loading
close
SON DAKİKALAR

'Yönetemeyen bir iktidar, yönetilemeyen bir Türkiye'

'Yönetemeyen bir iktidar, yönetilemeyen bir Türkiye'
Tarih: 11.09.2013 - 18:27
Kategori: Siyaset

CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç, ''Dünya’da savaşta savaş diyen birbuçuk insan kaldı, biri Başbakan buçuğu da bakanı'' dedi.

-“Bir can daha yitirdi Türkiye. Hatay’da Ahmet Atakan kaybettiğimiz evlatlarımıza eklendi. Kaybettiğimiz çocuklarımız için bir damla gözyaşı, bir teessür ifadesi, bir baba vicdanından süzülecek iki damla gözyaşına tanık olmadık ne yazık ki. Bir başsağlığı, bir Allah rahmet etsin dileği dahi ifade edilmedi. Bu duyguların nasıl körleştiğini, vicdanların nasıl mühürlendiğini çok açıkça ortaya koyuyor”

-“Yönetemeyen bir iktidar, yönetilemeyen bir Türkiye. Fotoğraf bu.”

-“Demokratikleşme paketi Başbakan’a sunuldu deniyor. Başbakan sihirbaz mı? Demokrasi sihirbazın torbası mı? Başbakan torbadan tavşan mı çıkartacak demokratikleşmede”

-“Başbakan ve demokratikleşme. Bu iki kelimeyi yan yana görünce İsmet Paşa’nın deyimi akla geliyor. Hadi canım sende.”

-“Başbakan’dan demokratikleşme beklemek yaz ortasında kar yağar mı diye dua etmeye benzer.”

-“İçeride yönetme iradesini kaybetmiş, dışarıda itibar görmeyen, ağırlığını yitirmiş bir iktidar bundan sonra ancak kaos üretir. Hiçbir zaman çözümde üretemez”

-“Başbakan bundan sonra ülkenin çıkarları için değil, ancak kendi siyasi çıkarları için adım atar”

-“AKP iktidarının ki derin bir yalnızlık değil, ürkütücü, zavallı ve çileli bir yalnızlık”

-“Muhatabın yok senin. Meşru muhatabın yok bölgede. Senin muhatabın El Nüsra, El Kaide, İmralı, Kandil. Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin uluslararası politikada dış politikada geldiği nokta meşru muhatabı olmayan bir devlet.”

-“Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde korkuyla, vehimle, kuşkuyla, barışçı, şiddet içermeyen, demokratik anayasal hakları olan gösteri yapma ve protesto hakkını kullanan insanlara, şiddete başvurulmadığı sürece hiçbir zaman polis tarafından şiddet uygulanmaz”

-“Türkiye’de ilk defa İstanbul’da Taksim’de sıkılan gazlardan dolayı Kasımpaşa’da oynanan genç milli maçına Stada çöken gaz bulutu yüzünden 1,5 saat ara verildi”

-“Cemevleri ibadethane statüsü almalıdır. Diğer inançların ibadet yerlerinin genel ve yerel bütçeden aldığı tüm katkılar, haklar cemevlerine de tanınmalıdır. Mezhep tercihli bir iç-dış politika takipçisi iktidarın bunu yerine getirmesi mümkün değildir”

CHP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Haluk KoçMYK toplantısı devam ederken görüşlerini açıkladı ve soruları şöyle yanıtladı;

Değerli arkadaşlarım, her geçen gün iç ve dış siyaset koşullarının ağırlaştığı bir dönemden geçmeye devam ediyoruz ne yazık ki. Sakin, dengeli bir siyaset ortamı bulamıyoruz. Çünkü sürekli gelişen olaylar Türkiye’yi dünya içerisinde ön planda etkileyen olaylar ve buna dönükte Türkiye’nin pozisyonu çok dikkatle takip edilmesi gereken muhalefet olarak da, tespitlerimizi, eleştirilerimizi, yönlendirmelerimizi yapma göreviyle karşı karşıyayız.

Şuanda Merkez Yönetim Kurulumuz toplantı halinde. Ben her zamanki gibi bir format sorusu soracağım size. Ağırlıklı olayları ben daha önceki gibi sıralayayım mı, yoksa hiç bunlara girmeden doğrudan sizden soru mu alıyım? Ya da ben gündemdeki olaylar üzerinde görüşlerimi ifade ettikten sonra her zamanki gibi eksik kalanlar boyutunda sizlerin sorularını mı alıyım? Her zamanki gibi. Peki.

Değerli arkadaşlarım, baktığımız zaman Türkiye manzarasına bir korku hali. Hem toplumda bir korku. İşin ilginç tarafı yönetenlerde de bir korku havası. Bir hoşgörüsüzlük, başından beri süregelen kutuplaştırma, kamplaştırma sürecinin daha keskinleşmesi, eleştiriye tahammülsüzlük artık hat safhaya ulaşmış durumda. Herkes bana komplo kuruyor, herkes bana tezgah yapıyor tarzında bir saplantı. İç ve dış politikada art arda gelen başarısızlıklar, fiyasko deyimiyle de tanımlayabiliriz çeşitli sonuçlar. Genel bir itibarsızlık, çözüm sürecinde tıkanma tartışmaları. Demokratikleşme sürecinde samimiyetsizlik. Sonuçta yalnızlaştırılan bir Türkiye. Söyledikleri gibi değerli bir yalnızlık değil aslında tam tersine ürkütücü, korkutucu bir yalnızlık. Bunun karşısında demokratik, barışçı anayasal haklarını kullanan yurttaşlara karşı amansız, orantısız bir polis şiddetinin sergilenmesi.

Değerli arkadaşlarım, buna sık sık tanık oluyoruz ama bir can daha yitirdi Türkiye. Genç bir evladımız daha Hatay’da Ahmet Atakan bu süreç içerisinde kaybettiğimiz evlatlarımıza eklendi. Bu kaybettiğimiz çocuklarımız için bir damla gözyaşı, bir teessür ifadesi, bir baba vicdanından süzülecek iki damla gözyaşına tanık olmadık ne yazık ki. Bir başsağlığı, bir Allah rahmet etsin dileği dahi ifade edilmedi. Bu duyguların nasıl körleştiğini, vicdanların nasıl mühürlendiğini çok açıkça ortaya koyuyor. Bu bir süreçten geçiyor Türkiye.

Değerli arkadaşlarım, uygulanan şiddet karşısında art arda gelen ölümler. Bakın bir liste hazırladı arkadaşlarım. Medeni Yıldırım, Ali İsmail Korkmaz, Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert, Ahmet Atakan, Adana’da kaybettiğimiz komiser Mustafa Sarı. 7 tane genç ölüm. 11 insanımızın gözü çıktı. 200 beyin travması. 4 bin gözaltı. Bir kısmı tutuklu. Dün İzmir’de biliyorsunuz bazılarının tutukluluk halinin komik gerekçelerle devamına karar veren bir yargı. 8 bin yaralı. Bunların ardında kalan nefret, öfke, yapılan açıklamalara duyulan tepkiler. Bütün bunlar toplum üzerinde sağlıksız bir havanın oluşmasını arttırıyor, pekiştiriyor.

Değerli arkadaşlarım, bu ölümler sonrasında yapılan açıklamalara tanık olduk. Ethem Sarısülük’e üç adımdan ateş eden polisin eline taş geliyor, tetik düşüyor ve gidiyor Ethem’i kafasından vuruyor. Polis tutuksuz, fail ortada.

Eskişehir’de daha önce kalp ameliyatı olmuş gencecik bir çocuk Ali İsmail Korkmaz sokak ortasında görüntüler peş peşe ardı sıra çıktı biliyorsunuz. İnsafsızca dövülüyor, tekmeleniyor, sopayla öldürülesiye dövülüyor. Eskişehir’deki valinin açıklaması arkadaşları polisten kaçarken arkadaşları tarafından dövüldü. İlk açıklama. Daha sonra süreç başka boyutlara gidiyor, gerçek ortaya çıkıyor. Failler hakkında yargıda bundan sonra ne gelişir onu bilmiyorum. Ama bu mantıkla Ethem’in vurulmasındaki yargı aynı mantıkta çalışırsa hiçbir şey çıkmayacağı açık.

Abdullah’ın failleri hakkında hiçbir şey yok. Küçücük Berkin hala komada.

Şimdide damdan kendini aşağıya atan gencecik bir Ahmet. Biri kurşuna atlıyor kafasını kurşuna getiriyor. Öteki damdan atlıyor düşüyor.

Değerli arkadaşlarım, bu açıklamalar karşısında daha önce yapılan açıklamalardaki saçmalıklar gözönüne alındığında Ahmet’in ölümüyle ilgili düştü de öldü açıklaması insanlarda çok açıktır ki çok ciddi soru işaretleri oluşturuyor.

Değerli arkadaşlarım, kısaca yönetemeyen bir iktidar, yönetilemeyen bir Türkiye. Fotoğraf bu. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde korkuyla, vehimle, kuşkuyla, barışçı, şiddet içermeyen, demokratik anayasal hakları olan gösteri yapma ve protesto hakkını kullanan insanlara şiddete başvurulmadığı sürece hiçbir zaman polis tarafından şiddet uygulanmaz. Bu temel bir gerçektir. 10 kişi elinde karanfille bir açıklama yapmak için yan yana geldiğinde o 10 kişi, 1000 kişi olmasın diye hemen gaz, cop, su, baskı, plastik mermi, Türkiye’nin cari açığı artıyor ilerde hesaplamak lazım biber gazı ithalatından doğan faktörde var mı acaba cari açığın artışında? Türkiye’de ilk defa İstanbul’da Taksim’de sıkılan gazlardan dolayı Kasımpaşa’da oynanan uluslararası bir futbol maçı, bir milli maç, genç milli maçı 1,5 saat ara verilmek zorunda kalınıyor. Stada çöken gaz bulutu yüzünden. Ve bu ülke olimpiyat alacak. Hepimiz istiyoruz İstanbul’da olimpiyat yapılmasını. Sayın Genel Başkanımızda vurguladı üç imparatorluğa başkent yapmış, kültürlerin birleştiği dünyanın en güzel coğrafyası, en hoşgörülü insanların yaşadığı yer bunda hiç şüphe yok. Ama bu tarzda yönetilen bir Türkiye’de olimpiyat değil ölümpiyat çalışıyor şuanda. Belki destan yazan polisler atıcılıkta birinci olurlar ölümpiyatta.

Değerli arkadaşlarım, dünyada başka bir örneği yok. Bunu söylemek istiyorum.

Şimdi Sayın İçişleri Bakanının gündüz açıklaması var. Israrla polisle çatışmak isteyen gruplar şeklinde sunuyor. Oysa dün Taksim platformu Hatay’da yitirdiğimiz Ahmet için ellerinde karanfille bir basın açıklaması yapacaklardı Taksim’de. Var mı bunda bir şiddet? Müsaade edilmiyor. Elinde karanfil olan, basın açıklaması yapacak olan gruba derhal en ağır şiddette karşı koyuş. Yaşanan saçmalıklar, basiretsizler, öngörüsüzlükler sonrası yeni geliştirecekleri sloganlar bugün bir gazetenin köşe yazısında var. Suriye’ye giremedik bari ODTÜ’ye girelim tarzında özetlenebilir. Ya da yurtta savaş, dünyada savaş diye ulu önderin o bütün dünyaya örnek olabilecek olan özdeyişi bugünkü iktidarın dilinde bu kalıba dönüştürülebilir.

Değerli basın mensupları, ne yapıyor hükümet? Sayın İçişleri Bakanı da memur onu da görüyoruz. Doğrudan bu şiddet kullanma emrini veren kişi Başbakan. Bunu ifade ettik Evet ben verdim dedi. Çünkü korkuyorum diyor. Çünkü bana komplo yapılıyor diyor. Şimdi ne yapıyor hükümet o zaman? Hükümet sokakta, sosyal medyada, statta, üniversitelerde muhalif avında. Kim muhalifse bir şekilde enterne edilmeli. Bir şekilde kovuşturulmalı, soruşturulmalı.

Diğer yandan PKK isyan peşinde, şantaj peşinde. Esnaf, köylü, emekli, çalışanlar, ticaret yapanlar can derdinde. Çok sayıda esnaftan ve köylüden telefon geliyor değerli arkadaşlarım. Bakın bazı rakamlar vermek zorundayım. Daha önce ayçiçeğinden bahsetmiştik hatırlayacaksınız. Daha önceki senelerde, geçen sene hemen 1500 – 1550 lira civarında olan ayçiçeği fiyatı bugün açıklanan fiyat 1170 lira. Trakya yanıyor, İç Anadolu bölgesi yanıyor. Karadeniz bölgesinin Samsun, Amasya, Tokat ayçiçeği yapılan bölgeleri isyan halinde. Şimdi köylünün hakkını savunma durumunda olan ziraat odaları, akil adam olmasını biliyorsun, ayçiçeği üreticisinin çektiği sıkıntı karşısında, eziyet karşısında daha ağzınızı açıp bir tek kelime söylemediniz. Ne işe yarıyor ziraat odaları? Bugün iktidarın uyguladığı yanlış politikaların boyun kırıp kabul edildiği yerler mi bunlar, yoksa çiftçinin, üreticinin, köylünün hakkının arandığı, emeğinin kollandığı yerler mi? Bütün kurumları, STK’ları susturulmuş, yandaş yapılmış bir Türkiye.

Değerli arkadaşlarım, telefon eden esnafın biri bıraksın diyor Başbakan bu Suriye’yi, Mısır’ı, şurayı burayı diyor artık gelsin bize gelsin diyor. Ben geçen sene 2 trilyonluk iş hacmim vardı, yanımda 200 kişi çalışıyordu. Hiçbir ödeme güçlüğüm yoktu aldığım verdiğim bakımından. 40 bin liralık bir senedi ödeyemedim tahsilat yapamadığım için. Şuanda sabıkalı duruma düştüm diyor. Bu telefonu eden kişi benim seçim bölgemden, Samsun’dan. 200 kişi yanımda çalışıyordu şuanda 4 kişi var diyor. Herkes korkuyor açıklayamıyor durumunu.

Değerli arkadaşlarım, bakın iktidar zincirinin mutluluk ve rant paylaşımı içinde olmayan işadamları ve esnaf dışında kalanlar gerçek bir sıkıntının içindeler. Bazı rakamlar söyleyeceğim. Karşılıksız çek nedeniyle mahkemeler tarafından verilen yasaklama kararı adedi 2012’de 418 bin 282. Karşılıksız çekler 2012 yılında bir önceki yıla göre %52,1 oranında artıyor, karşılıksız çeklerin tutarında ise %37,4 oranında bir büyüme yaşanıyor. Ocak – Temmuz 2012 döneminde protesto edilen senetlerin sayısı %9,7. Tutarı ise %24,3 Türk lirası cinsinden artıyor. Kobi kredilerinde takibe düşen oranları vermiyorum rakama boğmak istemiyorum sizi. AKP döneminde yıl içerisinde açılan icra dosyası sayısı %80, icra dairelerindeki toplam dosya sayısı ise %110 oranında artış gösteriyor. Her yerde bol bol yeni icra dairesi yapılıyor. İşin bir başka gerçeği de bu. Ama insan korkuyor, konuşmuyor çoğu, konuşamıyor, şikayetini anlatamıyor, sıkıntısını kendi içinde yaşıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu değerlendirmeden sonra son günlerde KCK’nın bir açıklamasıyla ki, bu açıklamaları ya Kandil’den ya İmralı’dan kamuoyu duyuyor. Hükümet kanadından büyük bir sessizlik hala hüküm sürüyor. Şuana kadar bu çekilme süreciyle ilgili hükümet içerisinden yetkili, yetkisiz milletvekili düzeyi de dahil çeşitli açıklamalar yapıldı. Aslında çekilmiyorlar canım. Yaşlıları, hastaları geri çekiyorlar değil mi? Yeni insanlar daha kazandırıyorlar. Bu açıklamalar AKP yetkilileri tarafından yapılmıştı. Şimdi yani PKK’ya bölgeden aslında katılımların arttığını ifade etmişlerdi. Şimdi hiç lami cimi yok PKK ile görüşme trafiğini ayarlayan ve devleti meşru muhatap haline getiren kişi bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Türkçeyi net konuşmak gerekir. Bu görüşmeler, bu muhataplık sırasında ne almıştır, ne vermiştir, ne vaat etmiştir, ne karşı vaat almıştır? Bunlar konusunda hükümet tarafından hiçbir açıklama yok. Çıt yok. Muhalefetin, bilhassa Cumhuriyet Halk Partisinin değişik kereler Başbakanı konuşmaya davet etmesine rağmen bu konuda sessizliğini sürdürmüş sadece arada sırada çıktığı meydanlarda analar ağlamıyor diye demagoji yapmasını bilmiştir. Bugün geldiğimiz gerçek nedir değerli arkadaşlarım.

Şimdi başından beri söylediğimiz bir olay var. Türkiye’nin önemli bir sorunu Kürt sorunu. Bu sorunun çözülmesi gerekir. Bu sorunun çözülmesi için meşru zeminde yani TBMM’de meşru siyasi aktörlerle milletin önünde şeffaf, açık, net, dürüst ne gerekiyorsa konuşalım kardeşim. Olayı gayrimeşru sahaya taşıyıp terör örgütünü muhatap aldığınız zaman terör örgütünü artık siyasi muhatap haline getirirsiniz demiştik. Bugün geldiğimiz nokta odur.

Değerli arkadaşlarım, Başbakan bu taleplerimize hiçbir şekilde bir açıklık, bir yanıt getirmemiş, parlamentoya dönükte bir bilgilendirme ihtiyacı hissetmemiştir. Başından beri söylediğimiz meşruiyeti sorgulanacak, kendi yakın dönem siyasi beklentilerine dönük bir süreç üzerinde tüm toplumumuza ve bilhassa Kürt yurttaşlarımıza boş beklenti yaratarak vaatte bulunmak yanlıştır dedik. Diğer yandan eylemsizlik kararı devam edecek, çekilmeyi durduruyoruz diyen gruplar silahı ve terörü siyaseti rehin alma, siyasete şantaj yapma aracı halinde tutarak bu süreci devam ettirmek istiyorlar. İşin diğer yanında da bu var. Yani silah ve terör masanın üzerinde ya da kenarında duracak, bundan sonraki süreci bunların rehinliğinde, bunların şantajında götüreceğiz. Plan bu. Ve sen koskoca Türkiye olarak teslim oluyorsun.

Geldiğimiz noktada Sayın Başbakana seslenmek istiyoruz. Demokratikleşme konusunda şuana kadar sergilediğiniz ürkeklik, çifte standart yaklaşımınız, oyalama ve oyalanma taktiklerinizin boşluğu, uluslararası konjonktürün ortaya çıkarttığı Suriye gerçeği ve Rojava gerçeği, dış politikada girdiğiniz bataklık deminde söylediğim gibi derin bir yalnızlık değil aslında ürkütücü ve çileli bir yalnızlık. Bütün bu süreçler KCK tarafından son derece iyi okunup size ve ülkeye karşı şimdi silah ve terör şantajı kenarda tutularak bundan sonra adım atmanız isteniyor. Sayın Başbakan, bu gerçekleri sizin yandaş bellediğiniz, sizin sinirleneceğinizi, hiddetleneceğinizi bilerek konuşmayan, konuşamayan ya da ne idüğü belirsiz danışmanlarınız söyleyemezler. Gerçek bu, yaşadığın gerçek bu. Kapana kısıldın, kuyruğu kaptırdın halk deyimiyle söyleyeyim. Çırpınıyorsun. Sen değil miydin Mart, Nisan aylarında ortalığı ayağa kaldırdın. Yine yandaşlarınla bu CHP çözüm istemiyor, bu CHP barıştan yana değil diye ortalığı ayağa kaldırdınız. Cumhuriyet Halk Partisinin söylemi çok net ve açıktı. Böyle bir sorun var, bu sorun ulusal birliğimiz korunarak herkesin eşit hak ve hukuku paylaştığı eşit birer cumhuriyet yurttaşı olarak yer alacakları bir kavram içerisinde Kürt yurttaşlarımızın da bütün kardeşlerimiz tarafından Türkiye’de yaşayan bütün yurttaşlarımız tarafından makul karşılanabilecek, kabul edilebilecek tezler çerçevesinde haklarının teslimiyle meşru zeminlerde bunlar tartışılarak çözüme kavuşturulmalıyı söyledi Cumhuriyet Halk Partisi. Cumhuriyet Halk Partisi ne çözüme, ne barışa karşıydı. Cumhuriyet Halk Partisi bu süreci senin kendi siyasi emellerin için kullanmana ve Kürt yurttaşlarımızı bir kere daha kandırmana karşıydı. Keşke haksız çıksaydık.

Değerli arkadaşlarım, bu tablonun sonunda Kürt kardeşlerimizi bir kere daha Başbakanın en üst noktada aldattığı gerçeği ortaya çıkıyor. Bunun altını çizmek ve bunu tespit etmek gerekir. Boş beklenti yaratmak süreci daha da zorlaştırır Sayın Başbakan. Şimdi demokratikleşme paketi heyetler kuruluyor, Hakan Fidan’da var heyetin içinde. O da demokratikleşmeye katkı yapacak. Herhalde açıklanacak. Başbakana sunuldu deniyor. Başbakan sihirbaz mı değerli arkadaşlar? Demokrasi sihirbazın torbası mı? Başbakan torbadan tavşan mı çıkartacak demokratikleşmede. Ne bekliyorsunuz? Başbakanın kimliğini bir hatırlayalım. Başbakan ve demokrasi kavramlarının yan yana geldiğinde ne ifade ettiğine bir bakalım. Başbakan ve demokratikleşme. İsmet Paşa’nın deyimi geliyor. Hadi canım sende.

Değerli arkadaşlarım, şimdi Başbakanın demokrasi anlayışı belli. Kendi siyasi çıkarları neye müsaade ediyorsa, neye uygunsa o yönde bir adım atabilir ancak. Örnek mi? Cumhuriyet Halk Partisi 17 maddelik bir Demokrasi ve Özgürlükler Manifestosu koydu toplumun önüne. Seçim barajının indirilmesi veya kaldırılmasından, gösteri ve toplantı yürüyüşü hakkına kadar, düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasından terörle mücadele kanununa kadar, seçim yasalarından siyasi partiler yasasına kadar hepsini toplumla paylaştık, sizlerle paylaştık.

Şimdi gelelim Başbakanın demokrasi paketine. Seçim barajı indirilsin, kaldırılsın. Hop kardeşim. Bu bana yaramaz. Benim demokratikleşmemde bu yok. Ben getirmedim ki seçim barajını niye ben kaldırayım. Bu ifadeleri hatırlıyorsunuz değil mi? Bu paketi hazırlayacak ve sunulacak Başbakandan çıkıyor. Peki düşünce ve ifade özgürlüğünü sınırlayan yasalar da düzenleme yapalım. Ya da demokratik gösteri ve yürüyüş haklarını düzenleyen yasa değişikliğini gündeme getirelim. Başbakanın kafasından geçen bu demokratikleşme teklifleri karşısında. Bana ve iktidarıma muhalefet geliştirme olanaklarını güçlendireceksiniz öyle mi? Zaten sokaklarda uğraşıyorum. Devri iktidarımda böyle bir mantığa müsaade edebilir miyim? Arada sırada Başbakan düşüncesiyle konuşuyorum. Torbadan böyle bir paket çıkabilir mi? Mümkün değil. Peki seçim sistemini gözden geçirelim. Siyasi partiler yasasını gözden geçirelim. Başbakanın düşüncesi; ya ben bu sistemde tek seçici olarak, seçtiklerimde bana katıksız biat edecekleri bir sistemden niye vazgeçeyim kardeşim, niye milletvekillerini halkın seçmesine bırakıyım da halkın taleplerini benim yanlışlarıma rağmen onun üzerine çıkartarak bana ifade etme hakkını onlara tanıyım? Niye denetleneyim seçtiğim insanlar tarafından? Başbakan bu yönde adım atabilir mi değerli arkadaşlarım? Bu yönde demokratikleşmede bir sayfa açabilir mi? Mümkün değil. Yargının tam bağımsız olacağı, yürütmenin ipoteğinden çıkacağı bir değişiklik yapalım. Demokratikleşme için önemli. Böyle bir paketi nasıl onaylayabilirim? Delik deşik ederler beni. Peki, hani söz verdik, masalar kurduk, güya çalışıyoruz, çağdaş, özgürlükçü, sivil, her türlü vesayetten arınmış, gerçek bir anayasa, ya ben öyle dedim ama benim her türlü yetkiyi kullanacağım, hem başkanlık yetkisini hem başbakanlık yetkisini hem siyasi parti genel başkanlığı yetkisini kullanacağım tam başkanlık olursa bir anayasa olabilir. İşime gelen taraf o olursa olur. Başbakandan böyle bir mantık beklenebilir mi?

Değerli arkadaşlarım, Başbakanın bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Söyledikleri, yaptıkları değerlendirildiğinde bu beklentilerin ve ihtirasların şekillendirildiği bir kimlikten demokratikleşme çıkmaz. Bunu herkes aklına yazsın.

Efendim, paket açıklanacak, şu olacak… Geç onları. Söylediklerimi yapabilir mi? Adım atabilir mi? İrade geliştirebilir mi? Mümkün değil. Başbakan bundan sonra acı gerçek şudur, bundan sonra ülkenin çıkarları için değil, kendi siyasi çıkarları için ancak adım atabilir.

Değerli arkadaşlarım, Başbakandan demokratikleşme beklemek yaz ortasında kar yağar mı diye dua etmeye benzer. Böyle bir olay olmaz. İçeride yönetme iradesini kaybetmiş, dışarıda itibar görmeyen, ağırlığını yitirmiş bir iktidar bundan sonra ancak kaos üretir. Hiçbir zaman çözümde üretemez.

Değerli arkadaşlarım, bu konudan sonra Mısır ve Suriye’yi sona bırakıyorum. Son günlerdeki tartışma konularından bir tanesi cami-cemevi tartışması. Ben söylemesem de sizler soracaksınız. Şimdi bu konudaki görüşlerimi de söyleyeyim;

Alevi çalıştayları yapıldı. Öyle mi? Alevi açılımı geliştirildi. Öyle mi? Değişik toplantılar yapıldı. Cemevi tartışmaları hep sürüyor. Bir gerçeği sizlerle paylaşayım; en çok sömürdükleri alan, din ve vicdan özgürlüğü alanı. Din ve vicdan özgürlüğü alanında AKP adım atamayacak kadar maluldür. Şimdi bu konu, cami-cemevi tartışması bu konu naif, saf girişimlerle takiye konusu yapılamayacak kadar önemli bir konudur. Alevi kardeşlerimizin talepleri açık ve ortadadır. Burada hiç lafı kıvırmaya gerek yok. Lafı dolandırmaya gerek yok. Açık, net, kısa, öz söylüyorum. Cemevleri ibadethane statüsü almalıdır. Diğer inançların ibadet yerlerinin genel ve yerel bütçeden aldığı tüm katkılar, haklar cemevlerine de tanınmalıdır. Mezhep tercihli bir iç-dış politika takipçisi iktidarın bunu yerine getirmesi mümkün değildir.

Bir başkası, Diyanet İşleri Başkanlığının değişik konularda vesayet oluşturma makamı değil, Anayasada yazılan görev kapsamı içinde çalışması gereken bir kurum haline getirilmesi gereklidir.

Değerli arkadaşlarım, sadece Alevi yurttaşlarımızın değil hangi inançtan olursa olsun tüm kardeşlerimizin inanç özgürlüğü, ibadet özgürlüğü mutlaka karşılanmalıdır. Gerçek hoşgörü ve samimiyet budur. Farklı inançtan olan yurttaşlarımızın birlikte barış içinde yaşamalarının yolu değişik tartışmalara konu olduğu gibi devlet dairesi gibi ibadet kompleksleri oluşturmak değil herkesin hakkı olanı, hakkı olana teslim etmekten geçer. Bunun yolu da, bunun garantisi de din ve vicdan özgürlüğünün garantisi de sağından solundan samimiyetsizce, alçakça saldırıya uğratılan demokratik, laik, hukuk devleti yapısının güçlendirilmesinden geçer. Bu konuda söyleyeceklerim bunlar.

Değerli arkadaşlarım, Suriye’ye gelince şöyle özetleyeyim; 21 Ağustos’tan sonra olan gelişmelere bakalım. Dünyada savaş isteyen 1,5 insan kaldı. Biri anladınız, yarımı da anladınız siz kim olduğunu Türkiye’de. Ötekine yaptığı bu kadar hatadan sonra tam insan diyemiyorum çünkü. 1,5 insan kaldı dünyada. Rus diplomasisinin İran desteğiyle devreye girmesinden sonra Amerikan kamuoyunun Başbakan Obama’ya yaptığı muhalefet çıkışından sonra Başbakan Obama dahi Başkanlık yetkisi dışında temsilciler meclisine gitmeyi, senatoya girmeyi erteledi.

Hollanda’yı hiç söylemiyorum. Suriye’nin emperyal taleplerinin Suriye üzerinde 100 yıllık geçmişini biliyoruz. Bir kalktılar Fransız aceleciliğiyle yine Fransız aceleciliğiyle oturdular. Fransız halkının %68’i istemiyor. Savaşa karşı. Türk kamuoyu da öyle. Şimdi hepsi döndü. İngiltere biliyorsunuz meclis baştan kesti işi. Geriye kaldı 1,5 insan dünyada. Savaş çığırtkanlığına devam eden. Savaşta savaş diyen, belki bu karambolde içeriyi tekrar konsolide ederim kaygısını sürdüren 1,5 insan kaldı.

Değerli arkadaşlarım, son gelişmeler ortada. CHP burada da haklı. Başından itibaren Suriye’de çatışan tarafların yanında olmadık. Suriye halkının yanında olduk. Suriye halkının refahından, demokrasisinden, sağlıklı bir düzen içerisinde yaşamalarından yana olduk. Söylediğimiz hep şu idi; bir konferans. Türkiye’nin de burada ağırlıklı öncülük yapması. Bizim savaş papağanları bunu duymadılar. Bugün geldikleri nokta biliyorsunuz, hem mevcut yönetimin hem muhalefet, temsil eden radikal unsurlar dışındaki kesimlerin tekrar Cenevre’de bir araya gelerek kimyasal silah stoklarının tesliminden sonra Suriye’de bir ateşkesin sağlanıp daha sonrasının diplomatik yollarla çözümüne gideceği bir aşamaya geldi.

Niye bu kadar vaveyla ettiniz? Niye bu kadar bağırdınız, çığırdınız? Niye bu kadar Türkiye’yi itibarsızlaştırdınız? Sayın Başbakan sen dönüp ikide bir sormaz mısın şu dışişleri Bakanına? Kardeşim, niye ikide bir beni boş havuza itiyorsun diye. Senin fırçaların meşhur, öyle diyorlar. Sokaktaki gariban çiftçiye atıyorsun fırçanı. Şehit babasına atıyorsun fırçanı. Gazeteciye atıyorsun fırçanı. Dön, senin bu çukurun içine sokan Dışişleri Bakanına iki kelime laf söylemeyecek misin? İşte ürkütücü, tedirgin edici yalnızlık diye tarif ettiğimiz süreçlerden Suriye boyutu bu.

Efendim, CHP niye Mısır’a gidiyor? CHP niye Irak’a gidiyor? Biz kiminle bozuşsak CHP oraya gidiyor. Burada önce bir ifşaat var. İtiraf var. Yani sen bozuştun herkesle, bunu sen kendin itiraf ediyorsun. Sayın Çelik’in sözleri üzerine söylüyorum. Bozuştunuz. Irak merkezi hükümetin muhatabın değil. Suriye’de şu anda çatışmaya rağmen mevcut yapı muhatabın değil. Mısır muhatabın değil. İran buzlu cam arasından bakıyor sana zaten. İleride bana dönük bir strateji içerisinde bugün bu savaş çığırtkanlığını yapanlar yarın kim bilir bana dönük bir hareket yapıldığında nelerin içine girerler diye hesabını yapıyor İran. Doğru mu?

Muhatabın yok senin. Meşru muhatabın yok bölgede. Muhatabın var; El Nüsra, El Kaide, İmralı, Kandil. Düşünebiliyor musunuz? Türkiye Cumhuriyeti hükümeti uluslararası politikada dış politikada geldiği nokta meşru muhatabı olmayan bir devlet.

Değerli arkadaşlarım, Irak’a gittiler, Sayın Genel Başkanımızın başkanlığında. Her toplum kesimiyle görüştüler. Mısır’da da aynı şekilde. Sizin kırdığınızı, döktüğünüzü tamir etmeye çalışıyoruz ve açıkça söylüyoruz, bir devlet politikası değildir Türkiye’nin dış politikası. AKP politikasıdır. Türkiye Cumhuriyeti devleti AKP’den büyüktür. Çoğulculuğa dayanan bir sistemi vardır. CHP Türk halkıyla Mısır halkı arasında her kesimden, her düşünceden Mısır halkı arasında bir sorun olmadığını tarihten gelen bağlarının devam ettiğini, her iki ülkenin de bölgesinde stratejik öneme sahip ülkeler olduğunun altını çizerek gidiyor. 600’den fazla işadamının 2 milyar dolarlık yatırımı var Mısır’da değerli arkadaşlarım. Her kesimle görüşüyorlar.

Efendim, siz darbecilerden darbe öğrenmeye gittiniz. Çok ucuz konuşuyorsun Sayın Başbakan. Demagojiyi bile beceremiyorsun artık, o kadar sıkıştın ki. Evvelden bir miktar yapardın. Şimdi onu da beceremiyorsun artık. Bu hiç ağzına yakışmıyor ne senin ne sözcülerinin. El Beşir’i Sudan’da katliam suçuyla uluslararası mahkemede mahkum edilmiş, dünyada hiçbir yere gidemeyen adamı Türkiye’ye kapı komşusu yapan sizsiniz. Eliniz nasır tuttu diktatör eli sıkmaktan şimdiye kadar.

Gazze’de Abbas’ı dışlayıp bir tek Hamas’la mezhepdaşlık uğruna ilişki kurup Gazze’yi de Filistin’i de öksüz bırakan sizsiniz. Kaddafi’nin çadırlarında ödül almaya, ayaklarınız vücudunuzun en arka yerine değerek koşan yine sizsiniz. Suriye’deki iç çatışma başlamadan önce yine Suriye’de tek parti rejimi vardı. Yine demokrasi yoktu. Yine baskı vardı. Yine El Muhaberat vardı. Yine Türkmenler, Kürtler, Araplar baskı altındaydı. Evet, o zaman Esed değil Esad’dı. Gidip gelmekten yorulmadınız mı? Birbirinizle kucaklaşmaktan. Senin söyleyecek lafın yok bu konuda. Bunları hatırlatır adama, yüzüne vururlar. El Beşir’in dostu sensin. İnsan kasabı denen Şaron’la kucaklaşan sensin. Zamanının Kaddafi’sinin ayağına gidip ödül alan sensin. Daha sonrada linç edilmesine alkış tutan sensin.

Şimdi kalkmışlar CHP’ye laf söylüyorlar. CHP görüşmeleri sırasında değerli arkadaşlarım, Mısır’daki her siyasi görüşten kesimle görüşüyor. Bugün sanayi ve ticaret bakanlığıyla görüşmeleri oldu arkadaşlarımızın. Yaşadığımız gerginliğin ticarete yansımaması gerektiğinin altı çizildi, karşılıklı ve orada iş yapan Türk firmalarının sıkıntıya uğramaması için Mısır tarafından da konuya bu çerçeveden yaklaşılması gereğinin özenle bizler tarafından da iletisi yapıldı ve anlayışla karşılandı haberleri geliyor.

Daha sonra Anayasa Partisiyle görüşüldü ve ondan sonra Hürriyet ve Adalet Partisi yani darbe girişimiyle iktidardan uzaklaştırılan İhvanla, İhvanın iki eksi bakanıyla arkadaşlarımız görüştüler. Buradaki açıklama daha sonra kendileri yaparlar ama ihvan yetkililerinin söylediği de, biz Türkiye’de hiç kimseyi ayırt etmiyoruz. Türkiye’de herkese eşit yaklaşıyoruz ve Türkiye’nin tamamına dönük samimi duygularımızı besliyoruz. İhvan dahi Türkiye’ye dönük bir ayrım yapmıyor, sen Mısır halkına dönük bir ayrımın içine giriyorsun. Üstüne vazife olmadığı halde.

Değerli arkadaşlarım, güven artırıcı önlemler gelişir. Demokratik süreçlerde tutuklar konusunda adım atılır ve Dışişleri Bakanının söylediği gibi 9 ay içerisinde demokratikleşme ve anayasa paketinden sonra Mısır’ın demokrasiyi tesis edecek adımlar atmasına herkes katkıda bulunacak, CHP’de bu görüşlerini belirtti.

Bugün şimdide, El Eser Şeyhiyle oradaki tanımıyla büyük imamla görüşmeleri var. Bu da önemli bir görüşme. Daha sonrada Mısır’da önemli bir nüfus oranına sahip Kıpti Kilisesi temsilcileriyle görüşecek arkadaşlarımız. Mısır’ın tümünü kucaklayan, Mısır’a Türk halkının tümünün kardeşliğini, sevgilerini ileten, bir an önce demokrasiye geçerek barış ve kardeşlik içerisinde bu bölgenin önemli bir ülkesi olarak Mısır’ın bundan sonrasında devam etmesi konusundaki düşüncelerimizi iletiyorlar.

İlettikleri eleştiriler boş. Gerçek dışı. Dönüp özeleştiri yapmaları lazım bu konuda. Biz yıktık, neleri perişan ettik, neleri kırdık, döktük diye düşünmeleri lazım. Kafa kafaya verip CHP’ye eleştiri getirecekleri yerde özeleştiri yapmaları lazım.

Evet, değerli arkadaşlarım, sizlerin benim söyleyeceklerim dışında ben bütün konuları özetlemeye çalıştım. Sorularınız varsa alabilirim.

Vişne Haber Ajansı

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları