Aylardır direnen Kazova işçileri, işgal ettikleri fabrikalarında üretime başlamanın heyecanını yaşıyor. İşçiler, "Artık kendimize çalışıp, kendimiz için üreteceğiz" diyor...
"Biz burada yeni bir yaşam kuruyoruz" diyen Kazova işçileriyle işgal edilen fabrikanın içindeyiz. Gözlerinden okunuyor mutlulukları. Biz soruyoruz, onlar bir yandan bize fabrikayı gezdirirken, bir yandan da sorularımızı yanıtlıyorlar.
Bülent Ünal, başka yerde çalışmayan, tüm mesaisini direnişe veren işçilerden biri. Ünal'a “Makineler çok aylar sonra yeniden çalışıyor, ne hissediyorsun?” diye soruyoruz, “Mutluyuz” diyor. Ama daha büyük hedefleri var Ünal'ın; kendi deyişiyle söylersek, “Sermayeye, tekellere savaş açmak gibi bir derdi” var.
MESAİ 6 SAAT
Ünal, “Direniş öğretiyor” diyerek başlıyor söze: “Direnişe ilk başladığımızda derdimiz paramızı almaktı. Şimdi ise her şeye daha farklı bakıyoruz. Ben buradan alacağımı alsam ne olacak, en fazla alacağı olana 40 bin lira verirler, bir araba parası. Başka tekstil fabrikasına gitsem ne olacak, aynı şeyleri orada da yaşayacağım. Ama biz burda yeni bir yaşam kuruyoruz. Günde 6 saat çalışıp, insan gibi yaşayacağımız, üstelik daha iyi kazanacağımız yeni bir sistem. Başarırız ya da başaramayız, bunu pratikte göreceğiz, ama şu yaşadığımız da az buz bir deneyim değil.”
RAHAT BIRAKMADILAR
Bu deneyimi bu noktaya getirmek kolay olmamış elbet. Sabahın altısında hacze mi gelmemişler, aylardır kesmedikleri elektriği işçiler fabrikaya girdi diye kesmeye mi kalkmamışlar...Ülkücüler gecenin birinde fabrikanın bulunduğu sokağa kadar gelip, "Komünistler Moskova'ya..." sloganı mı atmamış...”Bizi yıldırmaya çalıştılar, ama başaramadılar. Şimdi direnişimiz başka bir boyuta geçiyor, bunun heyecanını yaşıyoruz” diye konuşuyor Ünal.
İŞÇİLERE ÖRNEK OLACAK
"Düşünün" diyor Ünal ve ilerisi için planlarını anlatmaya başlıyor: "Biz bir üretim kooperatifi kurmayı planlıyoruz. Çalışan herkes bu kooperatife üye olacak. Herkes eşit şekilde çalışacak. Ürettiklerimizi kooperatif aracılığıyla satıp, kazancı insanca bir ücret alacak şekilde bölüşeceğiz. Kalanı diğer direnişlere katkı için ayıracağız. Belki sayımız ilerde binleri bulacak. Çünkü diğer fabrikalardan insanlar görecekler bu işin olabileceğini, 'biz de onlar gibi çalışıp ücret almak istiyoruz' diyecekler. Belki bize gelecekler, belki kendi fabrikalarını işgal edecekler. Biz de işgal edilen fabrikalara yardım götüreceğiz. 1 Mayıs'lara, işçi mitinglerine, grevlere destek için, binlerce kişi olarak..." Başlangıçta günde 250 kazak üreteceklerini söyleyen Ünal, bu heyecanı kendileriyle paylaşan tüm duyarlı insanlardan -tıpkı Gezi'ye verdikleri destek gibi- destek bekliyor.
ANA OĞUL DİRENİŞTELER
İşçilerden en genci Ali Yaman, 2000 yılında girmiş fabrikaya. Annesi de fabrikada çalışıyormuş, 'birlikte çalışırız' diye düşünmüşler. “O zamanlar güzeldi her şey” diyor Yaman, “2005'e kadar iyiydi. Sonra ben askere gittim geldim, her şey bozuldu. Maaşlar gecikmeye, ödenmemeye başladı.” Şimdi Yaman da annesi de direnişteler.
PATRON ALDI GÖTÜRDÜ
Sonrası malum... İşçilerin alacakları birikmiş. Paraları ödeyeceğini söylemiş patron, ödemeden kaçıp gitmiş. Makineleri de gizli gizli kaçırmış fabrikadan, bütün fabrikayı harabeye çevirmiş. Yaman, harabeye dönmüş fabrikayı gezdiriyor bize, sesi titriyor anlatırken. “Burada yemekhanemiz vardı” diyor, “Şurası ütü odasıydı, ütü doluydu içerisi. Burada ise onlarca makine vardı, hepsini patron aldı götürdü.”
DAHA HEVESLİ OLACAĞIZ
Fabrikayı gezerken duvardaki yazılar dikkatimizi çekiyor: “Sadaka değil hakkımızı istiyoruz”, “Dikkat hırsız var”, “Gün gelecek Ümit Somuncu işçiye hesap verecek”, “Somuncu hani senden namuslusu yoktu? Hırsız!” Biz yazıları okurken gülümsüyor Yaman, sonra da heyecanlı heyecanlı anlatmaya başlıyor:
“Bundan sonra burada hep birlikte patronsuz çalışacağız. Birlik olup çalışacağız, üreteceğiz. Daha hevesli olacağız, daha üretken hale geleceğiz. Daha ucuza daha kaliteli kazaklar satacağız insanlara. İnsani koşullarda çalışacağız, artık bizi kimse sömüremeyecek.”
'NEREYE GİTSEN AYNI'
Ali Yaman, pek çok direnişçi işçi gibi başka bir tekstil fabrikasında çalışıyor mecburen. Ama işini bırakmayı planlıyor. “Nereye gitsen aynı” diyor, “Yine sömürü, yine sömürü. Benim abim Rosateks işçisiydi, o da hakkını direnerek kazandı. Ama şimdi çalıştığı yerde 12 saat çalışıyor günde, yine düşük maaş alıyor. Patronun adı değişiyor yalnız. Başka bir şey değişmiyor.”
HAKKINI ARAYAN 'TERÖRİST'MİŞ
Ali Yaman, gününü direnişte geçiriyor, gece ise işe gidiyor. İşçiler fabrikayı işgal ettikten sonra polis ilk saldırdığında o da içeride bulunuyormuş. Defalarca gözyaşartıcı gaz yemiş, su yemiş. Ama değeceğini düşünüyor her şeye, “Korkmuyorum” diyor:
“Biz suç işlemiyoruz ki. Devlet devlet olsa patronun boğazına yapışır, 'ver işçilerin parasını' derdi. Bizim hakkımızı alırdı. Ama bunun yerine hakkımızı arıyoruz diye bize saldırıyor. Bu ülkede hakkını arayana terörist diyorlar, bunu artık anladım.”
***
'Evden hanımın makinesini getirdim'
Dursun Ceylan işçilerin en yaşlısı. 13 yıllık işçisi Kazova'nın. O da diğer işçiler gibi heyecanlı ve mutlu. Duvara yazdığı yazıyı gösteriyor bize: “Sadaka değil hakkımızı istiyoruz.”
Ceylan şöyle konuşuyor: “13 yıl burada çalıştım, beş kuruş koyamadım kenara, hatta borca girdim. Ben çalışmışım, patron yemiş. Geçen yıl Ramazan’da bile beş kuruş vermedi, çocuğumuza şeker alamadık. Bir de kendimize çalışalım bakalım."
Fabrikanın zincirle bağlanmış, kaynaklanmış kapısına geliyoruz. Ceylan, fabrikanın hemen girişinde, masanın üzerinde duran dikiş makinesini gösteriyor, “Bu benim hanımın makinesi, evden getirdim” diyor. Patronun kaçırdığı makinelerin bir kısmını geri getirseler de bazı makineler hala eksik. “Hepsi olacak” diyor Ceylan: “Bana geçen yıl biri deseydi ki siz fabrikayı işgal edeceksiniz, bunları yapacaksınız, git işine derdim. Hele üretim hayal gibi geliyordu. Ama oldu işte.”
TEK TERLİKLE GEZİ’DE
Gezi'den de açılıyor konu. Dursun Ceylan, “Biz ailecek Gezi'deydik” diyor, sonra eşinin tek terlik hikayesine geliyor konu. İşçiler gülüyor, Ceylan anlatmaya başlıyor: “Biz hem burada hem de Gezi eylemlerindeydik. Bir gece sabaha karşı eşimi kaybettim, meğer o tekrar gitmiş Taksim'e. Polis Taksim'e çıkarmıyordu. Sabaha karşı yalınayak buraya geldi, terliğini düşürmüş koşarken.”
İşçiler gülmeye devam ederken, hikayenin kahramanı Çeşminaz Ceylan giriyor söze, “Gençler koşuyor, ben arkada kalıyorum tabii, ne yapayım? Sivil polisler bana bön bön bakıyor. Sonra bana gençler, 'polis geliyor abla, kaç' dediler, kaçarken terliğin biri gitti, diğerini de sonra ben attım. Yalınayak geldim fabrikaya.”
Birgün