelip görüşürler miydi?
Aytekin Karaarslan: Şimdi tedarikçiler gecikmiş olan alacaklarıyla ilgili Mali İşler Müdürü'ne ya da bana ya da genel müdüre ulaştıkları olmuştur.
Sevgi Dağdemir: Yani sizin, yani şu an Satın Alma Müdürlüğü'ne gidip "Alacaklarımı alamıyorum." deyip Satın Alma Müdürü'nün bir saat içerisinde sizi arayıp da "Hadi şuna 500 bin lira gönder." gibi bir talimatla mı iş yapıyorsunuz, böyle bir...
Aytekin Karaarslan: Yok, hayır, yok.
Sevgi Dağdemir: Satın Alma Müdürlüğü'nün her gün içerisinde böyle bir talimat vermesi mümkün müdür, değil midir?
Aytekin Karaarslan: Kesinlikle değildir.
Sevgi Dağdemir: Normalde ben şöyle işleyiş olduğunu biliyorum, sizi zan altında bırakmamak kaydıyla ise mali işlerin sorumlusu olduğunuz için; alacakların ödenmesi noktasında bu hak edişlerin aslında sizin kararınızdan geçip, bunların bunların ödenmesi şeklinde genel müdürün onayına sunulmasını ben biliyorum, böyle olması gerektiğini. Ağaç A.Ş.'de de siz mi tüm ödeyenlere, kimlerin ne kadar ödeme alacağına siz mi karar verdiniz yoksa bu işleyiş sondan başa doğru mu gitti, bununla alakalı söyleyecekleriniz nelerdir? Ali Sukas'ın bu konuyla alakalı size herhangi bir şekilde "Şuna ödeme yap, buna ödeme yap." dediği oldu mu yoksa sizin tamamen kendi inisiyatifinizle "Ben bu ödemeleri uygun gördüm, hepsi benim onayım doğrultusunda gerçekleşti." diyebiliyor musunuz?
Aytekin Karaarslan: Şimdi şöyle; ödeme prensipleriyle ilgili savunmamda yer verdim ancak ödemenin oluşmasıyla ilgili şunu söyleyebilirim: Ayda bir defa İBB'den nakit talebi yapılır, tahsilat geldiğinde Mali İşler Müdürlüğü bir ödeme listesi hazırlar. Bu ödeme listesini hazırlarken de ortalama vadelere göre bir yaşlandırma yapılır, hangi tedarikçiye borcun ne kadar ve kaç günlük bir borç olduğu çıkarılır, buna göre bir eldeki kaynağa göre ödeme listesi hazırlar. Mali İşler Müdürü kendisine gelen ya da bana gelen zaruri talepler varsa —ki bu zaruri taleplerin altını açmak istiyorum: herhangi bir tedarikçinin çek ödemesi ya da bir yasal durumunun oluşması gibi zaruri talepler varsa— bu taleplerle birlikte genel müdüre çıkartılır. Genel müdürün kendisine gelen talepleri de birlikte değerlendirilip nihai bir ödeme listesi onayına ulaşılır. Bu da yine Mali İşler Müdürü'ne gönderilerek ödeme talimatı hazırlanır. Daha sonra Mali İşler Müdürü'nün parafı, benim imzam ve genel müdürün nihai onayıyla ödeme gerçekleşir.
Sevgi Dağdemir: Çok güzel açıkladınız. Genel müdüre bunu sunduğunuzu, genel müdür tarafından da bir talep olduğu takdirde tekrardan bu listenin güncellenerek tekrardan onaya sunulduğunu söylediniz değil mi, yanlış anlamadıysam?
Aytekin Karaarslan: Evet doğru, ancak bu taleplerde de bir gerekçe mutlaka olur, çek ödemesi gibi.
Sevgi Dağdemir: Tabi tabi, yok o konuyla alakalı sizi asla zaten zan altında bırakacak bir şey söylemek istemem. Satın Alma Müdürlüğü'nün böyle bir zaruri talebi, "Bu adamın çek ödemesi var, bunun şöyle bir ödemesi..." böyle bir talep gelebilir mi Satın Alma Müdürlüğü'nden size?
Aytekin Karaarslan: Hayır, gelmez.
Sevgi Dağdemir: Tamam, Ümit Bey'le alakalı şeyler sormayacağım çünkü daha farklı yerlere... Teşekkür ediyorum, sağ olun.
Aytekin Karaarslan: Teşekkür ederim.
ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR
Kaptan Yılmaz: Aytekin Bey geçmiş olsun.
Aytekin Karaarslan: Teşekkür ederim.
Kaptan Yılmaz: Bu tedarikçi ödemeleriyle ilgili bir önceliklendirme söz konusu. Bunun detayını bir sizden dinlemek isterim. Yani siz tedarikçilere yaşlandırma dışında meşru haklı talepler çek vesaire yani ticari sıkışıklık dışında genel olarak soruyorum. Sattıkları ürün, ürünün ithal mi ihraç mı olduğu, kooperatifler falan yani ödeme önceliği verdiğiniz firmalar veya alım alanları var mıdır?
Aytekin Karaarslan: Ödeme prensipleri oluşturulurken, savunmamda da yer vermiş olduğum bir bakış açısı var şirketin. Bu, yani benim çalıştığım döneme ilişkin de değil, geçmişten bugüne. Çünkü tedarikçiler, atıyorum, örneğin 300 tane tedarikçiye borcumuz var. Bu tedarikçilerin içinde öncelikle bir sınıflandırma yapılır. Niteliğine göre, eğer borcun içinde işçilik ağırlıklı bir borçsa, bunun personel ödemeleri yapılması gerektiğinden bunu biraz daha önceleriz. Ama bu öncelemek demek, bugünden yarına ödemek demek değil. Nakit akışı aksaklıklarımızdan dolayı ifade ettiğim üzere 50-60 gün aralığıdır bunlar. İkinci öncelenen tedarikçiler, dövize duyarlı olan, ithal girdisi olan tedarikçilerdir. Bunlar da yine 75-90 gün aralığında şekillenir. Bir sonraki tedarikçi borçları grubu ise üretimden gelen fidan, ağaç türü satın almalarla oluşan borçlardır. Bu alımlar, gerek projeye dönüşmesi, hak edişe dönüşüp faturalanması ve tahsilata dönüşmesi de uzun sürdüğünden, daha uzun vadelerde ödemesi yapılan tedarikçiler grubundadır. Ödeme listeleri de hazırlanırken, yaşlandırmayla birlikte bu bakış açısında birlikte değerlendirilir.
Kaptan Yılmaz: Kooperatifler ve köylü üreticiler?
Aytekin Karaarslan: Evet, onları atladım. Kooperatifler de işçilik ağırlıklı gibi baktığımız için, onlar da aynı grupta yer alır.
Kaptan Yılmaz: Teşekkür ederim.
AYTEKİN KARAASLAN AVUKATI KUTSAL HADİOĞLU SAVUNMASI
Müvekkilin beyanlarına iştirak ediyoruz. Bu konuda müvekkilin lehine hayati derecede önemli olan şey, ilerleyen günlerde tutulduğu değerlendirmesinde olası bir tahliyede kararına çıkıp çıkmayacağı ve sonuç dosyasında da bir beraat kararının verilip verilmeyeceği değerli başkanım. Bu anlamda bir ceza hukuku mantığı çerçevesi içerisinde, o yüzden değil, akabinde lehitemize yahut aleyhimize olduğu düşünülen delillere atıfta da bulunarak, makul bir süre zarfı içerisinde savunmamı gerçekleştirmeye çalışacağım.
Birleşen iddianame kapsamında muhtevasına baktığımız vakit, ağaç ve peyzaj anonim şirketi içerisinde kurgusal bir ihale sisteminin gerçekleştirildiği, yine bu faaliyetler şirket tarafından yapılan alımlarda kurgusal açık ihale usulünün işletildiği, gerek doğrudan temin yöntemiyle yapılan alımlarda, sadece iştirak şirketinin davet ettiği, dolayısıyla teklif isteyebilecek firmaların bu iş iştirak şirketi tarafından belirlendiği, dolayısıyla bu noktada iddia olunan örgüte maddi menfaat sağlamaktan imtina etmeyecek firmalar üzerine bu işlerin bırakıldığı ve bu anlamda da belirli başlı maddi menfaatlerin elde edildiği rüşvet iddialarının gündeme geldiği ifade edilmiştir değerli başkanım. Temel gayeye ise bu iddianamenin sonuç kısmında temel gayenin ise örgüt iddia olunan örgüt içerisinde kurulan sistem ismindeki yapının finanse edilmesi olduğu dile getirilmiştir.
Sonuç kısmında yine bu iddianamenin genel olarak bir çıkar amaçlı suç örgütü yapılması, kamu iştiraklerinde bir takım organizasyonlar ve bu kapsamda iddia olunan rüşvet eylemleri kurgusu üzerinin ihraç edilmesi. Bu noktada bizim müvekkilimizi istinat olunan kısmı nedir diye soracak olursak, müvekkilin mali ve idari işler sürecindeki mizaçlarından atıfta bulunarak, az önce bahsetmiş olduğunuz 148'den 151'e kadar dört ay eylem yönünden sorumluluğu ifade edilmiş ve dile getirilmiştir. Önemle belirtmek gerekir ki müvekkilin nezdinde herhangi bir örgüt üyeliğine yönelik yahut herhangi bir rüşvet hususlarında bir atıfta bulunulmadığı bu dosya içerisinde sabittir.
Herhangi bir eylem yönünden ayrı ayrı bir değerlendirmede bulunmayacağım değerli başkanım. Zira bu eylemlerin değerlendirilmesine baktığımız vakit hukuki açıdan sınıflandırılması kısmının muhtevası itibariyle yine örgüte atıfta bulunulduğu, sonuç kısmında ise yapılan alımlarda kasıtlı olarak parçalara bölünmesinde bilirkişi raporu öneriyor, sorumlulukları tespit olunan denilmek suretiyle müvekkilimize de bir sorumluluk atfedildiği ifade edilmiştir. Bu dosya ise biz müvekkil nezdinde evvela bir de her şeyden evvel müvekkilimizin yer alan bu şirketle irtibatının ne zaman kurulduğu ve bu şirket içerisindeki görevinin ne olduğunun iyi anlaşılması gerektiği ve bunun nezdinde yapılacak yargılamanın da bu hususlar çerçevesinde yapılması gerektiğini düşünüyoruz, ifade etti kendisi. 27 Mayıs 2000, 27 Şubat, özür dilerim, 27 Mart 2023 tarihinde göreve başlamıştır.
Bu görevler nezdinde kendi sorumluluk alanları ise kendilerine verilen imzalarda, daha doğrusu kendisine verilen alımların bütçede bir karşılığı var mıdır yok mudur? Zorunluluklara yer alması gereken mali belgeler var mıdır yok mudur? Şeklinde şekli ve bütçe seni şeklinde inceleyen bir mali kontrol imzasıdır. Müvekkilimizin görev ötesinde alım kararını veren, alım yöntemini seçen, tedarikçiyi belirleyen bir makam imzası değildir değerli başkanım. Bunu önemli görüyoruz. Niye önemli görüyoruz? Çünkü müvekkil nezdinde yapılan satın alımlarda bir hususilik iddiasıyla müvekkile bir atıfta bulunulduğu için, müvekkilimizin bu noktalarda bir görevinin olup olmuyor olduğunun tespiti gerekmektedir. Dolayısıyla ise bu hususların biz önemli olduğu düşüncesindeyiz.
Öncelikle birer hususumuz şu tabii şirketle olmadığımız bir harekette bir sorumluluk iddiası var iddianamede. Bir hususta birkaç taneden fazlasının lafı güzaf olacağı düşüncesindeyim. Zira 147 no 148 nolu eylemde 6 Şubat ve 7 Şubat tarihlerindeki 1943 ve 1942 tahsil alımlarda müvekkilimizin sorumluluğu dile getirilmiştir değerli başkanım. Halbuki müvekkilimizin bu şirketteki çalışma tarihi 27 Mart 2023 tarihidir. Dolayısıyla şirketin fiilen ve hukuken bulunmadığı bir tarihte sorumluluğunun gündeme getirilmesi, aslında hem müvekkilimizin medeni sınırlarını ifade etmiş olduğu gibi, bu sorumluluğun kişiselleştirilmediğini ve idari bir makama önerilmiş olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ve oysa biz bu hususa katılamadığımızı ifade etmek istiyorum.
Aleyhimize olduğu düşünülen değerli başkanım yine iddianamede, gizli tanık Gürgen ikincinin beyanı, tabii beyan isme hürmet edilerek verilmiştir. Beyanda doğrudan müvekkilimizin bu İstanbul Anadolu'dan suça ilişkin şunu yapmıştır, bunu gerçekleştirmiştir şeklinde isnadı yok. Ancak ima yoluyla müvekkilimizin böyle bir husustan haberdar olacağı dile getirilmiştir. Tamamını okumayacağım. Ali Sukaş tarafından yürütülen hususların hepsini bilir. Göreve gelen ilk zamanlarda bu hususlar edilen istese de Ali Sukaş tarafından ikna edildiği ifade edilmiş ve iddia edilmiş. Şimdi yer verilen bu iddia nedenle doğrulanmış değerli başkanımın somut dosyası içinde? Müvekkilimiz katinen böyle bir durumun olmadığını ifade etmiş. Ali Sukaş'a bu soruyu sormuş, Ali Sukaş'ın beyanları da müvekkil beyanlarını temsil eder ve doğruluk mahiyetindedir. Verilen bu beyan bir varsayıma, bir yoruma dayalıdır değerli başkanım.
Yine ikinci bir diğer hususumuz, Ümit Polat'ın 11 Temmuz 2005 tarihindeki yer verenin ifadesi. Yine o ifadede de doğrudan müvekkilimize yönelik herhangi bir suç isnadı ve atfı yok. Ancak müvekkilimizin bu ödemelere ilişkin serzenişlerinin olduğu dile getirilmiş. Daha sonrasında da yine Ali Sukaş tarafından hususi yapmasından dolayı şirketlerin Aytekin Karaarslan tarafından ödemesini yaptığını bilmekteyim şeklinde beyan var. Beyan ne kadar doğrulanmış değerli başkanım. Müvekkilimiz esasen iş hayatı ve çalışma yapısı hususunda kendi mesleğinin onuruna uygun bir şekilde hareket ettiğini ifade etti mi dile getirdi, biz bunu da önemli görüyoruz. Yer verilen bu ifade yine yurttan kanaatten ve varsayımdan öteye geçmeyecektir değerli başkanım.
Şimdi ben bu beyan hususunda yine dün çalış dinlendi, müvekkilimiz bu şahsa Ümit Polat ismindeki şahsa sordum. Satın alma süreçlerinde alım usullerinin uygulanması, tedarikçi belirleme ya da tedarikçi engelleme, fiyatlar, teknikler vesaire hususunda herhangi bir talebi oldu mu şeklinde sorusu soruldu. Hayır efendim asla şeklinde bir cevabı var. Yine Ümit Polat'ın meslektaşımızın bu anlamda müvekkille şifahi görüşmesinde ki olan bir beyanı ifade etti eğitiminize, dedi ki müvekkil bana şöyle bir husus sordu, ben bile pozisyonu itibariyle birçok hususa zorunlu bırakılmışımdır ancak Aytekin Karaarslan hiçbir kimseye tam yetmezdi pasifize edilmiş vaziyetteydi denilmiş. Burada bitiriyorum.
Dolayısıyla aleyhine olacağını düşündüğümüz her iki bu beyanı, amiyane ifadeyle bir mutfak gazıyla iki yemek pişirmiş gibi heyetinizin takdirine sunuyor ve buraya vicdanımıza sesleniyoruz. Belirtelim ama bu iki beyandaki hareketin aleyhine olabilecek düşünecek beyanlar bültenini geçmeyecektir değerli başkanım. Bir diğer husus MASAK kayıtları, 28 Şubat 2023 tarihindeki bir altın alımının sanki bir menfaat temini iddiası hususunda müvekkilimize bir atıfta bulunulmuş. Yine burada biz bu hususla şiddetle karşı çıkıyoruz, zira müvekkilimizin işlerinde çalışmaya başlamış olduğu tarih mart ayı, 27 Mart tarihi. Altın alım tarihi 28 Şubat tarihi. Deprem döneminde biz insanların ne kadar büyük bir facia olduğu hepimiz malumumuz. Dolayısıyla bir nevi güvenli liman saikiyle yapmış olduğu şahsi aile tasarrufunun bankaya yatırılmasından ibarettir değerli başkanım. Ancak bu durum ne yazık ki kolluk ifadesinde müvekkile sorulmuş ve ifade etmiş ve dile getirilmiştir. Dolayısıyla ise bu ifade edilmiş hususlara rağmen iddianamede bu husus yer veriliyor olması müvekkil açısından heyetiniz nezdinde olumsuzsuz bir intiba oluşturma amacına mahsus bir çalışma olarak görüyoruz ve buna şiddetle karşı çıkıyoruz.
Şahsi yakıt giderlerinin fatura ediliyor olmasını bu hususu değerli görüyoruz başkanım. En ağırına, onuruna zedeleyen ve yaralayan husus şu. Bir dakika kendisiyle şifai görüşmelerimiz avukat bey, asıl zoruma giden husus ihaleye fesat karıştırılmakla suçlanıyorum. Lakin kendi gelmiş olduğum gelenek, almadığım terbiye çerçevesinde benim şirkette 1 lira dahi geçmesin diye kendi şahsi harcamalarımı, kendi şahsi giderlerimi bu şirkete fatura ettiren bir kişiyim değerli başkanım. Dolayısıyla bu anlamda biz bu hususu önemli görüyoruz değerli başkanım. Savunmanın belli bir kısmı kendisini anlatmakla geçti. Heyetiniz tarafından kendisinin anlaşılmasını ve tanınmasını istiyor. Zira bu çalışmış olduğu şirkette dahi yapmış olduğu bu harcamalarda kendi şahsi harcamalarını fatura edip ödüyor olması, esasen geçen ifademde de ifade etmiş olduğum gibi görevi ifa ederken kurum kaynaklarına karşı göstermiş olduğu tutum ve bu özen takdir edilmelidir diye düşünüyoruz.
Şimdi iddianameden anladığımız husus şu: Biz iddia etmiş olduğumuz örgütün bir üyesi değilsek, bu iftira çerçevesinde iddia ettiğimiz eylemlerde herhangi bir rüşvet iddiamız yok. Dolayısıyla burada anlayabileceğimiz sonuç, bunun tabii ve doğal sonucu vekilimizin orada bir maddi menfaat temin ediyor olması lazım. Zira eğer örgüt çerçevesinde bir isnat söz konusu olmuş olsaydı, vekilimizin örgüte yardım ediyor iddiası gündeme gelebilirdi. Böyle bir iddia yok. Sen örgüt üyesi değilsin, rüşvet eyleminde de yok, ancak seni ihaleye fesat karıştırma suçlamasından sorumlu tutuyorum şeklinde bir husus. Bunun doğal sonucu bir maddi menfaatin temin ediliyor olması gerekir. MASAK raporlarında vekilimizin istinat bulanan eylemlere dair herhangi bir maddi menfaat temin ettiklerine dair hiçbir tespitin yapılamadığını ben heyetimizin dikkatine sunuyorum.
İşlenen suç iradesi altında sorumluluk gündeme gelmişti değerli başkanım, sayın heyet üyeleri. İki tane temel şartı var. İşlenen suç öncesi ortak hâkimiyet ve ihaleler arasında suç işleme kararını buluyor olması var. Yine bu tip dosyada, buradaki dosyada bunu doğrulayabileceğiniz hiçbir somut verinin olmadığını görmekteyiz. Verilen beyanlar neticesinde bu hususun olup olmadığı sanık tedarikçi ve etkin pişmanlıktan faydalanan sanık beyanlarıyla ortadadır. Şimdi müvekkilimiz burada birçok sanığa sorular önerdi değerli başkanım. EP faydalanan veyahut dosyada huzurunuzda yargılanan diğer sanıkların göndermiş olduğu, yöneltmiş olduğu sorular var. Bu soruların tamamı esasen masumiyetini müdafaa etme çabası. Kısaca bu hususa da ben değinmek istiyorum değerli başkanım.
Murat Cırık isimli bir sanık satın alma işlerinden sorumlu olduğunu ifade etti. Müvekkilimiz kendisine sordu: "Seninle bu hususa ilişkin bir talebim oldu mu?" Hayır cevabını verdi kendisi. Süleyman Uzun da içinde bir diğer sanık. Etkin pişmanlık beyanlarında olan bir sanık. Kendisine ihaleler ve süreçlerine dair bir görüşmesinin olup olmadığı soruldu, hayır cevabını verdi. Öte yandan yine Fatih Yağcı isimli şahıs, tedarikçilere ilişkin bir görüşmemiz yönlendirmeniz oldu mu? Hayır, katiyen böyle bir beyanımız var olmadı şeklinde cevap verdi değerli başkanım. Öte yandan yine Tuğrul Doğu Işık isimli bir sanık, ona da sorduğu "Beni tanır mısınız?" diyerek telefonla ya da yüz yüze herhangi bir görüşmemiz oldu mu? Hayır, aksine sizinle görüşmek istediğimizi, mükelleflerle görüşmediğini söylemiştir. Dolayısıyla sizin bulunduğunuz pozisyon itibarıyla dahil kararı esas aldığını biz bu sanığın beyanlarıyla anlıyoruz değerli başkanım.
Dolayısıyla bu noktada her ne kadar işbirliği iradesi altında bir ihaleye fesat karıştırılması suçu isnat ettirilmiş ise de, bu beyanlar yolundan ve kendi indi his ve görüş olarak ifade edebileceğimiz somut veriye ve temele dayanmayan veya soyut görüşlerden ibarettir kıymetli başkanım. Dolayısıyla biz bu hususlara da atıfta bulunmayı kıymetli ve değerli görüyoruz. Öte yandan değerli başkanım, Yargıtay 5. Ceza Dairesi malumunuz bu konuda bir ihtisas dairesi. Yani hani şu husus gündeme gelebilir ve sorabiliriz: İhale süreçlerinde doğrudan bilicisi olmasa da ancak mali kontrol görevini yürüten kişilerin sorumluluğunu nasıl değerlendireceksiniz? Bu konuda Yargıtay 5. Ceza Dairesi yine dosya içerisinde yargılanan sanıkların bulunduğu pozisyon itibarıyla yerine getirilmesi ifa etmesi gereken görevlerin yapıp yapmadığı hususlarında bir sorumluluk değerlendirmesi yapılması gerektiğini ifade etmiştir.
Ne demeye çalışıyorum? Şimdi bu dosyada yapılan ihalelerin hususunda ihalelerin usulüne uygun yapıldığı ifade edilmiş. Ancak şöyle bir hususu gündeme getirmek ve bu şikayeti yapıyor olmamak çok haksız bir çıkarım olmayacak. Karşılığında yapılan bir iş var, ihalenin sonucu iş gerçekleşmiş mi, bedel alınmış? Müvekkilimizin görev tanımlarından bir tanesi de yapılacak olan işin bütçede karşılığının olup olmadığına bakmak. Bütçede de karşılığı olmayan bir ihale yapılmış mıdır değerli başkanım kıymetli üyeler? Yapılmamış. Dolayısıyla arka planda bir usulsüz ihale olup olmadığını müvekkilimizin bilebilecek, bu hususu bilebilecek durumda değildir değerli başkanım kıymetli üyeler. Bu anlamda ne yazık ki iddianamede müvekkilimizin rutin ve mali kontrol süreçlerine ilişkin imzalarını haksız menfaat teminine katkı sağlayan birer fiilmiş gibi sunulması çirkinliklerini de reddediyor ve karşılıyoruz kıymetli Hakim.
Tutukluluk değerlendirmesinde şu hususa bir giriş yapmıştım, adli hizada bulunmuştum. Türkçem samimiyetiyle dile getiriyorum. Bu yargılama sonunda şayet müvekkil nezdinde şöyle bir hukuki felaketiniz hasıl olur ve ortaya şöyle bir hukuki metin konulursa, yani her ne kadar sanık hakkında ihaleye fesat karıştırılması suçu yönünden bir kamu davası açılmış ise de sanığın bu görev kapsamının piyasa fiyat araştırması yapılması, teklif istekli firmaların belirlenmesi, yaklaşık maliyetin hesaplanması, onaylı tedarikçi havuzunun belirlenmesi hususlarında, sanığın imzasının alım kararını veren, alım yöntemini seçen, tedarikçi belirleyen bir makam imzası olmadığı, sanığın herhangi bir hile, tehdit yahut cebir suretiyle herhangi bir firmayı ihaleye katılmasına engellediğine dair somut bir tespitin yapılamadığı.
Yine sanığın gizli tutulması gereken herhangi bir belgeyi başka bir firmalara verdiği hususunda bir tedarikçi beyanı, bir sanık beyanı etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunan herhangi bir sanık tarafından verildiğine ilişkin dizisel veri, somut veriler hususunda herhangi bir tespitin yapılamadığı. Duruşmadaki tedarikçilerden bu hususta sanık tarafından herhangi bir talep, herhangi bir baskı, herhangi bir rüşvet iddiasının değerlendirilmediği hususların hepsi bir kül halinde değerlendirildiğinde sanığın Ceza Muhakemesi Kanunu 223/2 uyarınca beraat etmesi şeklinde bir karar verilecek olursa bu karar hukuka ve vicdana uygun bir karar olacaktır. Bizce verilecek böyle bir karar, vicdani olarak ufukları kuşatacak kadar doğru, hukuki yol olarak şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği ve mahsumiyet karinesi gereği doğru, hakkaniyetli bir karar olacaktır değerli Hakim,
Bu isnatlar çerçevesinde maddi vakaların subutu ne kuralı duraklasın husus olarak belirlenemiyorsa beraat kararı verilmeli der. Yine başka bir yargı kararında, bir mahkemenin kararı düşük ya da yüksek olmasından değil, her rüşvetten uzak bir kesinliğe dayanmalıdır der. Velhasıl bu ilkelerin ve kuralların müvekkil nezdinde de hukuku bulacağını düşünüyoruz. Sorolarak tutukluluk hususuna atıfta bulunmam neden gerekir. Zira müvekkil nezdinde bugün yargılanmış aşamalamadığım 160. tutukluluk günü. Dile kolay. Şimdi planla kıymetli Hakim, isnat olunan suç, ihaleye fesat karıştırma suçu doğrudan tutuklama gerekçesi varsayılabilecek suçlar arasında değil.
...tabirle Başkanım, Anayasa Mahkemesi'nin vermiş olduğu 2021'e 4478 başvuru numaralı ve 11 Haziran 2024 karar tarihli kararında dahi, katalog suç atıflarında dahi bir sanığın kaçma ve delilleri karartma şüphesinin somut olgularla ortaya konması gerektiği, bir suçun sırf katalog suç olmasının tutuklama gerekçesi olamayacağından bahisle hak ihlali kararları var. Müvekkil nezdinde bir katalog suç atfı da anılmıyor. Bu hususu değerli görüyoruz kıymetli Başkanım, saygıdeğer üyeler.
Öte yandan tüm eylemler yönünden kamu zararı olmamasından bahisle değerli Başkanım, kıymetli üyeler, bir ek savunma hakkı verdiniz. Dolayısıyla bilirkişi raporları evet peki bağlayıcı nitelikte değil; ek savunma hususunda, aynı aksi durumda dahi biz beraat edeceğine kaniyiz ve sonuna kadar inanıyoruz, en aksi durumda dahi amiyane ifadeyle tutuklu geçirilmesi gereken süreyi geçirmiş vaziyette değerli Başkanım. Dolayısıyla biz bu anlamda tüm eylemler yönünden verdiğiniz ek savunma hakkının da tutukluluğun değerlendirilmesinde değerli olduğunu düşünüyoruz. Kaçma durumu olma hususu, olma hususu; kendisi zaten şirket tarafından gerçekleşen operasyonlardan sonra şirkette olağan bir biçimde çalışmalarına devam etmiş. Böyle bir kişi, böyle bir şahsiyet için nasıl bir kaçma durumundan bahsedeceğiz ve dile getireceğiz? Öte yandan yine savunmasında ifade etti, emsal kişilerden de bahsetti değerli Başkanım. Bu da adaletin tecellisi anlamında önemli. Herhangi bir kimseye karşı bir kastında bulunmuyoruz.
Ancak dosya içerisinde müvekkilden daha fazla eylemden yargılanan sanıklar hakkında tutuksuz yargılamalar devam ediyor. Dolayısıyla bizler bu eşitliğin, vicdanların heyetiniz nezdinde 2-3 gün sonra gerçekleşecek tutukluluk değerlendirmesinde de vuku bulması gerektiğini düşünüyoruz. Eşine, ailesine atıfta bulundu. Bunlar hep yine kıymetli hususlardır değerli Başkanım. Dolayısıyla göz nuru evlatları, kıymetli eşi ve biricik annesi vereceğiniz, 2-3 gün sonra vereceğiniz bir tahliye kararını dört gözle beklemektedir. Ve biz de bu anlamda müvekkil nezdinde verilebilecek tahliye kararlarının ve nihayetinde verilecek bir beraat kararının doğru olacağı kanaati ve düşüncesindeyiz.
Ben son cümleyle savunmalarımı bitirmek istiyorum değerli Başkanım, kıymetli üyeler: Vakaların çözümünde iddianamenin aksine sonucu dayatan, yansımalı ön yargılar yerine akılcı, somut verilere dayalı kaynak... Somut verilere dayalı olarak yapılacak değerlendirmeler adaletin tecellisi anlamında elzemdir. Biz de bu tecellinin az önce ifade etmiş olduğum gibi 2-3 gün sonrasında yapılacak tutukluluk değerlendirmesinde vuku bulacağını düşünüyoruz. Hukuki kanaatinizin yanında vicdani kanaatinize sesleniyoruz. Müvekkilimizin bihakkın, aksi bir kanaatiniz hâsıl olması durumunda ise bir ya da birden fazla adli kontrol tedbiriyle tahliyesine ve yargılama sonunda da beraatine karar verilmesini talep ediyoruz.
FATİH TEMUR EK İDDİANAME SAVUNMASI – 13.10.2026
Sayın Başkanım, kıymetli üyeler, kıymetli savcım; 2016 yılında İBB iştirak şirketi olan Ağaç A.Ş.'de işe başladım. Öncesinde özel sektörde uzun yıllar yönetici olarak çalıştım. Evliyim ve üç çocuğum var. Ağaç A.Ş., İstanbul genelinde park, bahçe ve yeşil alanların bakımı, onarımı konusunda kuruluşundan beri hizmet vermektedir. Ağaç A.Ş. şirket yapısı olarak genel müdür, genel müdür yardımcılıkları, müdürler ve şefler olarak yönetim şemasındaki görevler şeklinde hiyerarşik bir yapıya sahiptir. Bu şemada genel müdürlüğe bağlı genel müdür yardımcılığı altında satın alma müdürlüğünde ihale şefliği, satın alma şefliği, sözleşmeler şefliği bulunmaktadır. Şirket satın alma prosedüründe bulunan uygulamalar ve görev tanımları gereği ihale şefliği, istisna alımları dışında kalan yapım, hizmet ve mal alımlarını EKAP üzerinden açık ihale veya pazarlık usulü ile gerçekleştirmekle sorumludur. Satın alma şefliği istisna kapsamında bitki alımlarını ve doğrudan temin işlemlerini yapmaktadır. 2024 yılının sonuna kadar bütün istisna alımları satın alma şefliği tarafından gerçekleştirilmiştir. Sözleşmeler şefliği ise ihale ve satın alma şeflikleri tarafından yapılan sözleşmelerin evrak kontrolünü ve takibini yapar.
Satın alma müdürlüğü tarafından yapılan ihale ve satın alma süreçleri şöyle işlemektedir: Sahadaki ihtiyaçlar doğrultusunda ilgili müdürlükler taleplerini oluşturur. Bu ihtiyaçlar alınan ihaleler, bakım onarım dosyası, fidanlıktaki ihtiyaçlar ve bahçe marketteki ihtiyaçlar doğrultusunda belirlenmektedir. Bu talepler öncelikle genel müdüre ön onaya gider. Genel müdür alınması konusunda ön onayı verdikten sonra talep eden birim müdürü onaylayıp satın alma müdürlüğüne gönderilir. Satın alma müdürlüğüne gelen talepler ilgili teklif ilgili şeflik tarafından işlem görür. Bitki dosyaları satın alma şefliği tarafından yapılır. Gelen talepler için talep eden müdürlük tarafından oluşturulan teknik şartname doğrultusunda piyasa araştırması yapılarak yaklaşık maliyet oluşturulur. Oluşturulan yaklaşık maliyet mali işler müdürlüğüne bütçe onayına gönderilir.
Bütçe onayı ilgili genel müdür yardımcılığı verdikten sonra nihai onayı genel müdür verir. Bu işlemlerin ardından satın alma işlem dosyası oluşturulur. EKAP üzerinden yapılan işlemler doğrultusunda ihale tarihinde teklifler açılır. İhale tarihi ve saatine kadar sistem gereği hiçbir teklif içeriği görülememektedir. İhale saatinde açılan teklif ve evraklar değerlendirilerek komisyon kararı oluşturulur. 3G alımlarında bu komisyon kararı yerine olur yazısı oluşturulur. Olur yazılarında ilk onay satın alma müdürlüğüne sunulur müdürüne sunulur. Komisyon kararlarında ihale yetkilisi genel müdürdür. Onay işlemlerinin ardından sözleşme imzalanarak sözleşmeler şefliği tarafından ilgili birime gönderilerek sipariş geçilir.
148, 149, 150. eylemlerde sıralanan 3G istisna alımlarının tamamı benim sorumluluğunda olmayan bitki alımları olup imzamın bulunma sebebi o tarihlerde Ümit Polat yerine müdür vekili olmamdır. Daha önce hazırlanmış sadece müdür onayı eksik olan bitki dosyalarıdır. Bitki dosyaları benim alanım olmadığı için bununla ilgili daha önceden yapılan çalışmaları bilmem mümkün değildir. Öncesinde hazırlanan evrakların hiçbirinde onayim ve imzam yoktur. Sadece evrak uygunluğunu kontrol ederim. Kendi hazırladığım dosyalarda onaya sunan ve onaylayan kısmında adım ve imzam birlikte bulunmamaktadır. Vekaleten imzalarda müdürün izinde ya da raporlu olduğunda kendisine bağlı şeflere kendisi yazması ile bıraktığı vekalettir. Vekalet bırakılması işlerin aksamaması için şirket yönetmeliğindeki prosedür gereği verilir.
Gizli tanık Gürgen'in 16.05.2025 tarihli ifadesinde benden bahsederek, hangi ürünün hangi şirkette olduğunu belirlenip, bana bildirilerek usulsüz işleri yürüttüğümü kastediyor ise de bununla ilgili hiçbir somut ifade bulunmadığı gibi bahsettiği işler tamamen bitki alımlarına işaret etmektedir, bitki alımlarını ben yapmıyorum. Ben görevim gereği evrak işlerini yaparım, firmalarla görüşmem, evrak işlerini görevim gereği yürütmem sebebiyle böyle bir beyan verdiğini düşünüyorum. Diğer tanıklar Süleyman Uzun ve Tuğrul Doğu Işık ifadelerinde açık açık belirttiği gibi iddia edilen işlerde benim bir dahilim olmadığı açıktır. Bu ifadelerde benim hakkımda olumsuz hiçbir beyan yoktur. Tanık beyanlarında usulsüz işlemlerden bahsederken benim adım tek bir yerde dahi geçmiyor. Tanıkların anlatımlarında benim dışımdaki kişiler zikrediliyor. Hiçbir dahilim olmamıştır, zaten hiyerarşik yapı gereği bu mümkün değildir. Diğer bir husus olan Selim Marangoz'un 29.06.2026 tarihli ifadesinde önceden alımının yapıldığı ve bunu benden duyduğunu söylediği 2025'e 681338, 2025'e 611635 ve 2025'e 578212 kayıt numaralı alımlara ilişkindir. 20 yılı aşkındır değişik görevlerde yönetici olarak çalışmış, sahayı çok iyi bilen, Yeşil Alan Uygulama Müdürlüğü yapmış bir kişinin bunu benden duymuş olması hayatın olağan akışına aykırıdır.
Prosedürü tamamlanmamış hiçbir malzeme depo tarafından alınmaz. Sahaya gelmiş ise de bunu benim bilmem mümkün değildir. Kaldı ki o dönem kendisi satın alma müdürüdür ve bahsi geçen alımlar eylem 151'e konu edilerek sorumluluğu kendisinde olduğu iddianamede yer almaktadır. Benden duyduğunu iddia ettiği alımlarda kendi imzası varken benim adımı zikretmesini anlayamadım. Ayrıca Adem Yavuz ifadesinde Ali Sukas'ın Adem'e iş verme dediğini, benim bu talimatla kendisine iş vermediğimi söylüyor. İç yönerge ve görev tanımı gereği ben ihale yetkilisi değilim, komisyon üyesi değilim, hiçbir zaman olmadım. Sadece matbu olan ihale dokümanlarını hazırlarım, satın alma müdürüne sunarım. Bu matbu evraklarda usulsüzlük yapılması mümkün değildir. Görevim gereği tamamlanan ihale süreçleri ile ilgili karar mercii değilim, müdahale etme imkanım yoktur, mesnetsiz ifadelerdir. Ve vekaleten imza sorumluluğunda bulunduğumuz diğer 2 kişi tutuksuz olup bu konuyla ilgili sadece ben tutukluğum Sayın Heyet. Savunmamın başında belirttiğim gibi 3 çocuğum var. Büyük oğlum bu yıl üniversiteye başladı. En küçüğü 6. sınıfa gitmekte. Bu süreçte çocuklarım psikolojik olarak olumsuz etkilendiler.
Onların yetişmesi sırasında her zaman iyi birer insan olmayı öğreten babalarının işlemediği bir suçtan cezaevine girmesi ve gelip beni burada görmeleri onları derinden sarsmış ve üzmüştür. Öyle ki kızım bütün yıl çok iyi hazırlanmasına rağmen sınav öncesi benim tutuklanmam nedeniyle üniversiteye girememiş, bütün emekleri heba olmuştur. Ayrıca tutuklu bulunduğum süre içerisinde çalışamadığım için hiçbir gelirim yoktur. Oturduğum ev halen kiradır. Aileme maddi desteği ağabeylerim sağlamaktadır. Bu maddi zorluklar içerisinde oğlum üniversiteye gitmeyi erteleyip çalışmayı düşünmektedir. Bunca yıllık emeğin heba olması beni endişelendiriyor. Ayrıca 2025 yılının başında omurilik felci riski ile ağır bir ameliyat geçirdim, raporlarım dosyada mevcuttur Sayın Başkanım. Omuriliğimde 9 adet platin bulunmaktadır. Cezaevi şartlarında bir süre yerde yatmam ve sağlık kontrollerimin aksaması nedeniyle ciddi sağlık sorunları yaşamaktayım. Yaşadığım bu sorunlar ileride telafisi olmayan bir duruma yol açacaktır. Tüm bu söylediklerime istinaden özellikle sağlık durumlarım nedeniyle tahliyemi sayın heyetinizden talep ederim.
ÜMİT POLAT SORUYOR
Ümit Polat: Bu protokol dosyalarında yaptığımız işlerde; tırpanla ot biçilmesi, çiçek dikilmesi işlerinde yaklaşık maliyet nasıl oluşuyordu?
Fatih Temur: Yaklaşık maliyet Uygulama Müdürlüğü tarafından hazırlanıp bize imzalı bir şekilde gönderilirdi.
Ümit Polat: Yani her an fiyat çalışması yapmazdık bu dosyalarda.
Fatih Temur: Tabi tabi, tırpan dosyalarında yapmazdık, evet bakım kapsamında. Hazırlanmış gelen yaklaşık maliyet üzerinden hareket ederdik.
Ümit Polat: Teşekkür ederim. Yine bu kapsamdaki ihale dışı işlerde davet edilmesine karar verilen firmalar ihaleye EKAP üzerinden mi, maille mi, elden mi davet edilirlerdi?
Fatih Temur: Mail'le davet edilirlerdi.
Ümit Polat: Yine Tuğrul'un dışarıdaki bir ifadesinde diyor ki: "Ümit Polat beni arayarak 'Bir saat sonra ihale yapacağım, bu teklifi doldur, getir. Ayrıca şu şu fiyatları da yazıp getir.' dedi." diyor. Ağaç A.Ş.'de böyle bir işleyiş şekli var mı? Bu şekilde herhangi bir alım yapabilir miyim; bu bahsettiğim büyük kapsamdaki işlerden bahsediyorum?
Fatih Temur: Biz mailini göndermişizdir teklif açısından ama sizin aranızdaki konuşma nasıl şekilde gelişti bilemem orasını tabii ki ama normal şartlarda maile dönüş yaparak veyahut da elden getirerek bize teslim etmeleri gerekirdi.
Ümit Polat: Onu soracaktım zaten; ihaleler, ihale içi gelen teklifler nasıl teslim alınır, nasıl açılır?
Fatih Temur: Ya gönderilen mail üzerinden aynı maile cevapla ya da kapalı zarfla teslim alındı belgesi düzenlenerek sırayla teslim alınır, saatinde de açılırdı.
Ümit Polat: Bu ihalelerde sen veya ben İhale Komisyonu Başkanı olabilir miydik?
Fatih Temur: Yok, biz görev gereği zaten olmamız mümkün değil. Yaklaşık maliyeti bilen ve dosyayı hazırlayan kişilerin ihale komisyonunda veya kabul komisyonunda olmaları zaten etik değil.
Ümit Polat: Bir de birlikte çalıştığımız süre içerisinde, 5 yıla yakın birlikte çalıştık; benden herhangi bir uygunsuz talebin oldu mu; "Falan firmaya öncelik ver, şunu al, şunu alma..."
Fatih Temur: Yani öyle bir talep zaten olamaz. Biz normal prosedürde gerektiren şekilde iş tutuyorduk. Davet edilecek firmaları onaylı tedarikçi havuzundan sizin verdiğiniz, belirlediğiniz firmalar veyahut da direkt piyasadaki firmalara alım onay belgesine bunları yazarak işlemlerimizi yürütüyorduk.
Ümit Polat: Bu satın almada, ihale birimi olarak "Şu işin ihalesine şu firmalar, şu işin ihalesine bu firmalar davet edilecek." diye bildirilen listenin dışında Satın Alma birimi olarak "Hadi şu firmayı da biz çağıralım." diyebilir miydik?
Fatih Temur: Yani deme şansımız var.
Ümit Polat: Hiç oldu mu?
Fatih Temur: Oldu evet; yani normal tedarikçi havuzunun haricinde piyasa fiyatlarından almak için davet ettiğimiz firmalar da olmuştur.
Ümit Polat: Yok onu kastetmiyorum; ihale dışı işlerde, şu çiçek dikimi, tırpanla ot biçilmesi...
Fatih Temur: Yok yok, onlar tedarikçi havuzunun içerisindeki firmalar.
Ümit Polat: Bir soru daha vardı... Bir de ihale biriminde olmandan dolayı şeye hâkimsin; imza sirkülerine hâkimsin. Benim Satın Alma Müdürü olduğum dönemdeki imza sirkülerindeki imza yetkim kaçıncı dereceydi ve ne anlama geliyordu?
Fatih Temur: 2. derece diye hatırlıyorum. Yani ha yanlış da hatırlıyor olabilirim, hatırlıyor da olabilirim; 3. derece imza yetkisi tekliflerin altında olacak imzayı iç yönergede belirtildiği şekliyle tam hatırlamamakla beraber, iç yönergedeki belirtilen yetkileri kapsayacak şekilde derecelendirilerek verilen imza yetkileridir.
Ümit Polat: Net sormak istiyorum ben; benim imzamla, tek imzamla şirketi borçlandırabiliyor muyum veya herhangi bir sözleşmeye imza atabiliyor muyum?
Fatih Temur: Hayır, hayır, atamazsınız.
ÜMİT POLAT AVUKATI SEVGİ DAĞDEMİR SORUYOR
Sevgi Dağdemir: Fatih Bey, siz aslında müvekkilimle aynı durumundasınız. Tedarikçisinden belirlenen firmalar üzerinden işlem yapan, yani çok etkinizin olmadığı bir pozisyondasınız ama sormak istiyorum, dikkatinizi çeken bir husus var mı diye. 2019 yılından sonra tedarikçisiye yeni firmalar eklendi mi? Yeni kurulmuş firmalar eklendi mi? Bu durumda sizin dikkatinizi çeken, Ali Sukas ile yakınlığı bilinen firmalarla çalışma hususları hiç AĞAÇ AŞ’de konuşuldu mu? Ya da siz bu çalışmayı yaparken, ya hep niye bu aynı firmalarla çalışıyoruz, 2019 öncesi bu böyleydi de şimdi niye böyle diyebileceğiniz hususlar olmuş mudur?
Fatih Temur: Onaylı tedarikçi konusu zaten sürekli güncellenmesi gereken ve sayısının artırılması gereken bir sistem. Bu da kalite yönetim sisteminin dış denetimlerin bize mecburen yapmamız gerektiğini söylediği bir uygulama aslında. Yani onaylı tedarikçi listesinin dışında bir alım yapmak aslında uygunsuz değil. Şöyle alımı yaparsanız...
Sevgi Dağdemir: Onu sormuyorum Fatih Bey. 2019 yılından sonra onaylı tedarik listesinde Ali Sukas'la yakınlığı bilinen firmalar tak diye 2019 yılında ekleniyor. Sürekli bu firmalardan alım yapılması, bunu siz
Hakiim: Müvekkilinizle ilgili soracağınız hususlar varsa oraları sorun.
Sevgi Dağdemir: Tamam, soralım o zaman. Müvekkilin Ali Sukas'la alakalı yaşamış olduğu sıkıntılara şahit misiniz? Ali Sukas’la hep arası iyi miydi? Görevden niye alındı? Bu hususlarla alakalı bilginiz var mı Fatih Bey?
Fatih Temur: Yani son görev değişikliğine kadar araları iyiydi. Son birkaç aya kadar. Yani benim şahit olduğum özellikle kendi aralarındaki bir konu yok.
Sevgi Dağdemir: Ayhan Keleş sizin tanıdığınız birisi mi Fatih Bey?
Fatih Temur: Ayhan Keleş'i tanımıyorum.
Sevgi Dağdemir: Ayhan Keleş'le ilk olarak birlikte gidip Ali Sukas'ın şirket ofisinde yardım istemediniz mi?
Fatih Temur: Ayhan Keleş değil, o Aykut Keleş. Benim arkadaşım beni ziyarete gelmişti. Kendisi ofiste otururken Ümit Bey de geldi, kahve içerken. İkisi de Erzurumludur. Erzurumlu olması nedeniyle oradan sohbet etmeye başladılar. Oradan Ümit Bey kendisine bazı konularla ilgili yardımlarda bulunacağını söyledi. O da zaten öyle bir şey olmayacağını deyip önünü kesti.
Sevgi Dağdemir: Ali Sukas şikayet etti mi sizin aracılığınızla kimseye?
Fatih Temur: Hayır hayır.
Sevgi Dağdemir: Ümit Bey'in Ali Bey ile alakalı rahatsızlıklarına şahit değil misiniz Fatih Bey? Yani buradaki rüşvet davalarına, ihalelerle alakalı etki edilmesine, aynı tedarikçilerle çalışılmasına, bu hususları Ümit Bey sizle hiç paylaşmadı mı?
Fatih Temur: Ümit Bey benimle sadece kızgınlığını, sadece birkaç sürtüşme ve tartışma olduğunu paylaştı. Hiçbir şekilde detay paylaşmadı benimle.
Sevgi Dağdemir: Paylaştığı zaman ne zamandı Fatih Bey?
Fatih Temur: Yani görevden diğer göreve geçmeden önce birkaç ay önceydi. Hatta şöyle babam vefat etmişti Mayıs ayında. Bir keresinde baş sağlığına gelmişti. Orada da dile getirmişti bunu.
Sevgi Dağdemir: 2024 yılı Mayıs ayı.
Fatih Temur: Evet evet. Yani babamın vefatından sonra benim odama gelip baş sağlığı dilediği sırada da böyle birkaç huzursuz olduğunu dile getirmişti. Ondan sonrasında zaten Mayıs ayından aralık ayının sonuna kadar görevine devam etti zaten. Böyle bir huzursuzluk olmuş olsaydı, 7 ay boyunca...
Sevgi Dağdemir: Ali Bey kabul ediyor zaten 2023 yılının mayıs ayından huzursuzlukların başladığını da...
Fatih Temur: Yani benim birebir kendilerinin arasında şahit olduğum hiçbir olayın anını bilmiyorum ben. Sadece Ümit Bey'in kendisinin serzeniş…
Sevgi Dağdemir: Tamam, teşekkürler.
ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR
Kaptan Yılmaz: Siz gerek Ali Sukas'ın şahsı ile ilgili, gerek ağaç aş'de şahit olduğunuz hukuka aykırı işlemler, usulsüz işlemler biliyorsunuz. Ümit Polat pek çok usulsüzlüğe şahit olduğunuz yönünde size yönelik bir ithamda bulundu. Bildiğiniz bir usulsüzlük, şahit olduğunuz bir şey var mı? Hani Ali Sukas'ın usulsüzlüğü ile ilgili,
Hakim: Benzer soru zaten soruldu. O hususta bir bilgilendirme de yapmamış anladığım kadarıyla...
Kaptan Yılmaz: Ben Ümit Polat üstünden sormadım, genel bir soru sordum. İlgisi var mı? Onu aktarabilir...
AYTEKİN KARAASLAN YERİNE HAKİM SORUYOR
Hakim: Hukuka aykırı bir talimat mı soracaksınız Aytekin Bey? Biz soralım bir soru soralım hiç uğraşmayalım. Aytekin Bey'in size hukuka aykırı bir talimatı, bir emri, bir direktifi, herhangi bir şekilde bir talebi, yönlendirmesi oldu mu?
Fatih Temur: Hayır, olmadı kesinlikle.
FATİH TEMUR AVUKATI SAVUNMASI
Ben de müvekkilim gibi savunmamı kısa tutmaya çalışacağım. Şimdi müvekkilin TCK 38 yollamasıyla 235/2'ye sizlerin de bildiğiniz gibi ihaleye fesat karıştırma suçunun işlenmesine imkân veren kamu zararına yol açmış olması sebebiyle TCK 235/3'ten yargılanmaktadır. Ancak atfedilen suç, ihaleye katılma yeterliliğine veya koşullarına sahip olmayan kişilerin ihaleye veya ihale süreçlerine ilişkin işlemlerine katılımını engellemek, suçlarına iştirak. Dosyada müvekkilin bu suçun hiçbir şekliyle işlenmesine iştirak ettiğinden hiçbir şekilde bahsedilmemiş, suç isnadı somutlaştırılmamıştır.
İddianamede de müvekkile suç isnadı içeren herhangi bir ibare bulunmamakta, sadece bilirkişi raporunda imzası bulunanların sorumlu olduğu belirtildiğinden hakkında iddianame düzenlenmiştir. İddianamede atılı suçun nasıl işlendiği, iştirak eğiliminin ne suretle gerçekleştiği belirtilmemiş, müvekkilin cezai sorumluluğu hakkında tek cümle hukuki değerlendirme ve gerekçe değerlendirme oluşmamıştır. Müvekkil ihale şefi olup raporda müdür vekili olarak imzası bulunması sebebiyle sorumlu olduğu iddia edilen işlemlerin tamamı safahat aşamasında yapılan işlemlerdir. Yani bu işlemler müvekkilin kontrol ettiği, evrakları hazırladığı, süreçlerini yürüttüğü birimin yaptığı değil, sadece satın alma biriminin safahat aşaması dosyaları Ümit Polat'ın yokluğunda o gün vekaletin kendisinde olması sebebiyle usulü gereği atılmış olduğu bir imzadan ibarettir.
Bu sürece ilişkin müvekkil detaylı beyanlarını anlattı, savunmamı uzatmamak adına detay hususlara girmiyorum. Müvekkilin şefi olduğu ihale şefliği birimi anılan tarihlerdeki bitki alımlarını ve 3G kapsamındaki istisna alımları yapmamaktadır. Müvekkil müdür vekalet ettikleri dönemlerde diğer birimlerden getirilen dosyaları vekaleten imzalamıştır. Müvekkilin uzmanlık alanı olmadığından bitki alımları ile ilgili hazırlanan dosyaları denetleme imkânı da bulunmamaktadır. Zira müvekkil bitki alımlarında uzman olmadığı için hangi bitkinin ne zaman alınacağı, bu bitkinin neden alındığı veya hangi firmadan alındığını bilebilecek durumda da değildir. Müvekkilin yapabileceği tek şey müdürün önüne bırakılması gereken ve kendi önüne bırakılan dosyadaki evrak üzerinde herhangi bir usulsüzlük var mı onu tespit etmekten ibarettir.
Bilirkişi raporunda iddianamede kurulan bilirkişi raporunda usulsüz olarak iddia edilen hususlar ta İBB'den ana ihale açılması ve sonra Ağaç A.Ş.'de parça parça alımlar yapılmasına dair tüm süreçleri irdeleyerek bir görüş bildirilmiş, yani çok kapsamlı bir araştırma yapılmış ve bunun üzerine bir usulsüzlük olduğu iddiasında bulunulmuştur. Şimdi bilirkişiler bile -bunu doğru kabul etmemekle birlikte- çok kapsamlı bir araştırma, detaylı binlerce, yüzlerce dosyayı inceledikten sonra böyle bir çıkarım yapabildiği durumda müvekkilin sadece o binlerce işlemden sadece bir tane evraklarını inceleyip orada bir usulsüzlük tespit etmesi de mümkün değildir. Zaten kendi imzasıyla hazırladığı evraklarda bir usulsüzlük yoktur, bizim onun için de suçlama yok, müvekkilin hazırlık işlemlerinden ziyade ihale şeklinde yapılan işlemlere ilişkin müvekkile dair herhangi bir suçlamanın olmadığını dikkatinize sunmak istiyorum. Şimdi bilirkişiler bu kadar kapsamlı bir araştırmayla iddiada bulunulabildiği bir hususta müvekkilin sadece dosya üzerinden bir usulsüzlük tespit etmesi mümkün değildir. Kaldı ki imza attığı dosyalarda da evrak bakımından, içerik bakımından herhangi bir usulsüzlük yoktur, bilirkişi raporunda da bu yönde bir tespit bulunmamaktadır.
Tam bu noktada aklımıza gelen şey şu olmalıdır ki atılı suçun işlenmesi için şart olan kast unsuru oluşmadığı ortaya çıkmakta, müvekkilin kasten hareket etmediği, dolayısıyla ihaleye fesat karıştırma suçunu işlemediği veya suça iştirak etmediği açıkça su yüzüne çıkmaktadır. İddianamede başka hususlara yer verilmiyor müvekkile ilişkin. Ancak biz müvekkilin durumunun net anlaşılması hususunda soruşturma aşamasında geçen bazı hususlara ilişkin de kısa kısa açıklamalara değinmek istiyorum müvekkil tekrarı hususuyla beraber. Gizli tanığın bir ifadesi var, işte bu süreçleri yöneten şirketlerin teklif alacağı, teklif vereceğini bilenler diye. Şimdi müvekkilin suçlandığı işlemler müvekkilin yönettiği süreçler değil, müvekkil ihale şeklinde yapılan işlemleri yürütür. Müvekkilin suçlandığı işlemlerse satın alma birimince yürütülen işlemlerdir. O tamamen gizli tanık beyanının varsayımından ibaret veya uydurma bir haksız bir ithamdan ibaret olduğu ortaya konulmaktadır.
Şimdi yine gizli tanığın ifadeleri hemen sonrasında müvekkili önce şirketleri belirlemediği iddian ederken, hemen sonrasında bu işleri Fatih Yağcı yapar demekte ve çelişkiye düşmektedir. Yine gizli tanığın ifadelerinin aksine Süleyman ve Turul Doğu Işık beyanlarına baktığımızda, müvekkilin bu süreçleri yürüttüğüne dair ki kendileri, işte şuradan alından, şu ücreti verildiklerini beyan ettiler burada, yani ihale açılmadan işleri yapıldığı, keza benim sorum üzerine talimat aldıkları ve bilgi verdikleri kişileri de zikrettiler. Bu beyanların hiçbirinde, gerek hazırlıkta gerek de huzurunuzda verdikleri ifadelerin hiçbirinde müvekkilin adını dahi zikretmediler. Yani müvekkil bu kadar detaylı süreci yürütebilecek durumunda olsa, muhakkak ki ismini bir yerde geçirebilirdi ama gizli tanık beyanı dışında iddia, ne bir tanık beyanı var ne de şüpheli beyanı vardır.
Selim Maronuz'la ilgili ifadesiyle esasen bahsettiği ihale numaraları müvekkilin suçlandığı tarihlerle ilgili çok kısa diyerek geçeceğim. Bu ihalelerde müvekkilin zikrettiği gibi Selim Maronuz'un imzası olan ve müvekkile herhangi bir usulsüzlük ve suç isnadı içermemesi sevindiricidir. Yani bu beyanın dosya kapsamında çok dikkate alınacak bir beyan olduğunu da düşünmediğim için bu kadarlık yetiniyorum. Dinleyerek Selim Maronuz ve şeyin gizli tanık Ürgen'in ifadelerinde müvekkilin adının geçen hususlara ilişkin diğer şüphelilerden Süleyman Oz'un, Turul Doğu Işık beyanlarında veya beyanında veya diğer sanıkların beyanında, müvekkilin bu işlere iştirak ettiği, hususları cer eden veya iddia edilen süreçlere dahil olduğu veya menfaat ettiğine dair hiçbir husus bulunmamaktadır. Burada tüm aleyh olan beyanları veya soyut iddiaları uydurma beyanlardan ibaret olduğunu ortaya koymaktadır.
Şimdi bu gizli tanık pişmanlık ifadelerine baktığımızda da, Anayasa Mahkemesi'nin bu kapsamda verilen ifadelerin tek başına mahkumiyet için yeterli olmayacağını, mutlaka başka maddi delillerle desteklenmesi gerektiği inancını sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin bir kararına göre; kendi hukuki durumunu kurtarmaya matuf beyanlar, soyut da olsa mahkumiyette maddi delillerle desteklenmediğince tutulmayacaktır. Müvekkilin adının zikredildiği birçok beyanda çarpıtan fatura alınmıştır, yani isim vererek taydi olma amacıyla verilen beyanlardan ibaret olduğundan Anayasa Mahkemesi bu kararında da dikkat etmeyeceği açıktır. Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik istinatlarına göre; yan delillerle desteklenmeyen soyut husus ve menfaat barındıran itirafçı ve gizli tanık beyanları hükme esas alınamayacaktır.
Somut dosyada, bu kapsamda alınan beyanlar menfaat temini saikiyle verilmiştir ve beyanların çelişkili mahiyette olduğu da ortaya konmuştur. Beyanların doğruluğu hiçbir maddi delille de desteklenmemiş, teyit edilmemiştir. Dolayısıyla bu beyanlara itibar edilmesi gerek Anayasa Mahkemesi kararları gerekse Yargıtay içtihatları karşısında açıkça bir hak ihlali olacaktır. Bununla beraber atılı suç için de kısaca bazı hususlara değinerek bitirmeye çalışacağım Sayın Başkanım, kısa tutmaya çalışıyorum. Müvekkile atfedilen suçun müvekkil tarafından işlenmesinin bir mümkün olmadığı ortada. Müvekkilin bir etki etme şansı, karar verme şansı, belirleme şansı yok; orada sadece farklı birimden gelen evrakları imzalamasından ibaret bir süreç var. Yine müvekkilin kendi birimiyle ilgili, iddianame dosyası kapsamında olmasa da çalışma sürecinde ne kadar dikkatli ve kurallara uygun, mevzuata hâkim olarak, kurallara uygun çalıştığını göstermesi açısından, kendi birimiyle alakalı hem Sayıştay tarafından hem İçişleri Bakanlığı tarafından, mülkiye müfettişi tarafından birkaç defa denetlenmiş ve herhangi bir usulsüzlüğü tespit edilmemiştir. Yani onurlu, gururlu ve hakka riayet eden bir memurdan bahsediyoruz.
Yine bu iddia edilen suçun işlenmesinin bir mantığı olması gerekir. Biz suç psikolojisi derslerini gördüğümüzde, hukuk fakültesinde, her suçlunun bir psikolojisi olur. Bu atfedilen suçun en bariz psikolojisi de bir menfaat; ya maddi veya makamsal bir menfaat elde etme psikolojisidir. Müvekkilin durumuna baktığımız zaman herhangi bir makamda yükselmesi söz konusu değil o iddialarla ilgili süreç içerisinde. Yine müvekkilin maddi durumuna baktığımızda kazancıyla orantılı; kendisi şu an uzun süredir tutuklu olduğu için az önce kendisi de zikretti, üniversiteye gidecek çocuğu çalışmayı düşünüyor, eşi hakeza evini bırakıp çalışmak zorunda kaldı, çok zor günler geçiriyorlar. Müvekkilin ciddi bir mal varlığı da söz konusu değil; sadece babasından kalan bir mülk var, onun dışında da ki oturduğu ev dahi kirada.
Şimdi Yargıtay'ın olağan, hayatın olağan akışı kriterlerini dikkate aldığımız zaman da müvekkilin böyle bir suçu işlemediği çok bariz bir şekilde ortadadır. Şimdi bir hususta da şunu belirtmek istiyorum: Müvekkilin çalışıyor olduğu Ağaç A.Ş. hakkındaki soruşturma çok önce başlatıldı. Yani üst amirleri çok daha önce tutuklandı, gözaltına alındı, ifadeler verdiler. Müvekkil bu süreçte çalışmaya devam etti ve hiçbir şekilde kaçmaya yeltenmedi. Yani tabii ki ceza hukuku delillerin somutlaştırılmasını esas gerektirir ama şimdi şunda da Yargıtay'ın hayatın olağan akışı kriterini meydana getirmesinin de bir sebebi var. Yani siz bir suç işlediyseniz, siz amirleriniz aracılığıyla bir suç işlediyseniz, bir suç işleyen de içeri girip aylarca dışarı çıkamıyorsa oturup kurumda çalışmaya devam etmezsiniz. Şimdi müvekkilin çalışmaya devam etmesi de şu tabirle ifade etmek istiyorum: Abdestinden şüphesi olmayanın namazından şüphesi olmaz; müvekkil de aynen bu şekilde çalışmaya devam etmiştir.
Son olarak diyorum efendim, çok kısa bir hususa değinerek; sizlerin de belirttiği savunmalar kapsamında kamu zararı oluşmadığı, müvekkilin uzun süre tutuklu kaldığı, sağlık sorunları gözetilerek ve itham edilen suçun olası ceza miktarları göz önüne alındığında ve mevzuata göre şu ana kadar geçen tutukluluk süresinin çok fazla olduğu ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğu düşüncesiyle öncelikle bihakkın tahliyesine, kanaatin aksi yönde olması halinde adli kontrol tedbiriyle derhal tahliyesine, en nihayetinde de beraatine karar verilmesini talep ediyorum. Teşekkür ederim.
AYHAN SUBAŞI EK İDDİANAME SAVUNMASI – 13.10.2026
Sayın Başkan, sayın heyet, sayın savcım; 2005 yılında İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi'nden orman mühendisi olarak mezun oldum 2008 yılında çalışma hayatına atıldım 2011 yılında kendi şirketimi kurdum o zamandan bu zamana kadar da kendi şirketimde tek yetkili tek imza sahibi olarak çalışmaktayım. Kolluk kuvvetlerine verdiğim ifadem ve beyanlarım tarafıma ait olup hür irademle verilmiş bulunmaktayım ve bu ifademin arkasındayım. Tarafıma isnat edilen suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Beraatimi talep ediyorum. Savunmam bu kadar.
ÜMİT POLAT AVUKATI SEVGİ DAĞDEMİR SORUYOR
Sevgi Dağdemir: Ayhan Bey, Tuğrul Bey demiş ki, teklif formlarındaki yazılar bana ait ama kaşe imzayı, kendileri atıyorlar, imza ve kaşeler bana ait değil demişti. Şimdi bizim de bu eylemlerimizde teklif formunu doldurttuğumuz yönünde bir beyan olduğu için soruyorum. Bu husus nasıl gerçekleşmiş olabilir? Yani yazıyı o yazıyor, kaşeyi, imzayı siz atıyorsunuz. Bu hususla alakalı bilgi, bilginizi rica edecektim.
Ayhan Subaşı: Bu konu hakkında fikrim yok. Benimki, bendeki 154 no'lu eylemde de aynı suçlama bulunmakta. Yazı ve yazılar çalışanlarıma ait olabilir ifademi verdim. Kaşe ve imzalar çalışanlarıma veya tarafıma ait olabilir. Bununla ilgili yazı örneği verdim. Kaşe imza tamamen benim şahsıma aittir. Benim verdiğim teklif mektubunda teklif de tarafıma aittir.
AYHAN SUBAŞI AVUKATI SAVUNMASI
Sayın Başkan, sayın heyet; daha önce meslektaşlarımız teknik açıdan olayları irdelediler, çeşitli Yargıtay kararları sundular. Ben işin pek teknik kısmına girmeden, çok da zamanınızı almadan dosyadaki deliller üzerinden sadece gideceğim.
Müvekkilim, rüşvet ve resmi belgede sahtecilik suçuyla suçlanmakta. Bununla ilgili savcılık makamı iddianameyi düzenlerken rüşvet suçlaması açısından Ümit Polat'ın tek bir beyanına dayanarak... Bu beyan da şöyledir: Çeşitli firma sahiplerinin isimlerini saymış; Ayhan Subaşı, müvekkilim de onların arasında sayılmış ve demiştir ki bu firma sahiplerinin hepsi ihale dosyasındaki kırım oranının %7-8 civarında olduğunu, ancak Ali Sukas'ın bu kırım oranını %15'e çıktığını, hakedişleri yaptıktan sonra aradaki farkı talep ettiğini anlatmış. Yani burada bir para talep ettiğine yönelik bir beyanı var Ümit Bey'in; biz bu beyanı kabul etmiyoruz. Müvekkilim açısından beyanla suç unsurlarının oluşmadığı çok açık, açıklamadan varestedir zaten. Müvekkilim Vatan Emniyet'te verdiği ifadesinde de Ali Sukas'tan herhangi bir şekilde böyle bir para almadığını beyan etmiştir. Rüşvet suçlaması açısından dosyada başkaca somut delil bizce yok. Müvekkilimin tüm hesapları, kendisine ait, şirketine ait tüm hesaplar incelenmiş; suç unsuru içerecek herhangi bir tespite bulunulmamıştır. Bunun dışında çeşitli fotoğraflar gösterilerek bunlardan kimleri tanıdığı şeklinde bir soru yöneltilmiş; sadece Ali Sukas'ı tanımaktadır. Buraya gelene kadar, Vatan Emniyet'e gelene kadar öbür sanıklardan hiçbirisini tanımamaktadır. Bu da tescilli.
Ali Sukas'la da 2019 yılındaki Orman Mühendisleri Odası seçimleri vasıtasıyla tanışıklığı olmuş. Zaten dosyada yer alan HTS kayıtlarına baktığımızda da 2019 yılında bir HTS kaydı vermekte. Buna ilişkin biz Google'dan da çok basit bir aramayla Orman Mühendisleri Odası'nın ne zaman yapıldığına dair bir arama yaptığımızda 2019 yılı sonu, 2020 yılı başlarında seçim yapıldığı görülmekte. Dosyadaki HTS kayıtları da tam bununla birebir örtüşmekte; dolayısıyla burada suç unsuru oluşturacak bir görüşme olmadığı bu HTS kayıtlarının müvekkilin beyanıyla örtüşmesiyle ortadadır. Kaldı ki müvekkilimin girdiği ilk ihale 1 Haziran 2021 tarihlidir. Yani ihale süreçlerinde müvekkilimin Ali Sukas'la herhangi bir telefon irtibatı, görüşmesi yok. Ümit Polat'la da yine tanışıklığı ihale süreçlerinde verdiği teklifler ve ihale süreçleriyle ilgilidir.
Dosyada yer alan yine Süleyman Uzun'un ve Tuğrul Doğu Işık’'ın beyanlarında müvekkilimin ismi zikredilmiş. Biz duruşma esnasında ifadeleri alınırken kendilerine sorduk; müvekkilimin bu işlerle ilgili teklif verme süreçleri ya da devamındaki ihale süreçleriyle ilgili bir bilginiz var mı diye. Çok net biçimde müvekkilimin süreçleriyle ilgili kendi görgülerine dayalı bir bilgileri olmadığını ifade ettiler. Resmi belgede sahtecilik suçlaması açısından da müvekkilimin dosyada yer alan bir bilirkişi raporunda sadece 2 adet teklif formundaki imzanın kendisine ait olmadığı yönünde bir tespite bulunulmuş. Orada şöyle bir talihsizlik var: 2024 yılında müvekkilim imzasının daha basit olması için imzasını değiştirmiş ve şirketin imza sirkülerini de değiştirmiş. Vatan Emniyet'te alınan imza müvekkilimin bu değişen imzasıdır. Müvekkilimin bu değişen imzası 2021 yılında attığı eski imzasıyla karşılaştırılmış; doğal olarak imzanın aynı olmadığı yönünde bir rapor gelmiş. Ama o incelemenin o dönemki imza sirkülerinde yer alan ıslak imzasıyla karşılaştırılması gerekmekteydi. Bu karşılaştırma yapıldığında zaten imzaların birebir aynı olduğu çıplak gözle dahi görülmekte. Dosyada yer alan, ilk iddianame öncesinde yer alan 14 no'lu klasör içerisinde tüm ihale süreçleri ve kesilen faturalara ilişkin evrakların tamamı sunuldu. Dilerse mahkeme heyeti bu klasör içerisinden karşılaştırma yaparak da çıplak gözle görebilir.
Resmi belgede sahtecilik suçlaması açısından da yine dosyada bulunmuş olan somut delil yok. Müvekkilim geçen hafta sonu itibariyle 5 aylık bir süre... 5 aydır tutuklu, 5 aylık bir süre oldu tutuklanalı. Tek bir eylemden dolayı suçlanmakta. Müvekkilim bu dosyada ceza alsa dahi zaten bizim yatar dediğimiz, hapiste geçirecek süresini düşündüğümüzde şu an tutuklulukta geçen süresiyle kıyasladığımızda yaklaşık 4'te 1'ini, 5'te 1'ini zaten yatmış durumda oluyor. Bu da tutuklama tedbirinin orantılılığını ortadan kaldırıyor artık. Gelinen aşamada bu psikolojik sınıra ulaşmış durumda. Burada bu aşamada tutuklama tedbirinin kaldırılmaması halinde tutuklama tedbiri bir cezaya dönüşmüş olacak.
Biz mahkemenin tutuklamayı dosyanın delil durumuna göre, delil durumunu incelemesi halinde kaldıracağı yönündeki... dosyadaki tutuklama tedbirini kaldıracağına inancımız tamdır. Mahkeme aksi kanaatteyse bir veya birden fazla adli kontrol tedbirinin uygulanması suretiyle tutuklama tedbirinin kaldırılmasını talep ediyoruz; tüm lehe hükümlerin uygulanması talebiyle.
TOLGA KILIÇ EK İDDİANAME SAVUNMASI – 13.10.2026
Sayın Başkanım, sayın heyet, sayın savcım; iddianamedeki 144, 145, 146 numaralı eylemler ile ihaleye fesat suçuyla suçlanıyorum. Savunmama geçmeden önce kısaca kendimden bahsetmek istiyorum. Babam işçi emeklisi, annem ev hanımıdır. Ben İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Peyzaj Mimarlığı bölümünü 1998 yılında bitirdim. Mezun olduktan sonra özel sektörde çalışmaya başladım. Cumhurbaşkanlığı Huber Köşkü, Ataşehir Uydu Kent Projesi, Çorlu Uluslararası Havalimanı Projesi, Sabancı Üniversitesi şantiyesi gibi birçok yerde çalıştım. 2006 yılında Kocaeli Büyükşehir Belediyesinde işe başladım. Önce memur, sonra şef, daha sonra da müdür yardımcısı olarak görev yaptım. 2019 yılı Kasım ayında memurların kurumlar arası geçiş hakkından yararlanarak İBB'ye geçiş yaptım. Park ve Bahçeler Daire Başkanlığı Yeşil Alanlar Yapım Müdürlüğünde memur olarak göreve başladım. 2020 Haziran ayında ise önceki çalışmalarım ve tecrübelerim doğrultusunda Yeşil Alan ve Tesisler Yapım Şube Müdürlüğüne atandım. Bu müdürlük, tüm İstanbul yeşil alanlarının planlanmasını ve projelendirilmesini, ihalelerin yapılmasını, yapım işleri ve imalat işlerinin takibi ve idari işlerin yürütülmesini gerçekleştiren bir müdürlüktür. 2022 Haziran ayına kadar müdürlük görevini sürdürdükten sonra kendi isteğimle müdürlükten ayrıldım. Anadolu Yakası Park Bahçeler Müdürlüğü Pendik Gözdağı Şefliğinde memur olarak çalışmaya başladım.
Evliyim ve bir kızım var. Kızım geçen sene fen lisesini kazandı. Tutukluluğum sebebiyle birçok anını kaçırdım. 8 Mayıs sabah 5 buçukta ailemin gözleri önünde sanki adi bir suçluymuşum gibi evimden alındım. Savcılık veya emniyet beni ifadeye çağırsaydı da gider bildiklerimi anlatırdım. 4 gün Vatan Emniyet ve savcılık süreçlerinden sonra tutuklanmama ilişkin kararı öğrendim. 8 Mayıs gününden bugüne kadar sürekli olarak neden tutuklandığımı sorguladım. İddianamede üç eylemde ihaleye fesat karıştırma suçu işlediğim söyleniyor. Bahsedilen kriterlerin hepsi yıllardır İBB'de uygulanan, kanuni dayanağı olan, hukuka uygun kriterlerdir. Süs bitkisi üretici belgesi talep edilmesinin dayanağı Kamu İhale Mevzuatlarıdır. Tarım Orman Bakanlığı tarafından açılan ihaleler de dâhil olmak üzere tüm ihalelerde bu belge talep edilir. Bu belgenin talep edilmemesi aykırılık oluşturur.
İddianamede bahsedilen diğer kriter, ihalenin kısmi teklife kapalı olarak yapılmış olmasıdır. Kamu İhale Genel Tebliği 17.7.1.1.4 maddesi, işin niteliği dikkate alınarak ihalenin kısmi teklife açık olup olmamasına ilişkin olarak takdir yetkisi vermiştir. Burada işin niteliği, bizim açımızdan ihale konusu materyallerin canlı materyal olmasıdır. Bu ihalelerde alımı yapılan ürünler bitkiler, toprak, malzeme, ilaç, gübre gibi birbirini tamamlayan ve teknik zorunluluklar sebebiyle birlikte temin edilmesi gereken ürünlerdir. İhalenin kısmi teklife açık olarak yapılması durumunda, ihalenin kısımlarının aynı zamanda sonuçlandırılamaması, temin edilecek ve dikimi yapılacak ürünlerin zarar görmesine neden olur. Kısımlardan herhangi birini üstlenen yüklenicinin taahhüdünü yerine getirememesi ciddi sıkıntılar yaratacaktır. İhtiyaçlar uygun şartlarda ve zamanında karşılanamayacak olursa kamu zararı doğacaktır. İhalelerin kısmi teklife açılmamış olmasının sebebi, bunların önüne geçmek, kamu zararına sebebiyet vermemektir.
Son kriter ise iş deneyim belgesinde oranın yüzde 40 olarak talep edilmiş olmasıdır. Bu oran kanuni sınırlar içerisinde kalan bir orandır. Birçok büyükşehir belediyesinde de bu oranda iş deneyim belgesi talep edilmektedir. Bu oranın kanuni sınırlar içerisinde bir oran olduğu ve bunun mevzuata aykırı olmadığı bilirkişi raporunda da söyleniyor. Bizim belirlediğimiz oran da yüzde 60, 70 gibi kanuni sınırların üzerinde bir oran değildir. Ben göreve geldikten sonra daha önceki yıllarda yapılan ihaleleri inceledim. Zaten çalışma arkadaşlarım uzun yıllardır İBB'de çalışan, ihaleler konusunda kendilerini yetiştirmiş insanlardır. Biz de göreve geldikten sonra hem daha önceki yıllarda yapılan ihalelerin bu kriterler ile yapılması hem de iş arkadaşlarımın tecrübeleri ve zaten bu kriterlerin kanuna uygun olması sebebiyle aynı kriterler ile devam ettik. Ayrıca önceki yıllara ait Sayıştay raporlarında bu kriterlere ilişkin bir bulguya yer verilmemiştir. İstanbul'da hizmet kalitesinin belirli bir standartta sağlanabilmesi, kaliteli materyaller ile profesyonel şekilde işlerin yürütülmesi, kamu kaynaklarının verimli ve etkin kullanılması için çalışıyoruz. Yani bu kriterler, işlerin düzgün yürümesi için uzun yıllardır İstanbul'da uygulanan, yerleşik hale gelen, usule ve kanuna bir aykırılık içermeyen kriterlerdir.
Bahsi konu ihalelerin hazırlık aşamaları kısaca; Anadolu Yakası Park Bahçeler Müdürlüğü, Avrupa Yakası Park Bahçeler Müdürlüğü, Kentsel Ekolojik Sistemler Müdürlüğünden gelen talep listeleri müdürlüğümüz ihale birimi tarafından birleştirilir. Bu ihtiyaçlar doğrultusunda ihale evrakları hazırlanır. Ben de hazırlanan evrakın kanuna aykırı şartlar içerip içermediğini, Kamu İhale Mevzuatına uygun olup olmadığını kontrol eder, ihale onay belgesi ile birlikte üst makama sunarım. İhale onay belgesi ihale hazırlık aşamasında düzenlenen bir belge olup ihale karar belgesi değildir. Bunun dışında ben harcama yetkilisi değilim, ihale yetkilisi değilim. İddianamede bir kısımda ismimin yanına daire başkanı yazılmış, fakat ben hiçbir zaman daire başkanlığı yapmadım. 2020-2022 yılları arasında iki sene müdürlük yaptığım dönemdeki 3 ihale sebebiyle tutuklu olarak yargılanıyorum.
Ben görevim süresi ve tüm memuriyet hayatım boyunca titizlikle çalıştım. Görevimi gereği gibi yerine getirdim. Kanuna aykırı herhangi bir şey yapmadım. İddianameye konu ihalelerde de bir hukuka aykırılık yoktur, kamu zararı yoktur, her şey mevzuata uygun olarak yapılmıştır. İhaleye fesat karıştırma suçu da söz konusu değildir. Yüklenicinin herhangi bir alt alımlarından bilgim yoktur. Ben bir suç işlemememe rağmen beş aydır tutukluyum. Vertigo hastasıyım, cezaevi koşulları sebebiyle devamlı olarak atak geçiriyorum. Cezaevi koşulları sebebiyle sağlığım her geçen gün kötüye gidiyor. Sağ kulağımda ileri seviye duyu kaybı, sol kulağımda orta seviye işitme kaybı oluşmuştur. Eşim ve kızım benim sağlık sebeplerim dolayısıyla üzüntü içindeler, maddi ve manevi olarak zor duruma düştüler. Kızım gözaltına alınmamı ve tutuklanmamı izleyen bu süreçte psikolojik olarak tedavi görmeye başladı.
Annem kanser hastası. Tutuklanmam öncesi, tedavi süreçlerinde maddi ve manevi olarak ben destek oluyordum. Tutukluluğum sebebiyle annemin kanser tedavisi aksamaktadır. Bir baba, eş ve evlat olarak ailemin bu duruma düşmesi beni derinden üzüyor. Biz İznik'te yaşayan düzenli bir işi ve aile hayatı olan bir memur ailesiyiz. Daha önce de söylediğim gibi uzun yıllar önce müdürlükten ayrıldım. Farklı bir müdürlüğe memur olarak geçiş yaptım. Delilleri karartmam ya da kaçmam söz konusu değildir. Tutukluluğum hem ailem hem de benim için tedbir değil ceza haline gelmiştir. Bu sebeple öncelikle adli kontrol şartı olmaksızın tahliyemi, mahkeme aksi kanaatte ise adli kontrol ile tahliyemi, neticesinde de beraatimi saygılarımla talep ediyorum.
ALİ SUKAS SORUYOR
Ali Sukas: Tolga Bey geçmiş olsun.
Tolga Kılıç: Teşekkürler, size de.
Ali Sukas: İddianamenin içeriğiyle ilgili, siz anlattınız ama teyit amaçlı soruyorum; görev yaptığınız süre boyunca sizin döneminizde çıkan ihalelerle ilgili, çıktığınız ihalelerle ilgili herhangi bir şekilde bizzat kendim veya görevlendirdiği herhangi birisi üzerinden bu ihale kapsamına veya içeriğine yönelik herhangi bir gizli bilgiye erişme noktasına veya alma noktasına bir teşebbüsüm oldu mu?
Tolga Kılıç: Hayır.
Ali Sukas: Tamam teşekkür ederim.
TOLGA KILIÇ AVUKATI GİZEM ZEHİR SAVUNMASI
Tolga Bey savunmasında, ihale yetkilisi olarak görev aldığından ve bu süreçlerde herhangi bir kanuna aykırılık olmadığından bahsetti. Ben de bu aşamada çok uzun bir beyan vermemekle beraber, iddialara ilişkin değerlendirmemizi aktaracağım.
Şimdi iddianamede yer alan isnatlara geçmeden önce dile getirmek istediğim iki unsur var. İlki, şimdi iddianamenin, ek iddianamenin ilk kısmında iddianamenin 144. eylemden başlatılmasının sebebini anlatıyor. Diyor ki: "Kafa karışıklığına sebebiyet vermemek açısından biz 144. eylemden başlatıyoruz. Çünkü bu, işte ana dosyadaki iddianamenin eki niteliğinde yazılmış bir iddianamedir." diyor. Şimdi burada savcılık kendince iyi niyetli davranmış. Ama iddianameyi yazarken bu iddianamenin mahkemece kabul edileceği ön kabulüyle yazmış olduğunu anlıyorum ben bu açıklamada. Oysa bu ek iddianame CMK 175 kapsamında içermesi gereken hiçbir unsura haiz... hiçbir unsuru içermiyor, hiçbir vasfa haiz değil. Şimdi CMK 175'te diyor ki: "Suçu oluşturan olaylara, delillere ve bu olaylarla deliller arasında bir ilişkilendirmeye yer verilmelidir." Aksine bu ek iddianamede ne bir suç var ne suçla ilişkilendirilen delil var. Sadece bilirkişinin varsayımları doğrultusunda suç olmayan eylemlere ve alelaka evraklara yer verilmiş iddianamede. Şimdi normal şartlarda bu iddianameyi belki iade etmeniz gerekirdi ama etmediniz. Biz de bu iddianame kapsamında savunma yapmak durumundayız.
İkinci bir husus da dile getirmek istediğim; şimdi kolluk aşamasında Tolga Bey'in ifadesi alınırken bilirkişi raporunun tamamını talep ettik polis memurlarından fakat teslim etmediler. Sonrasında savcılık aşamasında bilirkişi raporunu istedik. Savcılık aşamasında bize bir bilirkişi raporu teslim edildi; 216 sayfa bir bilirkişi raporu ve bu raporda bilirkişinin imzası yok. Sonra iddianame yazılıp mahkemece kaydedildikten sonra iddianame eki olarak tekrar bize bir rapor verildi. Bu rapor yine aynı tarihli bir rapor, aynı bilirkişi tarafından yazılmış bir rapor ama bu raporda bilirkişinin imzası var ve bu rapor 212 sayfa. Yani 4 sayfa eksik bir rapor bu. Şimdi savcılığın elinde neden imzasız bir bilirkişi raporu var ve neden iki farklı versiyonu var bu bilirkişi raporunun? Bu, açıklamaya muhtaç bir konu bizim açımızdan. Buna ek olarak da zaten imzasız bir bilirkişi raporunun mahkemeye sunulmuş olması CMK 67 kapsamında hukuka aykırı bir rapor olduğunu gösteriyor.
Şimdi bu bilirkişi Mustafa Kılıçarslan... İki farklı rapor var. İlki heyet raporu, ikincisi sadece Mustafa Kılıçarslan tarafından hazırlanmış bir rapor. Heyet raporunda Mustafa Kılıçarslan'ın ismi yuvarlak içine alınmış, sonrasında da Mustafa Kılıçarslan tek başına bir rapor hazırlamış. Şimdi Mustafa Kılıçarslan Türkiye genelinde hiçbir bölge bilirkişi kurul listesinde kayıtlı değil. Eğer ki Mustafa Kılıçarslan'ın bizim göremediğimiz bir yeterliliği varsa ve savcılık bu sebeple Bölge Bilirkişi Kurulu listelerinde kayıtlı olmayan bir bilirkişiyi dosyaya tevdii ettiyse bunu bildirmek zorunda bilirkişi kurullarına. Bu aşamada da böyle bir bildirim varsa eğer bunun dosya arasına alınmasını talep ediyoruz.
Şimdi Tolga Bey dediğim gibi savunmasından bahsetti, savunmasında görevini aktardı. Ben de hem Tolga Bey'in görevine hem de iddianamede yer alan isnatlara kısaca bahsedeceğim. Tolga Bey 2020-2022 yılları arasında Yeşil Alanlar Müdürü olarak görev yapmış. 2022 yılında kendi isteğiyle müdürlükten ayrılarak memurluğa geçmiş. Görev yaptığı esnada nihai bir yetkisi yok, harcama yetkisi yok; hiçbir ihalede de ihale yetkilisi olarak bulunmuyor. Savcılık bir Tolga Bey'in ya da diğer belediye personelinin görevde bulunmasını suç işlemeye yeter bir delil kabul etmiş. Ama bu iddianamedeki isnatların hiçbiri bir suç teşkil etmiyor. Ben de... Herkes defalarca anlattı ama ben de tekrar anlatmak zorundayım. Dinlemek sıkıcı olabilir ama anlatacağım.
Şimdi 3 eylem var Tolga Bey'in yargılandığı. Üçünde de isnatlar aynı olduğu için eylem eylem değil, isnat isnat bahsedeceğim. Şimdi ilk olarak bu bahse konu üç ihalede süs bitkisi üretici belgesi istenmesinin rekabeti engelleyici ve katılımı kısıtlayıcı bir şart olduğunu iddia ediyor bilirkişi. Süs bitkisi üretici belgesi Tohumculuk Hizmetleri Yetkilendirme ve Denetleme Yönetmeliği'nde detaylı olarak açıklanmış. Burada deniyor ki: "Süs bitkisi üretici belgesi süs bitkilerini ve çoğaltım materyallerini üreten, işleyen ve pazarlayan gerçek veya tüzel kişileri ifade eder." Basit olarak açıklamamız gerekirse; ben de çiçek bakmayı çok seviyorum ama bu konuda bir yetkinliğim yok, becerim yok. Gidip evime çiçekleri alıyorum, bakamadığım için ölüyor. Süs bitkisi üretici belgesi de benim gibi acemiler değil de gerçekten bu konuda profesyonel olan kişiler, bu işi bilen kişiler ihalelere katılabilsin diye talep edilen bir belge. Yani ihaleye bir heves katılıp sonra temin edemeyerek belediyeyi zarara uğratmasın firmalar diye temin ediliyor. Çünkü bu ürünler, materyaller temin edilemezse park ve bahçeler bakımsız kalacak; dolayısıyla belediye tekrar tekrar aynı ürünleri tedarik etmek için uğraşmak durumunda, aynı maliyete katlanmak durumunda kalıyor. Onun dışında zaten bu belgenin alınması zor değil. Türkiye genelinde binden fazla şirket bu belgeye sahip. Son olarak da zaten Kamu İhale Kanunu'nun 10. maddesinde bu belgenin talep edilmesinin zorunlu olduğundan bahsediliyor.
Şimdi Tolga Bey'e isnat edilen ve rekabeti engellediği söylenen ikinci kriter; kısmi teklife açık olmamış olarak yapılması ihalelerin. Burada sanırım Tuğba Hanım detaylı olarak anlatmıştı. Şimdi söz konusu ihalelerde alımı yapılan materyaller çiçek, ağaç, tohum gibi canlı materyaller. Bir canlı materyalin ekiminin, dikiminin, ilaçlanması, gübrelenmesi ve sonrasında bakım yapılması da gerekiyor. Dolayısıyla siz ürünü dikerken elinizde gübreniz ve ilacınız da olmalı ki zamanında bakımını yapabilin. Eğer çiçeği temin eder gübresini ya da ilacını zamanında temin edemezseniz çiçek ölür, sonra tekrar yenisini almak zorunda kalırsınız ve tekrar bir maliyete katlanmak zorunda kalırsınız; neticesinde de bir kamu zararına sebep olursunuz. Burada kısmi teklife kapalı olarak ihale yapılmasının sebebi tam olarak budur. Bir kamu zararı oluşmasının önüne geçmek için yapılıyor, bu şekilde yapılıyor.
Şimdi bununla ilişkili olarak da Kamu İhale Kurumu'nun bir Esenyurt Belediyesi kararları var. Kararda diyor ki: "Kısmi teklif verilmesine izin verip verilmemesi idarelerin takdir yetkisindedir. Bu durum katılımı engelleyici ve rekabeti daraltıcı bir nitelikte değildir." Açıkça Kamu İhale Kurumu'nun böyle bir kararı varken... Zaten bu ihalelerin hepsi 21 gün EKAP üzerinden ilanda kalıyor. Eğer rekabetin engellendiğini düşünen bir firma varsa buna itiraz da edebiliyor. Bu üç ihalede de herhangi bir itiraz yok; dolayısıyla rekabeti engellendiğini düşünen bir firma da yok. Şimdi son kriter ise %40 olarak iş deneyim belgesinin istenmesi. Şimdi bunun dayanağı da Mal Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği'nin 37. maddesi. Burada iş deneyim belgesinin %10 ile %40 arasında oranda talep edileceği belirtilmiş. Bu talep edilen oran kanuni bir oran. Şimdi flash bellek ekinde yaklaşık 50 tane ihale sundum bu kriterlerin birebir istendiği. Bunlar İstanbul'da yapılan ihaleler değil, Türkiye genelindeki ihaleler. 2002 yılından beri bu şekilde yapılıyor zaten Türkiye genelinde bütün ihaleler; bu bahsettiğimiz şekillerde yapılıyormuş. Burada ihalede işin büyüklüğü ve ifa yerin riskine göre yeterlilik belirlenmiş. Ama biz burada savcılığın soruşturması ve Ağır Ceza Mahkemesi dosyası ile idarenin yerindelik denetimini yapmaya çalışıyoruz. Elbette idarelerin takdir yetkisini, ölçü kullanıp kullanmadığını denetleyebiliriz ama bunun yeri Ağır Ceza Mahkemesi değil.
Geçen hafta mahkemenin başkanı olarak CMK 203 kapsamında takdir yetkisini kullandınız, takdir yetkinizi kullandınız. İki meslektaş, iki avukat soruşturma, duruşma düzenini bozuyor ve devamında bunların duruşmadan çıkarılmasına karar verdim dediniz. Siz bu yetkinizi kullanırken kapıdan bir muhasebeci geçseydi ve deseydi ki "Hâkim Bey, bence bu heyet hatalı kullanıyorsunuz" ve benden bir muhasebeci olarak sizin idari yargılamanızı talep ediyorum, çünkü takdir yetkinizi hukuka aykırı kullandınız. Şimdi bu idari yargılama nasıl sizin açınızdan hukuka aykırı olurdu? Bu ağır ceza mahkemesinde toplanan yargılaması da aynı şekilde hukuka aykırı. Nasıl ki siz takdir yetkinizi kullandınız diye yargılanmamalısınız, Tolga Bey de bu dosyada yargılanmamalı. Şimdi hukuki absürtlükler silsilesi sebebiyle müvekkil altı ay tutuklu. Ama biz diyoruz ki burada; idarelerin takdir yetkisini tabii ki denetleyebilirsiniz ama bunu idareyi tutuklayarak mahkûm ederek yapamazsınız.
Ortada hileli bir hareket yok, kamu zararı yok. İdareler sadece ve sadece kanuni takdir yetkisini kullananlar diye şu an bu dosyada yargılanıyor ve tutuklu olarak yargılanıyor. Şimdi burada kanunu esneterek, idarelerin takdir yetkisini bugüne Ağır Ceza Mahkemesinde denetleyemezsiniz. Çünkü bugün bunda idarenin takdir yetkisine burada yargılar, tutuklar ya da mahkûm ederseniz, yarın sizi de CMK 203 kapsamında ve kanunla yetkilendirilmiş herhangi bir kişi ya da kurumun takdir yetkisini güvence altında kullanmasını bekleyemezsiniz. Dediğim gibi müvekkil tüm bu hukuksuzluk çerçevesinde altı aydır tutuklu. Emsal olarak birçok da ihale dosyası sunduk. Biz burada bu ihale dosyalarındaki kişiler, personeller de yargılansın gibi bir şey demiyoruz. Sunduğum hiçbir ihale dosyasında bir hukuka aykırılık yok. Olmadığı gibi idareler riskini alarak, kaynakları en verimli şekilde kullanarak hizmet vermek için bu kriterleri belirlemiş, ihaleleri bu şekilde açmış.
Bilirkişi raporunda yer alan varsayımların hepsi hatalı tespitler ve hukuka aykırılık içermeyen tespitler. Ama bu ihalelerin hiçbirinde bir hukuka aykırılık söz konusu değil, hile söz konusu değil, kamu zararı söz konusu değil. Dolayısıyla ihaleye fesat karıştırma suçu da söz konusu değil. Ortada bir ihaleye fesat karıştırma suçu olmaması, dolayısıyla müvekkilin herhangi bir belli karar hususunun olmaması sebebiyle müvekkilin beraatini talep ediyoruz. Neticesinde de müvekkilin beraat etmesine karar vermenizi talep ediyoruz.
MURAT DAĞDEVİREN EK İDDİANAME SAVUNMASI – 13.10.2026
Sayın Başkan, sayın savcı; 153 numaralı eylemle rüşvete aracılık etmek suçlamasıyla yargılanıyorum. Ben eylemde adı geçen Orhan Yıldırım ile 2017 yılında bir arkadaş ortamında tanıştım. Kendisi Han inşaat firmasının sahibi olur. Başka sektörlerde de işleri vardır. Han İnşaat, 2006 yılında kurulmuş bir firmadır. Orhan Yıldırım, Han İnşaat firması ile Ağaç AŞ'den çok eskiden, Kadir Topbaş döneminden beri ihale almaktadır. Orhan Yıldırım, 2021 yılının başlarında Han İnşaat firması ile çalışıp, kendilerine yardımcı olmam teklifinde bulundu. Benim de çalışma ihtiyacım da vardı. Ben de Orhan Yıldırım'ın teklifini kabul ederek, Han İnşaatı saha işlerini yürütmek, şantiyede çalışanların organizasyonu sağlamak üzere işe başladım.
İşe başladıktan sonra, durumumun iyi olmadığı ve daha önceki işlerimden battığımdan kendisinden birçok defa borç istemişimdir. Orhan da benim ve eşimin hesaplarına değişik zamanlarda borç istediğim paraları da göndermiştir. Orhan da mahkememize gönderilen paraların borç olduğunu çok defa dile getirmiştir. Ancak Orhan'ın gönderdiği paraların tamamı borç olarak gönderilmemiştir. Benim Han inşaattaki işim için aylık bana 50.000 ödeme yapacaktı ve kardan pay ve prim verecekti. Ancak Orhan bana aylık 25, 30, 40.000 şeklinde ödemeler gönderiyor. Oluşan farkları kar payı ve primleri ise yıl sonu toplu şekilde hesaplar, kapatırız diyordu. Han İnşaat’a başladıktan sonra Orhan Yıldırım da mahkemenin huzurunda kabul ettiği üzere kendisi bana Han inşaat adında kayıtlı 34 FUV 41 Renault Megane aracını tahsis etti.
Bu aracı 2-3 yıl kullandım. Han İnşaat Muhasebe Müdürü Ozan Aydan bana inşaat adına bir Gmail adresi açtı. Han İnşaat adının Gmail adresini kullandım. haninsaatmurat@gmail.com'dur. Han İnşaat adına benim için kartvizit basıldı. Bir örneği dosya sunulmuştur. Ayrıca Ağaç AŞ uygulama müdürü Barış Çıpan tarafından Han İnşaat'ın işleri için kurulan WhatsApp grubuna ben de dahil edildim. Han inşaatta çalıştığıma dair şantiyenin Orhan Yıldırım ile birlikte dahil sahada çekilmiş fotoğraflarım vardır. Avukatları fotoğrafları dosyaya sunmuştur. Mahkemede dinlenen sanıkların tanıdıklardan Murat Cırık, Fatih Yağcı, beni gerek sahada gerek Ağaç AŞ’de sürekli Orhan Yıldırım ile birlikte gördüklerini söylemişlerdir. Hatta Murat Cırık, kendisiyle Orhan Yıldırım'ın tanıştırıldığını söylemiştir. Yine Ali Sukas, mahkemenize Orhan Yıldırım'a hitaben bir şantiyelerimizi sizden çok Murat'ı görüyoruz demiştir. Bu beyanlardan anlaşılacağı üzere ben Han inşaatta çalışmaktayım.
Ben, Han İnşaat'ta sigorta çalışan olmadığım için, ödemelerim Han İnşaat hesabından değil, Orhan Yıldırım'ın kendi şahsi hesabından yapılmıştır. Benim daha önce alüminyum ve tekstil sektörlerinde zarar ettiğim işlerim olduğu için hakkımda çok icra dosyası vardı. Ayrıca vergi, SSK borçları vardı. Bu icra dosyalarının vergi ve SSK borçlarından hesabına her an için haciz ve bloke koyma tehlikesine karşı zaman zaman ödemelerimi ve borç olarak aldığım paraları benim isteğim üzerine Orhan Yıldırım eşim Derya'nın hesabına yatırmıştır. Ben, yoğun şekilde sahada çalıştığım için de yayın ihtiyaçlarım ve ödemelerim için de zaman zaman eşim Derya'ın hesabına para göndermesini de Orhan Yıldırım'dan ben istedim. Orhan Yıldırım tarafından eşim Derya'ın hesabına gönderilen paralar da bu nedenledir. Orhan Yıldırım'dan durumu sıkışık olduğu zaman borç paralar aldım. Bu durumu Orhan Yıldırım da kabul etmektedir. Borç olarak aldığım paraları kendisine geri göndermişimdir. Bu geri göndermelerimizi Orhan Yıldırım mahkemenin huzurunda kabul etmiştir.
2022 yılı eylül ayına geldiğimizde Orhan Yıldırım, benim ödemelerimi eksik yaptığı için aramız açıldı. Ben işi bıraktım, kafamı dinlemek için Silivri'ye gittim. 20 Eylül 22 günü Orhan Yıldırım yanıma geldi. Yemek yedik. İşin başına dönmem için beni ikna etti ve sonraki gün çalışmaya devam ettim. Aynı gün orada sürümüne gelmeden önce eşim Derya'yı da beni işe dönmeye ikna etmek için aramış. Yaklaşık bir yılda benimle düzgün şekilde çalışmaya devam ettikten sonra, Orhan Yıldırım ile yine ödemelerimin yapılmaması ve verilen sözlerde durulmaması ile yine aram açıldı. 2023 yılı sonunda doğru da Han İnşaat çalışmaları bıraktım. Hala da Han İnşaat firmasından alacaklarım vardır. Yaklaşık 3 yıldır Orhan Yıldırım ile aramız bozuktur ve bana husumet beslemektedir. Orhan Yıldırım tarafından bana gönderilen paralar rüşvet parası olamaz. Rüşvet parası olmadığını Orhan Yıldırım da mahkememiz huzurunda defalarca kez söylemiştir.
Ayrıca rüşvet olacak olsa da bu paralar banka hesabından mı alınmış. Ali Sukas bana hiçbir zaman oran yıldırımından para almamı söylemedi. Ben, Orhan Yıldırım'dan aldığım ödemelerinden veya borçlardan hiçbir zaman götürüp Ali Sukas'a para vermedim. Kimselerden de Han İnşaat ödemelerinin yapılması için bir talebim bulunmadım. Benim ve eşimin banka hesap hareketleri, avukatlarım tarafından dosyasına sunulacaktır. Görülecektir ki Orhan Yıldırım'dan gelen paralar ihtiyaçlarımın ve ödemelerin için kullanılmıştır. Hiçbir bankadan çekilmemiştir. Ayrıca yine banka hesap hareketleri incelendiğinde Ağaç AŞ'nin Han inşaat ödeme yaptığı tarihler ile Orhan Yıldırım bize ödeme yaptığı tarihler arasında bir yakınlık bulunmamaktadır. Ben herhangi bir rüşvet olayına ne aracılık ettim ne de bir rüşvet olayına şahit oldum. Orhan Yıldırım'a duruşmada bizzat sorduğum soru üzerine kendisi Murat benden kesinlikle rüşvet almadı, yukarıya vereceğim demedi, benim ifademde öyle bir şey yok demiştir. Görüldüğü üzere ortada bir rüşvet olmadığında rüşvete aracılık yoktur.
Dışarıda bakmakla yükümlü olduğum, çocuklarımla eşim beni beklemektedir. Benim gibi gereksiz yere yargılanmaktadır. Çocuklarımı okula götürüp getirmesi ve evimin geçimi için eşim ve benim çalışmamız gerekmektedir. Şu anda eş, dost, akraba, komşularımın yardımıyla yaşamımızı sürdürmektedir. Ancak günümüz şartlarında sürdürülecek bir durum değildir. Benim bir yere kaçacak halim yok. Operasyonda eşimle birlikte birlikte evimizde gözaltına alınmıştık. Bu dosyanın bu dosyanın duruşmalarını da ilk günden beri seyirci bölümden burada izlemekteyim. Kendisinde şüphesi olan bir adam mahkemenin kapısından bile geçmez. Ancak olan burada mahkememizdeyim. Bu nedenlerle öncelik tahliyemi ve sonra da beratımı talep ederim. Takdir sizlerin Başkanım.
SAVCI SORGUSU
Savcı: Murat Bey, bu gönderilen paraları borç diye nitelendirdiniz. Eşinizle sizin banka hesabınıza 5.2 milyon TL gibi para geliyor, siz de 900 bin TL gibi para geri göndermişsiniz. Bu geri aradaki belirttiğimiz 4.5 milyon TL para borca ilişkin yoksa...
Murat Dağdeviren: Hayır efendim, alacağım vardı kendisinin zaten. 39 aydır Orhan Yıldırım'la çalışıyorum.
Savcı: Herhangi bir sigorta kaydınız var mı?
Murat Dağdeviren: Hayır
Savcı: Niçin sigorta kaydınız yoktu?
Murat Dağdeviren: Emekliyim zaten. Onun için gerek duymadık. Onu da primden hallederim demişti Orhan bana.
Savcı: Ve o süreçte Orhan'la Ali Sukas'ı görüştürdünüz mü? O süreçte Orhan'la Ali Sukas'ı görüştürdünüz mü? Hani Ağaç A.Ş.'ye …
Murat Dağdeviren: Yok, zaten Orhan Bey Ali Sukas'ı tanıyor sonuçta. Eski müteahhit olduğu için birkaç kere de beraber gittik. İşler için de gittik kendisine. Hatta Orhan Yıldırım Ağaç A.Ş. başlamadan önce Han İnşaat Kumburgaz’daydı, bakım işleri yapıyordu. Mahmutbey'den İkitelli Kumburgaz yolu üzeri... Öyle beraber gittik. Sonrasında da işler açıldı zaten Ağaç A.Ş.'de.
Savcı: Tamam, teşekkürler.
ALİ SUKAS SORUYOR
Ali Sukas: Aslında soru sormak istemiyorum ama sayın savcının sorduğu soru biraz askıda kaldı gibi. Onun netleşmesi gerektiği düşüncesindeyim. Orhan Yıldırım’la da geldiğinizde, Orhan Yıldırım’ın alacakları üzerinden bir talepte mi geldiniz yoksa normal mı?
Murat Dağdeviren: Hayır, normal. Yanlış anlaşılmak istemem tabii ki de ödeme için gelmedik. Kesinlikle sayın savcı.
Ali Sukas: Ben yanlış anlamış olabilirim. Havada kaldı gibi geldi. Onun için sormak istemiştim. Teşekkür ederim.
Murat Dağdeviren: Ben zaten 3-9 ay boyunca sahada çalıştım. Bu sahada Ağaç A.Ş.'nin park bahçelerin müdürleri, şefleri hepsiyle görüşmelerim var. Baz kayıtlarım var. Sahada çalışma düzenine yönelik hepsiyle sahada oturduk, konuştuk, sohbet ettik. Daha verimli daha güzel nasıl çalışabiliriz, işimizi zamanında teslim edebiliriz diye hepsiyle de görüştüm Sayın Savcım.
Savcı: Peki daha önce benzer işler yaptınız mı?
Murat Dağdeviren: Yok yapmadım. Başkanım onu da şöyle izah edeyim size. Biz daha önceden metal işiyle uğraşıyorduk ve başıma da birtakım işler geldi. Orhan'ın da bir arkadaşı vardı. Biz onun vasıtasıyla bir araya geldik. Kendisi bana yakınlık gösterdi. Bizim işlerimiz güzel oldu, hem kafanı dağıtırsın. Projeler de güzel olduğunu, seveceğin projeler olduğunu söyleyince ben yanına gittim ve 3 yıl boyunca da hep Orhan'la sürekli beraberdim.
ÜMİT POLAT AVUKATI SEVGİ DAĞDEMİR SORUYOR
Sevgi Dağdemir: Bir sorum olacak. Firuzköy'e Ümit Bey'le gittiniz mi, gitmediniz mi? Sadece bu kadar.
Murat Dağdeviren: Duyamadım Avukat Hanım, bir daha söyler misiniz?
Sevgi Dağdemir: Kayınpederinizle yan yana Firuzköy'e Ümit Bey'le gittiniz mi, gitmediniz mi? Sorum sadece bu kadar.
Murat Dağdeviren: Gittik.
Sevgi Dağdemir: Tamam, teşekkürler.
Murat Dağdeviren: Ama nedenini de söyleyeyim isterseniz Sayın Başkanım, yanlış anlaşılmasını istemem.
Sevgi Dağdemir: Rahatsızlandığınız için biraz daha, yani sorularım vardı ama sormadım. Siz açıklamak istiyorsanız tabii ki buyurun. İyi hissediyorsanız kendinizi ben devam edebilirim.
Murat Dağdeviren: Kayınpederimin oraya gittik. Ümit Bey de o gün izinliydi. Kayınpederimin fabrikasının önünde bir istinat duvarı vardı. Onun önündeki toprak alana dolgu için "Ne yapabiliriz?" diye, "Ne ekebiliriz?" diye Ümit Bey'den fikir alışverişi yaptık, konu bu.
Sevgi Dağdemir: Peki bu görüşme esnasında ya da daha öncesinde Ali Sukas'la alakalı sıkıntılarını yakinen bilen birisi misiniz, yoksa hiçbir şey bilmiyor musunuz?
Murat Dağdeviren: Şöyle anlatayım, o görüşme zaten bir 5 dakika falan sürdü. Hiçbir şekilde Ali Sukas hakkında hiçbir şey konuşulmadı. Zaten baz kayıtlarından da çıkabilir, yani ne anlatıldığı, ne konuşulduğu bilmiyorum ama...
Sevgi Dağdemir: Efendim? Baz kayıtlarından çıkmaz da... Tamam, peki şöyle; yani gittiğiniz çıkar da hani ne görüşüldüğü, ne konuşulduğu çıkmaz. Ümit Bey'in Ali Bey'le alakalı sıkıntılarını bilen birisi misiniz, sizinle paylaştı mı bu konuları?
Murat Dağdeviren: Benimle paylaşmaz da ben ne zaman Ümit Bey'in yanına gitsem başkaları da olurdu ama hep böyle bir şey vardı yani. En son benim duyduğumda da mesela bir konteyner alımı için uğraşıyordu Ümit Bey. Hatta konteynerin fiyatı 80 bin lira gibi bir şeydi. Ali Bey işte "Oradan fiyat al, buradan fiyat al, altına cihan demiri mi konulacak?" gibi de söylenmeleri vardı Ümit Bey'in Ali Bey'e karşı. Yani yorulduğunu söylüyordu Ümit Bey.
Sevgi Dağdemir: Teşekkür ederim.
MURAT DAĞDEVİREN AVUKATI MUSTAFA KÜÇÜK SAVUNMASI
Sayın Başkan, muhterem heyet; müvekkilin savunmalarına katılmakla birlikte dosyaya yazılı bir savunma dilekçesi de sunmuştuk, onu aynen tekrar ederiz. Ekinde delillerimizi de sunmuştuk. Birtakım delilleri sonradan sunduk, bugün de birtakım deliller ibraz edeceğiz. Siz bize somut incelemesi gününde tahliyeye yönelik talep için söz verdiğinizde birçok şeyden zaten bahsetmiştik ama bazı hususlar üzerinden, o zamanki zaman kısıtlaması nedeniyle biraz hızlıca geçmiş olabiliriz. Şimdi daha detaylı ve anlaşılır bir şekilde izah etmeye çalışacağız. Aslında çok daha ayrıntılı bir izah yapacaktık, savunma yapacaktık ama dün Orhan Yıldırım'ın anlatımlarından sonra zaten ortaya koymamızı gerektirecek çok fazla bir durum kalmadığını düşünüyoruz. Şimdi iddianamedeki eylem 153 nedeniyle müvekkil rüşvete aracılık etme suçundan yargılanmaktadır. Burada özellikle altını çiziyorum; sadece rüşvete aracılık etme iddiası var müvekkil hakkında, başka herhangi bir suç isnat edilmemektedir. Bu suçlamanın da aslında dün itibarıyla boşa düştüğünü düşünüyoruz.
Şimdi eylem 153'te odak isim mutlaka ki Orhan Yıldırım, çünkü Orhan Yıldırım'ın beyanlarına dayandırılmış eylem 153. Ve ayrıca Orhan Yıldırım'ın müvekkil ve eşine yaptığı para transferlerine, birtakım HTS kayıtlarına ve bir adet baz kaydına dayandırılmış eylem 153. Bunların hepsini tek tek aydınlatacağız. Şimdi Orhan Yıldırım, dün itibarıyla mahkemeniz huzurundaki anlatımlarında bir rüşvet hadisesinin olmadığını açıkça ortaya çıkmıştır. Orhan birçok şeyi doğru olarak söylemiştir ancak bazı şeyleri eksik söylemektedir. Para gönderimlerinin borç olduğunu kabul ediyor ama bu para gönderimlerinin az önce müvekkilin de söylediği gibi tamamı borç olarak gönderilmemiştir. Orhan Yıldırım müvekkille, yani sahibi olduğu Han İnşaat ile müvekkil arasındaki iş ilişkisini neden inkâr ediyor? Şu nedenle inkâr ediyor Sayın Başkan, muhterem heyet.
Şimdi müvekkil de az önce söyledi, "Benim kendisinde hala alacaklarım var." diyor. Orhan Yıldırım şundan çekiniyor; mahkeme içi bir ikrarda bulunurum da yarın bir gün benim şirketime iş davası açılır, işçilik alacakları gündeme gelir, tazminatlar gündeme gelir veya ortaklığa varan bir iş ilişkisi var, ortaklık söylemini de özellikle neden reddediyor, hani biz asliye ticaret mahkemesine gideriz kendisine bir ortaklık payı için dava açarız, bundan çekiniyor. Ancak bizim böyle bir kaygımız yok, burada bir ceza yargılaması yapıldığının farkındayız. Orhan Yıldırım o kısmı tamamen ekonomik düşünüyor. Hâlbuki biz birçok delille zaten ortaya koyuyoruz Murat Dağdeviren'in Han İnşaat'ta çalıştığını. Biraz sonra da yine bahsedeceğim ve birtakım delilleri göstereceğim. Tanışıklıkları 2017 yılına dayanıyor, bunu dün de Orhan Yıldırım söyledi. Bir arkadaş ortamında tanışmışlar, yani eski bir tanışıklıkları vardır. 2020 yılında Orhan Yıldırım tarafından müvekkile bir beraber çalışma teklifi yapılıyor.
"Han İnşaat'a gel, üst düzey konumda seni çalıştıralım." diyor ve şantiyedeki işleri yönet, çalışanları koordine et vesaire, görev tanımları tam olarak bunlar. Ücret anlaşmasını yapıyorlar; aylık 50 bin lira ücret ödenecek ve üzerine müvekkile kârdan pay verilecek ve prim verilecek. Bu nedenle müvekkil üstün gayretle çalışıyor. Bu ödemeler sürekli müvekkile eksik yapılıyor. Kâr payı ödemeleri de sürekli eksik yapılıyor. Hesap hareketlerindeki yüksek meblağlı gözüken ödemeler kâr payı ve prim ödemeleridir. Ancak bunlar da müvekkilin tam hak edişlerini karşılamamaktadır. Şimdi dün itibarıyla kendisine de sorduğumuz zaman Orhan Yıldırım şunu kabul etti; müvekkil Han İnşaat'ta çalışmaya başladıktan sonra kendisine deneme amaçlı bir araç verilmiş. Diyor ki, "Şantiyelere, yanıma rahat gidip gelsin diye verdim.". E seninle aranda bir iş ilişkisi yoksa bu adam her gün senin yanına gidip geliyorsa demek ki beraber bir çalışmanız söz konusu. Diğer yandan müvekkile bir gmail adresi açılmış, bunu müvekkil az önce söyledi. Müvekkile bir kartvizit bastırılmış, müvekkil kendi kendine gelin güvey olup bu kartviziti bastırmış değil, bu kartvizit ile atılabilecek bir hava da yoktur yani. Birçok fotoğrafı var müvekkilin şantiyelerde çekilmiş, bunları da sunduk dosyaya ve ekrana da yansıttık. Ekrana yansımayan bir tane delilimiz var, az önce verdiğim flash diskin içerisinde sunmuştum, masraf dökümü diye.
Şimdi mesela müvekkilin elinde böyle bir masraf dökümü var Han İnşaat'ın projesinde yapılan. Eğer müvekkil burada bir çalışan değilse veya bu işlerde birlikte değilse bu kadar detaylı bir masraf listesi müvekkilin elinde o zaman neden var? Diğer yandan hem Ağaç A.Ş. çalışanları hem Han İnşaat çalışanları hem de müvekkilin arkadaşları, müvekkilin çalışmalarına şahit zaten. Bu şahitleri günü geldiğinde mahkemeniz huzurunda dinleteceğiz. İsimlerini tekrardan zikredip vakit almak istemem. Ancak huzurda dinlenen sanıklardan Murat Cırık, Fatih Yağcı, Muhammed Ali Özdemir, Sezer Ada Ateş, bunların hepsi müvekkili Orhan Yıldırım'la gördüğünü, ayrıyeten Han İnşaat'ın projelerinde şantiyede gördüklerini söylemişlerdir. Özellikle Sezer Ada Ateş, Duatepe Parkı'nın yapımında müvekkili bizzat orada gördüğünü, defalarca gördüğünü söylemiştir. Murat Cırık, kendisini Murat Dağdeviren'in Orhan Yıldırım'la tanıştırdığını söylemiştir. Ayrıca dün Ali Sukas, Orhan Yıldırım'a hitaben aynen şu ifadeyi kullanmıştır: "Biz şantiyelerde sizden çok Murat'ı görüyorduk." demiştir. Demek ki Murat Dağdeviren, Han İnşaat'ın işlerini takip etmektedir. Müvekkil o kadar yüksek gayretle çalışmaktadır ki, birtakım gizli tanık beyanlarında Han İnşaat'ın gizli sahibi olarak, ortağı olarak adlandırılmaktadır. Yani madem böyle bir ilişkisi yok, bu insanlar neden böyle söylemlerde bulunuyor?
Şimdi, para transferlerine sıra gelince; hemen şurada biz temin ettik Sayın Başkan, muhterem heyet, şunları sunmak istiyoruz, bakma fırsatınız olursa hemen ilk sayfalarına bile baksanız durumu anlarsınız. Burada iddianamede Murat Dağdeviren'in ve Derya Dağdeviren'in banka hesap hareketleri bunlar. Biz bankadan temin ettik, dosyaya sunuyoruz. İddianamedeki para transferlerinin hepsi orada var, hepsini tek tek işaretlemeye çalıştık. Şu ilk sayfalarına bile bakarsanız şunu göreceksiniz; gelen paralar bankadan çekilmiş değil. Eğer bu paralar rüşvet parası olsaydı çekilip ilgili yere götürülmesi gerekirdi. Gelen paralar ya aile giderlerine harcanmış, ya kredi kartı borcu ödenmiş, ya Murat Dağdeviren eşi Derya Dağdeviren'e göndermiş, Derya Dağdeviren kendi işlerinde kullanmış, harcamış veya ödemeler yapmışlar, fatura ödemeleri yapmışlar. Mesela Murat Dağdeviren'in birçok kez Silivri Belediyesi ödemeleri var, yani kendi şahsi giderlerinde kullanmışlar.
Zaten Orhan Yıldırım da duruşmada herkesin sorduğu sorulara bu paraların borç olduğu cevabını vermiştir. Biz ise sadece borç değil, bunun yanında ücret, prim ödemeleri olduğunu da söylüyoruz. Az önce müvekkil de söyledi, Sayın Savcı da sordu; müvekkil emekli olduğu için zaten burada sigortalı çalışma ihtiyacı duymamıştır, sigortalı olarak çalışmadığı için de paralar Han İnşaat'ın hesabından değil, Orhan Yıldırım'ın şahsi hesabından gönderilmiştir. Dönem dönem Derya Dağdeviren'e bu paralar gönderilmiştir. Bunun izahatını da hem Sayın Savcı sordu, hem müvekkil, hem Derya Hanım yaptı, Orhan Yıldırım da söyledi. Müvekkilin zaman zaman talebi olmuş, Derya'nın hesabına gönderilsin diye, haciz ve icra tehdidi, riski olduğundan müvekkilin. Ayrıyeten Derya Hanım'ın zaten ev işlerini yönetmesi, birtakım ödemeleri, giderleri yapması nedeniyle paralar direkt Derya Hanım'a da gönderildiği olmuş.
Bir de bunu dün Orhan Yıldırım'a sormuştum, kısaca açıklayayım; dosyaya bir tane baz çakışması delil olarak konulmuş Sayın Savcılık tarafından ama burada Sayın Savcılığın değerlendirdiği gibi bir varsayıma ulaşmak çok zor. Çünkü Orhan Yıldırım'ın hazırlık aşamasında bir beyanı var, "Ben 2022 Mayıs-Haziran aylarında Silivri'de Murat Dağdeviren ile buluştum" diye ama böyle bir buluşma olmadığı ortaya çıkıyor. Çünkü zaten baz kaydı 20 Eylül 2022 gününe ait ve 20 Eylül 2022 günü dün Orhan Yıldırım da, "Hatırladığım kadarıyla biz Silivri Alipaşa Kasabası'nda Murat'la buluşup yemek yemiştik" diyor. Bu baz kaydı o güne aittir zaten. Zaten HTS’nin tek başına ispat aracı olamayacağı sayısız Yargıtay kararında da açıklanmıştır, durum hepinizin malumudur.
Bir de sırası gelmişken HTS kayıtları. HTS kayıtları bunu geçen de söylemiştim. Yani iddianamede yer verildiğinden çok çok fazladır. 2017'den beri tanışıklık var. Hani HTS kayıtlarının zaten bu kadar fazla bulunması da hiçbir şeyi kanıtlamaz. Orhan Yıldırım da söyledi zaten; benim yanımda, sürekli benim yanımdaydı ve eski bir tanışıklığımız vardır, hatta aileniz görüşürdük, çeşitli defalarca ailecek bir araya gelmişizdir dedi. Müvekkil, 2022 yılında Orhan Yıldırım'la bu gerekli ödemelerin yapılmaması nedeniyle arası açıldıktan sonra az önce bahsettiğim, kendisi de müvekkil bahsetti; kafamı dinlemek için Silivri'ye gittim dedi. O Alipaşa'daki bazı veriyorlar Orhan Yıldırım'la. Orhan Yıldırım kendisini ikna etmeye geliyor, işin başına dönüyor dön diye, ödemelerinin düzenini yapacağım diye, diyor. Ancak müvekkil bu teklifi tekrar işin başına dönme teklifini kabul ediyor ancak Orhan Yıldırım yine yaklaşık Murat Dağdeviren bir yıl daha çalıştıktan sonra yine vaatlerinde durmuyor ve müvekkilin ödemelerini eksik yapması nedeniyle 2023 yılı sonunda müvekkil tamamen Han İnşaat'taki çalışmalarını bırakıyor. Halen daha da Han İnşaat'ından alacakları vardır. Orhan Yıldırım'ın da tekrar vurgulamak gerekirse bu çalışmaları kabul etmemesi, bu müvekkilin bu alacakların tekrar gündem yapacağından çekinmesidir.
Netice itibariyle Orhan Yıldırım gönderilen paraların borç olduğunu, kimseyle rüşvet anlaşmasının olmadığını söylemektedir. Zaten bunlar rüşvet parası olacaksa hesaba gelen paralar, kim rüşvet parasını banka hesabından alır? Hadi kendi banka hesabından yetmedi bir de eşini bu işe dahil etti, eşinin hesaplarına da rüşvet paraları alındı. Bunlar akla mantığa hayatın olağan akışına sığan şeyler değildir. Şimdi Orhan Yıldırım bir hususa daha cevap verdi; biz bunun üzerinde çok durduk. Sadece Orhan Yıldırım'ın gönderdiği paralar yok, müvekkil tarafından Orhan Yıldırım'a gönderilen paralar da var. Zaten bir rüşvet akışı olsa bu tek yönlü olurdu. Yani müvekkil rüşvet parası geldi, bu fazla oldu, 860 bin lirasını sana iade ettim dediği yani burada açıklanabilir bir şey değil. Zaten Orhan Yıldırım da söyledi; o geri gönderilen paralar da, belki borçların dönem dönem ödemeleridir dedi. E zaten ben taksitli şekilde 62 defada ödenecek bir rüşvet parası da olamaz. Bazı miktarlar çok düşük, sayın Hakim, 5 bin lira, birkaç kere 5 bin lira var, 9.500 lira var. Yani bunların günlük ödemeler olduğu aşikardır.
Şimdi bu kapsamda Yargıtay 5. Ceza Dairesi aynen şöyle diyor. Bu savunmada rüşvet suçu ihaleye fesat suçu defalarca konuşuldu, yüzlerce defa bundan sonra da konuşulacaktır. Kimseye rüşvet suçunun unsurlarını veya nasıl ulaşacağını anlatacak, özetleyecek durumda değiliz tabii ki ama hepinizin malumu bazen kararlarında da bahsetmek lazım. Özellikle rüşvet kapsamı, rüşvet suç kapsamında Yargıtay 5. Ceza Dairesi, tabii bu suç kapsamında da ihtisas dairesi, der ki suçun oluşabilmesi için rüşvet anlaşması bulunmalı, anlaşma da işin yapılmasından önce veya en geç yapılması anında olmalıdır." Şimdi Orhan Yıldırım kendisine sorulan sorular üzerine "Rüşvet anlaşmamız yok, hiçbir zaman, hiçbir yerde rüşvet teklifini de kabul etmiyoruz" hal böyleyken rüşvet suçunun oluşabilmesi mümkün değildir. Ayrıca yine aynı kararda Yargıtay 5. Ceza Dairesi şunu diyor sayın heyet; bu suçlardan yürütülen geçerli zaten. Ceza hukuku temel ilkesi şüpheden sanık yararlanır. Onu da detaylandırıp kimseyi yormadan, herkesin malumu bu salondaki duraksamaya yer vermeyecek şekilde somut ve hukuka uygun delillerle rüşvet suçunun ispatlanmalıdır diyor. Burada yani bırakın ispatlanmayı, delil başlangıcı olacak emare bile artık ortada yok. Orhan Yıldırım çünkü herhangi bir rüşvet parası vermediğini, rüşvet anlaşması yapmadığını söylüyor.
Diğer yandan eğer bir rüşvet parası verilecekse zaten Ali Sukas'ın Murat Dağdeviren'e ihtiyacı yok. Murat Dağdeviren ve Ali Sukas zaten Orhan Yıldırım'la görüşebilen birisi, bunu kendi anlatımlarından da Orhan Yıldırım'ın anlatımlarından da biliyoruz. Orhan Yıldırım da dün burada dile getirdi. Orhan Yıldırım Biz şuna kesinlikle ihtimal vermiyoruz, Ali Sukas bana rüşvet teklifinde bulundu" diyor ama biz buna kesinlikle ihtimal vermiyoruz, ihtimal vermemekle birlikte zaten bu teklifleri yapabiliyorsa bir de araya niye Murat Dağdeviren'i koysun, hem de üstüne banka kaydı oluşturulsun, Murat Dağdeviren yetmedi Derya Dağdeviren üzerinden bir daha banka kaydı oluşsun. Orhan Yıldırım kesinlikle "Ben yaptığım ödemelerden Derya'ya ve Murat'a yaptığım ödemelerden, gönderdiğim borçlardan Ali Sukas'a veya üst kademeye para gittiğini düşünmüyorum" dedi.
Şimdi yapılan ödemeler, banka transferleri konusunda Yargıtay hukuk dairelerinin istikrarla uyguladığı kural şu şekilde: O hukuk dairelerinin bu yönde çok kararı var. Bir tanesini biz dosyaya sunmuştuk. Kararda kısaca havale bir ödeme vasıtası olup var olan bir borcun ödendiğini gösterir. Somut olaylarda da bu şekildedir efendim. Zaten para transferleri incelendiğinde de birçok para transferi ve ödeme açıklamasını yazmış. Yani bu adamın belli, bazı şeylerin ödemesini yaptığı belli. Müvekkile veya müvekkilin eşine bazı şeylerin ödemesini yapmıyor. Tahliye yönünde sözlerime geçmeden önce hatırlatmak adına dün Orhan Yıldırım'ın burada sorulan sorulara cevap olarak neler söylediğini dile getirmek istiyorum. Çünkü başlarken de söylediğim gibi rüşvet suçunu boşa düşüren söylemlerde bulundu.
Şimdi sayın savcının sorusu üzerine Orhan Yıldırım aynen şöyle dedi: "Murat ekonomik sorunlarım olduğunu ve batmış olduğunu söylüyordu, ara ara dertleşiyorduk, ekonomik sıkıntılarından bahsediyordu, para göndermelerim borç gönderimidir, Derya Hanım'a gönderilen paralar Murat'ın isteğiyle olmuştur." Sonra Ali Sukas'ın soruları esnasında Ali Sukas'la bir diyalogu oldu ve Ali Sukas kendisine az önce de söylediğim gibi "Biz şantiyelerinizde sizden çok Murat'ı görüyorduk" dedi. Devamında Orhan, Ali Sukas'a "Siz bana böyle bir cümle kurmadınız, demediniz. Siz bana Murat Dağdeviren sayesinde şöyle yapıyorum, böyle yapıyorum demediniz" dedi. Bizim kendisine sorduğumuz sorular üzerine Orhan Yıldırım şu cevapları verdi: "Ali Sukas'ın herhangi bir yerde, herhangi bir şekilde rüşvet teklifini kabul etmişliğim yoktur, Ali Sukas'la bir rüşvet anlaşmam yoktur. Ali Sukas herhangi bir zaman bana Murat Dağdeviren'e veya eşi Derya Dağdeviren'e ödeme yapacaksın, kesinlikle dememiştir."
Kulaklarımda işitme sorunu var, savcılıkta veya emniyette bazı söylenen şeyleri yanlış anlamış veya anlamamış olabilirim. Bir soru üzerine de şunu söyledi: "O zaman Murat'ın ekonomik sıkıntıları vardı, borç verdi, para transferlerini sorduğumuzda bunu söyledim, 34 PV 41 plakalı aracı evet Murat'a ben verdim, araç Han İnşaat adına kayıtlıydı" dedi. "Murat arkadaşımdır, bana destek veriyordu, ben ona destek veriyordum, ara ara ailece görüşüyorduk" dedi. Baz kaydını hatırlamıyorum, Silivri'deki bir kasabada Murat Bey'le o gün yemek yemiş olabilirim, dedi. "Murat'ın bana gönderdiği paralar bazı borçların geri gönderilmesidir" dedi. Kendisine sorduğunuz "Bu paraların herhangi bir yere iletildiğini düşünüyor musunuz?" sorusuna aynen şu şekilde cevap verdik: "Kesinlikle ben Murat'ın ekonomik sıkıntı çektiği için aldığını düşünüyorum." Ben o amaçla verdim. Kesinlikle ben öyle bir cümle kurmadı bana diyor. Avukat Kaptan Yılmaz üstadımızın bir sorusuna şu şekilde cevap verdi: "Bu paraları Murat'a verdiğimi Ali Sukas'a hiçbir zaman söylemedim. Hiçbir şekilde Ali Sukas'a Murat'a para verdim veya Murat bana para ver demedi. Öyle bir konuşma geçmedi aramızda." dedi. En son Murat Dağdeviren müvekkil kendisine 2 soru sordu, onlara cevaben şunları söyledi: "Sen beraber yanımızdaydın. Ben bunu inkar etmiyorum ki, şantiyeme gidip geliyordun ama bir ortaklık, bir resmi çalışma şekli yoktu. Murat benden kesinlikle rüşvet almadı, yukarıya vereceğim demedi. Öyle bir cümle ben kurmadım zaten, benim ifademde öyle bir şey yok."
Şimdi Sayın Başkan, muhterem heyet; bu anlatımlardan ve bu cevaplardan şunu anlıyoruz ki ortada bir rüşvet eylemi yok. Bu çok açık ve net bir şekilde anlaşılıyor. Ayrıca müvekkilin Orhan Yıldırım'ın yanında aynı şartta çalıştığı da az önce ifade edildiği gibi bu Orhan Yıldırım'ın beyanlarından dahi teyit edildiği anlaşılıyor. Şimdi ortada bir rüşvet anlaşması yok, rüşvet yok, rüşvete aracılık yok. Yani yok, yok, yok. Bu yokluklar içerisinde müvekkil maalesef yargılanıyor, üzerinde tutuklu yargılanıyor. Tahliyesi açısından şimdi geçen de söyledim, rüşvet suçu oluşmamışken bu kadar izahat yaptıktan sonra ki bence o kadar detay izahata da gerek yok, daha tahliyesi açısından söylemeyi gerektirecek ne var? Müvekkil behemahal ve derhal tahliye edilmelidir. Müvekkil 5 aya aşkındır oluşmayan bir suçtan tutukludur.
Kendisi de az önce dile getirdi kalp hastasıdır. Biz buna ilişkin radyoloji raporunu dosyaya sunmuştuk Sayın Heyet. Cezaevi şartları hepimizin malumu. Cezaevi şartlarında gerekli beslenme programını, hastalığı için gerekli beslenme programını müvekkil sürdürememektedir. Stresten uzak durması gerekirken 70 kişilik bir koğuşta uyuşturucu ve cinayet suçları ile birlikte kalmaktadır. Dışarıda bakmakla yükümlü olduğu ilkokul çağında 2 çocuğu vardır. Tahliye olduğu zaman zaten eşinin ve çocuğunun yanına dönecektir. Onlardan kaçma şüphesi yoktur. Okula çocuklarının götürülüp getirilmesi gerekiyor. Müvekkil ilk olarak bu işi ele alacak, ondan sonra da ailesinin geçimi için gerekli iaşeyi sağlamakla uğraşacaktır. Şu an için aile eş, dost, akraba ve komşuların yardımıyla geçinmektedir. Bu duruma bir an önce son verilmelidir.
Şimdi burada enteresan bir durum var Sayın Başkan, muhterem heyet. Murat Dağdeviren zaten bu yargılamaları ilk günden beri takip etmektedir, mahkemeniz salonundadır. Seyirci bölümündeydi, trajik bir şekilde geldi burada sanık sandalyesinde oturmak durumunda kaldı. Ancak buna bir an önce son verilmelidir. Yani müvekkilin kaçacak bir durumu yok, zaten kendisinden bir şüphesi olsaydı mahkemenin önünden bile geçmezdi ki müvekkil geldi burada duruşmaları zaten ilk günden beri takip etti. Geçen tutuk incelemesinde biz müvekkilin tahliye edilmesini beklerdik. Orada belki tek eksik müvekkilin savunmasının alınmamış olmasıydı. Artık savunması da alındı. Eylem 103 kapsamında da toplanacak hiçbir delil kalmamıştır. Müvekkilin sabit ikametgah sahibi olduğunu az önce söyledim. Tahliye sonrasında çocuklarının yanına dönecek olan müvekkil sonrasında da gelip muhtemelen vakit buldukça zaten bu duruşmayı seyirciler bölümünde yine takip edecektir. Bu nedenle müvekkil sadece tahliyeyi değil beraati hak etmiştir. Cumartesi günü beklenmeksizin bugün derhal tahliye edilmesini talep ederiz. Netice olarak da hakkında beraat kararı verilmesini talep ederiz.
MURAT DAĞDEVİREN AVUKATI BURAK GÜNEŞ SAVUNMASI
Müvekkilim Murat Dağdeviren Türk Ceza Kanunu’nun 37. maddesi der ki ve TCK'nın 252/5 fıkrası gereğince suç da aracılık etme suçundan yargılanmaktadır. Ve 5,5 aydan beridir tutukludur. Bu aşamada meslektaşım ayrıntılı olarak beyanlarda bulundu, biz de ayrıntılı olarak yazılı da beyanlarda bulunacağız ama çok kısa, birkaç hususa dikkat çekmek istedim. Efendim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kabul etmiş olduğu üzere ceza yargılamalarındaki en önemli ilkelerden biri şüpheden sanık yararlanır kuralı uyarıca, sanığın bir suçtan ceza aldırılmasının temel unsuru suçun kuşkudan yararlanmayan bir kesitlikle ispat edilmesine bağlıdır. Yani yargılama yapan yargıç, bununla ilgili tam hiçbir kuşkuyu mahal vermeyecek şekilde, vicdanınızın kanaatiyle bu kararı vereceksiniz. Dolayısıyla bizim bu aşamada dosya içerisindeki delillerle ilgili gerek o tarihlerde Yargıtay'ın duruşması sırasında yapmış olduğu sorular ve gerek hesap hareketleriyle ilgili olarak banka dökümlerinin sunulmasından kaynaklı olarak, müvekkile bu suçun işlenmesine ilişkin somut hiçbir delil atfedilmemektedir.
Bu anlamda, bizde CMK 140 anlamında, Ceza Mahkemesi Kanunu'nun 140. maddesi anlamında, müvekkille ilgili olarak, herhangi bir fiziksel takip kararı yoktur. SEGBİS kaydı, görüntü kaydı yoktur. Alınmış bir para trafiği, para değişikliği yoktur. Bu anlamda, biraz önce de dile getirdiğim üzere eğer şüpheden sıyrılır ilkesi gereğince yargılama yapılacaksa, gerçi Türkiye'de bu aşamada yargılamalarda şüpheden sanık yararlanır, suç şüpheden savcı yararlanır şeklinde sanki bir… Bizim vicdanımıza yönelik olarak inancımız tamdır. Bu anlamda müvekkilim sabit ikametgaha sahiptir. Müvekkille geçen sene ailece görüşümüz yurt dışına çıkmıştır. Sayın Murat Dağdeviren bu operasyonlarla ilgili olarak yanlış hatırlamıyorsam, 2025'in Ocak ayında yandaş medya bir haber sergiledi, müvekkilin adı geçmektedir burada.
Ama müvekkilim bunun akabinde yurt dışından döndü ve yargılamaları da burada duruşma salonlarında izlemeye devam etti. Yani burada söyleyeceğim, burada tutuklanmanın en büyük nedenlerinden biri olan kaçma şüphesi ya da delilleri karatmak şüphesi yoktur. Delillerin tamamı toplanmıştır. Eksik kalan bir delil dosyada yoktur. Bu aşamada müvekkil Murat Dağdeviren hakkında tahliyesine karar verilmesi, akabinde de Berat'a karar verilmesini arz talep ederim.
NİLGÜN CENDEK EK İDDİANAME SAVUNMASI – 13.10.2026
Sayın Başkanım, sayın savcım, değerli heyet üyeleri; huzurdaki yargılama konusu iddialara ilişkin olarak 2 Ekim Perşembe günü tahliye talebime yönelik olarak bir savunma yapmıştım. O günkü savunmamda kendim hakkında, çalıştığım o döneme ait eylemlere konu olan şube müdürlüğünün görevi, yetkileri hakkında, daire başkanlığının teşkilat yapısı, görev ve sorumlulukları hakkında bilgiler vermiştim, açıklamalar yapmıştım. Ayrıca aynı gün iddianamede yer alan bilirkişi raporundaki iddiaları da kamu ihale mevzuatı açısından tek tek amir hükümleriyle açıklamıştım. Bugün değerli vaktinizi almamak için o günkü savunmamdaki mevzuat hükümlerine tek tek değinmeyeceğim. O yüzden makamınızca da uygunsa o günkü savunmamın kabulünü, bugün de eksik kalan hususları tamamlayarak savunmamı bitirmek istiyorum.
Sayın Başkanım, ben iddianamedeki dört eylemde, ihale onay belgesinde yer alan imzamdan sorumlu tutulmaktayım. Bu dört eylemdeki ihale konularının hepsi aynı, iddia konuları da aynı olduğundan savunmam dört eylemdeki tüm iddialara ilişkin ortaktır. Sayın Başkanım, önce bu ihale onay belgesi hakkında kısa bir bilgi, daha sonrasında da ihale dosyalarının nasıl hazırlandığına ilişkin kısa bir bilgi de vermek istiyorum. İhale onay belgesi; ekinde yaklaşık maliyet cetveli olan, üzerinde ihalenin şekli, usulü, miktarı ve bütçe bilgilerinin yer aldığı, ihale dosyasının hazırlanmasına yönelik bir onay belgesidir. Bu belgenin onayından sonra ihale işlem dosyası ve şartnameleri hazırlanır. Bu ihalelerin idari şartnamesi ve sözleşme tasarıları da EKAP üzerinden oluşturulur. EKAP ise bildiğiniz üzere Kamu İhale Kurumu tarafından kamu ihale mevzuatına göre hazırlanmış ve idarenin mevzuat hükümlerine uygun düzenleme yapmasına olanak sağlayan bir platformdur. Bu platform üzerinden idari şartnameler oluşturulduğunda, idare hatalı, eksik ya da mevzuata aykırı bir düzenleme yaptığında sistem hata verir ve ilerletmez, gerekçelerini de yazar.
Bu şartnamelerin hepsi EKAP üzerinden girildikten sonra bir de ihale ilan metni hazırlanır. İddianamede de konu edilen idari şartname ve ihale ilan metninin üzerinde ihale bilgileri ve ihaleye ait yeterlik kriterleri yer alır. Bu ilan metni hazırlandıktan sonra yine platform üzerinden Kamu İhale Kurumuna iletilir. Kamu İhale Kurumunun ilgili birimlerince denetlenir, kontrol edilir. Eğer mevzuata aykırı bir düzenleme varsa ilan onaylanmaz ve iade edilir. Uygun bulunduğu takdirde ise ilan yayınlanır. İdaremizce yapılan ihalelerin hepsi EKAP üzerinden oluşturulmuş ve ihale ilanları onaylanarak yayınlanmıştır. İhale tarihinde ise ihale komisyonları tarafından ihaleler gerçekleştirilmiş, karara bağlanarak onaylanmış ve sözleşmeleri imzalanmıştır. Ayrıca Sayın Başkanım, bu ihalelerin hepsi Sayıştay denetiminden geçmiş, bu zamana kadar herhangi bir sorgu konusu da oluşmamıştır. Bu süreçleri şunun için anlattım; bir ihale süreci birçok aşamadan oluşan, her aşamasında farklı denetim mekanizmalarından geçen, bağımsız ihale komisyonları tarafından gerçekleştirilen ve ayrıca kamunun resmi makamlarınca da denetlenen bir yapıdır. İdaremizin hazırladığı ihalelerde bu süreçlerin hepsinden geçmiştir.
Sayın Başkan, sayın heyet; gerek daha önce yapmış olduğum savunmam, gerekse bugün yapacağım açıklamalar doğrultusunda, iddianamede yer alan ve tarafıma yöneltilen suçlamalara ilişkin son olarak başlıklar halinde değerlendirme yapmak istiyorum. Tüm ihalelerde işin konusu, işin niteliği dikkate alınarak idari ve teknik gereklilikler, saha operasyonları, mühendislik ilke ve standartları ile belediyecilik normları gibi birçok husus bir arada değerlendirilerek düzenleme yapılmıştır. Tüm ihaleler 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 19. maddesine göre açık ihale usulü ile tüm isteklilere açık olarak yapılmıştır. Yüzde 30 iş deneyim oranı ve süs bitkileri üretici belgesi, mal alımları uygulama yönetmeliği ile Kamu İhale Tebliğinin ilgili amir hükümlerine göre uygun belirlenmiştir ve ilk savunmamda bu amir hükümleri de tek tek açıklamıştım. İhalelerde bilirkişi raporunda belirtilmiş ancak ihalelerde ekonomik ve mali yeterliliğe ilişkin herhangi bir belge istenmemiştir. Benzer iş konusu olarak bitkisel materyal satışı gibi çok genel bir iş tanımı yapılmıştır. İhalelerin hepsi birden fazla gerçek veya tüzel kişinin iş ortaklığı oluşturarak ihaleye teklif vermesine açık olarak düzenlenmiştir.
İdari şartnamelerde alt yüklenici çalıştırma işlemine ilişkin bir düzenleme yoktur, kaldı ki mal alımı yönetmeliği buna izin vermez. Bu sebeple Ağaç A.Ş.'nin alımlarını idaremizin ihalelerinin sözleşmesiyle hukuken bir bağı yoktur. İhalelerde gerçek veya tüzel kişiyi işaret eden, önceliklendiren veya bu sonucu doğuran bir düzenleme kurmamaktadır. Bu ihalelerde rekabeti daraltıcı veya ihaleyi kısıtlayıcı bir düzenleme yapılmamış, aksine ilk savunmamda açıkladığım üzere genişletilmiştir. Yani Sayın Hakim, 4 eyleme konu olan ihalelerde 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 5. maddesindeki temel ilkeler esas alınarak ihtiyaçların uygun şartlarda ve zamanında karşılanması, kaynakların verimli kullanılması sağlanması açısından kamu yararı oluşturulmuş ve tüm işlemler mevzuata uygun olarak yürütülmüştür.
Bu sebeple de Sayın Hakim, sayın heyet, iddianamede tarafıma yöneltilen iddiaları ve ihaleye fesat karıştırma suçunu kabul etmiyorum. Ben bir devlet memuruyum. 25 yıldır da kamuya hizmet ediyorum. Kamunun birçok kademesinde görev aldım ve her görevimi de kamusal ödev ve sorumluluklarım kapsamında devlet terbiyesi ve adabıyla yerine getirdim. Her zaman kanunlara ve hukuk kurallarına bağlı olarak etik ve ahlaklı davrandım. Bu anlayış ile de 2022-2024 yılları arasında şube müdürü olarak görev yaptığım eylemlere konu olan müdürlüğün görev ve yetki alanında kalan idari bir görevimi yerine getirdim. Ancak görevimi getirmemden dolayı da bu iddialar ile karşı karşıya kaldım.
En üzücü olanı da bu iddialar yüzünden tutuklandım. Ben kamuda yine aynı şekilde görevime devam eden bir devlet memuruyum. Bu iddiaların hepsine görev yaptığım süre içerisinde bilgi ve belgeleriyle açıklama yapacak, davet edildiği, ifade edilecek bir durumdaydım. Gözaltına alındım. Gözaltına alındığım süreçte de kollukta, savcılıkta ve hakimlikte iddialara yine mevzuat hükümleri kapsamında cevap verdim. Ancak özgür kalamadım. Ve 5 aydır da tutukluyum. 5 aydır kişisel hak ve özgürlüklerimden mahrumum. Bu süreç beni maddi fiziki hem ruhsal olarak doğal olarak yordu ve yıprattı. Benimle birlikte ailemi de etkiledi, onlar da mağdur oldu.
Ama ben sabrettim. Sabırla ve umutla mahkeme gününün gelmesini bekledim. Doğru ve adil bir yargılamanın yapılacağı, hakkımı ve adaletimi hukuk çerçevesinde arayarak suçsuzluğumu anlatacağım gerçek bir mahkeme heyetinin önüne çıkmayı bekledim ve bugün ve bu heyetin önüne tüm savunmamı yaptım. Yapmış olduğum tüm savunmaların doğrultusunda Sayın Mahkeme heyetinizden önce tahliyemi, sonra beraatimi talep ediyorum. Saygılarımı arz ederim.
ALİ SUKAS SORUYOR
Ali Sukas: Başkanım, ağır şartlar altında teyit ettirme ihtiyacı hissediyorum. Tolga Bey'e sorduğunuz soruyu... Ali Sukas bu arada, Nilgün Hanım merhaba. Görev yaptığınız dönemde, iddianamedeki 4 eylem özelinde soruyorum: Bu çıktığınız ihalelerin kapsamı, içeriği, gizliliğini ihlal eden bir şekilde herhangi bir girişimde bulundum mu, bir irtibat kurmaya çalıştım mı ve bu ihalelerin Ağaç A.Ş.'ye kalması yönünde bir talebimiz, gayretimiz oldu mu?
Nilgün Cendek: Hayır, asla.
Ali Sukas: Teşekkür ederim.
ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR
Kaptan Yılmaz: Nilgün Hanım geçmiş olsun. Konuyu biliyor musunuz? Biliyorsanız cevap vermenizi isterim. Bu 2020'de Danıştaya giden ihaleniz vardı. İhaleyi hangi sebeple iptal ettiniz, sebep nedir söylerseniz sevinirim.
Nilgün Cendek: Kaptan Bey'di değil mi?
Kaptan Yılmaz: Evet.
Nilgün Cendek: Kaptan Bey, az önce de ifade ettim. Ben söz konusu şube müdürlüğünde 2022-2024 yılları arasında 2 yıl görev yaptım. O yüzden benim dönemime ait bir ihale olmadığı için konudan bir bilgim yoktur.
Kaptan Yılmaz: Tamam, teşekkür ederim.
Nilgün Cendek: Rica ederim.
NİLGÜN CENDEK AVUKATI SAVUNMASI
Avukat: İddianamede yer alan bazı kavramları biz anlamak isteyeceğiz Biz iddianameyi okuduk. Bence teknik olarak anlamamış olabilirler. Zaten onu açıklayacağız. Gerçekleştirme görevi nedir acaba?
Nilgün Cendek: 5018 Kamu Mali Yönetimi ve Bütçe Kanunu kapsamında, İstanbul Büyükşehir Belediyesinde şube müdürleri gerçekleştirme görevlisi olarak görev yapar. Daire başkanları harcama ve ihale yetkilisi olarak görev yapar. Şube müdürleri o şube müdürlüğünün bütçe kanunu ve kamu mali yönetimi kapsamında özellikle söylüyorum. Bu kapsamdaki süreçleri daire başkanlığı adına iş ve işlemlerini yürütür.
Avukat: Yani şöyle, ihale kararını siz mi alıyorsunuz?
Nilgün Cendek: Hayır hayır. İhale kararı ihale yetkilisine ve harcama yetkilisine aittir. İhale iş ve işlem süreçlerini yürütür.
Avukat: İddianamede takıldığımız nokta bizim amacımız da teknik anlamda anlatsak da soru süreci anlamak kişilerin de farklılığını öğrenmek isteyeceğiz. İhalede onay belgesinde imzalanmanın bulunması ve ihale yetkilisi olmak arasındaki ilişki nedir acaba?
Nilgün Cendek: İhale onay belgesinde iki imza bulunur. Birincisi gerçekleştirme görevlisinin teklif ettiği, diğeri de ihale yetkilisinin onayladığı bir belgedir. Bu belge, az önce savunmada anlattığım üzere içinde yaklaşık maliyet cetveli olan ve bu yaklaşık maliyet cetveline ilişkin bu ihalenin hangi bütçe kodundan, hangi bütçe tertibatından, hangi usul ve esaslarla yapılmasına ilişkin olan bir belgedir. Bu belgenin ihale yetkilisi tarafından onaylanmasından sonra ihale iş ve işlem dosyası hazırlanır.
Avukat: Yani bu ihaleler tam tamamlandı mı?
Nilgün Cendek: İhale süreci değil, ihale başlama süreci.
Avukat: Teknik ihaleye zorunluluk var mı?
Nilgün Cendek: Bu zaten kamu ihale kurumu standart bir formudur. Zaten bu bilgiler Ekap'a gerilir. Yani bu belge onaylandıktan sonra bu belgemizle birlikte ihale şartnameleri hazırlanmaya başlanır. Çünkü bu bilgiler Ekap’a girilerek şartnameler oluşturulur.
Avukat: Yine bir başka soru olarak soracağız. Şehir mühendisi dışında iş yaptınız mı?
Nilgün Cendek: Hayır hayır. Kamuda çalıştım. Kabul edilmişti. Türkiye'miz buradan değil.
Avukat: Yani masa başında elde gelen bütün bilgiler bu daireyi de ilgilendirir değil mi?,
Nilgün Cendek: Evet.
Avukat: İddianameyi incelediniz. İddianamede sizin aleyhinize herhangi bir tanık beyanı gördünüz mü?
Nilgün Cendek: Hayır.
Avukat: Bunların hepsi bizim için neden diyorsunuz sayın başkan. Nilgün Hanım, ifadesini bitirirken şöyle söyledi: "Ben gerçek bir mahkemenin önüne çıkmayı bekledim." Gerçek bir mahkemeden kastı sanırım suç cezalandırma hükmü de sSEGBİS’e bağlandığında sanığın hiçbir şekilde kendisini ifade edememesi. Bugün biz de aslında gerçek bir mahkemenin karşısına çıkıp hem savunmamızı yapmak hem de iddialara cevap vermek istedik. Biz aslında iki USB getirmiştik. İlk USB'yi çıkartmamıza gerek kalmadı. Çünkü Tolga Bey'in avukatı meslektaşımız o kadar güzel bir savunma yaptı ki bizim de hayal edeceğimiz düşünceler teknik anlamda. Yani getirdiğimiz USB'yi galiba açılması söz konusu değil. Birkaç tane görüntü var. Görüntüyü bile görebiliriz sayın başkan ek bir bilgi içeriyor aslında. Şimdi ilk görsel aslında 5530 sayılı Tohumculuk Kanunu. Diğer meslektaşlarımız gerekse de Tuba Hanım çok ayrıntılı bir şekilde açıkladı. Sadece biz ek olsun diye bunu getirdik aslında. Süs bitkisi yetiştiricilik belgesi diye bir belge var. Şimdi birlik çıkartma zorunluluğu bu bütün ihale süreçleri dikkat ederseniz. Rekabettir altı husus olarak beyan edilmişti. Nilgin hanım aslında geçen perşembe beyanname verirken bunu çok ayrıntılı anlattı. Sadece kanuna atıf yapmıştı. Biz dedik ki bunu bir koyalım dedik. Bu belge demin yine bir çok meslektaşımız beyan etmişti. Süs birisidir bir birlik tarafından veriliyor. Göstermişti. Aslında 5530 sayılı yani Tohumculuk Kanununa dayanan kamu kurum niteliğinde meslek kuruluşu bakın Ar A Birlik'te oda Ar A Birlik'in sonuna kadar Ahlatbirlik'ten kastımızda süs bitkisini kamu kurum niteliğinde meslek kuruluşu.
Aslında arada şöyle bir soru olmuş oluyor da. Kamu kurumu niteliğindeki bir meslek kuruluşundan alınan belgedir. İhalede şartnamesinde yer almasının kamu zararına yol açtığı üzerinden bir değerlendirme yapıyor. Görüntü 2'ye bakabilirsek eğer. Görüntü 2 aslında bu kadığımız süs bitkisi yetiştirme ve üretim belgesinin dayanağı olan bir yönetmelik Tarım Orman Bakanlığı'nın yönetmeliği. Şimdi bu yönetmeliğin 6. maddesine bakarsak burada da aslına neden bu belgenin arandığı yine değerli meslektaşımızın beyanıyla kolaylık orada meslek dışınız. Bu belge olmasaydı ve toncular eğer denetimsiz bir şekilde alınsaydı hangi zararlara yol açabilirdi?Aslında yönetmelikteki karşılığı. Bir sonrakine geçebilirsek yine ayrıntılı şekilde anlatmak için. Bunu direkt geçmek zorunda kalacağız. Süs birliği ile bütün bilgiler yine meslektaşları tarafından belirtildi. Güncel bir de daha sonra soruluyor. İlk görsel aslında 5530 sayılı tohumculuk kanunu. Diğer meslektaşlarımız gerekse de Tuba Hanım çok ayrıntılı bir şekilde açıkladı. Sadece biz ek olsun diye bunu getirdik aslında. Süs bitkisi yetiştiricilik belgesi diye bir belge var. Şimdi birlik çıkartma zorunluluğu bu bütün ihale süreçleri dikkat ederseniz hukulardır. Rekabettir altı unsur olarak beyan verilmişti. Bilgin hanım aslında geçen perşembe beyanname verirken bunu çok ayrıntılı anlattı. Sadece kanuna atıf yapmıştı. Biz de bunu bir koyalım dedik. Bu belge demin yine birçok meslektaşımız beyan etmişti.
Süs bitkisi bir birlik tarafından veriliyor. Gözsüs birisi aslında 5530 sayılı Tohunculuk Kanununa dayanan kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu. Bakın Ar-A Birliği'nde oda Ar-A Birliği'nin sonuna kadar Ahlatbirlik'ten kastımız da süs bitkisini kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu. Aslında aradan şöyle bir soru olmuş oluyor. Kamu kurumu niteliğindeki bir meslek kuruluşundan alınan belgedir. İhalede şartnamesinde yer almasının kamu zararına yol açıp açmadığı üzerinden bir değerlendirme yapıyor. Görüntü 2'ye bakabilirsek eğer. Görüntü 2 aslında bu kadığımız süs bitkisi yetiştirme ve üretim belgesinin dayanağı olan bir yönetmeliktir. Tarım Ormancılık Bakanlığı'nın yönetmeliği. Şimdi bu yönetmeliğin 6. maddesine bakarsak burada da aslında neden bu belgenin arandığı yine değerli meslektaşımızın beyanıyla kolaylıkla orada meslek dışınız. Bu belge olmasaydı ve tohumluklar eğer denetimsiz bir şekilde alınsaydı hangi zararlara yol açabilirdi? Aslında yönetmelikteki karşılığı. Bir sonrakine geçebilirsek yine aynı şeyleri anlatmamak için. Bunu direkt geçmek zorunda kalacağız. Süs birliği ile bütün bilgiler yine meslektaşları tarafından belirtildi.
Bu da yine Kamu İhale Kanunu'nun uygulama yönetmeliği. Bundan burada bahsetmemize gerek kalmayacak. Çünkü iş deneyim belgesi, iş deneyim belgesiyle ilgili... zaten geçeceğim burayı.... Geçelim bir sonrakine. Şimdi Nilgün Hanım Eylem 147'den aynı zamanda iddianame de suçlanıyorsunuz. Burada şüphelilerden birincisi Yasin Çağatay Seçkin. Tanır mısınız kendisini?
Nilgün Cendek: Tabii ki.
Avukat: Ne olarak görev yapıyordu Yasin Bey?
Nilgün Cendek: Yasin Bey, benim şube müdürü olarak görev yaptığım dönemde Park ve Bahçeler Dairesi Başkanıydı. Yani sizin soracağınız soru üzerine ben 5018 sayılı Kamu Malî Bütçe Kanunu kapsamında gerçekleştirme görevlisi olarak Çağatay Bey de harcama ve ihale yetkilisi olarak görev aldı.
Avukat: Yasin Bey'in burada iki o zaman sorumluluğu ve yetki imzası var, doğru mudur? Yani hem onay verme belgesi yönünden hem de yetkili olması yönünden.
Nilgün Cendek: Tabii ki sıfat olarak. Zaten ihalenin kararlarının da onay süreçleri ihale yetkililerine ait.
Avukat: Tamam. O zaman sizin burada bir sıfatı var. Yasin Bey'in iki sıfatı var.
Nilgin Cendek: Doğrudur.
Avukat: Tamam. Yasin Bey tutuklu mu?
Nilgin Cendek: Hayır, hayır değil. Tutuklu değil.
Avukat: Siz aynı suç ceza hakimliğine çıktınız değil mi?
Nilgin Cendek: Evet, doğrudur.
Avukat: Aynı suç ceza hakimliğine çıktınız Yasin Bey adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı, siz tutuklandınız. Tamam. Bir sonrakine geçebiliriz acaba? Eylem 148 birinci sırada sizin Çağatay Seçkin. Aynen açıklamaları bunun içinde biliyoruz, değil mi?
Nilgin Cendek: Doğrudur.
Avukat: Bir sonraki ekranı görebiliriz. Eylem 149. Bir sonraki de alabilir miyiz? Hemen sonraki son. Tuğba Hoca, burada mı?
Nilgin Cendek: Hayır, hayır, bu değil. Değil.
Avukat: Adli kontrol ve saire serbest bırakılmıştı. Şimdi Tuğba Hoca tutuksuz sanık olmasına rağmen buluşmaları ekip tarafından önemli kabul edildikten sonra hakim bildiriyor. Yani aktif olarak savunmasını yapacak donanımı topluyor. Sonra sanık avukatlarıyla görüşüyor. Sonrasında savunmasını şekillendirebilecek soru hazırlıyor. Aslında Sayın Başkan da hep beraber bir hakikat inşa etmeye çalışıyoruz. Hakikat inşaya edilen bir şey. Aslında burada gerek yerli olarak sizler gerek savcılık.... gerek tutuklu sanıklar sorunlarıyla bizler sorularımızla açıklamalarımızla hakikati inşa etmeye çalışıyoruz. Yalnız az anladığımız kadarıyla burada hakikati inşa etmeye çalışmak yeterli değil. Hakikati de savunmak zorunda kalacağız. Hakikati inşa etmeye çalışsak, sanki savunmak zorunda kalacağız.
Tutuklu meslektaşımız, Mehmet Pehlivan'ın Çorlu'ya gönderilmesi sürecinde aslında onun savunmasının etkenliğini, adil yargılanma hakkının etkenliğini... belirtirken aslında hepimizin ortaya çıkarmaya çalıştığı hakikati etkin bir şekilde ortaya çıkarılamayacağı sonucuna vardınız. Siz de müdahale ettiniz. Mehmet Pehlivan duruşmalara buradan katılabiliyor. Sonrasında başka bir sorunla karşılaşırsak biz tekrardan bunu inşa etmek zorunda kalacağız. Bu hakikati inşa etmek, bu adı savunmak zorunda kalacağız. Şimdi hakikati etkin bir şekilde savunabilmemiz için benim Nilgün Hanım'a yeterince hukuki destek sunabilmem. Bunu yapabilmem için de Nilgün Hanım'ın benim yanımda olması gerekir. Nilgün Hanım'ın belgelere erişmesi gerekir. Nilgün Hanım'ın kendisi savunmasını hazırlaması gerekir.
Cezaevindeki o zor şartlarda kendisi kendisini uzunca bir savunma, savunma hazırlanmış, olabildiğince daraltmaya çalıştı. Olabildiğince daraltmaya çalışmamıza rağmen oldukça etkin bir savunma hazırladı kendisi. Bunu da ifade edebildi. Yalnız anladığım kadarıyla, heyetten bir soru gelmedi, takip edebildiysem. Anladığımız kadarıyla aslında iddianame dahilinde açıklığa kavuşturulması gereken çelişkili bir husus yok. Çelişkili bir husus yok. ek iddia name ben de hazırlanan dosyada başka bir delil gelmedi, sanık savunma sorgusu yapıldı. Dolayısıyla artık bu iddianamenin çelişkili hususlarına dair başka söylenebilecek başka bir söz kalmadı. başka bir husus yok. Dolayısıyla Nilgün Hanım'ın savunmasını hazırlayabilmesi için sadece bu husus yönünden de tutukluluğun sona erdirilmesi gerekir. Şimdi burada daha da önemli bir husus var. Nilgün Hanım'la aynı durumda olan hatta imza yönünden daha sorumlu olan sanıklar tutuksuz şekilde yargılanıyorlardı. Konut hapsi uygulanıyordu. Bugün burada kaldırıldı. Nilgün Hanım'ın tutukluluğu devam ediyor. Son bir soru sormak istiyorum, Nilgün Hanım. İspanyolca anlıyor musunuz?
Nilgün Cendek: Hayır, hayır.
Avukat: Anlamıyor ama şu an çizgili cezaevinde koğuşunda yabancı tutuklularla kalıyor. Kaldığı yerdeki tek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kendisi. Bilmediği, Fransızcayı öğrenmeye çalıştığını bildiğim kadarıyla anladım. Onun dışındaki dillere hakimiyeti gelişiyor. Bu da savunmanın bir parçası. Sebebi nasıl ki ceza sorumluluğu şahsidir, ceza verirken de cezanın şahsileştirilmesi ilkesi esastır. Aynı adli kontrol tedbirleri için uygulanır. Anti kontrol tedbirinde şahsi olarak düzenlenmesi, Bugün Nilgün Hanım'ın tutukluluğuna gerektirir hiçbir durum kalmamıştır. Mahkemenin bir hakkın tayin edilmesine karar vermesi gerekir. Eğer aksi kanaatteyse anti kontrol hükümlerinin uygulanmasını isteriz. Ama daha yetkililerin adli kontrolü kaldırılmışken aslında adli kontrolünün bile fazlaca geleceğini söylemesi gerekir. Bunun dışında mahkeme haricinde yazılı sunumlarımızı ayrıntılı şekilde... Bunların tahliyeleri tabii ki birlikte. Bugün değerlendirilmesinin tabii ki de ancak yoğunluk veya yorgunluk olabilir. En yakın zamanda cumartesi gününe kadar devam edeceğini öğrenen duruşmanın ama celsenin tümünün cumartesiye kalmadan değerlendirilmesi sayın mahkemeden talep ederiz.
NİLGÜN CENDEK İKİNCİ AVUKATI SAVUNMASI
Şimdi ek savunma yönünden de her türlü yazılı beyanda bulunma savunma hakkımız saklı tutularak, ben meslektaşım ve burada bütün bu yargılamayı başından beri takip ediyoruz. Nilgün Hanım'ın ifadesini vermesini bekledik bu kadar süre. Ekrem Bey haricinde tek biz kalmıştık zaten bugüne kadar. Şimdi bu süreçte benim genç bir meslektaş olarak burada, 25 yaşındayım, belki aralarında en genç benim şu an. Derslerine katıldığım meslektaşlar burada gelip beyanlar verdiler, açıklamalar yaptılar. Gerek bizim dosyada, gerek ana dosyada. Bunların hepsine katılarak değerli meslektaşım avukat beye katılarak son bir şey söylemek istiyorum. Burada bizim yargılandığımız dosya özelinde iddianamede herhangi belirtilmiş bir kamu zararı yok, siz de malumunuz. Ancak buradan çıkacak bir kamu zararı var bu yargılama sonucunda. Bizim müvekkilimizin CMK 141 kapsamında açacağı tazminat davası. Burada arada geçen 5,5 aylık, 6 aylık bir süre var. Bu devam eder etmez mahkemenin takdiridir.
Herhangi bir şey de biz talep ediyoruz tabii kaldırılmasını ama bu noktada kesin bir garanti de yok adli kontrol kaldırıldı diye. Bir emsal oluşturması gerekir esasında. Çünkü bizim karşısında kaldığımız ağır bir tedbir var. Kendisinden gerek hiyerarşik olarak gerek rütbe olarak daha üstteki kişiler yanlış anlaşılmasın ama serbestler. En azından evlerinde bulunuyorlardı bu süreç boyunca, yakınlarıyla beraberlerdi. Burada Nilgün Hanım'ın yakınları da bu süreç boyunca gerekli yargılamayı takip ettiler, hala da buradalar. Geceler boyunca Nilgün Hanım'ın burada ifade vermesini beklediler. Buradaki sürecin hem ortaya çıkabilecek CMK 141 kapsamındaki tazminat noktasındaki kamu zararı gözetilerek artık bu sürecin cumartesi günü beklenmeden sonlandırılmasını talep ediyoruz. O diğer adli kontrol ve yargılanan insanlar nasıl bir kaçma tehlikesi içerisinde ya da delil karartma şüphesi tehlikesi içerisinde değilse 5,5 aydır 6 aydır burada tutuklu olan Nilgün Hanım kaç yıllık devlet memuru olan bir hanımefendi de takdir ederseniz böyle bir yetiye veya kudrete sahip değildir diye düşünüyorum. Takdir mahkemenindir diye neticelendiriyorum. Teşekkür ederim.
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












