BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, 1 Mayıs'ta polisin tavrını ve İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu'nun açıklamalarını eleştirdi...
BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak partisinin grup toplantısında konuştu. Konuşmadan satırbaşları şöyle:
- Ne yazık ki grup konuşmamıza acı bir haberle başlamak zorundayız. Cezaevinde ağır koşullarda yaşayan hasta mahkumlara ilişkin olumlu bir tutumla karşılamıyoruz. Ve dün gece ne yazık ki Ankara Numune Hastanesi'nde pankreas kanseri tedavisi gören İrfan Eskibağ yaşamını kaybetti. Partimiz bizzat İrfan Eskibağ'ın dosyasını, durumunu Adalet Bakanlığı'nın önüne koydu. Hiç değilse son nefesini evinde vermesi istendi. Buna bile izin verilmedi. 230'u ağır olmak üzere 411 tutuklu ve hükümlü var. Hükümete defalarca sunulmuş, Cumhurbaşkanı'na kadar gitmiş dosyalar var. Ancak yasa çıktığından bugüne sadece bir tek tutsak bu yasadan yararlandı: Hediye Aksoy. O da hem görme özürlü hem de ağır hastaydı. Bu ciddiyetsizlik, bu insana değer veremeyen anlayış ortadayken hangi sorunu çözeceksiniz? Bakanlık Adli Tıp'a, Adli Tıp bakanlığa topu atıyor ama insanlar ölüyor. Bu konuda insan hakları kuruluşlarının raporlarından anladığımız kadarıyla bu 411 tutukludan 60'ı ölümün eşiğidir ve bunların tek tek ölmesini izleyemeyiz. Bunlardan birisi de Abdülsamet Çelik, kan kanseri, Sincan Cezaevi'nde ölümü bekliyor. İrfan Eskibağ ailesine kavuşamadan bu dünyaya veda etti. Umuyor ve diliyoruz ki artık bu konuda çözümsüzlüğü kimse önümüze koymasın.
- Bugün iki aileyi misafir ediyoruz. Evlatlarını askerde kaybetmiş iki aile. Son bir yılda 64, son 19 yılda bin 500 asker şüpheli şekilde hayatlarını kaybetmiş. Hem cezasızlık hem olası baskı kaygıları nedeniyle kendisini ifade edememiş çok sayıda aile var. Bu konuda doğru düzgün yargılaması yapılmış bir tek örnek yoktur. Otopsi raporları doğru düzgün tutulmuyor, ailelerin feryadına kimse kulak vermiyor. Bu askerlerin de önemli bölümü Kürt'tür. Bunu kimse bize izah edemez. Kimse bize Kürtlerin diğer milletlerden daha fazla intihara meyilli olduğunu söyleyemez. Bu davalar sivil mahkemelere giderse doğru sonuç alınma olasılığı artar. Ayrıca Meclis'e de bir komisyon kurulması için önerge vereceğiz. Ailelere de bu adalet arayışında yanlarında olacağımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum.
- 1 Mayıs evrensel bir emek günüdür. Adalet arayışı tarih boyunca vardır, emeğin hakkını arayan mücadele bugün de devam etmektedir. 1 Mayıs emekçilerin taleplerini haykırdığı, yanlışlara karşı çıktığı bir gündür. Biz buradan amasız olarak Taksim'deki her sorunun yönetilebilir olduğunu söylüyor ve diyoruz ki: Taksim yasağı büyük bir yanlıştır. Emekçi istediği her meydanda bayramını kutlayabilir. Taksim emekçi için, sol için, sosyalistler için önemli bir mekandır. Biz yakılan köylerimizi konuşurken en çok oralara gidememekten yakınırız. Köklerimizden kopartılmamıza üzülürüz. Emekçiler için de Taksim Meydanı böyledir. Ve 1 Mayıs herhangi bir siyasi partinin mitingi gibi değerlendirilemez. Taksim emekçiye kapatılamaz.
- 1 Mayıs'ta sokağa çıkanlara uygulanan polis şiddetini de hiçbir şey maruz gösteremez. Dünyanın hiçbir yerinde insanlara gün boyunca polis şiddeti uygulandığı görülemez. Sen sokakta insanların üzerine hedef gözeterek gaz bombası atamazsın. O gün yapılanlar vahimdir ama sonrasında yapılan açıklamalar daha vahimdir. İstanbul Valisi'ne 17 yaşında bir genci terör örgütü üyesi yapma hakkını kim verdi? Elinde molotof var diyor, sirke şişesi çıkıyor. Ki molotof olsa bile kafasına gaz bombası atamazsın. Dilan Alp 17 yaşında, babası işten atılmış bir genç olarak 1 Mayıs'ta sokağa çıkmayı en çok hak eden kişidir. Böyle bir hak kimse için engellenemez. Bir kız çocuğunun başına gaz bombası atılmasını kimse haklı gösteremez. Bu bombaların talimatnamesi de var sözde. 45 derece açıyla atılması gerekir. Dolayısıyla 1.55 boyundaki Dilan'ın başına gelemez. Üniversite öğrencisi İbrahim Akal da başına isabet almıştır ve gözünü kaybetmiştir. Havada uçan gaz bombaları nasıl oluyorsa insanların başlarına düşüyor. Ama bunların hesabını verecekler. İstanbul Valisi derhal görevinden alınmalıdır. Artık hükümet onu merkeze mi alır yoksa Sirkeci kaymakamı mı yaparlar artık kendisi bilir. Ve bir haftadır Taksim duman altında. Her fırsatta bomba atıyorlar.
- Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın idam edilmesinin yıldönümünde yapılan anmalara da böyle saldırılar yapıldı. Onlar belki halktan koparıldılar ama halkın kalbinden koparılamadı. Bugün vicdanı olan herkes onlar için üzülüyor. Denizlerin şahsında sosyalizm ideali ortadan kaldırılmak istendi ancak bunu başaramadılar, başaramayacaklar. Ve Kürt sorununu çözmek için ilerlediğimiz bugünlerde Denizleri anmak biraz daha anlamlı oluyor. Çünkü onlar eşitlik, özgürlük idealleriyle idam sehpasına yürüdü. Ve Deniz, "Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği" dedi. Ben bir kere daha buradan kendilerini saygıyla anıyorum. Bıraktıkları miras Türkiye halklarına çok şey kattı.
- Biz çözüm sürecinde çekilme sırasında yaşanabilecek herhangi bir olumsuzluğun doğrudan hükümet, ilgili bakanlıklar ve valilikler olacaktır. Umuyoruz ki hassas ve duyarlı davranılacaktır. Ayrıca yerellerde sivil izleme komiteleri kurulduğunu duyuyoruz. Bu da çok önemlidir. Biz de BDP olarak DTK ile birlikte 74 komite kurduk ve bu konuda üzerimize düşeni yapacak vaziyetteyiz. Geri çekilme ile ilgili geriye şu soru kalıyor: Acaba 99'daki gibi nasıl olsa çekildiler diyerek Kürt sorununda görmezden gelme durumu ortaya çıkar mı? Son derece haklı bir endişedir. Bundan sonra yapılması gerekenleri dikkate almadan süreç ilerleyemeyecektir. Meclis'te kurulan komisyonu eksiklerine rağmen önemli buluyoruz. Türkiye'nin ihtiyaçlarına daha fazla cevap verebilecek bir şekilde kurulabilirdi. Ayrıca bu komisyondaki temsil sorununun aşılması gerekir. MHP ve CHP'nin de üye vermesinin sağlanması gerekir. Biz resmi olarak bir vekil verdik ancak hepimiz bu komisyonun verimli ve etkine çalışması için gayret edeceğiz. Biz parti olarak bu komisyonu sürece en katkı yapıcı şekilde kullanmak için gayret edeceğiz. CHP'nin yer almama tutumunu da doğru bulmuyoruz. Ben hafta sonu Adana, Mersin ve İskenderun'da halkla ve kitle örgütlerinin temsicileri ile yaptığım toplantılarda buna ilişkin eleştirileri dinledim. Hele hele sayın Kılıçdaroğlu'nun Antalya'da yaptığı bir konuşma var, bunu dinleyen CHP'liler bile, "MHP lideri mi konuşuyor diye düşündük" dediler. Siz milliyetçiliği tırmandırırsanız MHP'yi yükseltmiş olursunuz.