loading
close
SON DAKİKALAR

Kılıçdaroğlu; Biz Ekrem İmamoğlu’nu kimseye yedirmeyiz!

Kılıçdaroğlu; Biz Ekrem İmamoğlu’nu kimseye yedirmeyiz!
Tarih: 08.11.2022 - 13:47
Kategori: Siyaset

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: Ekrem İmamoğlu büyük lokmadır, boğazınıza takılır ve kalır, onu kimseye yedirmeyiz!

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:

-"Ayağa kalk, Cumhuriyet Halk Partisi, ayağa kalk Türkiye'm! Nefsine hakim olanların iktidarı geliyor. Nefsine hakim olmayan hiç kimseyi yanında tutmayacağım, isterse 40 yıllık arkadaşım olsun. Bay Kemal'in yanında kula kulluk edenler asla ve asla yer almayacak, dalkavuklar olmayacak. Bay Kemal'in yanında sizler olacaksınız, vatanseverler olacak. Durma Cumhuriyet Halk Partisi, korkma ve kaygılanma; bedeli ne olursa olsun, ne pahasına olursa olsun mutlaka ama mutlaka kazanacağız!"

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşma şöyle:

Değerli arkadaşlarım, beni dikkatle dinlemenizi istiyorum. Sadece salondaki arkadaşlarım değil, televizyonları başında, radyoları başında, sosyal medya hesaplarından dinleyen bütün vatandaşlarımın beni en azından bu sefer dikkatle dinlemelerini istiyorum.

Bir yol ayrımına doğru Türkiye gidiyor. İçinde bulunduğumuz olumsuz tabloyu düzeltmek için birlikte, demokratik kurallar içinde Türkiye'yi dönüştürmek ve çağdaş uygarlığı yakalamak ve onu aşmak azmini yerine getirmek için mücadele ediyoruz. O nedenle bütün arkadaşlarımın, vatandaşlarımın hangi partiden, hangi bölgeden olursa olsun dikkatle dinlemesini isterim.

Sevgili arkadaşlarım, sevgili halkım, değerli yol arkadaşlarım; size bugün hazin bir hikayeyi anlatacağım. Adım adım bugüne nasıl geldik? Bunun hikayesini sizlerle, halkımla paylaşacağım. Tek bir konu ama o kadar acı sonuçlar var ki, öyle acı sonuçlar oluyor ki... Neyse ben hemen sözlerime başlayayım.

Bu hikaye, anlatacağım hikaye, "kupon arazileri satarken bana soracaksınız" diyen bir kişinin, koskoca bir ülkeyi uçurumun kenarına sürüklediğinin hikayesidir. Bu hikaye, milleti aldatıp malı götürme sanatının hikayesidir. Bu hikaye, yoksuldan alıp varsıla vermenin, milleti soyup soğana çevirmenin hikayesidir. Bu hikaye, yolsuzluklar, kamu ihalelerinde çevrilen ayak oyunları, kentlerin rant uğruna yağmalanması, beton ormanına dönüştürülmesi, israf ve elbette bu hikayenin içinde çeteler var.

Şimdi soruyorum: Bir ülkede iktidar kendi çıkardığı kanunda... Bir daha ifade edeyim, bütün vatandaşlarıma söylüyorum, bir kez daha söylüyorum: Bir iktidar 20 yıldır iktidarda, tek başına olan bir iktidar, kendi çıkardığı bir kanunda 191 kez değişikliği niçin yapar? Bir yapar anlarım, 2 yapar anlarım, 5 yapar anlarım; 191 kez bir kanunda değişiklik niçin yapılır? Kanunda yapılıyor, genelgelerde yapılıyor, tebliğlerde yapılıyor. Soru: Bu kadar bir kanunla uğraşmanın temel sebebi ne? Açık ve net söyleyeyim: Temel sebebi, servet transferini gerçekleştirmek; birilerine, bir gruba, bir avuca, bir grup çeteye servet transferini gerçekleştirmek, milyonlardan alıp, bir avuç kişiye vermek.

Bu, Türkiye'nin geldiği açmazın birinci aşamasıdır. Üstelik bunu Robin Hood taklidi ile yapıyorlar. Vatandaşa şunu yaptık, bunu yaptık, övgüler düzüyorlar ama yapılan alt gelir gruplarından üst gelir gruplarına servet transferi yapmaktır ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez bu kadar yoğun bir servet transferi bir avuca ilk kez yaşanmaktadır. Açıkça söylüyorum: Hırsıza, yolsuza servet aktarılmıştır. Adrese teslim ihalelerle, beyefendinin bahsettiği kupon arazilerle, imara açılan yeşil alanlarla, hatta deprem toplanma alanlarıyla ama bu beylere bir şey yetmiyor. Bütün bunları aldılar, gene yetmiyor. Yanlış anlamayın, kazanamadıkları için falan değil, doymadıkları için yetmiyor, doymadıkları için. Eskilerin güzel bir sözü var, atalarımızın güzel bir sözü var: "Aç doyar ama açgözlü doymaz" derler. Bunların açgözlü olduğunu bütün milletimin bilmesini isterim.

Bu birinci aşama. Değişiklikleri yaptılar, büyük servet transferlerini yaptılar, çeteleri oluşturdular, kendi medyalarını oluşturdular, millete yalan yanlış her türlü bilgiyi verdiler, kandırmak için ne gerekiyorsa yaptılar, yalan yere yemin ettiler ama en samimi duygularımızı, halkın en samimi duygularını -inanç başta olmak üzere -gözlerini kırpmadan istismar ettiler. Bunu biliyorum. Fakat buna rağmen işin sonu geldi, ikinci aşamaya başladılar.

Merkez Bankamız var. Merkez Bankası'nın ihtiyat akçesi dediğimiz bir parası vardır. Yılın kârının yüzde 20'si orada toplanır. İhtiyat akçesi, kara gün akçesidir. Yani Merkez Bankası fiyat istikrarını sağlamak için gerektiğinde en son başvurulacak kaynaktır o. O kaynağı bugüne kadar hiçbir iktidar el sürmedi ve her iktidar Merkez Bankası'nın ihtiyatı akçesine el sürmeyi bırakın, ihtiyat akçesini de gözü gibi korumayı bildi. Çünkü fiyat istikrarını sağlayacak, enflasyondan milyonların ezilmesini engelleyecek; bütün bunların hepsini yapacak olan buydu. Yüzde 20'sini kara gün parası olarak ayırıyor Merkez Bankası.

Ama bu gözü doymazlar bir kanun çıkardılar, ihtiyat akçesinin tamamını -rakamı vereyim ben size- 78 milyar lirayı aldılar. Değerli arkadaşlarım, ne zaman aldılar 78 milyar lirayı? 2019 yerel seçimlerinden hemen önce. Çünkü seçimi finanse etmeleri gerekiyordu, para bulmaları gerekiyordu. Para yok... Malı götürdüler, Hazine'ye koyamıyorlar. O zaman ne yaptılar? 78 milyar liraya el koydular. Ama millet bunlara öyle bir tokat attı ki, bugün hâl Ankara diyorlar, İstanbul diyorlar, Mersin diyorlar, Antalya diyorlar, Adana diyorlar, ha bire sayıklıyorlar. O nedenle ben bu milletin ferasetine güveniyorum, bu milletin vicdanına güveniyorum, bu milletin ahlakına güveniyorum, bu milletin erdemine güveniyorum. Bu millet, saygın bir millettir. Bu millet yolsuzluklara kapı aralayanlara bakmayan bir millettir, buna inanıyorum.

Merkez Bankası'nın parasına, yedek akçelerini el koydukları için Merkez Bankası'nın kasasında 1 senti bile yok şu anda. 1 senti bile yok. Ne yaptılar? Devleti çürütmenin üçüncü aşamasına geçtiler. Swap, yani borç para, yani gidip dilenerek para bulma… Adı swap ama aslında bildiğimiz borç var. Nereden borç para bulabilirim? Merkez Bankası'nın kasasına borç parayı nasıl doldurabilirim, o borç orada kalsın, biraz görünür olsun orada diye. Bu sabah gelmeden baktım, Merkez Bankası'nın kasası eksi 58.5 milyar dolar açık veriyor. Eksi 58 buçuk milyar dolar...

Vatandaşlarıma şöyle anlatayım SWAP'ı. SWAP şu: Benim cebimde para yok, -bizim gençlerin çoğu zaten öyle, ceplerinde para yok- gidiyorum birisinden borç para alıyorum 100 lira. Bu 100 lira benim 100 liram değil ki, başkasının 100 lirası, ben bunu zamanı gelince ödeyeceğim zaten. SWAP da aynı uygulama. Gittiler, dilendiler, yalvardılar, yakardılar hatta hakaret ettiklerinin kapılarına gittiler "ya biraz bize borç para verin" diye SWAP 'ı aldılar, getirdiler Merkez Bankası'nın kasasına koydular. Bu bizim gördüğümüz üçüncü aşama. Tekrar iş borç üzerine inşa edildi değerli arkadaşlarım ve bunun üzerinden de millete caka satıyorlar. Merkez Bankası'nı her geçen gün biraz daha fazla borca batırıyor.

Bu da yetmedi, dördüncü aşama, adı varlık barışları. Niye “barışları” diyorum? Çünkü bir değil, tam 9 kez süresi uzatıldı, 9 kez. Değerli arkadaşlarım, varlık barışları ne demek? Şu demek: Kim olursan ol; ister çocuk ticareti yap, kadın ticareti yap, insan ticareti yap, uyuşturucu ticareti yap, haram para, kumar parası, ne yaparsan yap, kim olursan ol, sahtekar ol, nereden kazanmış olursan ol, kaynağını asla sormayacağım. Ne getirirsen getir, sormayacağım diyor. Pislikle mi kazandın? Umursamıyorum diyor, pisliğe de razıyım ben diyor. Tam 9 kez çıkardıkları bu kanunu değiştirdiler. Para nereden gelirse gelsin, bu kirli para, uyuşturucu parası nereden gelirse gelsin başımın üstüne dediler. 1 değil, 2 değil, 5 değil, tam 9 kez bu teklifi yaptılar değerli arkadaşlarım.

Ben de iki şey söyledim. Bir; kara para, yani kirli para iyi parayı ülkeden kovar. İki; kara para, yani kirli para, yani uyuşturucu parası sahiplerini de beraber Türkiye'ye getirir dedim. Haklı mıyım? Haklıyım. Elini vicdanına koyan herkese soruyorum: Uyuşturucuyu serbest bırakırsan, uyuşturucu baronun parasını Türkiye'de aklarsan ne diyecek uyuşturucu baronu? Param Türkiye'de güvencede, ben de Türkiye'ye gideyim, at koştururum orada. Nasıl olsa siyasiler bu kanunu çıkardı, yönümü açtı, yolumu açtı; başka ülkelerde niye bir riske katlanayım? Git Türkiye'ye, krallar gibi yaşa. Paran var mı? Var. Uyuşturucu mu? Evet. Siyasilerle fotoğraf? Başta fotoroman olmak üzere herkesle de seninle fotoğraf çektirebilirsin, güvencesi var adamın.

İyi para ülkeden çekildi mi? Kara para gelince iyi para çekildi. Gerçek yatırımcı kaçtı mı? Türkiye'den gerçek yatırımcı kaçtı. Değerli arkadaşlarım; bakın, bununla ilgili bir veriyi açıklayayım değerli vatandaşlarıma. Türkiye 2006'da küresel doğrudan yatırımların, -ki bu ülkede iş ve istihdam yaratacak yatırımlar demektir- bu toplam yatırımların yüzde 1.4'ünü Türkiye çekiyordu, yüzde 1.4'ünü 2006 yılında çekiyordu. Bugün, bu rakam 10 binde 7'ye düşmüş durumda değerli arkadaşlarım, 10 binde 7'ye düşmüş. Felaket bir tablo. Kirli paranın, kara paranın, uyuşturucu parasının olduğu bir yerde, temiz parayı tutanlar kirlenmek istemiyorlar ve gelmiyorlar. Ama iktidar ve şürekası, saray sosyetesi, beşli çeteler, fotoromanlar; bunların tamamının da güvencesi kirli para, kara para. "O para gelsin bize" diyorlar.

Değerli arkadaşlarım, bu yılın ilk 8 ayında ülkemize gelen kara para, yabancı sermayenin tam 4 katı. Neyin sonucudur bu biliyor musunuz? Bunu da soralım kendimize aslında. Paranın rengi nedir? Öyle diyordu sarayda oturan zat. "Paranın rengi nedir, dini nedir hiç sormadık. Çünkü paranın rengi, dini yoktur, para paradır." Oysa para paradır ama paranın rengi vardır; temiz para vardır, beyaz para vardır, kara para vardır, kirli para vardır. O kadar ki, kendi ülkesinden habersiz MASAK, Mali Suçları Araştırma Kurulu'nun kanununa baksa, kara paranın ne olduğunu oradan öğrenecek. Çünkü yasa tanımıyor zaten, "Anayasa tanımıyorum" diyor zaten. "Para gelsin, ben ayakta durayım sadece" diyor. "Bedeli ne olursa olsun" diyor. "Ben bir tarafa, Türkiye bir tarafa" diyor. "Saray sosyetesi bir tarafa, Türkiye bir tarafa" diyor. "Biz bir tarafa beşli çetelerle, 85 milyon bir tarafa" diyor. "Ben onları kandırdım, onları ikna ederim, dinden imandan söz ederim ama oylarını da alırım" diyor. Ama Türkiye, eski Türkiye değil. Türkiye, uyanan bir Türkiye. Türkiye, geleceğini güvence altına, sağlıklı şekilde güvence altına almak isteyen bir Türkiye. Türkiye kirlilikten, Türkiye rüşvetten, Türkiye uyuşturucudan kurtulmak zorunda. Bunun mücadelesini yapacağız.

Değerli arkadaşlarım; onurlu bir iktidar hiçbir zaman kirli para gelsin demez. Onurlu bir iktidar, şerefli bir iktidar kirli paraya asla ve asla kucak açmaz. Bu sadece bize özgü değil. Bakın bizim uluslararası kuruluşların da altına imza attığı, bizim de imza attığımız sözleşmeler var. Türkiye Cumhuriyeti Devleti “Gri liste”ye alındı, haberleri bile yok. “Gri liste”nin ne olduğunu dahi biliyorlar ama bilmezlikten geliyorlar. Kara paranın Türkiye'de aklandığını artık Mısır'daki sağır sultan da biliyor.

Türkiye'nin itibarını koruyacak olan aziz milletim, Türkiye'nin saygınlığını koruyacak olan sevgili vatandaşlarım, sevgili halkım; kirli paradan, uyuşturucu parasından medet umanlardan uzak durun; evlatlarınızı seviyorsanız uzak durun, ülkenizi seviyorsanız uzak durun, komşunuzun seviyorsanız uzak durun, çevreyi seviyorsanız uzak durun. Kirli paradan hayır gelmez, uyuşturucu parasından hayır gelmez. Yolunu yordamını açanlar, uyuşturuculara asfalt dökenler, yollarını açanlar; bunların memlekete faydası yoktur, geldiğimiz nokta da budur zaten.

Kirli paranın kimseye bir faydası yok dedik. Kirli para gelirse ne olur? Bunun yanıtı kürsüde değil değerli arkadaşlarım, bunun yanıtı maalesef sokaklarımızda. Biri çıkmış diyor ki: "Haftada ortalama 5 bin uyuşturucu satıcısını veya imalat yapanı gözaltına alıyoruz Türkiye'de, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde." Ben bunu söylediğimde, gündeme getirdiğimde kıyamet kopmuştu. Vay şöyledir, böyledir denmişti. Ama bilsinler, Mısır'daki sağır sultan da bilsin; Bay Kemal 85 milyonun hakkını ve hukukunu koruyacaktır.

Bu itirafı için de teşekkür ederim. "Haftada ortalama 5000 uyuşturucu satıcısını veya imalat yapanı gözaltına alıyoruz" diyor. Pardon, burası Kolombiya mı, Bogota mı burası? Narcos'un dizi filmini mi izliyoruz? Kolombiya'da bile böyle değil ya, ne demek ya? Haftada 5000 kişi, ayda 20 bin eder; yılda 52 hafta var, 260 bin eder değerli arkadaşlarım. Bir de yakalanmayanları koyarsan 1 milyon eder, 1 milyon. Kendileri itiraf ediyorlar ama bana kızıyorlar. Niçin? Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar diyorlar. Hiç kimse endişe etmesin, Bay Kemal onuncu köye gidecektir, yine halkın çıkarlarını savunacaktır.

Şimdi soruyorum, bu uyuşturucu baronlarının, onların maşalarının ülkemizde işi ne? Ne işleri var bunların? Sokaklarımız bu kadar mı güvensiz? Gençlerimiz bu kadar mı tehlike altında? Hani sayıp sövüyordunuz… Biz konuşunca ama sesiniz kesiliyor, itiraf ediyorsunuz.

AVM'lerde uyuşturucu pislikleri birbirlerini öldürüyorlar İstanbulluların gözleri önünde, hesaplaşmayı İstanbul'da yapıyorlar, iktidarın gözünün önünde... Korkmuyorlar, çekinmiyorlar, hesaplaşıyor, birbirlerini öldürüyorlar... Çünkü biliyorlar ki, onları destekleyen siyasetçiler var ve o siyasetçiler de saray ve şürekasıdır. Dava açıyorlar konuştuktan sonra; sanıyorlar ki dava açınca Bay Kemal geri adım atacak. Ya sizin feriştahınız gelse biz geri adım atmayız!

Sırp çete lideri İstanbul'da yakalanmadı mı? Yakalandı. Kırmızı bülten değerli arkadaşlarım, kırmızı bültenle aranıyor bu. Kırmızı bülten şu demek: Suç şüphesi olan bir kişinin, görüldüğü yerde tutuklanıp ilgili ülkeye iade edilmek üzere İnterpol tarafından 190 ülkede aranması demektir. 190 ülkede aranması demektir. Beyefendi İstanbul'da ve Avrupa'nın en çok aradığı 45 suçludan birisi, mafya. 8 yıldır İstanbul'da. Villada oturuyor beyefendi 8 yıldır. Saray, fotoroman ne yapıyorlar? Ağırlıyorlar orada herhalde. 8 yıldır ya; 8 ay olsa anlarım, 8 gün olsa anlarım, 8 hafta olsa anlarım, 8 yıldır beyefendi orada. En sonunda polis arama yapıyor, yerleri kazıyor, kaybolan erkekler, kaybolan kadınlar var. Biz üstlerine gittiğimiz zaman hareket ediyorlar. Ama bunlar beceremezler, yapamazlar. Parayla teslim alındıysanız, iradeniz de teslim alınmış demektir. Bunu hiç kimse unutmasın.

Bunlar İstanbul'da her türlü pisliğe dolaşıyorlar. Her türlü pisliğe bulaşıyor değerli arkadaşlarım. Bana diyorlardı ya, ispat et ispat. Daha neyini ispat edeyim ya daha neyini ispat edeyim? 8 yıldır İstanbul'da krallar gibi yaşıyor adam. Adamları var, silahları var, dostları var, siyasileri var, fotoğrafları var... Daha ne arayayım, daha neyini ispat edeceğim ben? Ama yakasını tut ve getir mahkemeye diyorsanız, ona millet karar verecek, iktidara geleceğiz, göreceksiniz; tek tek yakalarında yapışıp, onları hakimin huzuruna çıkaracağım. Hiç endişe etmeyin, getireceğiz, getireceğiz.

Şimdi soruyorum bizim fotoroman nerede? Nerede Allah aşkına? Ya bir insanın onuru olsa, gram kadar onuru olsa, 1 dakika durmaz ve istifa eder. Gram kadar yani gram kadar onuru olsa istifa eder ve böyle insanlar ülkeye en büyük zararı veriyorlar. En büyük zararı veriyorlar. Hamisi kim? Sarayda oturan zat. Niçin? Elele verip, kol kola verip bu işleri çeviriyorlar, bu dümenleri çeviriyorlar. Ben bilmez miyim? Onların ruhunu bilirim, ruhunu bilirim ben.

Dünyada ne kadar -bu dördüncü aşamaydı- mafya lideri varsa, uyuşturucu varsa, parası pulu olan varsa, tamamı Türkiye'ye geldi. Balkan mafyası Türkiye'de, Kafkas mafyası Türkiye'de, bunların tamamı Türkiye'de at koşturuyorlar. Değerli arkadaşlarım; öyle ki uyuşturucu yüzünden birbirleriyle rekabet de ediyorlar. Benim alanıma niye girdin. Var ya 1930'larda Amerikan filmlerinde var böyle mafya, uyuşturucu, diğer alanlar, kumarhaneler... Türkiye'yi tam ona döndürdüler. Daha çok kara para demek, daha çok uyuşturucu demektir değerli arkadaşlarım. Daha çok uyuşturucu ise karnını doyuracak tavuk döner alamayan gençlerimizin “meth” denilen zehirlerin pençesine düşmesi demek. Dolayısıyla bu konuda bütün vatandaşlarımın dikkatini çekiyorum.

Bakın, yine ben söylemiyorum, Adalet Bakanlığı verilerini söyleyeceğim size; bizim rakamımız değil, CHP'nin rakamı değil, Adalet Bakanlığı'nın rakamları. 2020 yılında açılan uyuşturucu dosya sayısı 314 bin 466. 2021 yılında 300 binlik rakam, 422 bin 479'a çıkmış değerli arkadaşlar. Bunlar, yakalanıp teslim edilenler. Büyümeye bakın. Geçen hafta bu kürsüde Emniyet Genel Müdürlüğü'nün raporunu açıklamıştım, Türkiye Uyuşturucu 2022 raporunu açıklamıştım. Bunlar Emniyet Genel Müdürlüğü'nün hazırladıkları raporlardan da habersiz bunlar, okumuyorlar bu raporları, felaketi görmek istemiyorlar. Bu raporları bizim okumadığımız sanıyorlar. Biz devleti sizden çok daha iyi biliriz. Devletin saygınlığını koruruz biz; devletimizi yüceltiriz, ülkemizi yüceltiriz, devletimizin saygınlığını her yerde, her ortamda savunuruz. Ama siz devleti çürüttüğünüz.

Bakınız ne diyor Uyuşturucu Raporu 2022: "Uyuşturucu kaçakçılığı bağlamında son derece önemli bir güzergah olan Balkan rotası üzerindeki konumu ile Türkiye, gerek Asya'da üretilen ve Avrupa'ya transfer edilen başta eroin olmak üzere afyon türevleri kaçakçılığında ve aynı bölgede son yıllarda imalatı ve kaçakçılığı artmaya devam eden metamfetamin de, gerekse Avrupa'da üretilen ve Asya'ya ve bu maddelerin üretiminde kullanılan kimyasal-sentetik uyuşturucu kaçakçılığında transit ve hedef ülkedir" diyor Türkiye. Ben söylemiyorum, Emniyet Genel Müdürlüğü söylüyor değerli arkadaşlarım ve bunları rapora bağlıyorlar. Ama iktidar sahipleri bunu görmek istemiyor. "Para getir" diyor, "nereden getirirsen getir” diyor. "Ne yaptıysan getir, görmeyeceğim" diyor ve Türkiye bir uyuşturucu batağının içine sürükleniyor değerli arkadaşlarım.

Bu dediğim Adalet Bakanlığı'nın raporu. Bir de uluslararası bir rapor var; Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Raporu Merkezi'nin raporu, Avrupa Uyuşturucu Raporu 2022. Türkiye ile ilgili şöyle diyor: “Son yıllarda -malum kara para gelsin tezgahından sonra dördüncü aşamada- menşeinin Afganistan olduğu düşünülen rekor miktarlarda metamfetamin ele geçirilmiştir. Örneğin 2019'da 1 ton metamfetamin ele geçirilmişken, 2020'de ele geçirilen miktarın 4 ton olduğu bildirilmiştir.” 4 ton...

Değerli arkadaşlarım; biz boşuna söylemiyoruz, ülkede ciddi bir çürüme var. Ülkeyi yönetemiyorlar, Türkiye'yi yönetemiyorlar. Saray ayrı havada, bürokrasi zaten bırakmış, zaten bırakmış. Bürokrat arkadaşlarıma buradan da bir çağrı yapayım; asker, sivil, polis kimse herkese çağrı yapayım: Ülkenize sahip çıkın, hiçbir yanlış işlemin altına sakın ola ki imza atmayın. Çıkmışlar "efendim yok kökünü tutacağız, yok ayağını kırın, yok bilmem ne." Sen aslında onu söylüyorsun, arkadan da malı götürenler var, paraları getirenler var; burada tertemiz temizleyip, yurt dışına götürenler var.

Açık ve net söylüyorum değerli arkadaşlarım; siz evlatlarınızı heba etmiş bir iktidarsınız, bu ülkenin evlatlarını heba etmiş bir iktidarsınız. Bu iktidar, böyle bir iktidardır. Bir iktidar kendi evlatlarını heba ederse, uyuşturucu bataklığının içine sokarsa, bu iktidarın bu memlekete faydası yok demektir. Her bir vatandaşımın düşünmesini isterim. Her bir vatandaşımın elini vicdanının üzerine koymasını isterim. Sağduyu sahibi olan bütün vatandaşlarıma seslenmek isterim. Bir iktidar nasıl olur da evlatlarını heba eden bir iktidar pozisyonuna, grubuna, durumuna düşer? Her birimizin oturup bunu düşünmesi lazım değerli arkadaşlarım.

Sevgili yol arkadaşlarım; tuz koktu, su çürüdü, ikisi birden oldu. Eskiden tuz koktu derlerdi, şimdi su da çürüdü. Geldiğimiz yer, işte tam bu noktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni çürüttüler, organlarını çürüttüler. O kadar ki, cumhuriyetten intikam almayı da söylemeyi ihmal etmiyorlar, Türkçeye saldırıyorlar, kuruluşa saldırıyorlar, Milli Kurtuluş Savaşı'na saldırıyorlar, o cüreti bile artık gösteriyorlar. Bir yüzey var, yüzeyin altında sığ bir alanda biriken ciddi bir kirli pislik var orada ve bunu temizleyip çıkarmak, Allah nasip ederse biz bunu yapacağız; temizleyeceğiz ve çıkaracağız.

Yozlaşmanın merkezi neresi? Yozlaşmanın ana merkezi saraydır. Bir daha söylüyorum: Yozlaşmanın, uyuşturucu batağının içine genç evlatlarımızı sürüklemenin, bunun politikalarının hayata geçirilmesinin temel merkezi saraydır, saraydır, saraydır. Bir daha söylüyorum, saraydır. Bakmayın, bunlar öyle çok fazla değil, sayıları 10 bini geçmez; bütün bu dümenleri çevirenlerin sayıları 10 bini geçmez. Dibine kadar batmış durumdalar, gırtlak duvarına kadar kirlilik içindeler. Hepsini ama hepsini biliyoruz, hepsini. Bu devlet güçlü bir devlettir. Bu devletin namuslu polisleri var. Bu devletin namuslu güvenlik güçleri var. Bu devlet sahipsiz değildir. Bu devleti sahipsiz yapmak istiyorlar, sahipsiz kılmak istiyorlar bu devleti. Ama hiç kimse unutmasın, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin güvencesi de teminatı da Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Herkes bunu bilsin, Halk Partisi'dir.

Bu kirlilikten nasıl kurtuluruz da Kılıçdaroğlu'nu nasıl sustururuz? Önce benimle bir anlaşmayı denediler, duvara tosladılar. Yok öyle yağma! Kılıçdaroğlu'nun önünde sizin geçemeyeceğiniz duvarlar var. O duvarlar adalet duvarıdır, hak duvarıdır, halkın duvarıdır o duvarlar;o duvarları aşıp bana ulaşamazsınız. İkinci adımı attılar. Baktılar, yanaşamıyoruz Kılıçdaroğlu'na, ikinci adımı attılar. Taşeron sermayedarları buldular, "Bay Kemal'i siz yıpratan, finansmanı da bizden" dediler. Bunu da çok iyi biliyoruz, kimlerin olduğunu da çok iyi biliyoruz, kimlerin finanse ettiğini de çok iyi biliyoruz. Sureti muhalefetten görünen ama sermayelerle, bu kirli sermaye ile çalışanların tamamını da biliyoruz. Hiç kimse endişe etmesin. Türkiye'yi kirlilikten arındırmak Bay Kemal'in boynunun borcudur. Kirlilikten arındıracağım kirlilikten, bütün alanlarda...

Bunlara sesleneyim: Cumhurbaşkanı adayını bu taşeron sermayedarlar değil, altılı masa belirleyecek; 6 lider, 6 namuslu lider belirleyecek cumhurbaşkanı adayını. Gidin bunu beşli çetelerinize söyleyin dedim.

Neyse değerli arkadaşlarım, konumuza dönersek, yani hikayeye dönersek sevgili dostlarım, sevgili halkım, unutmayın; milletler istilalarla ve savaşlarla yok olmazlar, iç çürüme ile yok olurlar. Devletin kurumları çürür, ahlak yozlaşır, ahlaksızlık egemen olur ve devletler yok olurlar. Hedefim, hızlanan bu yok olma sürecini bir şekliyle frenlemektir ve bunu frenlemek için de hepimizin üzerine büyük görevler düşüyor. CHP'li olsun, namuslu, saygılı AK Partililer olsun, MHP'liler olsun ama hepimiz bir şekliyle bu kötü gidişe dur demek zorundayız. Vicdan sahibi olan herkes bunu bilmek zorundadır. İç çürümeden devletler ölürler değerli arkadaşlar.

Eğer bu böyle giderse fazla değil, 4-5 yıl sonra Türkiye'yi nasıl ayakta tutarız, bu tartışılacaktır, göreceksiniz. Ama o kadar uzun sürmeyecek, ilk seçimlere 6 ay var, ilk seçimlerde inşallah tabloyu tersyüz edeceğiz. Çürümeyi engelleyeceğiz. Bu topraklarda bir tek uyuşturucu baronu kalmayacak, bir tek uyuşturucu baronu kalmayacak. Hepsini çözeceğiz.

Değerli arkadaşlarım; önemli bir soru: Sistemdeki çürüklüğü nasıl temizleyebiliriz? Öyle ya, bir çürüme var, bu çürümeyi nasıl temizleyebiliriz? Canla başla çalışan polislerimiz var, güvenlik güçlerimiz var, suçlularla mücadele ediyorlar. O ayrı, onlara her zaman saygım var. Onlar zaten ellerinden geleni yapıyorlar. Siyasiler müdahale etmese, zaten tamamını da önleyecekler. Ama yukardan fotoromanın talimatı üzerine dava açıyorlar bana, sanıyorlar ki Kılıçdaroğlu geri adım atacak. "Vay efendim devlette kavgalı..." Biz devletle kavgalı değiliz. Biz, uyuşturucu tacirlerine, uyuşturucu baronlarına yol açanlarla kavgalıyız. Öyle polisin arkasına saklanıp da kendini başka türlü bu millete anlatma. Yüreğin yetmez! Bunu yapıyorsan, dünyanın en büyük korkağısın sen, bu kadar açık söylüyorum.

Polisler, benim canım ciğerim, polislerle hiç bir sorunum yok zaten. Onlar Bay Kemal'in ne olduğunu biliyorlar, polislerin hakkını, hukukunu Bay Kemal'in sonuna kadar savunduğunu da biliyorlar, onlara robot muamelesi yapan iktidarın kim olduğunu da biliyorlar, sarayın da ne olduğunu gayet iyi biliyorlar, benim de ne olduğumu gayet iyi biliyorlar. Hiç kimse endişe etmesin.

Burada bir parantez açmak isterim: Polislerimizi intihara sürükleyen, onları hiçe sayan, robot gibi gören kirli bir yapı, şimdi de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımızı siyasi yasaklı yapmaya çalışıyor. Açık ve net söylüyorum; Ekrem İmamoğlu büyük lokmadır, boğazınıza takılır ve kalır. Biz Ekrem İmamoğlu’nu kimseye yedirmeyiz. Bir daha ifade edeyim: Ekrem İmamoğlu'nu kimseye yedirmeyiz.

Evet, polislerimiz bu kirli yapıyla, bu pisliklerle mücadele ediyor ama bataklık kurtulmadan tüm sinekler ölmez. Bataklığı kurutacaksınız ki, orada artık sinek olmasın. Bataklık kirli paradır, uyuşturucu parasıdır, kara paradır. "Getir, kaynağını sormayacağım" denen para, o bataklıktır. İşte o bataklığı durdurursanız, o bataklık kurur. Kirli parayı almazsanız, kabul etmezseniz, reddederseniz o bataklık kurur. Ama bizim paraya ihtiyacımız var. Doğru, bizim paraya ihtiyacımızı ama kirli paraya değil, temiz paraya ihtiyacımız var, düzgün paraya ihtiyacımız var. Temiz bir iktidar, temiz parayı ister, ülkesine gelsin yatırım yapsın ister. Bakın adaleti, insan haklarını ve sosyal demokrasiyi eğer bir iktidar kurumsallaştırırsa, güçler ayrılığına dönerse, güçlendirilmiş parlamenter sistemi yeniden inşa ederse, çetelere kaptırılan parayı alıp halka verirse, zaten mafya pisliklerin parasına ihtiyacınız olmaz. O pis kirli para, uyuşturucu parasının zaten halka da bir faydası yoktur ve olamaz da. Kirli para ülkeye girerse, çeteler de ülkeye girer ama halkın çocuklarına o para inmez değerli arkadaşlarım. Kirli para gelir ama o para halkın çocuklarına inmez. Halkın çocuklarına onun kalıntısı uyuşturucu olarak iner, bonzai olarak ya da diğer uyuşturucu maddeler olarak iner.

Çaresi ne? Çaresi temiz paradır. Temiz para dedim, Erdoğan hemen bağırdı: "Vay temiz para mı olur, kirli para mı olur, nereden çıkardın?" Ekonominin E'sini bilmezseniz, dünyanın ne olduğunu bilmezseniz bağırırsınız, başka bir şey yapamazsınız zaten. Ekonomi nedir, temiz para nedir, kirli para nedir, kara para nedir, kara para nerelerde aklanıyor, sen niye kanun çıkardın?.. Bütün bunların hepsi, efendim biz sözde bunu açıklamışız, dünya duymuş. Ya dünya zaten çoktan duydu, bir de Türkiye'yi “Gri liste”ye aldı. Adamın haberi bile yok, haberi bile yok yani emin olun. Kaynağı belirsiz paraları getiriyorlar, Suriyeli sığınmacıları getiriyorlar, Afganlar geliyor, bütün bunların tamamı geliyor ve Erdoğan da bunları tepe tepe bir şekliyle kullanıyor.

Değerli arkadaşlarım; evet geziyorum, evet gidiyorum, evet konuşuyorum ama hiç kimse endişe etmesin, bu kardeşiniz Bay Kemal temiz parayı buldu. Bundan emin olmanızı isterim, bu ülkede temiz bir parayı buldu. Temiz para nedir? Sevgili halkım; temiz para, eko yatırım veya yeşil yatırımlar, teknolojik yatırımlar, ülkenin girişimcilerine destek veren yatırımlardır. Temiz para, çevre dostu teknolojileri ve uygulamaları destekleyen veya sağlayan şirketlere yatırım yapan, sosyal açıdan sorumluluk hisseden yatırımlardır ve bu yatırımları yapan temiz paradır. Bu para vatan evlatlarına gider, girişim evlerinde yapılır bu, çocuklar sokaklardan toparlanır. Bu para, "sen yeter ki yap, ben sana yatırım yapayım" der bu parayı elinde tutanlar. "Siz, bizim istediğimiz çevre dostu, o ekosistemi oluşturan yatırımları yapın, biz size her türlü desteği vereceğiz" diyen dünyada büyük fonlar, büyük paralar var.

Değerli arkadaşlarım, bu para sadece Türkiye için değil, dünyanın her tarafına bir şekliyle gidiyor. Çok düşük faizli bir para ama bu paranın size gelmesi için kara paranın olmaması lazım, kirli paranın olmaması lazım, uyuşturucu parasının olmaması lazım. O nedenle temiz para Türkiye'den çekildi, yatırımlar da büyük ölçüde Türkiye'den çekildi. Ben bu parayı buldum, Erdoğan'a söyleyeyim. Ben bu parayı buldum. Geziyorum, bu nereleri geziyorsun diye soruyor. Sen nereleri gezdiğimi zaten bilemezsin ki, ben senin gittiğin yerlere gitmem ki. Sen baronlar ile konuşursun, ben konuşmam ki. Ben ülkemi düşünürüm, bu ülkenin evlatlarını düşünürüm, bu ülkenin evlatlarının çalışmasını düşünürüm, onlara istihdamı düşünürüm. 5 trilyon dolar yatırımcı parası ile konuştum. İngiltere'de 5 trilyon dolar yatırımcı parası olan kurumlarla görüştüm. Erdoğan şimdi diyecek ki: “Nereden buldu, nasıl konuştu?” E konuşurum tabii, sen bilmezsin. Sen ülke sevdası nedir bilmezsin. Sen işsizlik nedir bilmezsin. Sen yoksulluk nedir bilmezsin. Sen büyüme nedir bilmezsin. Sen temiz para nedir bilmezsin. Sen ahlak nedir, erdem nedir, adalet nedir bilmezsin. Sen Türkiye nedir bilmezsin!

Önemli bir şey daha var sevgili halkım, önemli bir şeyimiz daha var: Bu parayı bulmak yetmez, gençlerimizi bu parayla buluşturacak arabulucu beyinlere ihtiyacımız var. Bu parayla arabulucu beyinlere, gençlerimizin beyinlerine ihtiyacımız var. Kim bu arabulucular? Arabulucu deyince onun kafasına gene başka şeyler gelir. Bunlar dünyaya kaptırdığımız en iyi beyinlerimizdir. MIT'ye onun için gittim. Adamın dünyadan haberi yok, dünya nereye gidiyor haberi bile yok. Ya bu Kılıçdaroğlu niye MIT'ye gidiyor? Dünyanın 1 numaralı üniversitesine niye gidiyor? İngiltere'de 2 üniversiteye, teknoloji konusunda en önemli 2 üniversiteye niye gidiyor? 60 yıldır yapay zekayı konuşan bir derneğe bu Kılıçdaroğlu niye gidiyor? Aklı ermiyor tabi, bunların ne olduğunu bilmez.

