Deniz Baykal, Mardin’de ‘Hayır’ı anlattı. Baykal, ‘Vekiller Meclis'te yok. 350 bin kişi göçmüş. Bu 350 bin kişi nerede oy kullanacak? Bu şartlar altında yapılan bir anayasaya demokratik bir oylama muamelesi yapılabilir mi?’ dedi.
CHP Eski Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal anayasa değişikliğine neden ‘Hayır’ dediğini Mardin’de anlattı. Baykal’ın toplantısına Mardin Büyükşehir Belediye Başkanıyken görevden alınarak yerine kayyum atanan Ahmet Türk de katıldı.
Ahmet Türk’ün görevden alındıktan sonra gözaltına alınması sırasında Mardin’e giderek Türk’e destek veren Baykal, Ahmet Türk için “Yaşadığı acılardan nefret üretmeye yönelmemiştir Ahmet Türk'ü şiddetle bir araya getiremezsiniz” dedi.
HDP’li vekillerin tutukluluğunu da hatırlatan Baykal, “Anayasa konuşulurken 11 vekil ortada yok. O insanların tutuklu olduğu ortamda konuşulan bir anayasa değişikliği... Herkes milletin bir parçası. HDPli vekiller tutuklu, belediye başkanları görevden alınmış. Niye seçim yaptırdınız buralarda?” ifadelerini kullandı.
Deniz Baykal’ın Mardin'deki konuşması şöyle:
“Kalıcı olan birbirine değer vermek, insani anlayışı her şeyden üstün tutabilmektir. Siyasetten önce insanlık önemlidir.
Önümüzde ciddi bir mesele var. Seçim yok, milletvekilliği, belediye başkanlığı seçimi yapılmayacak. Seçimden kat kat daha önemli bir olay var. Seçimde hatanın telafisi mümkün, önümüzdeki konunun sonuçlarını telafi etmenin imkanı yok. Evladiyelik torunları etkileyecek bir karar alacağız. Ya bildiğimiz düzen içinde ilerlemeye devam edeceğiz ya da yuvarlanacağız.
Anayasayı değiştireceğiz diye MHP yönetimiyle cumhurbaşkanı bir yola çıktılar. AKP’lilerin de böyle bir derdi yoktu. Bir girişim var ama kimlerin katkı yaptığı belli değil. Bu işin yazarı belli değil ama irade belli. İrade partisini gütmeyi başardı. Millet o iradeye Meclis'teki AKP'liler gibi teslim olacak mı, bakacağız.
“Tek kişinin egemenliğine dayalı düzen inşa ediliyor”
Bu memlekette 1921, 1924, 1961 ve 1982 olmak üzere 4 anayasa yapıldı. Son anayasa olan ’82 Anayasayı 17 defa değiştirildi. Hepsi işin özünü ortadan kaldırmadı. Güç, zümrenin ya da kişinin değil, milletindir, Meclis milletin temsilcisidir.
Bu anlayışla 4 anayasa yaptık. İlk kez hukukumuzun, siyasi varlığımızın temelini oluşturan milletin egemenliği anlayışı törpüleniyor, tek kişinin egemenliği ona dayanan düzen inşa ediliyor. Meclis ortadan kalkmıyor ama kuşa çevriliyor. Getirilen düzen milletin egemenliğini ortadan kaldırılıyor.
Millet dediğimiz, bu coğrafyada devleti oluşturan sınırlar içinde yaşayan insanların tümünün hukuk eşitliği içinde ülkenin kaderinde söz sahibi olmasıdır. Farklı inançtan, dinden, mezhepten insanlar, etnik kökenden insanlar var. Hepimiz eşitiz, aynı hukuktayız. Türk’ü, Kürd’ü, Arnavut’u Çerkez’i eşitiz, kimse kimseden üstün değil, kimse kimseye boyun eğmek zorunda değil. Anadolu işgalini bu anlayışla sona erdirdiler. Mustafa Kemal gönderin milletin temsilcilerini, dedi. Mardin'den de 6 kişi gitti. Gidenlerin bir kısmı şalvarlı, bir kısmı setre pantolonlu, çarıklı. Herkes gitti. Herkes senin gönderdiğin Mardinlinin emrine girdi. Herkes bir araya geldi. Biz milletiz, dediler paşalara hesap sordular.
“Cumhurbaşkanı milletin içinden çıkmış milleti muhatap kabul etmiyor”
8-10 milyonduk 80 milyon olduk. Ne kadar şikayetimiz olursa olsun Suriye'den Irak'tan iyi hale geldik. Onlar vatandaş olamadı, millet olmanın kaynaştırıcıcılığını yaşayamadılar.
ABD'de Başkanlık var. Başkan bakanı bile atayamıyor, kongreye onaylatacak. Kongre onaylamazsa büyükelçi atayamıyor. (Trump) ‘Göçmen almayacağım’ dedi. Mahkemeler ‘hukuk var’ dedi Durdular. Bizdeki böyle mi? Alakası yok. Soru bile sorulamıyor. Cumhurbaşkanı milletin içinden çıkmış milleti muhatap kabul etmiyor. İstediğine ‘gel bakansın’ diyecek, git deyince gidecek. Bakanları Meclis'e duyurmuyor bile. Savaş açmaktan kanun çıkarmaya, bütçenin nereye harcanacağına kadar her şey bir kişinin iki dudağı arasında.
Yeni bir anayasa yapmayı, şahıs hegemonyasına teslim olmayı haklı gösterecek hiçbir neden yok. Bu anayasa Meclis'in yetkilerini alıp tek adama veriyor. Denetlemeyi kaldırıyor. Yargı tümden Başkanın emrine bırakılıyor. 600 kişilik parlamentoda suç işledi diye mahkemeye vermeye kalksalar 400 kişinin oyu lazım. Cumhurbaşkanı aynı zamanda iktidar partisinin genel başkanı olabiliyor. Milletvekili listesini tanzim ediyor. Yargı siyasallaşmış Cumhurbaşkanının emrine tahsisi edilmiş. Adalet yok
“15 yıldır yaptığın ve yapmaman gereken ne krizleri hatalar var”
15 yıldır iş başındasın, yapmak isteyip yapamadığın hangi iş var? 15 yıldır yaptığın ve yapmaman gereken ne krizleri hatalar var. Yaşanan olaylar var. Bu bölgede aylarca sokağa çıkma yasağı yaşandı. Terörle şiddetle ilişkisini rayına oturtamamış bir siyasetçi çizgisi... 355 bin kişi göç etmek zorunda kaldı. İşi buraya getiren senin çok önemli yanlışların yok mu? (Güneydoğuda) Burada yaptığın, FETÖ'de yaptığın belli. Adliyeyi, güvenliği, silahlı kuvvetleri onlara teslim eden sen değil misin? Şimdi bu adama tek yetki vermek olmaz. İnsanı kamil olsa bu yetki verilmez. 15 yıllık uygulaması ortada bir anlayışa böyle bir yetki verilmez. Bu bir onur konusu.
“HDPli vekiller tutuklu, belediye başkanları görevden alınmış…”
Anayasa konuşulurken 11 vekil ortada yok. O insanların tutuklu olduğu ortamda konuşulan bir anayasa değişikliği... Herkes milletin bir parçası. HDPli vekiller tutuklu, belediye başkanları görevden alınmış. Niye seçim yaptırdınız buralarda? OHAL'de anayasa oylaması yapıyoruz. Ne ciddi propaganda yapma ne stant açma imkanı var. Güvenlik güçleri müdahalesi, kaymakam, vali baskısı var. Vekiller Meclis'te yok. Devlet teşkilatı baskı altında. 350 bin kişi göçmüş. Bu 350 bin kişi nerede oy kullanacak? Bu şartlar altında yapılan bir anayasaya demokratik bir oylama muamelesi yapılabilir mi? Amaç ne yapıp yapıp onaylatmak. Referandumda 2 hak var. Evet-hayır. Bunu devlet söylemiş, kararı sen almışsın. Hayır diyenler terörist, Fetö’cü, evet diyenler vatan evladı... Olur mu?
Cumhurbaşkanı kampanya yapıyor. Devletin uçağı, gücü, güvenlik güçleri, memurları… Miting yapıyor il ayakta, okullar tatil. Devletin imkanlarıyla evet dedirtmek için. Başbakan aynı şekilde.
Biz nasıl kampanya yapıyoruz, imeceyle. Ben biletimi alıyorum uçağa atlayıp geliyoruz.
“Devletin parasıyla yapılan kampanyada halkın yarısına küfrediliyor”
Gene de olmuyor, yapamadılar. Devleti seferber ediyorlar. Sabah Cumhurbaşkanı, öğleden sonra Başbakan saatlerce 24 kanaldan canlı yayın… ‘Evet’i de anlatmıyorlar ‘bunlar kötüdür’ diyorlar. Şahısları karalıyorlar. Bırak bunları da malını sat. Teklifle ilgili bir şey yok. Türkiye gece gündüz bunları izliyor, bıktı millet. ‘Kafamızı dinleyelim’ diyorlar.
Devletin parasıyla yapılan kampanyada halkın yarısına küfrediliyor.
Mardin'e anayasa teklifine hayır demek için geldim. Ben il il gezip hayır diyorum, hayırı anlatıyorum Bana, vatandaşlarıma bunun için terörist diyenin de alnını karışlarım.
Evet kampanyası kuru gürültü. ‘Evet çıkarsa çok sevineceğim’ diyenlere ‘hayır çıkarsa çok sevineceğim’ dedim. Sanki 23 Nisan 1923'te Meclis'i açmış gibi sevineceğim, ya da 29 Ekim 1923'de Cumhuriyeti ilan etmiş gibi sevineceğim ya da Anadolu’yu işgalden kurtardığımız gün ne kadar sevindiysek o kadar sevineceğim diyordum. Sayın Cumhurbaşkanı alınganlık göstermiş.
“Cumhurbaşkanı balans ayarını bir kontrol ettirsin”
‘Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü açtık. Biz Yavuz Sultan Köprüsü'nden şunlar geçer, bunlar geçemez diyor muyuz? Bizde tarafsızız’ demiş. Sayın Cumhurbaşkanı bence balans ayarını bir kontrol ettirsin. Tehlikeli yollardan gidiyoruz araba çekiyor, bıraksa gidecek. Türkiye için de sizin için de iyi olur.
Anayasa dediğin hepimizin rızası olacak. OHAL’de, milletvekilleri katılmamışsa, devlet bütün gücünü bir taraf için seferber ettiyse hiç olmaz.
Anayasa tartışmasını bitirmiyorsunuz, yeni bir tartışmayı başlatıyorsunuz. Evet çıkarsa ülke allak bullak olur. 7200 mevzuat değişecek. Her değişiklikte ne olacak bilemezsiniz. Kim nerden darbe yiyecek belli değil. Mesela memurlar. Bu yetkiyi verirsen yarın ‘memuriyet düzeni bitti sözleşmeli personele geçtik’ denilebilir. Senin de çocuğunun da güvencesi kalmaz. Meclis kanun yapar Başkan kararnameyle ilan eder.
“Kazandım dediğiniz haklar da dahil her şey tehlikede. Bu yetkiyi evet diyenler veriyor”
Sendikalar, muhalefet partileri, olabildiği kadar medya vardı. Önce kamuoyunda sonra komisyonda ve genel kurulda konuşulur. O arada yanlışlar düzeltilebilir. Şimdi bir kararnameyle Kazandım dediğiniz haklar da dahil her şey tehlikede. Bu yetkiyi evet diyenler veriyor.
17-25‘le ilgili her şey reddedildi. Sayın Cumhurbaşkanı biz vereceğiz (gensoru) sen reddedeceksin. Biz vereceğiz senin reddettiğin görülecek herkes buna göre hakkında hüküm verecek.
‘Kıdem tazminatındaki parayı Varlık Fonuna aktardım’ diyebilir. İtirazı, temyizi var mı? Niyetler belli, hep konuşulur. Kamuoyu sendikalar ağırlığını koyar.
350 şirkete kayyum atandı. Hukuktan geçerek mahkumiyetle değil. Burada da öyle değil. Ahmet Türk aramızda.
“1989’da rapor yazdık: Herkesin kimliği onun şerefidir”
Herkes tedirgin olacak, ekonomiye de yansıyacak. Evet çıkarsa pişman olan sizler olacaksınız 40 yıldır siyasi hayatın içinden geliyorum acıları, sürgünleri biliyorum. 90 yıllık tarihimize yazık. Evet kargaşa yaratır. Hayır olursa malın da hakkın da güvencen de meclisin de senin. Cumhurbaşkanı, Başbakan olur. İnşallah belediye başkanı da belediye başkanı olacak.
Önemli olan temel mutabakatımız. 1989'da bir rapor yazdık. Kıyamet koptu. Rapor dolayısıyla bizler Milli Güvenlik Mahkemelerine verilmek istendik. Türkeş, Demirel aleyhimize demeçler verdiler.
30 yıla yakın süre geçti o raporun özü; biz, herkesin kimliği onun şerefidir, herkes kendi kimliği ile haklı olarak iftihar eder, kimse kimliğinden dolayı üstünlük istemesin, kimse kimliğinden dolayı bedel ödemek zorunda kalmasın, devlet kimsenin kimliğini sorgulamak hakkına sahip değildir’ dedik. Herkesin kimliği onun şerefidir sözü ‘inkar yok’ demekti. ‘Asimilasyon yok’ demektir bu. Devlet dinsel ve mezhepsel kör olmalı diyorduk.
“Ahmet Türk'ü şiddetle bir araya getiremezsiniz”
30 yıl önce bu anlayışa girseydik bu tartışmalar ortadan kalkardı. Artık siyaset işlemelidir, bu ‘silah susmalıdır, terör bir yöntem olmaktan çıkarılmalıdır’ demektir. Bu konudaki kafa karışıklığının bedelini bölgemiz, siz ödediniz. Şiddetsiz siyaseti, iknaya, barışa dayalı bir siyaseti ortaya koymamız lazım. Hepimiz bu kültürün bir parçasıyız diye kabul edeceğiz. Başka çıkış yolu yok. Yöntem olarak da hedef olarak da barış. Acıları yaşadık ama intikama yönelmeyeceğiz aşacağız. Bu anlayışı en iyi temsil eden insanlardan biri Ahmet Türk'tür. Yaşadığı acılardan nefret üretmeye, husumet etmeye yönelmemiştir. Tam tersine onların aşılması gerektiğini herkese anlatmaya çalıştı. Şiddet onun çöz yöntemi olmamıştır. Bunu bildiğim için tutuklanması söz konu olduğunda bir an bile tereddüt etmedim.
Şerafettin bey de Baro Başkanı Tahir bey de aynı şekilde…
Ahmet Türk'ü şiddetle bir araya getiremezsiniz. Düşman olarak bir yere varmayız. Mardin'in oyuyla seçilmiş başkan Ahmet Türk ne mutlu ki aramızda Türkiye bu geçiş sürecini tamamlayacaktır. Seçimle gelen seçimle gidecektir.”