loading
close
SON DAKİKALAR

Ece Temelkuran Son Kitabını Anlattı

Ece Temelkuran Son Kitabını Anlattı
Tarih: 11.02.2012 - 18:22
Kategori: Söyleşi

‘Utan Diyoruz, Vicdana Gel Diyoruz, Artık Böyle Anormal Konuşuyoruz’

Ece Temelkuran Son Kitabını Birgün'den Ahmet Meriç Şenyüz'e Anlattı:

Ece Temelkuran’la uzun uzun konuşuyoruz çünkü onun söyleyecek çok sözü, bizim yanıtını merak ettiğimiz çok sorumuz var. Söyleşinin bugünkü bölümünde, daha çok kendisine yönelik ‘sol’dan gelen eleştirilere verdiği yanıtları okuyacaksınız. Ece, her zamanki özgüvenli, kendinden emin tavrıyla bütün eleştirilere yanıt verdi. İlgiyle okuyacağınızı umuyorum.

»Söyleşinin bu aşamasında sizi hazır yakalamışken, size yönelik birkaç eleştiriyi de sormak istiyorum. Şu “Sınıfsız Domatesler” yazısına bir gelsek. O yazı ciddi eleştiriler aldı. Onu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hiçbirini ciddiye almıyorum bir kere onu söyleyeyim. Bir tane kelime yanlışından doğdu her şey. Haftalık, günlük para meselesinden. O yazı üzerinden herkes kendini temizledi. Meğer memleket ne temiz ahlaklı, bigünah, kusursuz insanlarla doluymuş! Son derece zorlama eleştirilerdi onlar. On iki yıldır fikir yazıları yazıyorum, herhalde benimle ilgili bulabildikleri tek söz, söyleyecek şey bu. Gurur duyarım. İşten atıldığım gün duruma söyleyecek söz bulamayıp yine bu "Sınıfsız domatese" sarılan gayretkeşler oldu. Arkadaş ne sınıf bilirsin ne domatesten anlarsın! "Oh! İyi ki atmışlar" de, otur.

İnsanlar Çıldırmış!

»Bir dayanışma örneği göstererek Tutuklu Gazete’ye yazı verdiniz. Tutuklu Gazete’nin ikinci sayısı… Ben yazıyı okuduğumda ‘gazetenin en iyi yazısı’ dedim. Diğerleri de çok değerli yazılar elbette ama benim kişisel görüşüm bu. Fakat sonrasında bu da bir kampanyaya dönüştü size karşı.

Öyle mi? Ondan haberim yok. Benimle ilgili düzenlenen linç kampanyalarına yetişemiyorum.

»Twitter’dan bir grup, yine kendilerini solda tarif eden insanlar, “Ece Temelkuran tutuklu değil, ne işi var Tutuklu Gazete’de, her yerden çıkmasa olmuyor mu, orada neden kendi reklamını yapıyor falan” gibi bir kampanya başlattı. Ağır ifadeler de oldu, onları aktarmıyorum. Bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Söz söylemeyelim mi? Arkadaşlarımız içeride söz söylemeyelim mi? Ne kadar saçma sapan bir laf. Ciddiye alamayacağım bunu, cevabım yok buna. İnsanlar çıldırmış. Tutuklu arkadaşlarımla ilgili yazı yazıyorum. Bu bile bana eleştiri olarak dönüyor. Pes!

»Benzer başka bir şey daha oldu. Davayı çok iyi takip ettiniz. Biz duruşma salonunda içeride ne yazdıysak, sizin 200 binin üzerinde takipçiniz var, bir kısmı da yurt dışından insanlar, bir kısmı da önemli gazeteciler, siz bizim tweetlerimizi İngilizce’ye çevirerek onlara duyurdunuz. Bu da bir eleştiriye döndü onu fark ettiniz mi? Orada da şöyle bir laf çıktı: “Kendisi orada olmadığı halde, Tunus’tan sanki duruşma salonundaymış gibi yapıyor” şeklinde bir eleştiri yapıldı.

Bunlar hakikaten kötü niyetten başka hiçbir şey değil. Çünkü, herkes gördü ve bunu da özellikle açıktan yaptım ben. Elif’le (Ilgaz), Engin’le (Baş) , (duruşmayı takip eden Ali Cemal Karadudak’ğa dönerek) seninle de herkesle birlikte, baştan bir organizasyon yaptık. Sonra da bu organizasyonu gerçekleştirdik. Ne var bunda?

»Gördünüz ama eleştirileri değil mi?

Geçen gün birisi çok güzel bir laf etti, çok hoşuma gitti. “Ev faşisti” diye… Bunlar ev faşisti. Evinde oturup Twitter’da böyle ev faşistliği yapıyorlar.

»Size yönelik bu soldan gelen eleştirilerin hepsine, ‘meyve veren ağaç taşlanır mı’ diyorsunuz? Hiç haklılık payı yok mu?

Hayır. Her ne kadar hakkımda tam tersi söylenip dursa da kendimi hiç oralara koymadım ben. Ve bulunduğum yeri de hiç kıskanılacak bir yer olarak görmedim. Ne ki, insanlar çok tamahkârmış onu da görüyorum. Yazın başında bir yazı yazmıştım. Hilal Kaplan ve Nagehan Alçı benimle ilgili ilk operasyonu PKK muhibbi diyerek başlattıklarında söylemiştim. Buyurun gelin oturun diye ve nitekim şimdi oturuyorlar. Allah rahatlık versin demek isterim, o koltuklarda.

Markar’ı Ciddiye Alana Yazıklar Olsun!

»Gelen eleştirilerde hiç mi dikkate alınır yan olmuyor?

Dikkate alınacak eleştiriler oralardan gelmiyor. Dikkate alınacak benim ciddiye alacağım insanlar tarafından yapılıyor ve ben de ciddiye alıyorum zaten. Ama o eleştiriler, güçlü, büyük bir taşın arkasına saklanıp, küçük küçük taşlar atanlardan gelmiyor. İnsanlar, gelip yüzüme söylüyorlar. Ya da yazıyorlar köşelerinde, ben de tartışıyorum. Böyle bir yekten karşıma çıkıp da kılıcını sallayan bir tane adam görmedim ki. Sürekli bir pusu… Çetin Altan’ın söylediği çok doğruymuş.

»Düello meselesi mi?

Bu ülkede bir düello kültürü yok ki. Hep bir pusu kültürü var. Ve bu pusularla insanları da pusuya düşürüyorlar hakikaten. Düşürdüler işte, Ahmet’i, Nedim’i, gördük yani. Ahmet’le ilgili hâlâ… Ayıptır, günahtır! Adamlar içeride, sus arkadaş. Şimdi ben Markar Esayan’ın yaptığı eleştiriyi mi ciddiye alayım? Biz arkadaşlarımızın tahliye haberini beklerken, kapıya kulaklarımızı dayamış… Emre Uslu’yla Twitter’da “tahliye olmayacaklar, ha ha ha” diye şakalaşan bir adamın eleştirisini mi ciddiye alayım? Bunları ciddiye alan varsa da yazıklar olsun. Benim bugüne kadar yaptığım işler ortada, dönsünler baksınlar çok merak ediyorlarsa.

»Ümit Kıvanç’ın bugünkü yazısına (Cumartesi günkü Taraf’ta çıkan yazı) geleceğim. Orada bir boks maçı örneği var. “Ağır sıklet boksörle çocuk arasında tarafsız mı kalacaksınız” diye soruyor. İlk tutuklanan gazeteciler, Ahmet Şık ve Nedim Şener değildi. Bunu ANGA’nın da bir üyesi olarak söylüyorum. Mesela İlhan Selçuk tutuklandığında veya Aydınlık Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım haber yaptığı için tutuklandığında yine böyle bir ‘boks maçı’ durumu yok muydu? Ve biz orada seyirci kalmadık mı?

Olağanüstü bir kafa karışıklığı vardı. İnsanları o kadar korkuttular ki, bizim de başımıza bir şey gelecek, biz de bu entelektüel camiadan aforoz edilirsek bizim de başımıza ne gelir diye. O kadar çok korkuttular ki, insanlar seslerini çıkartamadılar. Nahid Sırrı Örik’in “Turnede bir Artist Öldürüldü” diye bir kitabı vardır. Çok az insan bilir. Orada çok güzel bir laf vardır. Yıldızı halk yaratmaz, yıldızı İstanbul yaratır diye. Entelektüel yıldızları da İstanbul yaratır. Birkaç tane bilinen gazeteci varsa halkın yarattığı, halk tarafından sevilen, ben bir tanesi olarak söylüyorum bunu…

İnsanlar İstanbul’daki yıldızların yaratıldığı çevreden aforoz edilmemek için o kadar çok uzun süre sustular ki… İşte bugün 104 gazetecinin tutuklu olduğu duruma geldik. Hâlâ susuyor insanlar. Normal mi yani? New York Times’a birinci sayfada haber oluyor tutuklu gazeteciler, bizim gazetelerimizin hiçbirinde birinci sayfada yoktu o gün. Anaakım medyadan bahsediyorum. Bu normal mi? Guardian’da adam üşenmemiş, yazmış bu tutuklu gazeteciler sayısı nedir diye. Yavuz Baydar ile benim yazılarımı karşılaştırarak yazmış. Bu yazılıyor Guardian’da, burada sen oturup da bu tutuklu gazeteci sayısı aslında yüz dört kişi diye yazı yazan insan sayısı kaç? Ar damarı çatlamış, başka söyleyecek hiçbir şey yok. Öyle bir dönemden geçiyoruz ki…

Durumu haya ile arla açıklıyoruz. Siyaset konuşmuyoruz artık. Asgari insani değerlerin yokluğundan bahsediyoruz. Utan diyoruz, vicdana gel diyoruz. Bu konuşma şekli de normal değil. İnsanları bu hale getirdiler. O kadar büyük bir delirme var ki, bunun karşısında sağlıklı bir tahlil yapmak, Türkiye nasıl bir siyasal süreçten geçiyor, entelijansiyanın pozisyonu nedir diye konuşmuyoruz. Adamın biri çıkıyor, bana parazit diyor, öbürüne Ergenekoncu diyor. Bunları içeri attıralım diye yapıyorlar. Bizi içeri atmasınlar diye biz de kendimizi anlatmaya çalışıyoruz. Bunlar normal mi? Bunlar delilik, başka hiçbir şey değil.

»Ergenekon operasyonunun ilk başlarında yeterli tepki verdiğinizi düşünüyor musunuz?

O dönemde ben Ergenekon operasyonunu eleştirdiğim için çok eleştiri aldım zaten. Ama şöyle bir şey anlatayım, ki bunu da yazdım. Ahmet’i ziyarete gittiğimizde, otobüsle gidiliyor, ringle gidiliyor cezaevinin kapısına. Ringle dönülüyor. Ringle dönerken çok acıklı bir manzara vardı otobüsün içinde. Doğu Perinçek’i ziyarete gelenlerle Ahmet’i ziyarete gelenler olarak zaten toplam beş, altı kişiydik. Barış Pehlivan’ı da ziyarete gelenler vardı. Yedi, sekiz kişiyiz belki. Kimse kimseye selam vermedi. Koca bir otobüsün içinde yedi kişiyiz. Hepimizin sevdiği içeride. Ve kimse kimseye selam vermiyor. Al sana faşizmin en güzel fotoğrafı. Derdimiz aynı, kaderimiz aynı; ama biz hâlâ asgari müştereklerde buluşamıyoruz. Eğer böyle bir şey yapılacaksa, ne oldu Türkiye’ye diye bir fotoğraf basılacaksa o otobüsün fotoğrafı çok güzel bir fotoğraftı bence.


»Aksi bir fotoğraf söyleyeceğim size. Cengiz Kapmaz tutuklandığında, ANGA olarak bir eylem yaptık. Mustafa Balbay’ın da tutuklanışının 1001. günüydü. 1001 gece masallarına son diye, orada şu oldu. Azadiya Welat yayın yönetmeninin fotoğrafını taşıyan adamla, Aydınlık yayın yönetmeninin fotoğrafını taşıyan adam, Yürüyüş Dergisi’nin fotoğrafını taşıyan adamla Cengiz Kapmaz’ın fotoğrafını taşıyan adam, hepsi beraber yürüdüler… Bu muhalefetin birleşmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?

Bugünlerde tutuklu gazetecileri savunanlarla ilgili bu kadar çok linç operasyonunun düzenlenmesinin tek bir nedeni var. Gördüler, şimdi bu adamlar birleşiyor. Biz bunları Ergenekoncu diye suçlayarak yıpratamadık, yine bunlar birleşiyor. Eşyanın tabiatına geri dönmek, eşyaya bir etki verirsen tepki alırsın. İnsanı bu tepkiyi veremez hale getirmişlerdi. Şimdi tekrar normale dönmeye başlıyor işler bu anlamda. Bu güçlü bir reaksiyon yaratıyor. Biz bir yapıyorsak, bin linçle geri dönüyor her şey. Bunun muhalefette daha çok tepki yaratması lazım.

»Bu muhalefetin birleşmesi konusunda şu tavrı nasıl karşılıyorsunuz? Geçmişe dönüp bakıp, ama o ihbarcı, ama o Kürt hareketi, Başbağlar katliamını yaptı. Ama efendim Ece’nin hayat tarzı şöyle, aman efendim biz Halkevleri’yle, ÖDP’yle veya TKP’yle bir araya gelemeyiz… Birbirlerine yönelik, bu ağır saldırı karşısında bile muhalefet unsurlarının eski defterleri kapatamaması konusunda ne düşünüyorsunuz?

1980’den itibaren, örgüt sözcüğü yasadışı hale gelmiş. İnsanların kafasında örgüt deyince bir talep için ortaklaşa bir hareket yaratmaktan ziyade, illegal, kanun dışı bir iş yapmak çağrışıyor. Sen iki jenerasyondan bütün insanların kafasına bunu çakmışsın. İnsanların bir araya gelmesi zaten zor. Bu iktidar döneminde ne yapmışsın peki? Arkadaş sohbetlerini örgütsel doküman olarak mahkemelerde ortaya çıkarmışsın. Sevgiline ettiğin sözleri, mahkemelerde örgüt konuşması diye ortalara sermişsin. Bu insanlar nasıl bir araya gelsin? Bu kadar tarumar olmuş bir insani ilişki kültürü içerisinde örgütten bahsedilebilir mi? Ben Araplarla yaşıyorum, neden biliyor musun? Çok tuhaf bir şekilde, bunun insana kendini nasıl iyi hissettirdiğini fark ettim. Birbirinin gözünü oymaktan ziyade, beraber ne yapabiliriz bu ülke için diyen insanlarla birlikte olmayı özledim. Gelecekten umutlu olan insanlarla… Ve başları çok büyük belada hepsinin, hem Mısır’daki arkadaşlarımın, hem Tunus’taki arkadaşlarımın. Ama hepsi birbirlerine ve kendilerine inanıyor. Bu nasıl farklı bir şey. Bu ülkede yaşadığımız ruh hali ne kadar korkunç bir tımarhane ruh hali olduğunu oralara gidince anlıyorsun.

»Bunu 12 Eylül sonrası yaratılan iklimle açıklıyorsunuz ama burada öznel bir hata da var. Ortak bir saldırı geliyor ve biz buna karşı ortak bir cephe oluşturamıyoruz. Buna ilişkin bir umut görüyor musunuz Türkiye’de? En azından temel insani meseleleri savunmak, demokrasinin temellerini savunmak konusunda?

Şöyle bir teori yok. Eğer belli şeyler olursa, insanlar sonunda bir araya gelir…

Böyle bir şey yok. İnsanlık tarihinde bunun olmadığı zamanlar da var. Hakikaten bunun için, iradi bir hareketle ortaya çıkmak gerekiyor. Yoksa bu eşyanın tabiatıyla kendiliğinden olan bir şey değil yani. İnsan öyle bir şey değil. Dolayısıyla bunun varlığına dikkat çeken, bu durumun hastalığına dikkat çekip, ondan sonra iyileştirmek için de şunu yapmak lazım diyerek ortaya çıkmak gerekiyor. Yoksa bu kendi kendine olmayacak, o muhalefet kendiliğinden birleşmeyecek. Halkevleri’nin başına ne çoraplar örüyorlar. Öğrenci Kolektifi’nden çocukların anasını ağlattılar.

‘Benim reddettiğim şeyleri bilmiyorlar’

»Size bir şey teklif edildi mi kendinizi satmanız için?

Ece Temelkuran kendisine sürekli hayat tarzı üzerinden vurmaya çalışanlara başlıktaki soruyu sordu ve şu sözlerle yanıt verdi: “Hayat tarzı meselesi gündeme geldikçe çok komiğime gidiyor. Önce şunu söyleyeyim benim durumum biraz eşyanın tabiatına tersti. O yüzden bu kadar çok tepki çekiyor bence. Hem muhalifim, hem gazetelerde fotoğrafım yayınlanıyor. Ortalarda gözüküyorum. Hem herkes çok para kazandığımı düşünüyor. O kadar para kazanmıyordum, emin olabilirsin yani. Hem iyi bir hayat yaşadığım zannediliyor. Bu insanları sinir ediyor, sanırım oradan bir hınç biriktirme hali oldu. Çoğunluğu da, öyle bir hayat yaşamak isteyen insanlar enteresan bir şekilde. Bu gençler özellikle çok komiğime gidiyor. Kendimizi satmayacağız falan filan… Size bir şey daha teklif edildi mi, kendinizi satmanız için? Benim reddettiğim şeyleri bilseler hayatta, hiçbiri böyle şeyler söyleyemez. Gelelim ikinci meseleye, bu yaşam tarzı meselesi… Hasbelkader birkaç kere bir yerlere gitmişsem, iyi bir yerlere… Bunun hiç istisnası yoktur. Ya kapıcısı, ya tuvaletçisi ya garsonudur gelip benimle orada Ece Hanım diye ilgilenen. Sahibi değildir yani. Ben çünkü o insanları yazdım ve hep o insanlara yazdım. Bu da, karşılık buldu bugüne kadar. Ettiğim laflar adresine gitti.”

Birgün Onlıne

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları