loading
close
SON DAKİKALAR

TRT tarihinde bir ilk yaşandı

TRT tarihinde bir ilk yaşandı
Tarih: 17.11.2013 - 09:05
Kategori: Gündem

İki hafta önce türbanlı vekillerin TBMM Genel Kurulu'na girmesinin ardından TRT'de dün türbanlı spiker dönemi resmen başladı...

TRT Türk'ün dün saat 17.00 haber bültenini türbanlı spiker Feyza Çiğdem Tahmaz sundu. Feyza Çiğdem Tahmaz'ın Hilal TV'den TRT Türk'e transfer edildiği bildirildi.

Kamuda kaldırılan başörtü yasağının ardından, TRT Türk'te dün akşam ilk kez ekranlarda türbanlı bir spiker yer aldı. Feyza Çiğdem Tahmaz'ın, TRT Türk'te yayınlanan "Dünyanın Haberi" adlı haber bültenini sunmasıyla, TRT tarihinde ilk kez türbanlı bir spiker ekranlara çıkmış oldu.

TRT'ye geçti

Hilal TV'de spiker olan Tahmaz, buradaki görevinden istifa ederek geçtiğimiz günlerde TRT Türk'e geçti. Tahmaz, Eyüp İmam Hatip Lisesi'nden mezun olduktan sonra, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi'nden Sosyal Bilimler ve İlahiyat okudu. 2009 yılında TV Net ile televizyon ekranlarına çıkmaya başlayan Tahmaz, Hilal TV'de haftasonları öğle ve ana haber bültenlerini sunuyordu.

"TV`lerde başörtülü spiker görmek pek mümkün değil!"

Hilâl TV`de hafta sonları öğle ve ana haber bültenlerini sunan Çiğdem Tahmaz'ın o dönem ihvanforum'a verdiği söyleşi.

Kendinizden bahseder misiniz?

İstanbul’da doğup büyüdüm ama aslen Karadenizliyim. İlköğrenimimi çocukluğumu geçirdiğim İstanbul Sütlüce’de, lise tahsilimi Eyüp İHL’de, üniversite eğitimimi ise AÖF - Sosyal Bilimler ve İlahiyat bölümleri ile tamamladım. Kendimi kısaca farklı yerler ve memleketler görmeyi seven, durağanlıktan hoşlanmayan biri olarak tanımlayabilirim.

Haber spikerliğine ne zaman ve nasıl başladınız?

Orta ve lise yıllarımda iyi bir radyo dinleyicisiydim. Radyolardaki türkü, ezgi anonslarından tutunda program sohbetleri vs. hemen her şeyi dikkatle dinlerdim. Sesler, tınılar, konuşmalar ve tabi ki müzikler… Ondan mıdır bilmem ama kulağım iyidir! Tabi aileden gelen bir özellik de olmalı, çünkü babam zaman zaman bağlama çalar ve türküler söylerdi. Dolayısı ile bunlar harmanlandığında bir de 90’lı yıllarda ekranda görmeye başladığımız başörtülü spiker ve sunucular bende ilgi uyandırdı. Tohumlar o yıllarda atılmış olmalı ki liseyi bitirdikten bir süre sonra hayalimi nasıl gerçekleştirebilirim, başarır mıyım acaba? derken kişisel gelişim ve diksiyon ile ilgili bir seminere katıldım. Sonrasında tahmin edeceğiniz gibi madem radyo sunuculuğu yapmak istiyorum o halde önce bu işin eğitimini almalıyım dedim.

TV NET’TE STAJ YAPARAK BAŞLADIM

5 ay boyunca Kariyer Akademisi Diksiyon-Spikerlik ve Sunuculuk kursunda ünlü TRT Radyo - Tv spikerlerinden ve yine çok değerli hocalardan eğitim aldım. Tabi o yıllarda sadece radyocu olmak vardı kafamda ve televizyonu hiç düşünmüyordum. Kurs esnasında TRT’nin ünlü simalarından Bülent Özveren ve Şengül Kılıç sadece radyo değil ekranı da düşünebileceğimi söylediler. Haliyle mutlu olmuştum. Çünkü çocukluğumda ekranda görmeye aşina olduğum ve Türkçesi ile kendilerine hayran kaldığımız kişiler, mikrofon önünde başarılı olabileceğim gibi kamera karşısında da başaralı olabileceğimi söylemişlerdi. O sebeple şunu da eklemek istiyorum; Eğer insanlar bu işi icra edecekse, mutlaka TRT stüdyolarının tozunu yutmuş veya oranın kalitesini özümsemiş kişilerden ders almalılar. Dolayısı ile ben bu konuda şanslıyım… Sorunuzun “nasıl” kısmının cevabı bu…

Ne zaman başladığıma gelirsek; kurs bitimiyle 2003 sonlarında TGRT FM’de staj gördüm. Akabinde 2004’te MARMARA FM’le amatör radyoculuk yıllarımız başlamış oldu. Ardından da RADYO ONBEŞ… 5 yıla yakın süre boyunca başta haber spikerliği olmak üzere program sunumu, reklam seslendirmeleri, radyo tiyatrosu, kısacası bir radyoda yapılabilecek ne varsa yaptım. TV’ye ise, 2009’da TV NET’te muhabirlik stajı yaparak başladım. Geçtiğimiz ekim ayından bu yana da HİLAL TV’de hafta sonları öğle ve ana haber bültenlerini sunuyorum, öğrenmem gereken çok şeyin olduğunun da farkında olarak tabii.

BU İŞ HEVES VE GÖNÜL İŞİDİR

Ekran karşısında olmak nasıl bir duygu?

İnsanın bir şeyleri başarması her zaman için kişiye haz verir. Televizyon gibi görselliğin ön planda olduğu bir platformda o özgüveni göstermek veya görmek elbette beni de mutlu ediyor. İşinizi düzgün-akıcı bir Türkçe ile vurgu ve tonlamaların hakkını vererek yapmayı başardığınızda daha da mutluluk duyuyorsunuz. Ben iletişim mezunu değilim, başta da söyledim. Bu iş heves ve gönül işidir. Ne kadar istekli ve azimliyseniz o kadar başarılı olursunuz. Yalnız ekran bunlarla sınırlı değil, bir o kadar da dikkatli olunması gereken, sorumluluk isteyen ciddi bir iş..

KAMERA KARŞISINA GEÇMEK KOLAY DEĞİL

Mesleğinizin zorlukları nelerdir?

Özel kanalların çoğalmasıyla Tv sunuculuğunun hem öneminin hem de talebin arttığı dönemlerdeyiz. Kamera karşısına geçmek kolay bir iş değil. Bana göre ekran önünde olmak arkasında olmaktan her zaman daha zor ve stresli.. En başta iyi bir ses ve diksiyona sahip olmak durumundasınız. Düşünün ki kulağı tırmalayan bir ses ve konuşurken ağzından tuhaf gürültüler çıkaran bir sunum veya bozuk Türkçe.. Diksiyonda İstanbul Türkçesi aslolandır. İkincisi, bedenen ve ruhen iyi değilseniz bile ekrana çıktığınızda pozitif olmalı, ekrana gülümsemeyi ihmal etmemelisiniz. Bir de radyo ile kıyaslayacak olursak ekran çoğul, radyo ise tekildir. Bir radyoda haberi ya da programı kendiniz hazırlar, sunar ve hatta teknik masanın başında bile siz olabilirsiniz. Başarı da sizindir hata da… Ama ekran ise yönetmenden tutun da kameramana, kj operatörüne varana kadar tamamen bir ekip işi.

Stüdyoda veya rejide yaşanabilecek aksaklıklar iki tarafı da etkiler. Beklenmedik bir durumu bertaraf ederek toparlamak, kısacası her şeye hazırlıklı olmak bu mesleğin en zor kısmı.. Ayrıca herhangi bir radyo yayınına eşofmanla da çıkarsınız takım elbiseyle de, önde olan sesinizdir görüntü değil. Ama ekran, sesiniz ve tecrübenizle olduğunuz kadar jest ve mimiklerinizle birlikte görselliğin önde olduğu ve milyonlarca insanın sizi anında takip edebildiği bir yer olması açısından hem zor hem de yorucudur.

BAŞÖRTÜLÜ SPİKER GÖRMEK PEK MÜMKÜN DEĞİL

Başörtülü olarak haber sunmanızla ilgili çevrenizden ne tür tepkiler alıyorsunuz?

Bugüne kadar olumsuz herhangi bir tepki almadım. Eleştiriler genellikle olumlu yönde motive edici. Yani sen başörtülüsün, tesettürlüsün TV’de ne işin var? veya buna benzer herhangi bir yaklaşımla karşılaşmadım. Ailem başta olmak üzere yakınlarım, iş ve arkadaş çevrem genellikle beni ekranda görmekten duydukları memnuniyeti, ayrıca başörtülü olarak bu mesleği radyo dışında TV’de de devam ettirebilmemden dolayı beğenilerini dile getiriyorlar.

Her ne kadar son yıllarda ekranlarda başörtülü sunucu görsek de televizyonlarda başörtülü spiker görmek pek mümkün değil. Tabi burada Hilal TV farkı da ortaya çıkıyor. Ne yazık ki 28 Şubat süreci ile insanlar inançlarından ötürü büyük bir ayrımcılığa maruz bırakıldılar. Özellikle üniversitelerde ve sınavlarda yaşadıklarımız.. Sizler sadece belli yerlere girip çıkabilirsiniz. Oraların dışında kocaman yasaklar! Engeller! Artık bunların aşılması gerektiğini düşünüyorum. Tabi “28 Şubat bin yıl sürecek” sözlerini de unutmak mümkün değil. Benden önce haber spikerliği yapan meslektaşlarımla beraber aslında bir nevi 28 Şubat’ın artık devam etmeyeceğini söylüyoruz.. Sonuçta nereye kadar yok sayılacağız? Bizler de bu coğrafyanın birer ferdiyiz ve sahipleriyiz.

BAŞÖRTÜLÜ ADAY ADAYLARININ VARLIĞI BENİ HEYECANLANDIRIYOR

12 Haziran seçimleri yaklaşıyor ve başörtülü kadınlar da aday adayı olmak için başvuruda bulundular. Başörtülü biri olarak bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Seçimlere 3 ay gibi bir süre kaldı ve siyasilerin de biz habercilerin de heyecanı o oranda arttı. Aday adayları netleşti, tabi başörtülü adaylarda var. Evvela ben kadınların meclisteki temsil sayısının artacak olması sebebiyle demokrasi adına sevindirici bir gelişme gözüyle bakıyorum. Sonrasında ise başörtülü aday adaylarının varlığı bile beni heyecanlandırıyor. Aday gösterilip milletvekili olarak mecliste onları görmeyi tabi ki çok arzu ediyorum. Ama bu sefer bir zamanlar olduğu gibi kürsü etrafı sarılıp had bildirmeye kalkanlar olmamalı. Olsa bile haksızlığa karşı dik duran ve ‘o kürsü had bildirme yeri değil! Haddini bilme yeridir!’ denebilmelidir. Tabi şu da önemli; ülkece o kadar normalleşmeliyiz ki, başörtülü milletvekillerinin seçilmesi gayet doğal karşılanmalı, başörtülü vekil olmasa bile, böyle bir meselenin esamesi bile okunmamalı.

İnşallah Merve Kavakçı’nın yaşadığı çirkin olay bir daha tekerrür etmeyecek, milletin oylarıyla meclise giren vekillerin yine milletin seçtikleri tarafından hakları gasp edilmeyecek diye düşünüyorum. Ve bugün konuştuğumuz bu konuları gelecekte tamamen aşmış olmayı diliyorum.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları