loading
close
SON DAKİKALAR

İlk Akşam Yemeği: The Savior / Kurtarıcı

İlk Akşam Yemeği: The Savior / Kurtarıcı
Tarih: 29.04.2014 - 09:47
Kategori: Kültür & Sanat

Bu yılki Paskalya kutlamaları kapsamında Grace Productions, Filistinli yönetmen Robert Savo'nun, "The Savior / "Kurtarıcı" filmininin Türkiye'deki ilk gösterimini Heybeliada Ruhban Okulu'nda yaptı.

Bu yılki Paskalya kutlamaları kapsamında Grace Productions, Filistinli yönetmen Robert Savo'nun, "The Savior / "Kurtarıcı" filmininin Türkiye'deki ilk gösterimini Heybeliada Ruhban Okulu'nda yaptı. Ben de Pazar günü, bu özel gösterimi izlemek üzere soluğu Heybeliada'da aldım. Kilitli kapılar ardındaki bu okul, özgürlüklerden ve birlikte yaşama fikrinden bahseden herkesin o kilidi kırması gerektiğine inandıran nedenlerle karşıladı beni. Konuşma fırsatı bulduğum kişilerin neredeyse hepsi 1915 soykırımı şahitlerinin torunları, kulaklarında taşıdıkları sert gerçeklerle ama bir o kadar naif bir kucaklayıcılıkla karşıladılar beni. 1915'i anlamak ve kabul etmek başlıklı iktidardan sızan o cılız tartışmalar yerine bizlerin susacağı onların konuşacağı günler hatta aylar olsun istedim. Kendi kürt tarihimdeki katliamlara da kendi katliamına ağladığı gibi ağlayanların kapısına kilit vurduklarını izledim kokteyl boyunca. Kilit korkudan geliyordu, öyleyse bu korku egemenliğinin varlığına hangi aynayı tutacaktık ve anlatacaktık? Kıyım sevicilerin korktuğu ve kilitlerle dolaştığı anormalliği mi yoksa küllerinden bahçesindeki yeşiline değin hayat bulmak isteyen bu okulun korkmadan ayakta durduğu var olma direncini mi?

1844 yılından bu yana varlığını sürdüren ve 42 yıldır eğitim veremeyen okuldan içeriye girdiğimde, sol tarafta bulunan Atatürk heykelini, bir başkasının milliyetçiliğini hedef almadan düşündüm. İmparatorluklardan geriye kalan zenginlikleri tek başlık altında kabul eden dönemlerin halklarından olan ve sürgün ile yalın ayak ölünen bu soyun kalbine hangi büst dokunabilirdi? Beyanı böyle olan yani zulüm ve haksızlığa uğrayan halkları anlayabilmeyi vazife edinecek olan bugünün egemeni ise katil ve tetikçi, koruduğu/kolladığı bronz büst çalan gece hırsızlarının omuz sıvazlayıcısı oluyordu gözümde... İcraat ile bir türlü buluşmayan vaatlerin karşılıksız tekrarına rağmen, okul koridorları boyunca uzayan sınıflar; az önce dersini bitirmiş gibi tazecik bekliyor bir başka ders için, dil için, kültür için, yaşayış için, yas için, ağıt için ve tarih bilinci için... Cennet çiçeklerini kimse görüp anlatmadı henüz belki ama bahçede bulunan çiçekler ve ağaçlar, savaştan hiç dönmeyecek o sevileni bekler gibi bakımlı, umutlu ve yapraklarında renkler ile izleyeceğimiz film öncesi ciğerlerimize doldu.

Gösterim öncesi verilen bir arada olunan kokteylde filmin ABD'li yapımcısı John Door ve Bulgar yapımcısı Viladimir Karanikolov, çekimlerin Ürdün ve Bulgaristan'da yapılmasının ve oyuncu kadrosunun Filistinli olmasının; barış ve hoşgörüyü insanlığa ulaştırma misyonu olduğunu belirtti.


İsa'nın ölümünden ya da yeniden dirilişinden sonra yazıya dökülen 4 İncilden biri olan Luka İnciline bağlı kalınarak senaryolaşan The Savior-Kurtarıcı filminin Türkiye'deki özel gösterimine Heybeliada Ruhban Okulu ev sahipliği yaptı. Gösterim öncesi izleyicilere, Bektaşi topluluğu Başdedesi Brahimaj ile görüntü veren başrahip Elpihodofors; birlikte yaşamanın mümkünlüğününün dünyaya gösterilmesi gerektiğini vurguladığında, dinlerin birleştirici ama siyasetle birlikte ayrıştırıcı formunu en somut, en gerçek haliyle gözlemlediğimiz yakın tarihin benzer izdüşümünü gördüm.


Dakikalar sonra izlediğimiz filmin orjinal dilinin Arapça oluşu ve Türkçe-İngilizce altyazıları ise yönetmenin filmde vereceği mesajlara da atıftı aynı zamanda. Bulgar vokallerin Ortodoks İlahilerini Arap müziği ile bir araya getirmesi, oyuncularının tamamının Filistinli oluşu yönetmenin filmin başında okunan mesajındaki gibi Ortadoğu barışı dileğine işaret ediyordu. Barış ve bir arada yaşama hayali ya da acımasız olursak ütopyası, savaş'ın zıttı olan barış halinin savaşarak kazanılmayacağını bilmek için acımasız tecrübeler edinmek gerekiyor...

Filmin galasının Paskalya Bayramı'na göre ayarlanmasının bilinen ama bir daha belirtmekte fayda gördüğüm tarafı ise; İsa'nın çarmıha gerildikten sonra dirildiği 3.gün Paskalya Bayramı olarak kutlanır. Filmin damıtılan halini dökecek olursak; Mucize ile anne karnından olgunluğa doğru gidecek olan İsa Mesih'in, adalet ve merhameti yaymak için yollara düştüğü zamanlardan bugüne değin olacakları öngördükleri Havarilerce (elçi) İncil'i oluşturacak biçimde yazılmaya başlandı. Kağıt ile buluşup bir filmin sahnelerine taşınma gayretinin esas nedeni, tarihe tanıklık eden topraklarda hala savaşın var olmaya devam etmesidir.

Yahudiye'de doğup, Nasıra'da büyüyen ve Kudüs'te çarmıha gerilen İsa Mesihi, üvey babasının marangoz atölyesinde olgunlaşıp, çoğunluğuna insan tutmayı öğreteceği balıkçılar olan öğrencileri/havarileri ile; kurtarıcı mesih olduğunu şehirlere duyurmak için yola çıkar. Yol boyunca halk ile olan konuşmalarına mucizelerini ekleyerek saygı kazanır. Bu mucizeler, ölüyü diriltme, hastaları iyileştirme ve yine insanüstü güçlerle mesih olduğunu kanıtladığı sahneler aracılığı ile aktarılmaktadır. Merhameti ve bağışlamayı aynı anda öğreten İsa, halkın sevgisi ve kabulü ile birlikte kendisine düşman da kazanmaktadır. Halktan alınan vergiye karşı çıkması ve mesih olarak benimsenip halk tarafından sevilmesi; Yahudi din adamlarınca oluşturulan İsa'yı yok etme planına sebep olmuştur. Filmde ise bu bölümler, ne keskin bir karşı çıkış ne de keskin bir varoluş biçiminde; daha çok lineer bir ritimsizlikle iki tarafın duruşu sunulmuştur. Sezar'ın da desteğini alan Yahudi din adamları İsa'yı çarmıha gerdirirler. Kanlar içindeki İsa'ya bir din adamı şunu der; "Mesih isen eğer kendini kurtarabilir ya da diriltebilirsin"... Kendi üzerinde bir mucize gerçekletirmeden çok önce olacakları görmüş ve bu dirilmenin her şeyden daha mucizevi olduğunu bilmekteydi. İsa ölür, 3 gün sonra dirilip öğrencilerinin arasına geri döner ve 40.günün sonunda ışık ile göğe yükselmeden önce, havarilerine bilinmesi gerekenleri ve "Kutsal Ruh, Baba ve Oğul" dualarını öğretir... Tekniği eleştirecek profesyonel altyapıdan bağımsız denilebilir ki; yapımcının, klasik Hollywood filmlerinden farklı olduğunu vurguladığı The Savior filminin handikapı detaylarına değin iyi bilinen bir dönemi, kırılmadan doğan yenilenmeyi anlatmasıydı. Anlatıcının filme dahil olduğu sahneler yabancılaştırmaya göz kırpsa da; sanki kısa süre içinde prova edilmiş maket sahneler ve oyunculuklarla tek başına yabancılaştırma bütününü oluşturmaktaydı. Acelesi olduğunu hissettiğim filmin gösterim amacı, sunuluş biçimi ve de fotoğraflar ile de verilen mesajlarda herşeyden çok daha önemli hale geliyor. İsa'nın merhamet ile gelmesini dilediği bağışlayıcılık, bugünün modern ama ilkel savaş/dayatma/mobbing/yasakçı motiflerinin törpüleneceği inancının hakları geri getirmeyeceğini göstermelidir.


İsa'yı kamçılanırken ve çarmıha gerilirken izleyen Meryem Ana, elini karnından ayırmaz. Bu bir başka acıyı kan bağından ya da kardeşlikten gelen içgüdüler ile hissetme halidir. Bir arada yaşayan farklılıklar, haritalarda pusula şaşırtan savaş ve kayıpları bu şiddetiyle ve bütün haliyle hissedemeyecektir. Bu yüzden bildiğim, kardeşliğin değil eşitliğin yaşatacağıdır. İsa çarmıha gerilmeden önceki gece öğrencileriyle son akşam yemeğini yer. Fısıh Bayramının mayasız ekmeklerinin bölüşüldüğü bu masada İsa'nın gizli aşkının varlığı tartışılırken, yaşamın kıymetlisi olan sevdalar ruhu iyileştirir ve savaş yaralarını avutur. Bugün olsaydı, İsa üzerinde tartışılan gerçek olmasını umduğum gizli aşkı ile son değil ilk akşam yemeğini yine bir bölüşme ile taçlandırabilirdi belki de.

Kapısı, anadilini ve kültürünü öğrenmek isteyen dini eğitim almak isteyen çocuklara kapalı olan Heybeliada Ruhban Okulu'nda bir ilk olarak kayıtlara geçen bu özel gösterim, hoşgörü ile adım atacak inançlı-inançsız herkesin duyarlılığına dokunmalıdır. Tören salonuna doğru giderken sol tarafta onlarca mumla dilenen dileklerden biri de esaret altında yaşamak istememe hak'larından biriydi...

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları