Sıkıyönetim dönemlerinde bile bugünkü kadar baskılar yaşanmadığını ifade eden Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Vakıf Başkanı Orhan Erinç: Gazeteciliği ve Cumhuriyet’i kendi kafalarında yarattıkları tanıma uydurmaları mümkün değil.
Cumhuriyet ve yazarlarına yönelik operasyonda üçüncü güne girilirken, halk, muhalefet partileri ve demokratik kitle örgütleri tarafından verilen destek de sürüyor. Öte yandan gazeteye iki taraftan set çeken polisin, Cumhuriyet’e girişlerde zorluk çıkardığına tanık oluyoruz. Gazeteciler, muhabir ve yazı işleri birimi yöneticileri ise bir yandan ziyaretleri kabul ederken diğer yandan da ‘sonraki günün’ gazetesi için çalışıyor.
Cumhuriyet gazetesinin yönetim katı da gelişmeleri yakından takip ediyor. Bir duayen, Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Vakıf Başkanı Orhan Erinç hem Türkiye’nin hem de gazetenin ‘yüz yüze bırakıldığı sorunları
BirGün'den Erk Acarer'e anlattı.
Haber, haberdi
Erinç Demokrat Parti döneminden başlayarak bir kıyaslama yapıyor: “Gazeteciliğe 14 Şubat 1957’de başladım. Son Posta gazetesi sahibi ve başyazarı Salim Ragıp Emeç aynı zamanda Demokrat Parti vekiliydi. Ancak gazetenin ‘partililiği’ sadece köşe yazılarındaydı. Haber, haberdi. Neyse, ‘o şekilde’ verilirdi.”
‘Haber kutsal yorum hürdür’ ilkesi
Anlatılanlar mukayese kabul etmiyor. Erinç, ilginç anekdotlarla sürdürüyor: “Selim Bey, 1970 yılının ağustos ayında vefat etti. Mezarı başındayken tesadüfen öğrendik. Demokrat Parti Genel Başkanı ve Başbakan Adnan Menderes, zaman zaman kendisini gazetedeki haberlerle ilgili olarak arayıp teessüflerini bildirirmiş. Ancak o bir kere bile ağzını açıp biz, ‘Çocuklar ney yapıyorsunuz’ demedi. Gazetecilik böyle bir şeydi. Oğlu Çetin Emeç de bizler de böyle öğrendik. Meslek büyüklerimizin, ustalarımızın bize öğrettikleri basının atasözüydü. Bizde ‘Haber kutsal, yorum hürdür’ denirdi.
Sıkıyönetimden gerideyiz
Erinç’in anlattıkları adeta bir ‘böylesi olmadı’ vurgusu: “12 Mart’ta da Cumhuriyet kapatıldı ve yazarları gözaltına alındı. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra da baskılar sürdü. O dönem Cumhuriyet’in sorumlu yazı işleri müdürüydüm 13 Eylül 1980 günü gazetede bu görevle benim imzam bulunuyordu. Sıkıyönetim yasası haberde kast arıyordu. ‘Kast-ı mahsus’ denilen yasa vardı. Yani, ‘Bu haberi neden yaptın?’ diye soruluyordu. Oysa bugün haberi yazmak bile ‘Terörle Mücadele Yasası’ kapsamında suç sayılıyor. Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile yapılan yasalar sıkıyönetimi geride bıraktı. Sıkıyönetim yasası bile önümüzde daha demokratik yasa olarak duruyor.”
Suç tanımı neye göre?
Erinç, ifade ettikleriyle, Türkiye’deki en büyük sıkıntılardan birine hukuk ‘neye ve kime göre’ soruna da gönderme yapıyor: “Sıkıyönetimde yasa belliydi. Neyin suç olduğunu ya da olmadığını bilirdik. Net bir tanımı vardı. Yazı işlerinde görev yaparken okuduklarımızı bu açıdan değerlendirebilirdik. Ancak şimdi böyle bir değerlendirme yapmak mümkün değil!”
Kendilerine göre bir dizayn istiyorlar ama…
Erinç, geçmiş günlerden bugüne gelerek bir çıkarım yapıyor: “Ben Cumhuriyet’e 1963 yılında geldim. Nadir Bey’in, (Nadi) Berrin Hanım’ın (Nadi) ve İlhan Abi’nin (Selçuk) dönemlerinde yöneticilik yaptım. 93. yılını karşılamak üzere olan bir gazeteden söz ediyoruz. Cumhuriyet’in geçmişindeki yayınlarıyla bugünkü yayınları arasında ne fark var sorusunu, kendi değiştirdikleri siyaset anlayışına göre yorumluyorlar. Sorun burada. Cumhuriyet’ten kendi anlayışlarına göre bir tanım, bir çizgi çıkaramazlar.
Arşive girip baksınlar
Arşive girsinler, geçmişte kimler yazmış, haber olarak neler verilmiş, bir baksınlar… Ondan sonra bir değerlendirme yapsınlar. Kişisel amaçları ya da kendi siyasetlerine uygun ‘bir Cumhuriyet’ beklentisi içinde olmalarını yanlış ve anlaşılmaz buluyorum.
Biz gazetecilik biliriz!
Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz sahibi Orhan Erinç, ‘ne yapılması gerekir’ sorusuna bildiği pencereden bakarak yanıt veriyor: “Biz gazeteciyiz, gazete yapmayı biliyoruz. Bir tepki gösterilecekse gazetede gösterir, bilgi verilecekse gazetede veririz. Onun dışındaki eylemler konusunda amatörüz. Manşetini atarsın, yazını yazarsın, fotoğrafını çekersin. Bildiğimiz yol bu. Gerisi, siyasi partilerin, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin görevi.”
Yılgınlık yok
Tehlikenin farkındayız ama Erinç’in sözlerinde gerçekçilik ve umut birlikte: “Evet, Türkiye’nin iyi bir yere gitmediği belli. Bir gerçekle karşı karşıyayız. Ne var ki karamsar olmaya ve umutsuzluğa hakkımız yok. “Tehlikenin farkında mısınız?” manşetinden bu yana görevimizi yapıyoruz. Gazeteciliğe ve görevimizi yapmaya da devam edeceğiz.”
***
Kişisel amaçları ya da kendi siyasetlerine uygun ‘bir Cumhuriyet’ beklentisi içinde olmalarını yanlış ve anlaşılmaz buluyorum. “Tehlikenin farkında mısınız?” manşetinden bu yana görevimizi yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz.
ETİKETLER : türkiye gerçeği, vişne haber ajans, vişne ajans, istanbul gerçeği, türkiye haberleri, son dakika haberler, istanbul haberleri, sondakika, Orhan Erinç: Gazeteciliğe devam edeceğiz, orhan erinç, cumhuriyet