Kemal Kılıçdaroğlu; Yeni dünya düzeni: Rivieralar çağı mı geliyor?

CHP'nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yazdı: Ortadoğu artık yalnız jeopolitik değil, jeo-estetik bir savaş alanıdır. Koridorların askeri denetiminden rivieraların duygusal sömürüsüne geçiş, 21. yüzyılın yeni imparatorluk biçimidir.

4 Şubat 2025 günü, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, Gazze’yi "Ortadoğu Rivierası"na dönüştürme vizyonunu dile getirdi. Bu söylem, kabul etmek gerekir ki klasik güvenlik gerekçelerinin ötesinde, küresel ticaret yolları ve enerji koridorlarının kontrolü üzerinden şekilleniyor.
Ortadoğu artık sadece petrol ve doğal gazın değil, küresel lojistik ağların ve dijital altyapıların da kavşağı konumunda. Bu düşüncedeki temel amaç, Çin’in yükselişini denetlemek ya da dengelemek. Bu aynı zamanda Washington’un, yeniden Ortadoğu merkezli bir jeopolitik dönüşü gerçekleştirdiğini de ortaya koyuyor.
Kabul etmek gerekir ki soğuk savaş sonrası kurulan serbest ticaret düzeni, 2000’li yıllarda Çin’in hızlı sanayileşmesiyle birlikte ABD hegemonyasının ekonomik temelini zayıflattı.
Washington’un inşa ettiği açık pazar sistemi, beklenmedik biçimde Çin’in küresel yükselişine hizmet etti. Ve Çin, serbest ticaretin sunduğu esneklikle dünyanın üretim ve ihracat merkezi haline geldi.
ABD’nin bugün yaşanan dönüşümünü anlamak için, son on yıldaki ekonomik paradigma değişimini görmek gerekir.
Trump döneminde ABD, Çin’in bu yükseliş sürecini durdurmak amacıyla yüksek teknoloji ürünlerinin Çin’e satışını sınırladı; ardından serbest ticaretten tarifelere yöneldi. Fakat tarifelerle Çin’in ekonomik yayılımı engellenemedi; Çin, mallarını küresel tedarik zincirleri üzerinden farklı ülkeler aracılığıyla dolaştırabiliyordu. Bunun üzerine ABD, ticaret koridorlarını, limanları, enerji hatlarını ve yolları denetim altına alma stratejisine geçti. Artık mücadele malların fiyatı üzerinden değil, malların geçtiği rotalar üzerinden yürütülüyor. ABD, “barış koridorları”, “insani yardım yolları” ve “stratejik iş birliği ağları” adı altında küresel ticaretin geçiş noktalarını kendi denetim sistemine dahil ediyor. Dolayısıyla Ortadoğu’daki gelişmeler yalnızca bölgesel çatışmalar veya enerji politikalarıyla açıklanamaz.
ABD’nin bölgeye dönüşü, Büyük Ortadoğu Projesi’nin yanı sıra, Çin’i durdurma stratejisinin bir parçasıdır. Amaç yalnızca Çin’i ekonomik olarak yavaşlatmak değil; ticaretin geçtiği coğrafyayı yeniden tasarlayarak onun küresel yayılımını da fiziki olarak sınırlamaktır. Bu bağlamda tarihsel derinliğe baktığımızda, güçlerin egemenliği ticaret yollarının kontrolüyle ölçülmüştür. Asurlulardan itibaren egemen devletlerin, ticaretin güvenliğini sağlamak için kervansaraylar ve hanlar inşa ettiğini görürüz. Çin’den başlayıp Avrupa’ya kadar uzanan dünyaca ünlü “İpek Yolu” belleklerimizden silinmeyen bir ticaret yoludur. Bu yapılar ekonomik olduğu kadar siyasal hâkimiyetin de simgesiydi. Ancak, 17. yüzyıldan itibaren deniz ticaretinin yükselişiyle hanların yerini liman kentleri aldı; böylece güç karadan denize taşındı.
İpek Yolu
Hindistan’daki G 20 zirvesinde (Eylül 2023) Başkan Biden tarafından 20 milyar dolarlık IMEC (Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru) projesi ortaya atıldı. Amaç; bölgesel kalkınma ve limanlar arasında daha iyi-güvenilir bağlantı oluşturarak, ilgili ülkelerin ekonomik ve politik entegrasyonunu güçlendirmekti.
Bugün ise yeni bir çağdayız: Rivieralar çağı. Egemen güçlerin hegemonyası ne kervan yollarında ne de sömürge limanlarında kuruluyor. Küresel güçler, ekonomik ve kültürel cazibe merkezleri yaratarak, mekânları doğrudan işgal etmek yerine kendi denetimlerinde rivieralar oluşturuyorlar. Öyle anlaşılıyor ki küresel güçler açısından yeni hakimiyetin simgesi “rivieralar” olacak.
Gazze için öne sürülen “Riviera Projesi” ya da Kızıldeniz kıyısında planlanan “yeşil şehirler” (örneğin Neom) bu yeni hegemonyanın vitrinleridir. Görünürde kalkınma ve barış, gerçekte ise coğrafyanın yeniden tanımlanması. Tıpkı kervansarayların ticaret yollarını güvenceye aldığı, kolonilerin malları taşımak için kurulduğu gibi…
Çin, Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) ile 21. yüzyılın “modern kervansaray ağını” kurdu: yollar, limanlar, enerji hatları ve dijital ağlar aracılığıyla Asya’dan Avrupa’ya kesintisiz bir ekonomik hat. ABD bu gelişmeye karşı koridor diplomasisini başlattı. Bu, doğrudan işgal değil; ticaret güzergâhlarını “barış”, “güvenlik” ve “kalkınma” kavramları üzerinden yeniden tanımlama stratejisiydi. Amaç, Çin’in Kuşak-Yol ağını denizden ve karadan kuşatmaktı…
21. yüzyılın ekonomik rekabeti, tarihsel olarak ticaret yolları üzerindeki kolonizasyonun dijital versiyonu haline geldi. Eskiden kervansaraylar güvenlik sağlardı, koloniler ticareti taşırdı; bugün rivieralar ve koridorlar küresel sermayenin dolaşımını düzenliyor. Ortadoğu bu rekabetin merkezi haline geldi.
Gazze, Zengezur ve Süveyş’i artık yalnızca ticari değil, ideolojik alanlar olarak görmeliyiz. Bir yanda Çin’in müdahalesiz “karşılıklı kalkınma” söylemi; diğer yanda ABD’nin “barış koridoru” diplomasisi. Gazze’deki “barış koridoru”, görünürde insani bir çözüm; gerçekte ise Deniz İpek Yolu’nun Akdeniz çıkışına kelepçedir. Zengezur hattı, Çin’in kara erişimini belirginsizleştirir.
Süveyş Kanalı, Batı kontrolündeki lojistik merkezdir.
ABD’nin Çin’in Kuşak-Yol Girişimi’ni çevreleme stratejisi, 19. yüzyıl Britanya İmparatorluğu’nun Hint Okyanusu politikasını hatırlatıyor.
Ticaretin serbest akışı artık belirli boğazlara bağımlı hale geliyor; hegemonya ekonomik araçlarla değil, jeopolitik geçitlerle kuruluyor. ABD artık serbest ticaretin koruyucusu değil; dolaşımın denetleyicisidir. Dijital Kervansaraylar ve Yeni Güç Biçimleri türündeki blokajlara Çin, silahla değil ağ çeşitlendirmesiyle karşılık veriyor. BRICS genişlemesi ile finansal çok kutupluluk yaratıyor… Artık Çin için kervansaray bir han değil, bir veri merkezi. Altyapı savaşları fiber hatlar, bulut ağları ve yapay zekâ üzerinden yürütülüyor. ABD’nin koridor diplomasisine karşılık Çin, dijital kervansaray diplomasisi geliştiriyor.
Rivieralar çağı: Gücün estetiği
Soğuk Savaş sonrası dönemin ideali, serbest ticaretti… Bugünün gerçeği güzergâh siyaseti. Ekonomik büyüme artık üretim kapasitesiyle değil, bağlantı kapasitesiyle ölçülüyor. Yolların güvenliği, malların özgürlüğünden daha önemli hale geldi.
ABD’nin yeni stratejisi, serbest ticareti korumak değil; ticaretin geçtiği coğrafyayı yeniden tanımlamak ve denetim altına almak. Bu düzenin estetik yüzü rivieralar.
Artık güç, tanklarla değil; turkuaz renkli yatırım projeleriyle gösteriliyor.
Hegemonya, savaş gemilerinden mimari maketlere taşındı. Rivieralar — Kızıldeniz kıyısındaki “yeşil şehirler”, Akdeniz’deki “teknoloji marinaları” — modern çağın gülümseyen kolonileridir.
Tarihte kervansaraylar güvenlik sağlardı, koloniler malları taşırdı; bugünün rivieraları algı yönetir. Han döneminde güç toprağın üstündeydi, sömürge çağında deniz kıyısında; bugün ise zihinlerin içinde.
Artık hegemonya çelikle değil, ışıkla, zorla değil, cazibe ve estetikle kuruluyor.
Artık yolları değil, yolların anlamını kontrol eden kazanıyor.
Ortadoğu artık yalnız jeopolitik değil, jeo-estetik bir savaş alanıdır.
Koridorların askeri denetiminden rivieraların duygusal sömürüsüne geçiş, 21. yüzyılın yeni imparatorluk biçimidir.
Türkiye’nin rolü
Türkiye, ne Batı’nın koridor jeopolitiğinde bir geçit, ne de Çin’in dijital kervansaray ağında bir durak olmalıdır. Her iki hattı da kendi kalkınma vizyonuna bağlayan üçüncü bir eksen inşa etmelidir. Türkiye, bu yeniden yapılanan güç sisteminde Brezilya ve Hindistan gibi yükselen küresel aktörlerle dengeli, bağımsız ve çoğulcu bir pozisyon izlemelidir.
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












