CHP Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keskin, ''Artık Abdullah Gül’ün bu iktidarla beraber, bu iktidarın Cumhurbaşkanı olarak Çankaya’yı terk etme günü gelmiştir'' dedi...
Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keskin, “Artık Abdullah Gül’ün bu iktidarla beraber, bu iktidarın Cumhurbaşkanı olarak Çankaya’yı terk etme günü gelmiştir” dedi.
-“ Ne bu iktidardan, ne bu iktidarın Çankaya sözcüsü Abdullah Gül’den bu toplumun yaralarına merhem olacak herhangi bir işlem beklemek bence hayal peşinde koşmaktır”
-“Her süreçte farklı bir yorum yapan, dün söylediğini bugün inkar eden, yalanı siyaset yöntemi haline getiren Erdoğan’ın da güven kaybetmesi doğaldır, kaçınılmazdır”
-“Deniz Feneri davasında görevli bir savcı, devlet içerisinde hırsızlık, usulsüzlük yapan ve taraftarlarını koruyan bir mekanizmaya dikkat çekmiş, bunun başında da Başbakan’ın bulunduğunu ima etmişti. Savcılar görevden alındı, sanık hale getirildi. Yeni savcılarda suçun niteliğini değiştirdi, Şimdi bunun aynısını görüyoruz”
-“Sayın Başbakan Oslo görüşmeleriyle ilgili olarak, Ey Kılıçdaroğlu, ey Devlet Bahçeli iddialarda bulunuyorsunuz bunu ispat etmeyen müfteridir, şerefsizdir demişti. Aradan bir, iki ay geçti şerefsizlik beyefendinin boynunda asıldı kaldı tasma gibi. Oslo görüşmelerinin yürütüldüğü ortaya çıktı”
CHP Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keskin Halk Tv’nin canlı yayınında güncel olayları değerlendirdi ve soruları şöyle yanıtladı;
Sunucu- Bu akşamki konularımızdan bir tanesinde önemli bir araştırma var. Türkiye’nin en önemli, en temel sorunuyla alakalı sorulara geçeceğiz. Ama bu sorulara geçmeden öncesinde araştırmamızın künyesi yani RTÜK’ün bizden zorunlu olarak tuttuğu araştırma künyesinden kısaca bahsetmem gerekiyor. Türkiye genelinde sosyal, ekonomik, politik ve kültürel konularla ilgili seçmenin algısını belirlemek üzere 18 – 19 Ocak 2014 tarihlerinde TÜİK verilerine göre Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesinde 36 il, 192 ilçesinde bunlara bağlı 210 mahalle ve köyde 18 yaş üstü seçmenle, yani 2646 kadınla toplamda 5292 kişiyle hanede yüz yüze metoduyla gerçekleşmiştir. Çok aşamalı, tabakalı tesatü yöntemlerle gerçekleşmiştir bu araştırma. Bu araştırmayı gezici araştırma kendisi için yapmıştır ve bu araştırmanın hata payı 1.2’dir. Yani artı ve eksi olma şartıyla bu şekildedir.
İlk tablomuza geçiyoruz. Türkiye’nin en temel sorunu nedir? Türkiye’nin en temel sorununu halkımıza sorduk. Bununla ilgili halkın verdiği görüşleri şimdi sırayla ekrana veriyoruz. Türkiye’nin en temel sorunu nedir diye sorduğumuzda halkın birinci olarak söylediği işsizlik. Yani Türkiye’de halkın %33.2’si işsizlik olduğunu söylemekte. %26.1’i terör, %16.3 eğitim, %15.1 yolsuzluk, %9.3 hukuk, insan halkları olduğunu görmekteyiz. Kim bunlar diye baktığımız zaman BDP seçmeninin %73’ü işsizlik olduğu görüşünde. MHP seçmeninin %65.6’sı ise terör olduğunu söylemekte. Yolsuzluk diyenlerin %60’ı CHP’li, %25’i ise MHP seçmeni olduğunu görmekteyiz.
Buradaki tabloda yani yolsuzluk diyenlerin oranında AKP neredeyse yok gibi. Yani aslında şu da var. Yani son dönemde yolsuzluğun kamuoyunda duyulma oranları ciddi anlamda düşük. Bunun temel sebeplerinden bir tanesi Türkiye’de 4,5 milyon gazete satılıyor ve bu gazetelerin neredeyse 3,5 milyonunu CHP’liler okumakta. Yani olan bitenlerden halk haberdar değil. Türkiye’de ana haber bültenini izleme oranları %35. Kim bunlar diye baktığımız zaman %70-75 civarında CHP seçmeninin olduğunu görmekteyiz. Yani olan bitenlerden halk çok fazla haberdar değil. Sadece Cumhuriyet Halk Partisi seçmeni halk kitlesi bundan haberdar ve o yüzden bazı olaylarda halkımız daha habersiz kalmakta ve bu tabloda bunun işaretlerinden bir tanesi.
Sayın Keskin Türkiye’nin en önemli sorunlarından bir tanesinin işsizlik olduğunu görmekteyiz. Yani halkın %33.1’i işsizlik, %26.1 terör, %16.3 eğitim, %15.1 yolsuzluk, %9.3 hukuk ve insan hakları dediğini görmekteyiz. Sayın Keskin sizin yorumunuz nedir bu konuda?
Adnan KESKİN- İzniniz olursa bana bu tablodan çıkan rakamlardan önce başka bir şeyin üzerinde durmamızı zorunlu kılıyor. Bir ülke düşününüz ki, %17 nüfus yoksulluk sınırı içerisinde yaşıyor. Günde 1 milyon yurttaşımız kuru ekmek bulmadan yatağa giriyor. Ama bakıyorsunuz ki bu kadar insanın hakkını, bu kadar tüyü bitmemiş yetimin hakkını bireysel zenginliklere aktaran yolsuzlukla ilgili yurttaşlarımız duyarsız bir tavır içerisinde gözüküyor. Bu yurttaşlarımızın duyarsız olmasından kaynaklanan bir sonuç değil bu. Bu Türkiye’deki medyanın demokrasilerde yapması gereken işlevi, görevi yapmadığının somut kanıtını oluşturmaktadır. Demokrasilerde medya 4. güçtür öyle kabul edilir. Niçin? Yurttaşların haber alma ve bilgi edinme özgürlüğü vardır demokrasilerde. Dünyanın veya Türkiye’nin herhangi bir coğrafi parçasında bir olay olduysa, toplumu rahatsız edecek bir yolsuzluk, bir hırsızlık, bir usulsüzlük işlendiyse medyanın bunu objektif bir yaklaşımla topluma sunması gerekmektedir. Maalesef ülkemizdeki medya siyasal iktidarın müfreze karakolu görevini yaptığı için vatandaşlarımız medyanın bu temel işlevlerini yerine getirememesi, yani bilgi edinme ve haber edinme özgürlüğüne gerekli yanıtı vermemesi, hatta bazı olaylarda
haberleri manipüle ederek, yönlendirerek topluma yansıttığı için yurttaşımızın bu konudaki duyarlı hale gelmesi, olaylar hakkında sağlıklı bilgi edinmesinin önü kesilmiş olmaktadır.
Burada özellikle hatırlarsınız zaman zaman Başbakanlık koltuğunda oturan zatı muhterem Recep Tayyip Erdoğan efendi çıkardı medyanın bu konularda verdiği haberlerden sonra televizyonlarda bağırarak, çağırarak bir söylem öfkesiyle medyayı suçlardı. Öyle hale geldi ki Türkiye’de 30’a yakın ulusal düzeyde yayın yapan televizyon kurumu var. Akşam elinize kumandayı alıp evinizde bastığınız zaman bunun 29, 28 tanesi siyasal iktidarın beğenisini kazanacak, siyasal iktidarın öfkesini üzerine çekmeyecek bir haber anlayışıyla habercilik yapmaktadır. Bu da işte şu tabloyu göre bakınız; terör ikinci sırada. Niçin? Can alındığı için, gençlerimiz yaşamını yitirdiği için. Dağdaki de yaşamını yitiriyor, aşağıdaki güvenlik gücü mensupları da yaşamlarını yitiriyor. Dolayısıyla toplumumuzda terörün estirdiği bu ölüm, bu rahatsızlık insanlarda belli bir duyarlığı getiriyor.
Burada bakın medyanın işlevini biraz daha görüyoruz. Çünkü medya bu konularda sürekli haberler veriyor. Ama gözden kaçan bir gerçek var. Türkiye’de AKP iktidarının 11 yıllık süre içerisinde terörde kaybettiğimiz yurttaş sayısından bir misli daha iş kazalarında yurttaş kaybettik. 11 bin insan yaşamını yitirdi iş kazalarında. Her ay Türkiye’de gerekli önlemler alınmadığı için, denetimler yapılmadığı için, siyasal iktidar bu konuda vurdumduymaz, aymaz bir tavır içerisinde olduğu için 150, 140 kişi yaşamını yitiriyor.
Bakınız, bu konuda hiçbir medya kuruluşunda ne görsel, ne yazılı basında iş kazalarında hayatını kaybeden yurttaşlarımızla ilgili vatandaşların sağlıklı bilgi sahibi olmasını sağlayacak yayın yapılmaz, haber verilmez. O nedenle de terör gelmiş halbuki en azından terör kadar da yurttaşlarımızın iş kazalarında siyasal iktidarın vurdumduymazlığı, önlemlerin ve tedbirlerin alınmaması nedeniyle yaşamını yitiren yurttaşlarımızla ilgili bir duyarlığın olması gerekiyor. Anımsar mısınız maden ocağı çöktü ülkenin Başbakanı dedi ki, bu arkadaşlarımızın yaşamını yitirmesi yaptıkları işin niteliğinden kaynaklanıyor diye saçma sapan çağdaş bir toplumda söylenmeyecek sözleri söyledi.
Şimdi burada tabi işsizlik öncelikle çıkıyor. Buradaki işsizliğin medyanın etkisinde kalmadan öncelikli çıkmasının nedeni şudur; işsizlik en acımasız katildir. İşsizlik en acımasız, en büyük faşizmdir. Çünkü insanın günlük yaşamını etkilemektedir. İşsiz bir insanın cebinde para olmadığı için sabahleyin okula giden çocuğuna bir simit parası verememenin insan üzerindeki yarattığı travmayı unutamazsınız. İnsanın zihninden çıkartamazsınız. İki; sabahleyin bir erkek düşününüz evli eşi evde tencere kaynatmak isteyecek ona sabahleyin evinden çıkarken tencereyi kaynatacak parayı veremiyorsa tabi ki işsizlik insanların yaşamı için, yalnız parayı veremeyen baba açısından değil o simit parasını bulamayan çocuk açısından, tencereyi kaynatacak parayı bulamayan eş, anne açısından da olağanüstü bir önem taşımaktadır.
Global düzeyde rakamları çarptırtarak siyasal iktidar sanki işsizlik konusunda başarılıymış gibi bir algı, bir izlenim yaratmaya çalışmaya çalışıyor her konuda olduğu gibi. Halbuki o kadar acı bir rakam var ki, mevsimlik işsizlikleri dikkate almazsanız, kırsal kesimde yaşayan yurttaşlarımızın 4 ay çalışıp 7 – 8 ay enerjilerini kahve köşelerinde çürüttüklerini dikkate almadığınız halde korkunç bir şekilde özellikle yüksek üniversite düzeyinde eğitim yapan gençlerimiz işsizlik girdabında adeta yaşamlarının en karanlık süreçlerini yaşamaktadırlar. Gençlerimiz işsizliği giderek sistemle uyumlu yaşayabilmek için, bir iş sahibi olabilmek için kapı kapı dolaşarak bir paslı vida haline gelmişlerdir. Özellikle yüksek tahsilli, eğitimliler açısından bu işsizlik o kadar önemli ki. Bir genç düşününüz emekli olan 1000 lira veya 1200 lira, 1500 lira alan bir baba veyahutta devlet dairesinde veya bir fabrikada çalışan 1500 lira gelir olan bir aile reisi düşününüz. O çocuğu iyi bir üniversite kazanabilmesi için dershaneye gönderiyor, dershaneye gönderiyor para veriyor ama siyasal iktidarın yamyamları soruları çalıyorlar. Adeta sorular çalındığı için ailelerin bir kere yaptığı fedakarlık, özveri ortadan kalkıp gidiyor. Sonra bu çocuk üniversiteyi kazanırsa üniversite eğitiminde babanın kıt kanaat yemeyip, içmeyip gönderdiği parayla yaşamını sürdürüyor. Askerliğe gidiyor, dönüyor sabahleyin kalkıyor baba eline harçlık bırakıyor. İşte işsizlik böylesine Türkiye’nin önemli bir kanayan yarasıdır. Bu rakamlar TÜİK’in verdiği rakamlar aslında doğruları da yansıtmıyor.
Sunucu- Örneğin son 1 hafta, 15 gün çalışmamış birisi işsiz sayılamaz diyor.
Adnan KESKİN- Bazı rakamlarda çarpıtılıyor.
Sunucu- Adnan bey işsizlik birinci sıradaydı. Sonrasında terör vardı. Terörle ilgili bir tablomuz var. Hemen ikinci tablomuza bakalım. Abdullah Öcalan ile MİT’in PKK konusunda görüşmelerini onaylıyor musunuz diye vatandaşa sorduk. Türk halkının Abdullah Öcalan ile MİT’in PKK konusunda görüşmelerini onaylıyor musunuz soruna verdiği cevap halkın %72.1’inin hayır dediği, yani bu görüşmeleri onaylamadığını söylemektedir. Ama vatandaşa şunu sorarsanız, eğer şu sorulursa akan kan dursun mu diye sorarsanız %98 oranında evet alıyoruz cevap. Ama bu sürecin aslında kalite anlamında nasıl ilerlemesi gerektiğiyle ilgili bir mesaj. Yani bu sürece PKK liderinin Abdullah Öcalan’ın müdahil olmaması gerektiğiyle ilgili bir mesaj var. Bu da aslında yolsuzluk veya Suriye olayından daha çok AKP’ye en çok oy kaybettirme sebeplerinden bir tanesi. Yani AKP’ye oy verenlerin bile %38’i Abdullah Öcalan ile MİT’in PKK konusunda görüşmeleri onaylamıyor. Yani her 3 AKP’liden bir tanesi sürece bu anlamda destek vermiyor. Yani bu görüşmeler Abdullah Öcalan’sız devam etmelidir mesajının verildiğini görmekteyiz.
Sayın Keskin bu tabloyu nasıl yorumluyorsunuz?
Adnan KESKİN- Şimdi bakın, böyle bir kuşkulu yaklaşımın olması kaçınılmazdır. Siyasal iktidar bu konuda başarısız bir sınav vermiştir. Çelişkili yaklaşımlarla insanlarımızın zihnini karıştırmıştır ve bu konuda sınıfta kalmıştır. Anımsar mısınız Sayın Başbakan yanılmıyorsam Kayseri’deki yapmış olduğu bir konuşmada Oslo görüşmeleriyle ilgili muhalefetin böyle bir görüşme yapılıyor iddiasından sonra çıkmıştır. Ey Kılıçdaroğlu, ey Devlet Bahçeli böyle iddialarda bulunuyorsunuz bunu ispat etmezseniz müfterisiniz, bu görüşmeyi yapan şerefsiz oğlu şerefsizdir demişti. Ama aradan bir ay, iki ay geçti şerefsiz oğlu şerefsizlik iddiasında bulunan beyefendinin boynunda şerefsizlik asıldı kaldı tasma gibi. Oslo görüşmelerinin yürütüldüğü ortaya çıktı, kepazelikler ortaya çıktı. O kadar kötü bir tablo ortaya çıktı. Ondan evvel bir Habur rezaleti var. Habur’da devlet maalesef şiddet karşısında teslimiyete itilmiştir. Devletin hakimi, savcısı, valisi şiddet örgütü yanlılarının ayaklarına göndermişlerdir. Orada televizyonlara yansıyan bazı görüntüler vardı. Hakim, savcı şeyden yararlanmak için yasaların yarattığı olanaklardan yararlanmak için şiddet örgütü mensubuna soru sormuştur pişman mısınız? Hayır liderimizin verdiği talimatın gereklerini yerine getirmek için geldik demiştir.
Şimdi son olayda da iktidar dikkat ederseniz bütün bu girişimleri seçim süreçlerinin yaklaşıldığı dönemlerde yapmışlardır. Bir kısmını referandumda yapmış, bir şimdi seçimler konusunda. Ama burada da çok farklı bir şey var. Dünyanın her tarafında şiddet örgütünün bünyesi olan ülkelerde silah bırakılmadan masaya oturtulmaz. Ama Türkiye’de silah bırakılmadan geldi oturdu.
Sunucu- Üçüncü tablomuzu alalım. Üçüncü tablomuzda ise PKK’nın silah bırakarak sınır dışına çıkacağına inanıyor musunuz sorusuna halkımızın %84.6’sı PKK’nın silah bırakarak sınır dışına çıkacağına inanmadığını söylemektedir. İlginç bir yanı da AKP’ye o verenlerin %47’side, BDP’ye oy verenlerinde %72’si PKK’nın silah bırakarak sınır dışına çıkamayacağına inanmaktadır. Yani halkımız bu konuda süreci ve PKK’nın davranış biçimlerini değerlendirdiğinde olumsuz bir kanaatinde olduğunu görmekteyiz. Yani halkın %84.6’sı PKK’nın silah bırakamayacağına inanmaktadır Sayın Keskin.
Adnan KESKİN- Yani inanmasına gerek de yok. Realite bu çünkü. Hatırlayın bu görüşmeler başladığında Başbakanlık koltuğunda oturan zatı muhterem kalktı dedi ki, silahları bırakarak ya gömerek, ya terk ederek veyahutta silahlı alıp giderek Türkiye sınırlarını terk etmeleri gerekmektedir dedi. Karayılan’dan mesaj geldi. Buna uymayacaklarını söyledi. Asıl önemlisi BDP’nin önemli bir sözcüsü PKK’nın çeyrek asır daha bu bölgede görevi vardır diye açıklamalar yaptı ve arkasından da maalesef devletin güvenlik güçleri pasif hale getirildi. Bu konuda bir görev yapılamaz bir şekilde geri çekildi askerler. PKK’nın da Türkiye’den kaç elemanın terk ettiği, nasıl silahlarını bırakıp bırakmadıkları herhangi bir denetim mekanizması da olmamıştır. İş tamamıyla Kandil’den gelen talimatlar doğrultusunda yürütülmüştür. Türkiye Cumhuriyeti devletinin yetkileri bu konuda kontrol, izleme gibi bir görevi yapamaz hale gelmişlerdir. O nedenle de yurttaşlarımızda bu realiteyi, bu
gerçeği gördüğü içinde inanmamaktadır tabi bu konuda. Silahları bırakarak veyahutta Türkiye’yi terk ettiğine ilişkin herhangi bir şekilde açıklamayı doğru bulmamaktadır. Vatandaşın kanaati, inancı da bu konuda da var olan gerçeğin bir yansımasından başka bir şey değildir.
Sunucu- Araştırmamızın basamaklı sorularından bir tanesi de şuan bir yerel seçim olsa nediri de biraz sonra açıklayacağız. Yani Türkiye’deki yerel seçimin son durumunu da birazdan sizinle açıklayacağız. Fakat onun öncesinde diğer konularımıza devam edelim.
Türkiye’de yargıya güven durumunu sorduk Sayın Keskin. Burada aldığımız cevaplar ilginç. Yani Türkiye’de yargıya güveniyor musunuz diye sorduğumuzda halkın %62.3’ünün hayır dediği, %37.7’sinin ise evet dediğini görmekteyiz. Evet diyenlerin neredeyse %80’inin AKP’li olduğunu görmekteyiz. Bu konu diğer anlamda da baktığımız zaman farklı bir rüzgarın olduğunu, yani halkın yargı konusunda güven sorunu yaşadığını görmekteyiz. Yaptığım son 12 yılda gördüğüm verilere göre değerlendireyim. En yüksek oranda şuan halkın %62.3’ü yargıya güven konusunda sıkıntılı bir sürecin içerisinde olduğunu bahsediyor Sayın Keskin. Bu tabloyu nasıl yorumluyorsunuz?
Adnan KESKİN- Bence evet diyenlerin %37 çıkması beni hakikaten ürküttü. Bu rakam bile işte Türkiye’de gerçeklerin nasıl tahrip edildiğini, nasıl insanların manipüle edilmiş haberlerle koşullandırıldığını çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Yargıya güvenecek bir taraf mı kalmış? Şu son çıkan CD’lere bakın bir. Yani artık yargının ne kadar… Başbakan çıkıyor diyor ki, devlet içinde çeteleşme olmuştur. Devletin içerisinde devlete karşı direnen bir yargı organı oluşmuştur diye açıklamalar yapıyor. Hatırlarsınız MİT müsteşarıyla ilgili bir soruşturma gündeme geldiğinde Recep Tayyip Erdoğan kalktı olmadık suçlamalar. Son günlerde kendileri de zaten bu konuda açıklamalar yapıyor. Balyoz davaları, Ergenekon davaları ve diğer davalarda yargıya artık güven duyulmamasını gerektirecek somut kanıtlar oluşmaktadır. Düşünebiliyor musunuz ülkenin Genel Kurmay Başkanı çete kurmaktan yargılanmış ve tutuklanmıştır. 600 – 700 bin askerin bulunduğu, en ağır silahların bulunduğu bir kurumun başında olan bir insanın çete kurmaya ihtiyacı mı vardır?
Sunucu- Bununla ilgilide bir araştırma yapmıştık geçmiş aylarda. İlker Başbuğ’a güven duygusu Türkiye’de oldukça yüksek çıkmıştı. Yani %75 civarında.
Adnan KESKİN- Şimdi böyle güvenilen bir insanı siz alıyorsunuz, tutukluyorsunuz mahkum ediyorsunuz. Onun yanındaki bir takım insanları da aynı şekilde haksız bir şekilde. İki; yargı o kadar Türkiye’de evrensel kurallardan uzaklaştırıldı ki, ceza hukukunun vazgeçilmez evrensel kurullarından birisi herkesin doğal hakiminde yargılanmasıdır. Yani suç işlendiği yerdeki var olan mahkemeler tarafından yargılanmasıdır. Özel yetkili mahkemeler kurulduktan sonra bu ceza hukukunun evrensel kuralı ayak altına alınmış, insanlar suç işlediği iddia edilen yerdeki mahkemelerde değil, Silivri toplama kampının içerisinde oluşturulan yargının bağımsızlığı, yargının güveni açısından hiç hoş bir görüntü olmayan yargılamalar yapılmıştır.
Sunucu- Sayın Keskin bununla da ilgili yani şuan ki bahsettiğiniz sözlerle ilgili bir sorumuz vardı. Ergenekonla ilgili bir sorumuz vardı. Yani halka şunu sorduk. Ergenekon 28 Şubat, 27 Nisan ve Balyoz davalarının adil olarak yürütüldü mü sorusuna halkımızın %68.9’unun hayır dediğini görmekteyiz. %31.1’ininde evet dediğini görmekteyiz. Burada da halkın %68.9’u yargılamaların adil yürütülmediği görüşünde. Yani AKP’ye oy verenlerin %23’ü yargılamaların adil olmadığını söylemekte. Burada da halkın yine refleksini görmekteyiz. Yani buna paralel bir cevap verdiğini, yani adil yargılama yoktur diyor. Aynı zamanda ben bu davaları da görüyorum ama bu kararlara da yanlış kararlar verildi diye ifadesi var.
Adnan KESKİN- Son operasyonlardan sonra bu güven ne olur biraz daha aşağıya doğru çekilecektir. Hatırlıyor musunuz Deniz Feneri davasını. O Deniz Feneri davasında görev yapan bir cumhuriyet savcısı davanın Yargıtay’daki görülmesinden, bitişinden sonra bir açıklama yaptı. Devlet içerisinde hırsızlık, usulsüzlük yapan ve taraftarlarını koruyan bir mekanizma var. Bununda başında Başbakanı ima eden bir açıklama yapmıştı Deniz Feneri davasında. O savcılar görevden alındıktan sonra aylarca davanın hangi mahkemede görüleceği bir türlü çözülemedi. Lastik top gibi onun ayağına, bunun ayağına gitti geldi neticede savcılar görevden alındı sanık hale getirildi. Yeni savcılarda suçun niteliğini değiştirdi, sanıkların daha az ceza almasını sağlayacak çalışmalar yaptı. Şimdi bunun aynısını görüyoruz, daha geniş kapsamda görüyoruz. Demokrasinin olduğu, hukuk devletinin olduğu bir ülkede İzmir valisi güvenlik gücündeki görevli kişiye savcıdan gelen talimatı askıya al, bunun gereklerini yerine getirmek için bunu savsakla diye talimat verebiliyorsa, Adalet Bakanı koltuğunda oturan zatı muhterem İzmir’deki Cumhuriyet Savcısına talimat verip dosyanın kapatılmasını istiyor ise ve bir çırpıda 300 – 400 tane hakim, savcı oradan oraya sürülüyorsa bu yargının nesine güvenecek vatandaş.
Bakınız tırlarla ilgili yaşanan olaylar. Cumhuriyet savcıları yasanın kendilerine verdiği yetkiyi kullanarak görevlerini yerine getirmeye çalışıyor. Ama arkasından tır MİT’e aittir, yardım malzemesi taşıyor şeklindeki açıklamalarla insanları görevlerinden alıyor. Bu kadar siyasetin yargıya bulaştığı bir yerde vatandaşın yargıya güvenmesi sözkonusu olamaz.
Sunucu- Aynı zamanda liderlere olan güveni de zayıflatıyor Sayın Keskin. Bununla ilgili bir tablomuz var. Bu tabloda da biraz önce bahsettiğinizle ilgili Sayın Kesin, yani güven sorunu olduğu zaman halkın yine bu güveni başka bir yerden acısını çıkarttığını görmekteyiz. Yani aşağıdaki siyasi liderlerden kime güveniyorsunuz diye halka sorduğumuzda birinci sırada Abdullah Gül çıkmakta. Yani halkın %32.2’si. Hemen ardından Kemal Kılıçdaroğlu %30.3. Recep Tayyip Erdoğan diyenlerin oranı %22.2. Devlet Bahçeli diyenlerin oranı %10.1. Selahattin Demirtaş diyenler %5.2. Burada şunu belirtmek isterim bu kapalı bir sorudur. Yani 6 tane seçenek vermişizdir vatandaşa bu 6’sından birini söylemesi istenmiştir 100’e tamamlanmıştır. Ucu açık soru değildir. Yani ucu açıkta şu şekilde soruluyor. Diyoruz ki, kime güveniyorsunuz sorusunu sorduğumuz zaman vatandaş aklına gelen ismi soruyor. Ama biz dedik ki 6 tane lideri ifade ettik. Bu 6’sından kime güveniyorsunuz diye sorduğumuzda aldığımız cevaplar bu şekildedir ekrandaki gibi. İlginç verilerden yine ifade edeyim. Halkın %32.2’si Abdullah Gül, %30.3 Kemal Kılıçdaroğlu, %22.2’si Recep Tayyip Erdoğan’a güvendiğini söylemektedir. Yalnız şunu ifade etmek isterim tekrar. 17 Aralık operasyonu Recep Tayyip Erdoğan’a bakış açısını değiştirmiştir. Listenin 3.sırasına itmiştir. Daha önceden listenin 1.sıralarında yer alan Recep Tayyip Erdoğan şimdi 3.sıraya gerilemiştir. Yine aynı şekilde Kemal Kılıçdaroğlu son bir yılın en çok güven arttıran lideri durumuna gelmiştir. Sayın Erdoğan’la Sayın Kılıçdaroğlu’nu kıyasladığımız zaman inanılmaz bir değişim olduğunu görmekteyiz. Halkın güven duygusunu Sayın Keskin nasıl yorumluyorsunuz bu tabloyu?
Adnan KESKİN- Recep Tayyip Erdoğan 17 Aralık operasyonundan sonra daha aşağı doğru gittiyse Abdullah Gül’ün birinci sırada olmasını da anlamak mümkün değil. Cumhurbaşkanlığına seçildiği günden bugüne değin AKP’ye noterlik görevi yapan zatı muhteremin iktidarın olumsuzluklarından sıyrılarak kendisine güven duygusunu anlamak mümkün değil. Bugüne kadar Abdullah Gül siyasal iktidarın anayasaya aykırı, hukukun evrensel kuralına aykırı hiçbir yasasını veto etmemiştir, geri çevirmemiştir. Torba yasayla insanların hakları gasp edilmiştir. Ama Abdullah Gül iktidardan gelen bu yasa tasarılarının hepsini… İki, iktidarın devlet içesinde kadrolaşması, devleti işgal etmesiyle ilgili bütün tasarruflarına imza koymuştur. Türkiye’nin karşılaştığı önemli sorunlarda, yargıyla ilgili sorunlarda, tutuklamalarla ilgili sorunlarda. Düşünebiliyor musunuz, bir insan düşünün evinde gece 2’de, 3’de yatıyor çocuğuyla, eşiyle beraber Allah’ın başka bir saati günü kalmamış gibi İslam dininin şövalyeliğine soyunan siyasal iktidar 3’te insanların konutunu bastırıyor, çoluğuyla, çocuğuyla beraber insanları ürkütüyor. Daha kanıtlar toplanırken insanlar suçlu olarak ilan ediliyor. Bu kadar operasyonun olduğu, bu kadar haksızlığın, hukuksuzluğun Türkiye’de devreye sokulduğu süreçlerde Abdullah Gül’ün bunlarla ilgili bir tek tepkisini, açıklamasını görmemişizdir. Vatandaşımızın Recep Tayyip’in ikiz kardeşi olan, onun destekçisi olan Abdullah Gül’e olan bence güvenini ben şahsen anlamış değilim. Son günlerde bile maalesef bu konuda Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığı makamında olan insandan beklenen tavrı, anlayışı, tepkiyi ortaya koyamamıştır.
Recep Tayyip’in elbette ki güven açısından ciddi bir şekilde puan kaybetmesi doğaldır, kaçınılmazdır. Her süreçte farklı bir şekilde yorum yapan, dün söylediğini bugün inkar eden, yalanı siyaset yöntemi haline getiren bir siyaset adamına karşı duyulan güvensizlik kaçınılmazdır.
Sunucu- Diğer bir tablomuza geçiyoruz. Sizce 2014 yılında yeni Cumhurbaşkanı kim olmalı? Buradaki aldığımız cevaplar ilginç. Türkiye’de Cumhurbaşkanı olarak kimi görmek istersiniz sorusuna yine kapalı soru şekliyle yani seçenekler verilerek sorulmuştur. Birinci sırada Abdullah Gül %29.2, Kemal Kılıçdaroğlu %27.8, Recep Tayyip Erdoğan %20.1, Devlet Bahçeli 12.3, Selahattin Demirtaş 6.2, Bülent Arınç 4.4. Buradaki halkımızın verdiği ifadelere göre değerlendirdiğimiz zaman Erdoğan 17 Aralık sonrası imajı sarsılmıştır. 3. sıraya gerilediğini görmekteyiz. Abdullah Gül toplum tarafından daha saygın ve güvenilir olarak görüldüğünü görmekteyiz. Yani birinci sırada yer almasından dolayı. Hemen ardından yine aynı şekilde Kemal Kılıçdaroğlu’da %27.8 olduğunu görmekteyiz.
Bu tabloya göre baktığımız zaman Sayın Keskin tabloyu nasıl yorumluyorsunuz?
Adnan KESKİN- Şimdi Sayın Abdullah Gül’ün tekrar Cumhurbaşkanı seçilmesi için birazcık şöyle geçmişe doğru uzanmamız gerekiyor. Hele son günlerde Türkiye’nin yaşadığı olaylara dikkatle baktığımızda bırakınız Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olması şuan derhal Cumhurbaşkanlığını terk etmesini gerektiren ciddi bir şekilde olumsuzluklar vardır. Bir ülke düşünün mahkeme kararlarını polisler uygulamıyor. Bir ülke düşünün yolsuzlukları soruşturmakla görevli olan savcılara Başbakan çıkıyor çete suçlaması yapıyor. Hakim ve savcılar cemaatçi midir diye ayrımlar yapılıyor. Bazı kişilere dokunulamıyor. Örneğin Başbakanın oğluyla ilgili savcıların vermiş olduğu talimatların gerekleri yerine getirilmiyor. Başbakanda fütursuzca yanına oğlunu Başbakanlık arabasını alarak toplumun karşısına çıkıyor. Rüşvetin ve yolsuzluğun üzerine gidilmesini engelleyici bir takım girişimler oluyor. Hakimler sürülüyor, savcılar sürülüyor. 2 bine yakın polis sürülüyor. Çıkıyor bir iktidarın bakanı 2 bin kişilik bir çete tespit edilmiş bunlar dağıtılacak diye açıklamalar yapılıyor. Çıkıyor yine siyasal iktidarın geçmişte bakanlık görevi yapan bir zatı muhterem Yargıtay’da imam var, bu imam bir işadamının davasıyla ilgili verilecek kararı Fethullah Gülen’e gitti Amerika’da görüştü, tartıştı diye suçlamalar getiriyor. Başbakan çıkıyor yolsuzluklarla ilgili görev yapan savcılar, hakimler, güvenlik görevlileri mensuplarıyla ilgili yapılan tasarrufları bir istiklal savaşı benzetmesi yapıyor. Bakanlar olup bitenlerle ilgili ağzını açmıyor. Başbakan komplodan bahsediyor iç ve dış güçlerin komplosundan bahsediyor. Ama ayakkabı kutusuna paraları kimin koyduğunu kimse sormuyor, algılamıyor. Yatak odasındaki bulunan kasalarla ilgili herhangi bir açıklama yapmıyor. Başbakanın danışmanı diyor ki, bu devletin diyor önemli gelenekleri vardır diye faili meçhul cinayetlere adeta göz kırpıyor, yeşil ışık yakıyor ve toplumu tehdit ediyor. Herkesin herkesi tehdit ettiği bir ortamda ülkenin Cumhurbaşkanı da çıkıp ne açıklaması yapıyor biliyor musun? Diyor ki, yargı bağımsızdır paralel devlet olamaz. Böylesine olumsuz olağanüstü kötü şeylerin yaşandığı bir ülkede bir Cumhurbaşkanı kalkıp da bu olumsuzluklarla ilgili toplumu tatmin edecek. Bu olumsuzlukların Türkiye’nin gündeminden çıkmasını sağlayacak herhangi bir açıklama, bir girişim sergilemeyecek. İdari, maslahatçı bir görevle yargı bağımsızdır, paralel devlet olamaz diyecek. E Cumhurbaşkanı senin atadığın Başbakan paralel devletten bahsediyor. Sen nasıl bir Cumhurbaşkanısın ki, atadığın Başbakan çıkıyor televizyon ekranlarında 76 milyon insanın gözünün içine baka baka bir paralel devlet olduğunu söylüyor. Cumhurbaşkanı da bu iddiaların karşısında paralel devlet olamaz diye idareyi maslahatçı, zamanı kurtarmaya yönelik bir yaklaşım sergiliyor.
Şimdi bir insanla ilgili değerlendirme ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz sözü vardır Türkiye’de. Düne kadar bu zatı muhterem bu konularda ne yapmıştır Allah’ınızı severseniz? Devlet krizi var Türkiye’de. Nasıl bir devlet ki yargı işlev yapamaz hale geldi. Siyasal iktidar yargıyı kendi ileri karakol durumuna düşürecek tasarruflar yapıyor. Ülkenin Cumhurbaşkanı da durumu göstermeyi bazen sırıtarak efendim bu konularda sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyor. Bugüne kadar yaptıklarıyla ilgili bir tek olumlu bir iş yapmayan Sayın Cumhurbaşkanımızın tekrar seçilmesini haklı kılacak, Türkiye’nin önümüzdeki dönemlerde de yıllarda da karşılaşacağı böyle olağanüstü süreçlerde kendi görevini, yetkisini kullanarak toplumun beklediği hizmeti, yaklaşımı sergileyeceğine ihtimal vermiyorum. Artık Abdullah Gül bu iktidarla beraber bu iktidarın Cumhurbaşkanı olarak Çankaya’yı terk etme günü gelmiştir. Ne bu iktidardan, ne bu iktidarın Çankaya sözcüsü Abdullah Gül’den bu toplumun yaralarına merhem olacak herhangi bir işlem beklemek bence hayal peşinde koşmaktır.
Bakınız bir şey daha söyleyeyim. Suudi Arabistan Kralı geldiği zaman Sayın Cumhurbaşkanının eşine çok önemli hediyeler verdi. Bir köşe yazarı Mehmet Yılmaz Milliyette her ay bu soruyu tekrar ediyor. Sayın Cumhurbaşkanı eşinize Suudi Arabistan Kralı hangi hediyeleri vermiştir? Bu nasıl bir Cumhurbaşkanı ki kalkıp da bu kadar suale rağmen bir taraftan İslami çalım yapacaksın, öbür taraftan Cumhurbaşkanlığı gibi bu devletin en üst düzeydeki moraliteyi temsil eden makamda oturacaksın. Ama bunlarla ilgili çıkıp toplumu tatmin edecek bir açıklama yapmayacaksın. Bu bile Abdullah Gül’ün yeniden seçilmesinin önündeki en büyük engellerden birisidir.
Sunucu- Doğru Sayın Keskin. Şimdi halkımızın merakla beklediği yerel seçim sonuç anketini sizlerle paylaşacağız. Yaklaşık 2 ay sonra bir yerel seçim var. Tablo ne olur diye baktığımız zaman şuan ki gördüğümüz verileri sizlerle paylaşıyoruz. AKP %39.9, CHP 31.3, MHP 19.2, BDP 7.8, Diğer 1.8. Sayın izleyiciler bu araştırma ne zaman yapılmıştır? 18 – 19 Ocak 2014 tarihlerinde TÜİK verilerine göre 18 yaş üstü seçmenle, yani 36 ilde, 192 ilçede, bunlara bağlı 210 mahallede 5292 katılımcıyla hanelerde yüzyüze görüşme metoduyla gerçekleşmiştir. Hata oranı 1.2’dir. Yani artı – eksi olarak düşünmemiz lazım.
Bu hafta bayağı bir anket yayınlandı kamuoyunda. İnanılmaz derecede bir imaj çalışması gibi değerlendiriyorum ben. Yani bu kadar olumsuzlukların içerisinde halkın bu kadar tepkisiz olacağını düşünmüyorum ben. Yani yaptığım çalışmada da bunun teyidini görmekteyim. Yani AKP 45 ya da 50 bandı arasında gören bazı araştırmacılar var. Bu araştırmaya da bakmalarını tavsiye ediyorum. Önümüzde bir genel seçim yok sayın araştırmacılar hem bunu da ifade edeyim. Önümüzde bir yerel seçim var.
Bu tabloyu nasıl yorumluyorsunuz Sayın Keskin?
Adnan KESKİN- Ben AKP’nin bu seçimlerde bu düzeyde bir oy alacağına ihtimal vermiyorum. Niçin? AKP yerel yönetim anlayışını tamamıyla yakınlarına, çevresine, onlara haksız ve hukuksuz bir takım işlemler yaparak onların zengin edilmesini sağlayacak bir anlayışla götürmektedir. Kentlerin silueti bozulmuştur. Bu ülkenin Başbakanı çıkıp demedi mi İstanbul’daki yüksek bir binayı. Bunu çok yüksek yapma dedim beni dinlemedi diye. Peki o binalar tamamlanıncaya kadar AKP’nin İstanbul’daki Sayın Belediye Başkanı korkuluk muydu? Neden bunun yapılmasına engel olmadı?
İki; bu iktidarın mensupları değil mi İstanbul’da kazı yapılırken İstanbul’un tarihi açısından çok önemli tarihi kalıntılar çıktı. Yani birkaç tane çanak çömlek kırılacak diye biz bu işlemden vazgeçmeyeceğiz diye ilan eden bunlar değil mi? Bir ülkenin doğasını, tarihini, siluetini, kültürünü yok eden bir anlayışla belediye başkanlığı yapan kişilerin bu ülkede yeniden böylesine yüksek oy alması hiç şey değildir.
Bakınız şu Ankara’ya bakınız. Eskişehir yolunda bir demir kafes rezaleti yaşandı. Yargı kararına rağmen Melik Gökçek orada bir demir kafes yükseltti. Yargı kararı kesinleşince yıkmaya mahkum edildi. 2 aydır korkunç bir para sarf edilerek demir kafes sökülmeye çalışılıyor. Hiç kuşku duymayın ki yapımı ve sökülmesi belki Ankara belediyesine 300 – 400 milyon liraya maloldu. Hala yıkım devam ediyor. Böylesine yargıyı dinlemeden, uzmanları dinlemeden ben yaptım oldu mantığıyla hareket eden bir Melih Gökçek’in nasıl Ankara halkının karşısına çıkacakta milyonlarca insanın hakkını böyle gasp ederek yaptığı bu demir kafesin hesabını nasıl verecek bu adam? Hangi yüzle verecek? Melih Gökçek’le ilgili bir tek soruşturma yapılmıyor. O kadar iddialar var ki, o kadar bu konudaki usulsüzlük, yolsuzluk iddiaları var ki ta toprak hafriyatından başlayınız da parklarla ilgili mahdumlara kadar uzanan, kulüplere kadar uzanan bir takım iddialar, tezler vardır. Ankara Sporla ilgili yaşananları da Ankara halkı değerlendirmektedir. İstanbul tahrip edilmiştir. Ankara’da da yapılaşma oranları değiştirilerek her semtte yüksek binalar çıkartılmıştır ve bu konuda çok kuşkulu iddialar bulunmaktadır.
Bu arada ben bu seçimlerde AKP’nin bu sosyal belediyeciliği bir kenara iten, tamamıyla ranta dayalı, yandaş zengin etmeye yönelik bu yürüttükleri belediyecilik anlayışının mutlaka vatandaşlarımız tarafından doğru değerlendirilerek AKP’ye sandıkta ciddi bir darbe indireceği iddiasındayım. Siz belki bu kamuoyu yoklamasını yaptığınızda henüz Cumhuriyet Halk Partisinin adayları belirlenmemişti. İstanbul’da Mustafa Sarıgül’ün ortaya çıkmasından sonra Recep Tayyip Erdoğan nasırına basılmış gibi bağırmaya başladı. 14 yıl evvel tarihin çöp sepetine gitmiş bir takım evrakları, dosyaları ele alarak Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanına şu güne kadar açıklamazsan ben açıklayacağım diye efelenmeye kalkışmıştır. Açıklamazsan namertsin. Orada zaten açıklanmayacak bir şey kalmamış. Açıklanacak bir şey var Türkiye’de aslında. TBMM’nin raflarında tozlanmış olan Recep Tayyip Erdoğan’ın kalpazanlık dosyası var, otobüs biletleriyle ilgili yolsuzluk yaptığı iddiaları var. 11 yıldır oradan raflardan inmediği için Recep Tayyip Erdoğan bu konudaki hesabı verememektedir. Sarıgül’le ilgili dosya 15 yıl evvel kapatılmış, 11 yıldır iktidardadır. Kendi savcılarına talimat verip de bu konuda herhangi bir işlem yaptırmamış. İçişleri Bakanı olan zatı muhterem bu dosyayla ilgili yargılama iznini vermemiş ama ülkenin Başbakanı vicdansızca bu doğruları, resmi evrakları tahrip ederek çıkıyor televizyonların karşısında Sarıgül’ü suçluyor. Şimdi Sarıgül toplumun karşısına çıktıkça korku bacayı sarmıştır.
Bakınız, Şişli Belediyesine bir silahlı saldırı oldu. Bu nasıl bir Başbakan ki bir nezaketen çıkıp en azından bu olayı kınamadı. Telefon açıp Sarıgül’e bir geçmiş olsun demedi. Onun İstanbul’daki özel kalem müdürlüğü yapan Kadir Topbaş’ta maalesef aynı çizgide olduğu için aynı kabalığı o da tekrar etti.
Onun için vatandaş ben şuna inanıyorum. Bu seçimlerde AKP tıpkı 1989 senesinde ANAP’ın uğradığı bir hezimete uğrayacaktır. Vatandaşımız bu kadar hukuksuzluğu, hırsızlığı, yağmayı affetmeyecektir. Doğamızı tahrip eden, tarihi kültürümüzü tahrip eden bu siyasal iktidarla, bu AKP’nin yerel yönetimi temsiliyle ilgili ciddi bir hesaplaşmayı yaşayacaktır Türkiye.
Sunucu- Şimdi bir soru soracağım ama onun öncesinde bazı bilgi vermek istiyorum. Çünkü halkımızın bu konuda da bilgilenmesini istiyorum. Örneğin İstanbul’daki seçmen sayısı 2009 seçimlerinden farklı bir seçim sistemi olacak. Yani İstanbul’un da köyleri var, İstanbul’unda eski beldeleri var. İstanbul’daki bu köylerde ilk defa Büyükşehire oy verecek. Ne kadar bir seçmen bunlar? Yaklaşık 800 bin civarında bir seçmen kitlesi var. Yani bunlarda dahil oluyor. Yani İstanbul’da ilk defa köylerde oy verecek.
Adnan KESKİN- Orada düzeltelim yalnızca İstanbul’da değil bütünşehir yapılan…
Sunucu- Bütünşehirlerde yapıldı. Yani yeni sistem 2011 seçimlerine eşdeğerdir. Yani Türkiye’deki bütün vatandaşlar belediye başkanlığı için oy kullanacak. Bazı araştırma şirketleri diyor ki, 2009’da biz %40 civarında oy aldık. Biz yani %40’ın üzerinde oy alırsak ya da %40 alırsak bir başarılı olmuş oluruz diyor bir araştırma şirketi. Şimdi aslında 2011’e göre değerlendirmek gerekiyor. Yani bütün vatandaşların sandığa gitme sistemiyle. Yani o dönem ne almışlardı? %49. Şuan eğer %40 civarında alıyor gibi görünüyor. Fakat bunda azalma olacaktır. Bunların azalma sebeplerinden bir tanesi 17 Aralık süreci. İkincisi de aday sayısı çoktu. Yani AKP birçok yerde 50 – 60 tane adayla sürece girdi ve bir tane aday belirlediler. Bundan dolayı da adaylar memnuniyetsizlik oldu, tepki verdi partisine, adaya tepki verdi ve bunların bir kısmı MHP’ye, bir kısmı CHP’ye geçiş verdi. Şuan gördüğümüz kadarıyla %39.9 fakat belki bu %35’e ya da %32’ye kadar düşebilir. Bunun sinyallerini araştırmalarda görmekteyim.
Sayın Keskin AKP sizce 40’ın üzerinde bir oy alırsa ya da 40 alırsa sizce başarılı mıdır 2009’a göre kıyaslarsak?
Adnan KESKİN- Yani onun başarısını kendi tabi partileri nasıl değerlendirir bilmiyorum. Ama ben 17 alabileceği kanaatindeyim. Çünkü Türkiye’de önümüzdeki günlerde bence yeni yeni bir takım iddialar, yeni yeni bir takım suçlamalar ortaya çıkacak. Pandoranın kutusu açılmıştır, fosseptik çukuru patlamıştır. Bütün Türkiye çapında maalesef hırsızlık ve yolsuzluk insanları rahatsız eder hale gelmiştir. Bakın 3 gün evvel Urla patladı. Urla’daki villa patladı. Birinci derecede sit alanının 3.derece sit alanına çevrilmesi patladı. Başbakanımızın kızının Topbaş’ın kardeşiyle yaptığı pazarlık ortaya çıktı. İki gün evvel ATV ve Sabah’ın satın almasıyla ilgili kurulan konsorsiyumla ilgili Başbakanın ve Bilal Yıldırım’ın yapmış olduğu toplantılar, oradaki işadamlarımızı baskı yaparak nasıl para toplandığı ortaya çıktı.
Şimdi önümüzdeki günlerde de boyunca pisliğe batmış olan bu iktidarla ilgili büyük yolsuzluklar çıkacaktır. Bu iktidarında en büyük zafiyeti haline gelecektir.
Sunucu- Cumhuriyet Halk Partisi Örgütlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Adnan Keskin’e teşekkür ediyorum.
Adnan KESKİN- AKP’ye oy vermiş olan yurttaşlarımıza buradan seslenmek istiyorum. Vicdanlarına seslenmek istiyorum. Harama ve yalana ortak olmasınlar. Haram, yalan, iman bir arada olmaz. Bu
gerçeği unutmasınlar.
Vişne Haber Ajansı