İstanbul Barosu davasında başkan ve yönetim kurulu üyeleri beraat etti

İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, Suriye'nin kuzeyindeki bir operasyonla ilgili açıklamaları gerekçe gösterilerek yargılanan İstanbul Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyelerinin oybirliğiyle ayrı ayrı beraat etmelerine karar verdi.
İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, Suriye'nin kuzeyindeki bir operasyonla ilgili açıklamaları gerekçe gösterilerek yargılanan İstanbul Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyelerinin oybirliğiyle ayrı ayrı beraat etmelerine karar verdi.
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ile 10 yönetim kurulu üyesinin, Suriye’de yaşamını yitiren gazetecilere ilişkin yapılan açıklamalar gerekçe gösterilerek "basın yoluyla terör örgütü propagandası yapmak" ve "basın yoluyla halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlarından 12'şer yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davanın duruşması görüldü.
İbrahim Kaboğlu: Hukukun üstünlüğünü savunmak ve insan haklarını korumak baroların temel görevidir
Karar öncesi son sözleri sorulan İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, “Son söz olamaz. Ben yaşadıkça son nefesime kadar hukuku etkin kılmak için çalışacağıma söz veriyorum” dedi. Kaboğlu, konuşmasının devamında şunları söyledi:
“Evet, bu meselede belki birkaç hususu hatırlatmakta yarar var. Yargılanma hakkı adına, kürsü törenleri sırasında genç avukat adaylarına hatırlattıklarım arasında özellikle iddia–savunma–hüküm üçlüsünde, eğer adil yargılanma gereklerine saygı gösterilseydi, Türkiye’nin adil yargılanma hakkının en çok ihlal edilen hakların başında gelmesi söz konusu olmazdı. ‘Gösterilseydi’ diyorum; çünkü o durumda hâkimlerimiz ve savcılarımız gerçek suçluları yargılayacak, yüzlerce, binlerce düşünce ve siyasal düşünce suçlusunun davalarıyla iştigal etmeyeceklerdi. Bu noktada özellikle iddia–savunma–hüküm üçlüsünden söz açmışken, biz hukukçuları birleştiren normlar, ahlak kuralları ve haysiyet ilkeleri, her ne kadar farklılaşmalar yaratsa da, asgari müştereklerde buluşmamızı zorunlu kılmaktadır. Bunlar nelerdir? Kuşkusuz anayasanın emredici ya da yasaklayıcı hükümlerinden söz etmiyorum. Takdire bağlı olan hususlardan söz ediyorum.
"Yasama ya da yürütme organları suçsuz sayılma hakkını ihlal ettiğinde, yargıcın buna seyirci kalması, kendi kararının meşruiyetini sorgulaması anlamına gelmez mi?"
Örneğin Anayasa’nın 19. maddesi, tutuklamaya ilişkin üçüncü fıkrada ‘koşullar varsa tutuklanabilir’ demektedir; ‘tutuklanır’ dememektedir. Çünkü tutuklama, kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakmaktır. Bu nedenle 13. madde ışığında bu hükmü uygularken ölçülülük ilkesini ve adli kontrol seçeneklerini mutlaka değerlendirmek gerekir. Ziyaret ettiğimiz cezaevlerinde, özellikle Silivri Cezaevi’nde, cezaevi görevlileri de kapasitenin ne denli aşıldığını bizlere aktarmaktadır. 12–13 bin kapasiteli bir cezaevinde yaklaşık 37 bin mahpus bulunmaktadır. Burada ziyaret ettiklerim arasında hukukçuları ayrı tutuyorum; ancak yüzde 99’unun anayasa hükümlerine aykırı biçimde tutuklu bulunduğunu görüyoruz. İşte ‘hukukçu ortak faydası’ dediğim nokta tam da burasıdır. Hukukçuların; ister iddiada, ister savunmada, ister hüküm makamında olsunlar, bu ilkelerde buluşmaları gerekir. Elbette yargıçların verdiği karar çok daha önemlidir ve bu doğaldır. Çünkü insan haklarının ‘sert çekirdeği’ son derece hayati bir kavramdır; savaş durumunda dahi saygı gösterilmesi gereken hakları ifade eder. Bu alanda tek yetkili merci yargıdır; iddia–savunma–hüküm bütünlüğü içinde yargıdır. Bu çerçevede en çok ihlal edilen haklardan biri de suçsuz sayılma hakkıdır. Suçsuz sayılma hakkı ancak yargıç kararıyla ortadan kaldırılabileceğine göre, yasama ya da yürütme organları bu hakkı ihlal ettiğinde yargıcın buna seyirci kalması, kendi kararının meşruiyetini sorgulaması anlamına gelmez mi?
Anayasamızın 2. maddesi, bilindiği üzere, adalet ile barış arasında doğrudan bir ilişki kurmakta ve adalete normatif bir değer atfetmektedir. Adaletle birlikte toplum huzuru ve millî dayanışma da anayasal güvence altındadır. Bunun yanı sıra insan hakları, demokrasi, hukuk devleti ilkeleri; erkler ayrılığı ve normlar hiyerarşisine (yasa, uluslararası sözleşmeler ve anayasa) saygı esastır.
Sayın Başkan, değerli üyeler; burada çok önemli bir hususun altını bir kez daha çizmek gerekir: Birlik hukuktadır. Demokrasi birlik değil, çeşitlilik üretir. Türkiye’de demokrasinin yerleşmesi ve savunulması ancak hukuk birliği sayesinde mümkündür. Çeşitlilik ise, iddia–savunma–hüküm üçlüsünün hukuka ortak saygısı ile anlam kazanır. Bu bağlamda barolar ve savunma, özel bir konuma sahiptir. Hukukun üstünlüğünü savunmak ve insan haklarını korumak baroların temel görevidir. Hukuk devleti ve demokratik devlet anlayışı, hukuk toplumu ve demokratik toplumla tamamlanır. Barolar, tam da bu iki kavramın kesişim noktasında yer alır. Anayasa’nın 135. maddesi barolara, mesleğin genel menfaatlere uygun gelişmesini sağlama yükümlülüğü yüklemektedir. Avukatlık Kanunu’nun barolara tanıdığı yetki ve görevler de buradan kaynaklanır. Barolar demokratik, özerk ve bağımsız kurumlardır.
“Yürüyüşümüz meşru ve hukukidir”
Bu çerçevede görülmekte olan dava bakımından İstanbul Barosu ne yapmıştır? İstanbul Barosu yönetimi; demokratik, özerk ve bağımsız olmakla birlikte, yasalara, Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere, Anayasa’ya ve hukukun genel ilkelerine saygılıdır. İşlem ve eylemlerini meşru araçlarla gerçekleştirmiştir. Kurumsal ifade özgürlüğünü kullanarak 21 Aralık 2024'te bir açıklama yapmıştır. Buna karşılık, 19–23 Mart 2025 tarihleri arasında İstanbul Valiliği’nin genel yasağına karşı dava açmış; yargısal başvuru yolunu kullanmıştır. İzleyen haftalarda, 5 Nisan Avukatlar Günü’nde, Türkiye Barolar Birliği öncülüğünde ve 81 baronun katılımıyla, Ankara’da Anıtkabir’de sonlanan, on binlerce avukatın katıldığı bir yürüyüş gerçekleştirilmiştir. Bunların tamamı meşru ve hukuki araçlardır.
Savunma hakkı evrensel bir haktır. Yargılamada adalet, toplumda adalet ve çevrede adalet kavramları farklı ifadelerle dile getirilmiştir. Hapishanelerde, duruşma salonlarında, hatta kamu görevlileri tarafından dahi ‘bizim de haklarımızı savunun’ talebiyle avukatlara başvurulması, savunmanın toplumdaki vazgeçilmez yerini açıkça göstermektedir. Bunların ötesinde, demokratik adalet ve siyasal demokrasinin işleyişi bakımından da barolar bir güvencedir. Siyasal iktidarın seçimler yoluyla el değiştirmesinin teminatlarından biri yine barolardır. Bu çerçevede savunma hakkının evrensel bir hak olduğu hususu artık tartışmasızdır.”
Son sözleri sırayla alınan İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyeleri, hukuk ve savunmanın bağımsızlığı vurgusu yaptı.
Ahmet Ergin: Yaşam hakkını savunduk savunmaya devam edeceğiz
“Avukatlar, barolar bağımsız olmak zorunda. Aksi taktirde bu ülkede adaletten bahsetmek mümkün olmayacaktır. Görevimizi yaptık, yapmaya devam edeceğiz, yaşam hakkını savunduk savunmaya devam edeceğiz. Hukukun kullanılmasını değil uygulanmasını istedik istemeye devam edeceğiz.”
Ezgi Şahin Yalvarıcı: Ölüme kayıtsız kalmayı reddetmek vicdanen doğru yerde durmaktır
“Ölüme kayıtsız kalmayı reddetmek bir cesaret gösterisi değil, vicdanen doğru yerde durmaktır. Verilecek karar içeriği ne olursa olsun adalet talebinin hangi noktada sınandığını gösterecek.”
Rukiye Leyla Süren: Sessiz kalmamız isteniyor, kalmayacağız
“Bu şahsi değil, tüm barolara açılmış bir davadır. Sessiz kalmamız isteniyor, kalmayacağız. Yaşam hakkını her yerde savunduk. Bu da yaşam hakkını savunduğumuz bir açıklamaydı. Kimse bizden rüzgar gülü olmayı beklemesin. Bizden kimse rüzgarla yön almamızı, dönmemizi beklemesin. Avukatsız, savunmansız adliye isteniyor, buna müsade etmeyeceğiz. Makbul avukatlar, makbul barolar yaratılmaya çalışılıyor. Makbul avukatlar, makbul barolar olmayacağız, görevimizi yerine getirdik, getirmeye de devam edeceğiz.”
Yelda Koçak: Sussaydık görevimizi ihlal ederdik
“Eğer sussaydık görevimizi ihlal ederdik bu yüzden biz görevimizi yerine getirdik.”
Hürrem Sönmez: Adaletten, insan haklarından söz etmekten bizi iyileştirecek
"Adaletten, insan haklarından söz etmekten bizi iyileştirecek bir şey. Biz başka türlü bir dünyanın mümkün olabileceğine inanan insanlarız."
Mehmedali Barış Beşli: Hukukun üstünlüğüne inandığımız için burada yargılanıyoruz
"Hukukun üstünlüğüne inandığımız için burada yargılanıyoruz. Doğrucu Davut olmak zorundayız çünkü avukatlık böyle bir meslek. Bu doğrucu Davutluk bazen muktedire bazen müvekkile karşıdır. Baro yönetimine karşı bazen hakaret şeklinde sözleri oluyor ama biz bunları eleştiri olarak kabul ediyoruz. Eleştiri demokrasinin gereğidir. Şiddetin her türlüsüne karşı olduğumuzu söylemek zorundayız. Türkiye’de hukuk var mı? Avukat olarak bu bize çok sorulan bir soru. Hukuka inandığımız için Türkiye’de hukukun yaralı olduğunu söylüyoruz."
Bengisu Kadı Çağlar: Biz avukatlığın bağımsızlığını savunduk
“Biz avukatlığın bağımsızlığını savunduk. Bize yöneltilen iddiaları yargılarken AYM ve AİHS kararlarını konuştuk. İstanbul Barosu’nun bir üyesi olarak bu davada insan haklarının savunulmasına, savunmanın dokunulmazlığına hizmet edebildiysem ne mutlu bana.”
Ekim Bilen Selimoğlu: Bir hukuk devleti miyiz buna karar vereceksiniz
“Bu davada vereceğiniz karar kendiniz için bir kanaat oluşturacaktır. Bir hukuk devleti miyiz buna karar vereceksiniz.”
Fırat Epözdemir: Biz adaleti uğruna ölecek kadar seviyoruz
“İstanbul Barosu’nun hiçbir zaman son sözü olmaz. Yalova’da katledilen meslektaşımız Avukat Zekeriya Polat’ı anarak sözlerime başlamak istiyorum. Silivri hapishanesinde bulunan bu duruşma salonları kapatılmalıdır. Biz adaleti uğruna ölecek kadar seviyoruz. En son örnekleri Avukat Tahir Elçi ve Avukat Ebru Timtik’tir. Anılarına saygıyla.”
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri hakkında, suçun unsurları oluşmadığı belirtilerek beraat kararı verildi. Avukatlar "Savunma susmadı, susmayacak" sloganını attı.
Dava İddianamesinde neler var?
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin'in, Suriye'de güvenlik güçleriyle girdikleri çatışmada öldürüldükleri, daha sonra İstanbul Barosu'na ait sosyal medya hesabından açıklama yapılması üzerine soruşturma başlatıldığı aktarılıyor.
Baro yönetimi hakkında Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden soruşturma izni talep edildiği kaydedilen iddianamede, Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri hakkında soruşturma için izin verildiği belirtiliyor.
İddianamede, soruşturmaya konu basın açıklamasının, "örgütün nihai amacı olan bölücülük faaliyetini bilinçsel olarak meşru gösterme ve yayma amacı taşıdığı" değerlendiriliyor.
İddianamede, Baronun resmi sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla ilgili, "Toplumun genelini ilgilendiren ve kamuoyu tarafından yakından takip edilen terörle mücadeleyle ilgili olarak devletin kurum ile organları tarafından, terör örgütü mensubu olan ancak gazeteci olarak lanse edilen Nazım Daştan ve Cihan Bilgin isimli terör örgütü üyelerine karşı savaş suçu işlendiği yönünde ülkenin iç, dış güvenliği ve kamu düzeniyle ilgili gerçeğe aykırı bilgilerle halkı yanıltarak algı oluşturmaya, devletin kurum ve organlarına duyulan güveni olumsuz etkilemeye çalışıldığına" yönelik değerlendirmede bulunuluyor.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun ilgili maddesi uyarınca son soruşturmanın açılması kararı verilmesi talebiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilen iddianamede, baro yönetiminin "basın yoluyla terör örgütü propagandası yapmak" ve "basın yoluyla halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlarından 3'er yıldan 12'şer yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep ediliyor.
İddianamede, ayrıca yargılananlar hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinde düzenlenen "belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma" hükmünün de uygulanması isteniyor.
Baro yönetiminin görevden alınmasına karar verilmişti
Bu arada soruşturmada, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu kapsamında Kaboğlu ile yönetim kurulu üyeleri Rukiye Leyla Süren, Hürrem Sönmez, Ahmet Ergin, Metin İriz, Mehmedali Barış Beşli, Yelda Koçak Urfa, Fırat Epözdemir, Ezgi Şahin Yalvarıcı, Ekim Bilen Selimoğlu ile Bengisu Kadı Çavdar'ın görevlerine son verilmesi, yeni baro başkanı ile yönetim kurulu üyelerinin seçilmesi talepli davanameyle İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi'ne dava açılmıştı.
İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, Kaboğlu ile yönetim kurulu üyelerinin görevlerine son verilmesine ve seçim yapılmasına hükmetmişti.
İstanbul Barosu dava öncesi şu açıklamayı yapmıştı;
Karar Ne Olursa Olsun Biz Mücadelemize Devam Edeceğiz
İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ve Yönetim Kurulu üyeleri hakkında İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesinde ,“basın ve yayın yolu ile terör propagandası yapmak”, “basın ve yayın yolu ile yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” iddiasıyla açılan ceza davasının üçüncü duruşmasının ikinci günü Silivri'deki Marmara Cezaevi kampüsünde bulunan duruşma salonunda devam etti.
Duruşmaya, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. R. Erinç Sağkan, Başkan Yardımcısı Av. Ercan Demir ile Av. Bahar Gültekin Candemir, Ankara Barosu Başkanı Av. Mustafa Köroğlu, İzmir Barosu Başkanı Av. Sefa Yılmaz, Adıyaman Barosu Başkanı Av. Bilal Doğan, Antalya Barosu Av. Ali Çağdaş Bozaner, Bursa Barosu Başkanı Av. Metin Öztosun, Çanakkale Barosu Başkanı Av. Ardahan Dikme, Gaziantep Barosu Başkanı Av. Bülent Duran, Kocaeli Barosu Başkanı Av. Kadir Caner Karakadılar, Mardin Barosu Başkanı Av. Ahmet Duyan, Muş Barosu Başkanı Av. Kadir Karaçelik, Gaziantep Barosu Başkanı Av. Bülent Duran,
Tekirdağ Barosu Bakanı Av. Egemen Gürcün katıldı.
“Göreve gelirken karşılaşabileceklerimizin farkındaydık”
Cumhuriyet Savcılığının esas hakkındaki mütalaasına duruşmanın ikinci gününde ilk savunmayı yapan İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Ahmet Ergin,
“Adalet Bakanlığının gecikmeli soruşturma izni bu davanın siyasi olduğunun göstergelerinden biridir. Hukukun bir araç olarak kullanıldığını görmeliyiz. Sadece Türkiye’de değil, dünyada da böyle.” dedi.
İstanbul Barosuna açılan bu dava ile avukatlık alanının kısıtlanmasının amaçlandığını belirten Av. Ahmet Ergin savunmasında, “Yaşam hakkının savunulması avukatlar için bir haktır ve görevdir. Biz bu görevimizi yapacağız, Baro da görevini yapacak. Hukuk bugün bir rejimi güçlendirmenin aracı olarak kullanılıyor. Temel haklara saldırı her dönem böyle kullanıldı, barolar da her dönem buna karşı direndi. Sonuç olarak vereceğiniz karar bizim açımızdan bireysel olarak bir anlamı olmayacak. Çünkü biz göreve gelirken böyle bir dönem içinden geçtiğimizi biliyorduk. Bizi seçen meslektaşlarımız bizi yaptıklarımız için seçtiler. Bu nedenle biz ancak onlara hesap vereceğiz. Sizin vereceğiniz karar avukatlık alanının kısıtlanmasına mı yol açacak göreceğiz. Ancak her ne karar verirseniz verin ne hayatın ne de baronun sonu olacak. Biz her koşulda demokratikleşme yolunda çalışmalarımızı sürdüreceğiz." dedi.
“Ceza yargılaması susturma aracı olarak kullanılamaz”
Av. Ahmet Ergin’den sonra söz alan İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Ezgi Şahin Yalvarıcı ise “Ceza yargılaması susturma aracı olarak kullanılamaz. Bu açıklamada hedef alınan kelimeler değildir. Hedef alınan avukatların yaşam hakkını savunmak üzere geliştirdiği sorumluluk bilincidir. Biz bu sorumluluğu, yaşamını hak mücadelesine adamış Tahir Elçi’den öğrendik. Bizler onlardan aldığımız geleneği sürdürmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
"Bize 'Siz karışmayın, siz susun' demek için bu süreç başlatıldı”
Av. Ezgi Şahin Yalvarıcı'nın ardından söz alan İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Rukiye Leyla Süren de "Bize 'Siz karışmayın, siz susun' demek için bu süreç başlatıldı. Savcılık mütalaasına bakıyorum, bir paragraf ve hukuki bir şey yok. Bu hukuk bilmezlikten değil, kendinde böyle mütalaa sunma gücünü bulmasından kaynaklı. Ben ükenin içinde bulunduğu durumdan kendimi sorumlu hissediyorum. Heyetiniz de sorumlu hissediyorsa vereceği kararla bu patikaya taş koymamalıdır" dedi.
“Savcılık mütalaasındaki niyet okuma dili bu davanın da temelini oluşturuyor”
Av. Rukiye Leyla Süren’nin ardından söz alan İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ise "Savunma yapmayacağım. Bir kaç cümle açıklama yapacağım" dedi.
“Savcılık mütalaasındaki niyet okuma dili bu davanın da temelini oluşturuyor”
Av. Prof. Dr. Kaboğlu açıklamalarını şöyle devam etti; “Dün bizim tüm amacımız hukuku etkin kılmak demiştim. Bugün burada, 14 aydır uygulanan iki yasal düzenlemenin hukuk sistemimizden ayıklanmasını talep etmiştik. Bu yasalar kapsamında yüzlerce insan fikir suçlusu olarak sanık sandalyesine oturtuldu; ancak ‘terör’ sorunu böyle çözülemedi. Davayı uzatmakla itham edilerek taleplerimiz reddedildi. İki kez duruşmaların Çağlayan’da yapılması için talepte bulunduk. Ancak kabul edilmedi. Duruşmanın buraya taşınması hem bütçe hem zaman açısından kayıptı; adil yargılanma hakkının da ihlali oldu. Biz İstanbul Barosu olarak üzerimize düşenleri yaptık. 15 ay sürüncemede bırakılan davaları hatırlarsak hukuk için burada 5 ay daha beklenebilirdi. Amaç uzatmak olsa bu dosyada çok sayıda çelişki var. Bu çelişkiler tartışılırdı. Amacımız uzatmak olsa 5 gün boyunca burada konuşma yapabilirdim. Savcılık Mütalaasındaki niyet okuma dili bu davanın da temelini oluşturuyor. Bizim açıklamamızda ırkçılık vs yoktur. Tamamen ifade özgürlüğü kapsamındadır. Bu hukuk başlangıcı derslerinde okutulur. Bu nedenle savcının da görev kapsamı dışındadır. Biz haklıyız. Bu dava tarihsel bir değer taşıyor, savunma hakkı bakımından. Biz görevimizi haysiyetimizle yaptık ve öyle yapmaya devam edeceğiz.”
"Bizi dezenformasyonla suçlayan mütalaada dezenformasyon bulunuyor"
Av. Prof. Dr. Ibrahim Ö. Kaboğlu, “Bizi dezenformasyonla suçlayan savcılık mütalaasında öldürülen gazeteciler için ‘etkisiz hale getirildi’ deniliyor. Etkisiz hale getirmek kelepçe takmaktır, ellerini, kollarını bağlamaktır. Öldürülmüşse ‘etkisiz hale getirildi’ denilemez. ‘Öldürülmemiş’ algısı oluşturan bu ifadenin kullanılması dezenformasyondur. Böyle bir hukuk dili yoktur. Savcının hukuki bir dil kullanması gereklidir." dedi.
“Terör örgütü üyesi ilan etme yetkisi kimin, mahkemelerin mi başsavcılığın mı?”
Av. Prof. Dr. Kaboğlu'nun beyanlarının tamamlanmasının ardından yargılanan baro yöneticilerinin mütalaaya karşı savunmaları tamamlandı.
Daha sonra avukat beyanlarına geçildi. İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. Ibrahim Ö. Kaboğlu’nun avukatı olarak sırasıyla
Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Av. R. Erinç Sağkan, Adıyaman Barosu Başkanı Av. Bilan Doğan, İzmir Barosu Başkanı Av. Sefa Yılmaz, Bursa Barosu Başkanı Av. Metin Öztosun, Tekirdağ Barosu Bakanı Av. Egemen Gürcün, Çanakkale Barosu Başkanı Av. Ardahan Dikme, Gaziantep Barosu Başkanı Av. Bülent Duran, Mardin Barosu Başkanı Av. Ahmet Dutan, Kocaeli Barosu Başkanı Av. Kadir Caner Karakadılar söz alarak savunma yaptı.
“Bir kişinin terör örgütü üyesi olup olmadığına ancak bağımsız mahkemeler karar verebilir”
TBB Başkanı Av.R. Erinç Sağkan savunmasına, yargılamanın siyasi olduğunu söyleyerek başladı. Avukatlık Kanunu'ndaki görev tanımı itibariyle açılan bu davanın tarihte bir ilk olduğunu ifade eden Av. Sağkan, Asliye Hukuk Mahkemesi'nin, ceza dosyasının sonucunu beklemeden görevden alma kararı vermesini eleştirdi. Bu ülkede bir kişinin terör örgütü üyesi olup olmadığına ancak bağımsız mahkemelerin karar verebileceğini söyledi. Av. Sağkan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı açıklamasında ve Cumhuriyet Savcısının mütalaasında iki gazetecinin terör örgütü üyesi ilan edildiğine dikkat çekerek "Şimdi siz karar vereceksiniz. 'Ya kimin terör örgütü üyesi olduğuna mahkeme karar verir' diyeceksiniz ve beraat kararı vereceksiniz; ya da başsavcılığa karar yetkisi tanıyacaksınız" dedi.
“Bu davada sadece İstanbul Barosu yöneticileri değil, tüm barolar yargılanıyor”
Adıyaman Barosu Başkanı Av. Bilal Doğan ise bu dosyanın hukuk normlarıyla açıklanamayacağını ifade ederek dosyayı kendileri açısından bir utanç olarak tanımladı. Hak ve özgürlüklerin savunulmasının avukatların görevi olduğunu söyleyen Av. Doğan, sınır dışında öldürülen iki gazetecinin ölümüne ilişkin etkin bir soruşturma yürütülmesi talebinin suç kabul edilmesini eleştirdi. Bu davada sadece İstanbul Barosu yöneticilerinin değil, tüm baroların yargılandığını ifade eden Av. Doğan, bu dosyada verilecek kararın tarihi bir anlamı olacağını söyledi.
“Bu dava ile 15 aydır yapılan hukuki şiddettir”
İzmir Barosu Başkanı Av. Sefa Yılmaz ise “İstanbul Barosu Başkanı, hocamız Av. Prof. Dr. Ibrahim Ö. Kaboğlu’nu sanık sandelyesinde görmek bizi son derece üzmektedir. Bu dava ile 15 aydır yapılan
hukuki şiddettir. Bu dava, hukuk tarihine, yargılama tarihine, Türk Yargı tarihine bir not düşecektir. İstanbul Barosunun yaptığı açıklama suç değildir, bu açıklamanın yapılmaması suç olabilir. Bu açıklamada yalnızca etkin bir soruşturma yapılması istendi. Bu görev tüm barolarındır. Biz de bu açıklamaya destek verdik" dedi.
İstanbul Barosu davasında verilecek kararın önemine de dikkat çeken Yılmaz, "Bu karar ya hukukun üstünlüğünün göstergesi olacak ya da olmayacak" diyerek bu kararın başka davalar açısından, başka hakimler açısından da örnek alınacağını söyledi.
“Bu dava bir savunma hattıdır”
Bursa Barosu Başkanı Av. Metin Öztosun “Bu dava bir savunma hattıdır bizim için. Bu hat, savunma hakkının savunulması hattıdır. Ne kadar verirseniz verin, biz demokrasi, insan hakları ve adalet demeye devam edeceğiz” dedi.
“Barolar sürekli susturulmak istenmiştir”
Tekirdağ Barosu Başkanı Av. Egemen Gürcün de “Tarihte barolar sürekli susturulmak istenmiştir. Ancak kodlarımızdan gelen mirasımız nedeniyle bizler de barolar da susmamıştır. Bugün sanık sandalyesinde sadece İstanbul Barosu yok. Biz bugün bu bilinçle Türkiye’nin çeşitli illerinden gelerek bu duruşmayı takip ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“İstanbul Barosu nezdinde tüm baroları ve avukatları savunmaktan onur duyuyorum”
Çanakkale Barosu Başkanı Av. Ardahan Dikme “Bugün burada İstanbul Barosu nezdinde tüm baroları ve avukatları savunmaktan onur duyuyorum. Avukatları ve baroları şiddet içermeyen paylaşımları nedeniyle yargılayamazsınız. Bizlerin bugün burada bulunuşumuz sembolik değil. Biz cüppelerimizi ayaklar altına almak isteyenlere karşı mücadele edenleriz. Baronun açıklamasında gördüğümüz tek şey uluslararası sözleşmelere atıf ve sivillerin korunması çağrısı. Bu açıklamada tek bir cümle terör örgütü propagandası görmedim, varsa bunu göstermelisiniz” dedi.
"Nazım Daştan müvekkilimdi. Hakkında açılan davanın ikinci duruşmasında beraat kararı verildi”
Gaziantep Barosu Başkanı Av. Bülent Duran da savunmasında, “Burada sadece İstanbul Barosu değil, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, savunma hakkı yargılanıyor. Bugün burada üzerine konuştuğumuz Nazım Daştan benim müvekkilimdi. Hakkında açılan davanın ikinci duruşmasında beraat kararı aldı. Nazım IŞİD’i teşhir eden gazeteci ile görüştüğü için tutuklanmıştı. Nazım gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklanmıştı” ifadelerini kullandı. Antep'te IŞİD'lilerin davalarına girdiklerini, bomba taşıyan IŞİD'liler hakkında beraat kararları verildiğini söyleyen Av. Duran, "Yaşam hakkını korumak görevi bizimdir. Biz görevimizi yerine getiriyoruz diye bizi yargılayamazsınız. Yargılarsanız hak ve özgürlükleri korumakla yükümlü sizin makamınızın da varlık koşulları ortadan kalkar. Bu yargılama bir mesajdır, bunu görüyoruz ancak susmuyoruz. Ben burada yargılanan arkadaşlarımla gurur duyuyorum. Biz suç işlemiyoruz, suç işleyenlerin ortaya çıkarılması için çalışıyoruz. Cumayı beklemeye gerek yok. Meslektaşlarımız hakkında derhal beraat kararı vermenizi talep ediyorum" dedi.
“Adil bir karar çıkmayacağını biliyoruz”
Mardin Barosu Başkanı Av. Ahmet Duyan “Bugün buradan adil bir karar çıkmayacağını biliyoruz. Beraat olsa bile bu karar adil değildir. Çünkü bu beraat kararının adalete hiçbir katkısı yoktur. Tarihe, ısmarlama bir iddianameye karşı savunma yapan bir baro başkanı olarak tarihe geçmek istemem. Sistem bizlere aba altından sopa göstermek istiyorsa o zaman görüyor ve artırıyorum. Kendim hakkında ihbarda bulunuyorum. İstanbul Barosunun bildirisine ben de imza attım. Hadi buyurun, beni de yargılayın. O bildiri suç ise ben Kandil’e giden bir baro başkanı olarak yine söylüyorum, buyurun beni yargılayın. Yargılayamazsınız, çünkü konjonktür buna izin vermez” dedi.
Kocaeli Barosu Başkanı Av.Kadir Caner Karakadılar da sanık sandalyesine oturtulanın İstanbul Barosu olmadığına dikkat çekerek savunma hakkına sahip çıkacaklarını söyledi.
Baro başkanlarının ardından savunma yapan avukatlar ise mütalaada ileri sürülen suçun unsurlarının oluşmadığına dikkat çekerek beraat kararı verilmesini talep etti.
İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu müdafisi Av. Dr. Yalım Yarkın Özbalcı, Av. Dr. Tuğçe Duygu Köksal, Av. Şerif Özgür Urfa; İstanbul Barosu Başkan Yardımdısı Av. Rukiye Leyla Süren müdafisi Av. Bahri Belen, Av. Akın Atalay, Av. Tora Pekin, Av. Özden Özdemir; İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Ezgi Şahin Yalvarıcı ve Yönetim Kurulu Üyesi Av. Fırat Epözdemir müdafisi Av. Baran Doğan, savcılık mütalaasına karşı savunmalarını yaptı.
Duruşmayı takip eden uluslararası hukuk örgütleri ve barolar İstanbul Barosu yönetiminin yargılandığı davayı; 83 farklı ülkenin hukukçularını temsil eden 30 baro ile 17 uluslararası hukuk birliğinin, aralarında çok sayıda baro başkanı ve üst düzey yöneticinin de bulunduğu 60 temsilci bizzat gözlemci olarak duruşmaya takip etti.
ÜLKE BAROLARI
Almanya Federal Barosu
Almanya Barolar Birliği
Berlin Barosu (Almanya)
Karlsruhe Barosu (Almanya)
Brüksel Barosu (Belçika)
Charleroi Barosu (Belçika)
Liége-Huy Barosu (Belçika)
Bulgaristan Yüksek Baro Konseyi
Sofya Barosu (Bulgaristan)
Haskovo Barosu (Bulgaristan)
Paris Barosu (Fransa)
Marsilya Barosu (Fransa)
Lyon Barosu (Fransa)
Bordeaux Barosu (Fransa)
Lille Barosu (Fransa)
Toulouse Barosu (Fransa)
Montpellier Barosu (Fransa)
Rennes Barosu (Fransa)
Grenoble Barosu (Fransa)
Hauts-de-Seine Barosu (Fransa)
Saine-Saint-Denis Barosu (Fransa)
Amsterdam Barosu (Hollanda)
Rotterdam Barosu (Hollanda)
İspanya Ulusal Barolar Konseyi
Cenevre Barosu (İsviçre)
Bologna Barosu (İtalya)
Brescia Barosu (İtalya)
Torino Barosu (İtalya)
Norveç Barolar Birliği
Polonya Baro Konseyi
Duruşmayı izleyen hukuk birlikleri ve dernekler
Berlin/Hamburg Ceza Savunma Dernekleri Organizasyon Ofisi
Almanya Cumhuriyetçi Avukatlar Derneği (RAV)
Fransa Baro Başkanları Konferansı
Fransa Ulusal Barolar Birliği (CNB)
Avukatlar İçin Avukatlar (L4L)
Sınır Tanımayan Savunma - Dayanışma içinde Avukatlar (DSF-AS)
Uluslararası Avukatlar Birliği - Hukukun Üstünlüğü Enstitüsü (UIA-IROL)
Tehlike Altındaki Avukatlar İçin Uluslararası Gözlemevi (OIAD)
Avrupalı Demokrat Avukatlar (AED/EDL)
Hollanda Sosyal Avukatlar Birliği (VSAN)
Ortak Hukuk Geleneğine Sahip Uluslararası Barolar Konferansı (CIB)
Avrupa Barolar Federasyonu (FBE)
Belçika Fransızca ve Almanca Konuşan Barolar Birliği (OBFG)
İsviçre Demokratik Hukukçular Birliği (DJS)
Avrupa Demokrasi ve Dünya İnsan Hakları İçin Avukatlar Birliği (ELDH)
Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi (CCBE)
İtalyan Ceza Avukatları Odaları Birliği Tehdit Altındaki Avukatlar Gözlemevi (UCPI)
Baroları temsil edilen ülkeler
Fransa, Almanya, Hollanda, İtalya, Belçika, İsviçre, Bulgaristan, İspanya, Norveç, Polonya.
FBE tarafından temsil edilen ülkeler
Azerbaycan, Çek Cumhuriyeti, İrlanda, Lüksemburg, Portekiz, Kosova Cumhuriyeti, Romanya, Avusturya, Ukrayna, Birleşik Krallık, Yunanistan.
CIB tarafından temsil edilen ülkeler
Ermenistan, Cezayir, Benin, Burkina Faso, Burundi, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Komorlar, Kongo Cumhuriyeti, Fildişi Sahili, Cibuti, Gabon, Gine-Bissau, Gine Cumhuriyeti, Mauritius, Madagaskar, Mali, Fas, Moritanya, Nijer, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Ruanda, Senegal, Çad, Togo, Tunus, Kanada, Amerika Birleşik Devletleri, Guadeloupe, Saint-Martin, Saint-Barthélémy, Haiti, Martinik, Kamboçya, Laos, Lübnan, Suriye, Vietnam.
CCBE tarafından temsil edilen ülkeler
Kıbrıs, Hırvatistan, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Macaristan, İzlanda, Letonya, Lihtenştayn, Litvanya, Malta, Slovak Cumhuriyeti, Slovenya, İsveç, Karadağ, Sırbistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Gürcistan, Kuzey Makedonya, Moldova, Andorra, San Marino.
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












