Gürkut Acar ''Andıç davası olarak bildirilen dosyada daha ihbarcı subayın ifadesinin bile alınmamış''
Bugün CHP Genel Merkezinin görevlendirmesi üzerine, üç günlük KAŞ çalışmamı bitirerek tekrar Silivri’ye geldim.
Genel Başkan Yardımcımız Bülent Tezcan ile Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek, Balıkesir Milletvekili A. Nedret Akova, İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan, Çorum Milletvekili Tufan Köse, İzmir Milletvekili Erdal Aksünger, İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ile birlikte Silivri Özel Yetkili Mahkemenin “Ergenekon Terör Örgütü” davasını izlemeye başladık.
Kimi sanıkların dört yıldan daha uzun tutuklu olduğu davada, bütün sanıklar Ergenekon Terör Örgütü diye bir örgütün bulunmadığını, birbiriyle hiç ilgisi olmayan kişilerin aynı suçtan tutuklu bulunduğunu, Terör örgütünün var olması için zorunlu olan:
• Emir ve Talimat veren bir merkezin ya da birinci adamın bulunmadığı,
• Sanıklar arasında hiyerarşik (alt birim-üst birim) yapılanmasının bulunmadığı,
• Şiddet unsurunun bulunmadığı konusunu dile getirdiler.
Gerçekten de bugüne kadar ne resmi ne de özel kişiler olarak (yani sanık, tanık, bilirkişi) tek kişinin böyle bir terör örgütünün varlığına dair belirti olduğunu bildirmediği görülmektedir.
Özellikle Mustafa Balbay’ın köşe yazarı olarak kendisine ulaşıp olumlu-olumsuz görüşünü bildirmek için telefon eden bir kişinin gerçekte yüzlerce kişiyi temsil ettiğini bildirmesi bu nedenle de Perşembe günü Silivri’ye gelen yüz bin kişinin aslında milyonlarca insanın vicdanını temsil ettiğini bildirmesi çok etkileyiciydi.
Mahkeme Başkanının, siyasi değil hukuki savunma istemesi üzerine de “ bende bulunan belgelerin gizli belge olduğu savlanıyor. Oysa bu belgeleri ben yazdığım kitaplara kaynak olarak gösterdim. Irak Raporu kitabında bu konudaki belgeleri, “Devlet ve İslam” konusundaki belgeleri de bu kitapta kullandım ve açıkladım. Yani bütün belgeler aleniyet kazanmış ve herkesçe bilinen belgelerdir. Bunları ortakağ(internet)’te araştıran herkes bulabilir” dedi.
Perşembe günü savcının esas hakkındaki görüşünü bildireceği ve böylece karar aşamasına geçileceği bildirildiği halde bugünkü savunmalardan anlıyoruz ki henüz savunma tanıkları dinlenmemiştir.
Andıç davası olarak bildirilen dosyada daha ihbarcı subayın ifadesinin bile alınmadığı, aslında böyle bir ihbarcının bulunmadığı, sahte isimle yazılmış bir mektuba itibar edildiği görülüyor.
Bilirkişilerin taraflı olduğu, İstanbul’da bilgisayar ve yazılımlar konusunda yeteri kadar uzman bilirkişi varken, özellikle Ankara’dan bazı polislerin bilirkişi olarak tayininin hangi kasıt altında yapıldığını ise okuyucunun takdirine bırakıyorum.
Bir sanığın ifadesinde ise AKP hakkında kapatma davası açılmasaydı bu kadar subay tutuklanmayacaktı sözleri ilginçtir.
Balbay’ın; “Ahmet Taner Kışlalı’yı , Uğur Mumcu’yu öldüren örgütü ben de bulmak istiyorum. Fakat tam tersine sanık olarak ben yargılanıyorum sözleri de çok acı bir çelişkiyi gösteriyordu.
Sanık Erkan Özeren’in “İşçi partisi yöneticisi olarak; basın toplantısı yapmak, Talat Paşa Komitesi (Ermeni soykırımı yalanına karşı İsviçre’de gösteri yapan komite), Cumhuriyet mitingleri, kendi arkadaşlarımız arasındaki telefon konuşmaları, nasıl oluyor da gizli örgüt oluyor?” sözleriyle
“Burada yargılanan ve emirlerinde askerler, depolar dolusu silah bulunan subaylar; zir vadasinde gecekondu çatısında bulunmuş birkaç tabanca ile nasıl bulunduğu kuşkulu olan iki glok tabanca ve çamura gömülmüş ve saklanmış bombalarla mı darbe yapacaklardı?” dedi.
“Kenan Evren darbeyi böyle mi yaptı?
Şili de Pinotche darbeyi böyle mi yaptı?
Salazar, darbeyi böyle mi yaptı?
Örgüt yok,
Ortak irade yok,
Örgütün lideri yok,
Örgütün bir tek toplantısı yok.
Dünyada böyle bir davaya rastlanmadı”…
İşte bu savunmalardan anlıyoruz ki dört gün önce Silivri’ye gelen yüz binlerce insanımız, tüm Türkiye’nin vicdanını sızlatan bu hukuksuzluğa karşı ortak vicdanı temsil ediyorlardı…
Biz yine Tevfik Fikret’in oğluna söylediği sözlerle bitirelim yazımızı:
“Karanlıklar tülü-u haşre (sonsuza) kadar sürmez Haluk!”…
Gürkut Acar
CHP Antalya Milletvekili