Bu arabulucular saptadım hem Türkiye'de hem dışarıda. Bu beyinlerimizden, bu gençleri ve parayı yönlendirmesi gerekiyor, bunu isteyeceğim. Bay Kemal'de, parayı buldum kafama göre takılırım, çağır o çeteyi bu çeteyi demek yok. Yine al gülüm ver gülüm hikayeleri de yok. Ben büyük bir koalisyon kuruyorum. Bu siyasi koalisyon değil, en genç beyinlerin koalisyonunu kuruyorum. En genç beyinlerin koalisyonu, Türkiye'yi geleceğe taşıyacak olan beyinlerin koalisyonunu kuruyorum. Yani yüksek yetenek inşasını sağlamaya çalışıyorum.

Tabi Erdoğan şimdi dinliyorsa şimdi sormuştur, "ya bu Kılıçdaroğlu yüksek yetenek inşası diyor, nedir bu" diye. Ben sana anlatayım, ben sana anlatayım yüksek yetenek inşası nedir diye. En yetenekli beyinlerimiz İngiltere'de, en yetenekli beyinlerimiz. Amerika'da, en yetenekli beyinlerimiz Kanada’da; dünyanın her bir tarafına, dört tarafına, Almanya'ya dağılmış vaziyetteler. Bunlarla, içerideki beyinlerimizi koalisyon yapacağız, bir araya gelin diyeceğiz, Türkiye'yi büyütün diyeceğiz, katma değeri yüksek ürün üretin diyeceğiz. Sermaye? Sermaye var, 5 trilyon dolarlık sermaye var. Gelmek istiyor, yatırım yapmak istiyor ama temiz bir ortam istiyor, adalet istiyor, hukuk istiyor, can ve mal güvenliği istiyor ve en önemlisi saydam bir devlet istiyor, temiz bir devlet istiyor. Bunu yapacağız değerli arkadaşlarım. Teknoloji üretenler ile veya üretmek isteyen girişimcilerle, onları bir araya getireceğim. Hepsini getireceğim ve hiç kimse endişe etmesin, para da Bay Kemal'den diyeceğim onlara. Siz yapın, parayı bulmak benim işim diyeceğim, ben parayı bulacağım.

İşte bu üçünü bir araya getirince bataklık kurur. Onlar bunu hayal bile edemezler. Çünkü devleti yönetmesini bilmiyorlar. Çünkü çağdaş uygarlık nedir onu bilmiyorlar. İnsanoğlu tekerleği 1 milyon yılda keşfetmiş, şimdi her saniyede buluş var. Türkiye bunun neresinde? Ve siz teknoloji devrimini kaçırırsanız, çok ağır bedeller öder bu millet, özelikle de evlatlarımız çok ağır bedeller öderler. Dolayısıyla biz bataklığı temiz parayla gençlerimizle, genç beyinlerle, çalışkan beyinlerle kurutacağız ve dolayısıyla mafya artık buraya gelmeyecek. Temiz para gelecek, mafyanın burada işi olmayacak. Bu sığ tartışmalardan, kısır çekişmelerden de inşallah Türkiye'yi çıkaracağız. Yoksulluğu nasıl bitireceğiz, işsizliği nasıl bitireceğiz, adaleti nasıl getireceğiz? Bütün bunların tamamının çözümlerini ortaya koyacağız.

Barış Manço güzel bir şey söylemiş, Allah rahmet eylesin.

"Yıllardır sürüp giden bir pay alma çabası.

Topu topu bir dilim kuru ekmek kavgası.

Bazen durur bakarım, bu ibret tablosuna.

Kimi tatlı peşinde, kiminin ise tuzu yok" diyor.

Türkiye bu pozisyonda ve bu pozisyondan Türkiye'yi çıkarmak zorundayız. Eğer tuzsa hep beraber, tatlıysa hep beraber, mücadeleyse hep beraber, Türkiye'yse hep beraber bunu yapmak zorundayız ve bunu mutlaka hayata geçireceğiz. Kasım'ın sonunu bekleyin diyorum. Öyle kanal attım, kazma vurdum falan böyle vizyonsuz adamlarla bizim işimiz yok. Türkiye'yi 21. Yüzyıl'ın yıldızı haline nasıl getireceğiz, bunu anlatacağım. Erdoğan'dan rica ediyorum, anlattığım zaman sen de dinle bunu. Dünya nereye gidiyor, Türkiye nereye gidiyor, bunu da göreceksiniz.

Son sözüm Cumhuriyet Halk Partililere: Ayağa kalk, Cumhuriyet Halk Partisi, ayağa kalk Türkiye'm diyorum! Nefsine hakim olanların iktidarı geliyor. Bir daha söylüyorum, nefsine hakim olanların iktidarı geliyor. Nefsine hakim olmayan hiç kimseyi yanında tutmayacağım, isterse 40 yıllık arkadaşım olsun. Bay Kemal'in yanında kula kulluk edenler asla ve asla yer almayacak, dalkavuklar olmayacak. Bay Kemal'in yanında sizler olacaksınız, vatanseverler olacak. Durma Cumhuriyet Halk Partisi, korkma ve kaygılanma; bedeli ne olursa olsun, ne pahasına olursa olsun mutlaka ama mutlaka kazanacağız!

 

Kaynak : www.istanbulgercegi.com

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları