loading
close
SON DAKİKALAR

Kılıçdaroğlu, ''”Krizde milyonların hayatı değişti''

Kılıçdaroğlu, ''”Krizde milyonların hayatı değişti''
Tarih: 05.02.2013 - 02:49
Kategori: Gündem

Kemal Kılıçdaroğlu, Yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerde 'krizi aşma stratejileri'' konulu paneldeki konuşması…

CHP Genel Başkanı ve Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sosyalist Enternasyonal Konseyi toplantısında “Yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerde “krizi aşma stratejileri” konulu paneldeki konuşması…

”Krizde milyonların hayatı değişti. Uluslararası Çalışma Örgütüne

(ILO) göre krizin başlangıcından, 2013′e kadar dünya üzerindeki işsiz sayısı 28 milyon kişi arttı ve 197 milyona ulaştı. Bu işsizlerin 74 milyonu gençlerden oluşuyor. Gençlerdeki işsizlik neredeyse Türkiye’nin nüfusuna yakın ve dünya üzerindeki 242 ülkenin 224′nün nüfusundan da fazla.”

CHP Genel Başkanı ve Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı Kılıçdaroğlu’nun Değerli Yoldaşlarım” diye başlayan konuşması şöyle;

“Sayın Başkan; Değerli Yoldaşlarım;

Bu Konsey toplantısında sizlerle beraber olmaktan son derece memnunum.

Bu yılki toplantının ana teması Dünya Ekonomisi: Büyüme, İstihdam ve Sürdürülebilir Kalkınma İçin Vizyonumuz.

Bu temayı oldukça doğru bir zamanda tartışıyoruz. 2008′den bu yana küresel krizle beraber yaşıyoruz. 2009′da en sert şoku yaşayan Dünya ekonomisi, 2010′dan bu yana toparlanmaya çalışıyor.

Krizde milyonların hayatı değişti. Uluslararası Çalışma Örgütüne (ILO) göre krizin başlangıcından, 2013′e kadar dünya üzerindeki işsiz sayısı

28 milyon kişi arttı ve 197 milyona ulaştı. Bu işsizlerin 74 milyonu gençlerden oluşuyor. Gençlerdeki işsizlik neredeyse Türkiye’nin nüfusuna yakın ve dünya üzerindeki 242 ülkenin 224′nün nüfusundan da fazla.

..

Yaşanan son krizi diğer krizlerden ayıran birkaç husus var. 1980 ve 90′larda yaşanan krizlerden farklı olarak, son kriz küresel kapitalizmin merkezinde çıktı.

Bu nedenle krizin başlangıcında gelişmiş ve gelişen ekonomiler arasında bir ayrışmanın olup olmadığını konuşuyorduk. Ancak krizin ilerleyen safhalarında gördük ki hepimiz aynı gemideyiz; hiç kimse yaşanan bu krizden muaf değil.

Pek çok gelişen ekonomi ya ticaret kanalından, ya sermaye kanalından, ya da her iki kanaldan krizde olumsuz etkilendi.

Bazı gelişen ekonomiler de büyüme ve işsizlik cinsinden ağır bedeller ödedi. Örneğin benim ülkem krizden en fazla etkilenen ekonomilerden biri oldu. Türkiye ekonomisi 2009′da % 4,8 daraldı, işsizlik oranı % 14′e çıktı.

Krizden önceki 5 yılda ortalama % 7,6 büyüyen, gelişen ve yükselen ekonomiler ise, 2009′da bunun üçte biri kadar (% 2,7) büyüyebildi. Tüm bunlar kimsenin krizden bağışık olmadığını ortaya koyuyor.

Krizin ikinci aşamasında ise gelişen ekonomiler önemli bir sorunla yüz yüze geldiler.

Gelişmiş ülke merkez bankaları büyümeyi teşvik için trilyonlarca dolar likiditeyi piyasalara verdi ve faizleri indirdi. Buna karşın basılan paralar güven eksikliği nedeniyle bu ekonomilerde krediye ve iç talebe dönüşmedi.

Ancak piyasalara pompalanan ucuz ve bol para yüksek getiri arayışıyla gelişen ekonomilere yöneldi. Neticede likiditeye boğulan gelişen ekonomiler bu paraları hazmedemedi ve pek çok gelişen ülke para birimi suni biçimde değerlendi.

Değerli Yoldaşlarım;

Bu likidite bolluğu tüketim talebi yüksek, Türkiye gibi, gelişen ekonomilere imkânlarının üzerinde tüketme imkânı sundu. Ancak bu aynı zamanda ekonomide ciddi kırılganlıkların birikmesine de neden oldu.

Bakın size kendi ülkemden, Türkiye’den, örnek vereyim.

Türkiye, 2010 ve 2011′de, bol likiditenin rüzgârı ile ortalama % 8,8 gibi, potansiyelinin çok üzerinde bir büyüme hızını yakaladı. Bunun maliyeti ise 2011′de 77 milyar dolarlık cari açık oldu. 2011′de Türkiye, ABD’den sonra, dünyanın en fazla cari açığını veren ülkesi idi. 2011′de milli gelire oran olarak % 10 cari açık verdik.

2010 ve 2011′de borçlanma ile şişen ekonomi özellikle hane halkı ve reel kesimin borç yükünde ciddi artışlara neden oldu. Oysa borçla şişirilen büyümenin sürdürülemez olduğunu yaşanan son küresel kriz bize göstermişti.

Nitekim borçlardaki hızlı artış ve 2011′in ikinci yarısında yeniden bozulmaya başlayan küresel görünüm Türkiye’de mevcut iktidarı da korkuttu. Borç yükü artmış hane halkının geliri de artmayınca 2012′de iç talep adeta çöktü.

Bunun neticesinde 2012′de büyümenin % 3′ün altında kalacağı anlaşılıyor. Bu, Türkiye’nin potansiyel büyümesinin oldukça altında bir oran…

IMF verilerine göre Türkiye 2012′de en hızlı yavaşlayan ilk 10 ekonomi arasında yer alıyor. Bu sert yavaşlama ile cari açık nispeten düştü ancak benzer ekonomilere göre halen yüksek.

Ayrıca 2012′de cari açığın finansman kalitesi de bozuldu. Portföy yatırımlarının finansman içindeki payı hızla arttı. Portföy yatırımı şeklinde gelen sıcak paradaki hızlı artış menkul kıymetler borsasında yeni bir balon kaygılarını da artırdı.

Nitekim 2012′de Türkiye’de borsa dolar cinsinden % 63 getiri sundu.

2012′de Türk borsası, Venezüella ve Mısır’dan sonra, dolar cinsinden en çok getiri sunan 3. borsa oldu.

Değerli Yoldaşlarım;

Dünya’da likidite bolluğu ve düşük faizlerin bir müddet daha devam edeceğini anlaşılıyor. Her ne kadar ABD Merkez Bankası parasal genişlemenin sınırlarına gelindiğine yönelik sinyaller verse de; Japonya’dan gelen haberler gevşek para politikasının halen revaçta olduğunu gösteriyor.

Para politikasına artan müdahaleler var. Bu, siyasetçilerin reformları ertelemesine imkân verdiği ve para politikasının politize olduğu yönünde tartışmalara yol açıyor. Diğer yandan enflasyon hedeflemesinden daha esnek model arayışları, enflasyon yanında işsizlik gibi değişkenlerin hedeflenmesine dönük uygulamalar da dikkat çekiyor. Öte yandan kur savaşlarını da yeniden konuşmaya başladık.

Önümüzdeki dönemde, tüm ülkelerin paralarının değerini düşürmek amacıyla, likidite verme yarışına girmesi küresel ekonomide yeni sorunları tetikleyebilir. Kuşkusuz bu süreç gelişen ülkeler için aşılması gereken yeni sorunlar anlamına gelecektir.

Değerli Yoldaşlarım;

Her ülkenin sorunu ve öncelikleri farklı olabilir. Ancak küresel sorunlar, küresel koordinasyon ve işbirliği ile aşılabilir. Bu nedenle, G-20 başta olmak üzere, tüm uluslararası platformlar etkin bir şekilde kullanılmaya devam edilmelidir.

Yine küresel finansal mimaride koordineli denetim ve gözetimin önemini son beş yılda yaşananlar bize gösterdi. Bu çerçevede AB’nin bankacılık birliğine doğru attığı son adımları olumlu karşılıyoruz.

Atılan tüm bu adımlar önemlidir, ancak yeterli değildir. Küresel ekonominin daha dengeli, daha sağlıklı bir patikaya oturması için gelişmiş ve gelişen ekonomilerin halen atması gereken adımlar var.

Değerli Yoldaşlarım;

Ben izninizle gelişen ekonomiler çerçevesinde değerlendirmemi yapmak istiyorum. IMF’ye göre Dünya’da 150′nin üstünde gelişen ve yükselen ekonomi var. Bunları aynı sepette değerlendirmek elbette mümkün değil.

Ancak bazı genellemeler ile şunu söyleyebiliriz; gelişen ve yükselen ekonomiler sanayileşme ve üretimi dışlayarak sürdürülebilir bir büyümeyi yakalayamaz.

Hizmet sektörü elbette önemlidir. Bu sektörün sunabileceği kaliteli iş ve istihdam olanaklarından yararlanmak gerekir. Ancak özellikle genç nüfusa sahip ekonomilerin sanayiyi merkeze almayan politikalar ile yürümesi oldukça zordur.

Sanayi sektöründeki büyüme, bu sektörün sahip olduğu ileri ve geri bağlantılarla, diğer tüm sektörlerdeki büyümeyi ateşleyecektir.

Gelişen ülkeleri orta gelir tuzağına düşmekten kurtaracak sektör de sanayi sektörüdür. Çünkü güçlü bir sanayi ekonomide yenilikçiliği de ateşler.

Bu çerçevede özellikle bilişim, yeşil ekonomi gibi yüksek katma değer yaratan sektörlerin hem rekabet gücüne hem de kaliteli istihdama yapacağı katkılardan gelişen ülkelerin azami ölçüde yararlanması gerekiyor.

Orta ve uzun dönemde sürdürülebilir yüksek büyümeyi sağlamak için üretimin yeniden hatırlanması gerekiyor. Bu nedenle gelişen ekonomiler tüm politikaları bu amaç çerçevesinde tasarlamalıdır.

Son dönemde dünyadaki gelişmeler bizi bu konuda umutlandırıyor.

Gelişen ekonomilerin, rekabet gücünü korumak amacıyla, uyguladığı makro-ihtiyati politikaları olumlu karşılıyorum. Ancak bu politikaların etkinliği henüz test aşamasında ve bu konuda yorum için biraz zamana ihtiyaç var.

Yine özellikle, kamu maliyesinde manevra alanı olan gelişen ekonomilerin eğitim, sağlık başta olmak üzere beşeri sermayeye yönelik yatırımlarına bugünden hız vermesi olumlu olacaktır. Sonuçta bilişim ve bilgi toplumuna yönelik adımlar ancak güçlü bir beşeri sermaye ile atılabilir.

Yine bu çerçevede özellikle yeni pazarlara erişimde yetersiz ulaşım altyapısı nedeniyle sıkıntı yaşayan ülkeler bu tür alt yapı yatırımlarını hızlandırabilir.

Tüm bu adımlar, hem gelişen ekonomilerin uzun dönem büyümesine hem de küresel ekonominin daha dengeli bir büyüme patikasına yerleşmesine katkı yapacaktır.

Diğer yandan tasarruf açığı bulunan gelişen ekonomilerin atması gereken adımlar da var. Bazı ekonomiler üretmeden tüketmeye; kazanmadan harcamaya alışmış durumda. Bu tüketim ve harcamaların özellikle spekülatif fonlarla finanse edilmesi ateşten gömlek giymek anlamına geliyor. Böyle bir modelle sağlıklı büyüme mümkün değildir.

Bu nedenle söz konusu ekonomiler başta özel kesim tasarrufları olmak üzere toplam tasarrufları artıracak yapısal reformları uygulamak zorundadır. Bu kolay bir iş değil. Şirketler kesiminin, hane halkının ve devletin tasarruflarını artırabilmek için farklı politikalara ihtiyaç var.

Değerli Yoldaşlarım;

Önümüzdeki dönemde gelişen ekonomilerin yüzleşmesi gereken başka bir sorun, güçlü bir iç talebi makro dengeleri bozmadan tesis etmek olacaktır. Bu çerçevede örgütlü bir toplum; etkin bir sosyal güvenlik ve yardım sistemi toplam talep yönetimi için son derece önemlidir.

Bu çerçevede işsizlik ve borç yükü altında ezilen toplumun en yoksul kesimlerini kriz dönemlerinde yalnız bırakmamalıyız. Ben kriz zamanlarında bu kesimlere asgari bir harcama gücünün enjekte edilmesinin oldukça önemli olduğunu düşünüyorum.

Böylece krizlere karşı toplumun en kırılgan kesimlerini korumuş olacağız. Diğer yandan harcama eğilimi yüksek bu kesimler aracılığıyla iç talebi de desteklemiş olacağız. Bu nedenle böyle bir sosyal güvenlik ve koruma sistemine sahip olmayan gelişen ekonomilerin bu adımları şimdiden atmaları yerinde olacaktır.

Sayın Başkan, Değerli Yoldaşlarım;

Güçlü bir siyasi liderlik ve uluslararası koordinasyon ile küresel krizden çıkış mümkündür. Gelişmiş ve gelişen ekonomiler olarak aynı gemideyiz. Ben Sosyalist Enternasyonal çatısı altında güçlü bir dayanışma ile sorunlara çözüm sunabileceğimize inanıyorum.

Sözlerimi tamamlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Vişne Haber Ajansı

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları