Kanser raporunu yayınladığı için yargılanan Bülent Şık’ın davası ertelendi

Kanser yapıcı kimyasalları tespit etmeyi amaçlayan projeye ilişkin bulguları kamuoyuyla paylaştığı gerekçesiyle hakkında dava açılan Dr. Bülent Şık, hakim karşısına çıktı. Şık'ın beraat talebinin reddedildiği duruşma, 30 Mayıs'a ertelendi.
Sağlık Bakanlığı’nca yürütülen ve Türkiye’de kanser vakalarının sık görüldüğü bölgelerde bulunan kanser yapıcı kimyasalları tespit etmeyi amaçlayan projeye ilişkin bulguları kamuoyuyla paylaştığı gerekçesiyle hakkında dava açılan Dr. Bülent Şık hakim karşısında çıktı. Mahkeme, Şık’ın beraat talebini reddederek duruşmayı 30 Mayıs’a erteledi.
BirGün'den Meral Danyıldız'ın haberine göre; Şık savunmasına, “İddianamede bana yöneltilen ‘Yasaklanan bilgileri temin etme’, ‘Yasaklanan bilgileri açıklama’ ve ‘Göreve ilişkin sırrın açıklanması’ suçlamalarına yanıt verebilmek için Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen projenin amacına ve kapsamına kısaca değinmek istiyorum. Öncelikle veri ve bilgi sözcükleri ile ne kastettiğime açıklık getirmek istiyorum” diyerek başladı.
”‘Veri ya da veriler’ ” sözcükleri ile araştırma çalışmasından gözlem, analiz veya ölçüm yöntemleri ile elde edilen ama bir işleme ya da bilimsel bir değerlendirmeye tabi tutulmayan her türlü enformasyon parçacığını ya da sayısal değeri ifade ediyorum” diyen Şık, Araştırma projesinin kapsamından bahsederek; “Araştırma her biri bağımsız olarak yürütülen 16 farklı araştırma projesinden oluşuyordu. Bu projelerin isimlerine yer vererek yürütülen araştırmanın kapsamının genişliği hakkında bir fikir edinmek olanaklıdır” dedi.
Şık’ın savunmasından satış başları şöyle:
“Çalışmada toprak, su, gıda, hava, atık su ve Saroz, İzmit, Antalya körfezindeki deniz suyu ile kabuklu deniz canlıları ile balıklarda kansere yol açan kimyasal maddelerin kalıntıları araştırıldı. Bunun yanısıra yüksek gerilim hatlarından doğan kanser riski, atık su arıtma tesislerinden deşarj edilen su ve akarsuların dip çamurları da analiz edildi. Havadaki toz parçacıklarına yapışan ve solunum yoluyla bünyemize aldığımız kanserojen kimyasalların araştırılması gibi çok spesifik araştırmalar yapıldı”
‘ÇALIŞMALARA NASIL DÂHİL OLDUM?’
“Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen projenin gıdalar ve sularla ilgili kısmı bu araştırma merkezinde yapıldı. Projenin lideri olan kişi 2012 yılı sonu ya da 2013 yılı başında çalışmanın araştırma merkezimizde yapılıp yapılamayacağı ve eğer yapılacaksa nasıl yapılacağı konusunu görüşmek için araştırma merkezimize geldi. Yapılan görüşmeler sonrası 2013 yılı içinde gıdalarla ilgili çalışmaları, 2014 yılı içinde de sularla ilgili çalışmaları bakanlığın araştırma ekibi ile birlikte planladık. Yapılacak araştırma çalışmasında gıda ve su örneklerinin toplanması, merkezimize ulaştırılması, analizlerinin gerçekleştirilmesi ve analiz raporlarının düzenlenmesi işlerini organize ettim”
‘2016 OCAK AYINDA PROJELERDEN ÇIKARILDIM’
2015 yılında yapılan genel değerlendirme toplantısından döndükten sonra barış bildirisine imzacı olduğu için ArGe görevinden alındığını ve Müdür Yardımcılığı görevinden istifa etmeye zorlandığını ifade eden Şık, “Kısa bir süre sonra Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü araştırma projesi de dâhil olmak üzere bir araştırmacı ya da yürütücü olarak içinde bulunduğum bütün araştırma projelerinden çıkarıldım. 22 Kasım 2016 tarihli 677 sayılı KHK ile de üniversitedeki öğretim üyeliği görevimden de çıkarıldım” dedi.
‘ARAŞTIRMACI OLARAK, ARAŞTIRMADA ELDE ETTİĞİMİZ VERİLERDEN OLUŞTURDUĞUM BİLGİLERİ TOPLUMA AKTARDIM
Bana yöneltilen suçlamalardan biri yasaklanan bilgileri temin etmek olarak belirtilmiş. Gazeteye yazdığım yazılarda topluma verdiğim bilgileri bir yerden, bir başkasından temin etmiş ya da almış değilim. Yazılarda topluma verdiğim bilimsel bilgiler esas olarak proje ekibinde yer alan araştırmacılardan biri olduğum için bende mevcuttu.
‘PROJE BİTELİ ÜÇ YIL OLDU’
Sağlık Bakanlığı’nca yürütülen çalışmalar 2015 yılı sonu itibariyle bitmişti. Proje kapsamındaki araştırmalardan elde edilen bilgileri gözden geçirmek ve bir ana rapor yazmak için 2015 yılı Aralık ayında Antalya’da yapılan toplantının üzerinden 3 yıldan fazla zaman geçti. Bu süre zarfında projeden elde edilen bilgiler hakkında Sağlık Bakanlığı bir açıklama yapmadı. Bu bilgiler halk sağlığı açısından risk teşkil eden durumlar olduğunu göstermesine rağmen Sağlık Bakanlığı bu olumsuz durumları düzeltmek için herhangi bir ara rapor da açıklamadı.
‘ARA RAPORLARLA NELER AÇIKLANABİLİRDİ?’
Halk sağlığı ya da çevre sağlığı gibi geniş toplum kesimlerini ilgilendiren konularda yapılan araştırmalardan elde edilen bilgileri açıklamak telafisi imkânsız zararlar doğurma olasılığı bulunan durumlarda bir gereklilik olarak görülmelidir. Bu duruma örnek olarak araştırma çalışmasında analiz edilen gıda örneklerinin %17,3’ünün mevzuatın izin verdiği düzeyin üzerinde zehirli tarım kimyasalları (pestisitler) içermesi veya bazı yerleşim bölgelerindeki suların onları içilemez kılacak düzeyde arsenik veya kurşun kalıntısı içermesi örnek olarak verilebilir.
HANGİ KURUMLAR UYARILMALIYDI?
Beş ilde yapılan çalışmalarda analiz edilen gıda örneklerinin %17,3’ünün ülkemizdeki yasal mevzuatın izin verdiği miktarı aşan düzeyde pestisit (Tarımsal üretimde kullanılan zehirli kimyasal maddeler) kalıntısı içerdiği tespit edilmişti. Bu çok yüksek bir kalıntı orandır. Bir fikir vermek amacıyla ülkemizde pestisitlerle ilgili yasal mevzuatın uyumlu olduğu Avrupa Birliği ülkelerinde gıdalarda tespit edilen yasal mevzuata aykırı pestisit kalıntısı oranının genellikle %2’den az olduğunu söylemeliyim. Avrupa Birliği ülkelerine kıyasla ülkemizdeki gıda ürünlerindeki pestisit kalıntılarının 8-9 kat daha fazla oranda çıkması çok ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak görülmeli. Bu sorun karşısında Sağlık Bakanlığı’nın pestisit kalıntılarını kontrol etmekten sorumlu kamu kurumu olan Tarım ve Orman Bakanlığı’nı bir resmi yazı ile derhal uyarması gerekirdi
ARAŞTIRMA EN ÇOK ÇOCUKLARI İLGİLENDİRİYOR
Bakanlığın yürüttüğü araştırma projesinin çok önemli ve ülkemizde kanımca bir ilk olarak görülmesi gereken bir yönü var. Çalışmada insanlarda hormonal ve nörolojik sisteme zarar veren kimyasal maddelerin çok büyük bir kısmı araştırılmıştır. Hormonal ve nöral sistem bozucu kimyasal maddeler en çok bebek ve çocuklara zarar vermektedir. Dolayısıyla bebek ve çocuk sağlığı açısından Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü çalışmanın önemi büyüktür
‘ARAŞTIRMA ÇALIŞMALARINI NEDEN HALKA DUYURDUM?’
Bir bilim insanı şirketlere veya kurumlara değil öncelikle topluma karşı sorumludur. Çünkü toplumun sağlığı ve geleceği şirketlerin ya da kurumların kısa vadeli çıkarlarına emanet edilemeyecek ölçüde önemlidir. Ama her şeyden önce çocuklara karşı sorumluyuz; hiçbir kişinin ya da kurumun çocukların sağlığını bozma, geleceğini gasp etme hakkı yok çünkü.
Dilek Özçelik 2013 yılında kanser hastalığının tedavisi sürecinde yaşadığı sorunları dile getirmek için devlet yetkililerinden yardım istemiş ancak bu talebi başlangıçta karşılık bulmamıştı. Düş kırıklığına uğrayan Dilek Özçelik televizyon ekranlarından sadece devlet yetkililerine değil hepimize şöyle seslenmişti: “Ben dilenci değilim. İnsanlık konusunda bir kez daha hayal kırıklığına uğradım. Görüyorum ki çaresizliği hiç tatmamışsınız hayatınızda.”
ŞIK’TAN DURUŞMA SONRASI AÇIKLAMA
Duruşma sonrası açıklama yapan Şık, “Bulgularımı tekrar dile getirme fırsatım oldu. Araştırmanın odak noktasında insan sağlığı var ama daha da odak noktasında çocuk sağlığı var. 5 kentteki 1 milyon 300 bin çocuk, özellikle hormonal sistem bozucu kimyasallara yoğun bir şekilde maruz kalıyorlar. Bu çalışmanın temel bulgusu çok hızla önlem alınması gerektiğine işaret ediyor. Ama ne yazık ki Sağlık Bakanlığı’na bu projeyle ilgili ne yapıldığını sormamıza vesile olan ve soruşturmanın genişletilmesini talep eden sorularımız reddedildi. 30 Mayıs’a ertelendi mahkeme, göreceğiz ne olacağını” dedi.
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












