loading
close
SON DAKİKALAR

Zorunlu İmam Hatip hak ihlali

Zorunlu İmam Hatip hak ihlali
Tarih: 08.09.2014 - 13:00
Kategori: Eğitim

Çocukların zorunlu olarak imam hatip liselerine kaydedilmesi Avrupa İnsan Hakları sözleşmesine göre suç.

Eğitim Reform Girişimi Direktörü Batuhan Aydagül ile görüştü. Aydagül, Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğrencileri zorla imam-hatiplere yerleştirmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre suç olduğunu söyledi. Aydagül, “İmam-hatip zorunluluğu, temel insan haklarının ihlal edilmesi anlamına gelir” dedi.

15 yaşında bir genç... Dinle pek arası yok, öyle bir kültürde büyümemiş. TEOG sınavlarında iyi puan alamamış ve sistem öyle yerleştirdiği için imam hatip lisesine gitmek zorunda. Ne olur böyle bir öğrencinin hissiyatı, eğitime, ülkeye, hayata karşı tavrı?
O gençle empati kuralım ama ondan önce burada çok temel, hukuken açık bir insan hakkı ihlalinden bahsediyoruz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre eğitim herkesin hakkıdır ve çocuğa ailenin inançlarına aykırı bir eğitim, verilemez. Ailenin ille ateist olması da gerekmiyor. Sadece din eğitimi istemiyor olabilir. Ailenin inançlarına aykırı olarak, başka alternatif yaratmayarak, zorunda bırakarak, şartları öyle hazırlayarak bu çocuğu İmam Hatip Lisesi’ne gönderdiğiniz takdirde, mahkemede ihlal olarak kabul edilme potansiyeli yüksek bir şey yapıyorsunuz, demektir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar gidecek bir mesele, değil mi bu?
Kesin öyle. Nasıl ifade özgürlüğü var, nasıl işkence yasağı var, bu da öyle... Ama bugün ilk 8 yıldaki eğitimde dua ezberlemek zorundasınız. Ateist bir anne babanın çocuğuna sure ezberletmek onun insan hakkının ihlalidir.

Gençler, bu imam hatipe gitme zorunluluğuna nasıl tepki verecek?
Bu bildiğim bir konu değil ama şunu söyleyeyim. Bir araştırma yapmıştık. Liseyi bırakan öğrencilerin yüzde 75’i 9. sınıfta bırakıyordu. Öğrenci aldığı eğitimden çok mutsuzsa bırakıp gidiyor. Zorunlu eğitim var ama fark etmez, bunlar ergen. Ergenleri okulda tutmak zor iş, zaten zorla tutmamalısınız. İmam Hatip’lerde ve meslek liselerinde okul terki olur.

Genel olarak, AK Parti eğitimi demokratikleştirme konusunda nasıl bir performans gösterdi?
Türkiye’nin önünde müthiş bir fırsat vardı, eğitimde sivilleşme ve demokratikleşme yakalamak için. Bu fırsat tamamen kaçırılmadı. Bugün Türkiye’deki okullarda farklı anadiller öğretilebiliyorsa, hakkını verelim, bu, çok önemli bir demokratik kazanım. Ancak daha bütüncül bir resimde, aktif yurttaş yetiştirme yönünde atılan adımlar özellikle 2011 seçimleri sonrasında yön değiştirdi. Son dört yılda yapılanların, Türkiye’nin eğitim ihtiyaçlarıyla uyuşmadığı çok açık. Ne 4+4+4, ne TEOG, ne müdür atamaları... Bunlar siyasi öncelikler, eğitim öncelikleriyle hiç alakası yok.

Nasıl bir zinhiyetle belirliyor AK Parti eğitim politikalarını
Önceden meşru olmayan bir askeri otorite vardı şimdi meşru sivil otorite var. ama bu ikisinin konulara yaklaşımı çok benzer. Buna en iyi örnek 1997’deki 8 yıllık temel eğitim kanunuyla, 2012’deki 12 yıllık temel eğitim kanunu. İkisinde de iyi bir şey yapılıyor gibi gözüküyor -nitekim eğitimin 8 yıla çıkması da 12 yıla çıkması da çok önemli- fakat birinin hedefinde imam hatip ortaokullarını kapatmak, diğerinde açmak var. Bunu AK Parti 2012’de yaparken, 1997’de ANAP-DSP-MHP’ninkinden farklı bir yol izlemedi; ¨Ben bunu yapacağım¨ dedi. Halk o zaman da sokağa dökülmüştü, Meclis’te patırtılar olmuştu. Fakat Meclis’te çoğunluğa sahip olanlar bunu geçirmişti. Şimdi de aynısı oldu. Böyle olduğunda sivilleşmenin ve demokratikleşmenin en önemli parçası olan çoğulculuk sağlanamıyor.

Erdoğan "dindar nesil yetiştirmek" ten bahsetmişti. Sizce eğitimde adımlar bu hedefe göre mi atılıyor?
Ülkede din eğitimi arttı, seçmeli dersler geldi, 4+4+4 sistemiyle İmam Hatip’lerin ortaokulları açıldı, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın verdiği son rakamlara göre İHL’lerin sayısı son beş senede yüzde 90 arttı. Beni daha çok endişelendiren, ¨Bu okullar daha yücedir, diğerleri tu kakadır¨ algısı verilmeye çalışılıyor. Hem İHL mezunları derneği başkanlarının hem Cumhurbaşkanı’nın söylemlerine bakarsak İmam Hatip’ler bu ülkenin geleceği. Diğer okullardaki yüzde 88, bu ülkenin geleceği değil! Bütün bunlar, dindar nesil yetiştirmek mi, herkes kendisi karar versin.

İHL sayısının artırılmasını eğitim politikası açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Durumu tek başına İHL artışıyla değerlendirmek mümkün değil. Bu okulların sayısı yüzde 90 artırılabilir. Ama bu yapılırken, gerek İmam Hatip’lerdeki gerekse diğer liselerdeki öğretim niteliğinin artırılması için öğretmenlere inanılmaz bir eğitim kampanyası başlar, çocukların eleştirel düşünme becerilerini kazanabilmesi için bir altyapı kurulabilir... İHL’lerin sayısı artırılırken ne yapılmadığı daha önemli. Asıl sorun ve beni asıl korkutan, işin gidişatını esas etkileyecek bu kısmın gözardı edilmesi.

İmam Hatip’lerin sayısı artırılıyor ama eğitimin niteliği artırılmıyor... Yani Matematik, Türkçe’ye ya da çocukların eleştirel düşünmesine odaklanmayan ama din eğitimine odaklanan bir sistem ortaya çıkıyor, öyle mi?
Evet, tam bunu söyleyebiliriz. Önceki sekiz yılda eğittim politikalarının daha ekonomik ve sosyal gelişim odaklı olduğunu, 2011’den bu yana ise daha kültürel ve siyasal bir ideoloji odaklı olduğunu söyleyebiliriz. Son dört yılda bakanlığın önceliğinin eğitimin güncel ve daha acil ihtiyaçları yerine siyasi iktidar tarafından meşru olarak tespit edilmiş bir hedefe yönelik olduğunu düşünüyorum.

Yoksullara layık görülen eğitim

İmam hatip lisesi (İHL), meslek lisesi, Anadolu lisesi... Okulların bu şekilde ayrıştırılması nasıl sonuçlar doğuracak?
Şunu unutmayın ki, öğrencinin 8. sınıfta aldığı puan onun arka planıyla çok alakalı; anne-babanın eğitimi, ailenin geliri, çocuğun kendi odası olup olmadığı, evde internet olup olmadığı... Bu sistemde, TEOG’da yüksek puan yapan, zaten avantajlı çocuğa yüksek; dezavantajlı çocuğa ise küçük tabure veriyorsunuz. Bir ülke bundan daha göz göre göre eşitsizlikleri körükleyemez. Bunun içinde imam hatip küçük bir yere oturuyor bence. Asıl dert, İmam Hatip’e gidenin de meslek lisesine gidenin de ikinci sınıf eğitim almaya mahkum edilmesi. Keza, aralarında iyi eğitim verenler varken bu okullarla ilgili bu imajın kuvvetlendirilmesi. Ben,Türkiye’nin, imam hatip lisesini tartışırken, oraya gidenlerin kalitesiz eğitim almalarının çok yüksek ihtimal olduğunu bilerek tartışmasını istiyorum. Çünkü bu çocuklar da bizim çocuklarımız.

Eskiden de sınav vardı, şimdi farklı olan ne?
Eskiden de öğrencileri seçiyorduk. En iyileri Galatasaray, Ankara Fen gibi okullara yerleştiriyorduk, kalanları coğrafi olarak dağıtıyorduk. Fakat şimdi bütün öğrencileri puanlarına göre ayırıyoruz. 180 puanlılar bir yere, 200 puanlılar bir yere, 250 puanlılar bir yere... Eğitimde akran etkisi çok önemli. Siz akademik olarak ne kadar iddialı öğrenciyle bir aradaysanız, yukarı çıkma şansınız o kadar artar. Bu sistem, akran etkisini bu kadar çok ayrıştıracağı için eşitsizlikleri de artırma riski var.

Diyelim ki, iktidarın kafasında dindar nesil yetiştirmek gibi bir proje var. “TEOG sistemine göre projesini yoksullar üzerinden gerçekleştiriyor” diyebilir miyiz?
De facto (fiili olarak) öyle gerçekleşiyor. Yüksek puan alan güçlü, kendi tercihini yapabiliyor ve genellikle Anadolu lisesine gidiyor. Puanınız düşükse yani çok büyük ihtimalle yoksulsanız sizi bu seçeneksizliğe maruz bırakıyorlar. Ne yazık ki, tasarım itibariyle sistemin yoksullara layık gördüğü ya din ya da meslek ağırlıklı eğitim.

Önce iyi eğitim, din eğitimi değil

Türkiye’de dini eğitim talebi var mı? Veli, nasıl bir eğitim istiyor?
Türkiye’de aileler çocuklarının sosyal hareketliliğini sağlamak istiyor. “Çocuğum ekonomik ve sosyal olarak benden daha iyi yere gelsin” diyor. Bunun için de nitelikli eğitim istiyor. ¨Bununla beraber, çocuğum dinini de öğrensin¨ diyenler de vardır. Ama zaten, amaç din öğrenmekse, artık seçmeli derslerle diğer liselerde de ciddi anlamda dini eğitimi alabilirsiniz. Ayrıca, TEOG’da imam hatip ve meslek liselerinin taban puanı çok düşük. Bu, talep meselesi olsaydı, yüksek puan alanlar İHL’ye giderdi.

Türkiye’de dini eğitim talebi var mı? Veli, nasıl bir eğitim istiyor?
Türkiye’de aileler çocuklarının sosyal hareketliliğini sağlamak istiyor. “Çocuğum ekonomik ve sosyal olarak benden daha iyi yere gelsin” diyor. Bunun için de nitelikli eğitim istiyor. ¨Bununla beraber, çocuğum dinini de öğrensin¨ diyenler de vardır. Ama zaten, amaç din öğrenmekse, artık seçmeli derslerle diğer liselerde de ciddi anlamda dini eğitimi alabilirsiniz. Ayrıca, TEOG’da imam hatip ve meslek liselerinin taban puanı çok düşük. Bu, talep meselesi olsaydı, yüksek puan alanlar İHL’ye giderdi.

Bir ülkede din eğitimi nasıl verilmeli?
Biz, ERG olarak bu konuda, çoğulcu bir şekilde çalışma yaptık 2005’te. Çıkan sonuç; bir, Türkiye’deki din kültürü ve ahlak ilgisi dersinin, hâlâ din öğrettiği için zorunlu olmaması gerekir. Zorunlu olacaksa İslam’ın Sünni mezhebini öğreten ders olmaktan çıkıp dinler hakkında, bir tarih felsefe dersine dönüşmesi lazım. İki, dini eğitim talebi meşrudur ve buna devletin cevap vermesi önemlidir. Okul ortamında da bu talebe cevap verilebilir. Ama zorunlu değil, seçmeli değil, isteğe bağlı şekilde. İsteğe bağlı olduğunda, velilerin talebi üzerine hafta sonlarında gerçekleşir, öğrenciye not verilmez. Bu, herkesin talebine cevap veren, çocuğun temel dini bilgileri alabileceği, azınlıkların haklarını koruyan, öğrencinin seçmeli ders saatinde sanatla, sporla uğraşmasına izin verecek ideal yoldur.

2012’de Meclis, okullara seçmeli din dersi koyarken seçmeli değil de isteğe bağlı olarak koysaydı, insan hakları normları çerçevesinde çok olumlu olacaktı. Okulda isteğe bağlı din dersi verdiğiniz zaman İHL’lere çok ciddi alternatif de yaratmış olursunuz. İHL’lerin var olma nedeni zayıflar.

Sizce, İHL’ler kaldırılmalı mı?
İHL’ler tarihsel ve toplumsal olarak, verdiği eğitimin çok ötesinde sembolik değere sahip. Bu noktadan sonra onların varlığını tartışmaya açmanın hiçbir yararı, gerçekçiliği oluğunu zannetmiyorum. Eğitimde bu kadar önemli sorun varken, enerjimizi onlara harcamamız gerekirken, İHL’nin kaliteli eğitimle durmasının hiçbir sakıncası olmaz. Ve oraya giden öğrencilerin de artık sürekli kamuoyunda tartışılan, bir tarafın şeytanlaştırdığı öbür tarafın kutsallaştırdığı bir sembolün parçası olmakla ilgili yaşayacakları dertlerin de ortadan kalkması gerekiyor.

Okuduğumuzu anlamıyoruz
Okullarda çocuklara verilen eğitimin niteliği açısından ne noktadayız?
Gelişme olmasına rağmen, PISA, TIMSS gibi uluslararası sınavlara göre, OECD liginde Meksika, Şili’yle beraber hâlâ en dipteyiz. Üst düzey öğrenme gerçekleştiren öğrencilerde OECD’de çok kötü yerlerde değiliz. Ama tehdit en alttaki öğrenci grubundan gelecek. Çocukların yüzde 40’ı, matematikte en alt düzeydeki becerilere sahip değil. Bu beceriler de gerçek hayatta dört işlemi kullanabilmek. Öğrencilerin yüzde 25’i okuduğunu anlamada çok sıkıntı çekiyor. Keza fende yüzde 30’u temel becerilere sahip değil.

Bu eğitim Türkiye’yi nereye götürür?
Türkiye’yi ne ilk 10 ekonomiye düzeyine çıkarır. Ne de ileri demokrasi dediğimiz, daha çoğulcu daha demokratik, daha haklarını bilen bir toplum olmaya götürür. Bir yandan orta gelir tuzağına bizi mahkum etme ihtimali çok yüksek. Bir yandan kutuplaşmış, siyaseti tartışarak değil kavga ederek yapan, yolsuzluğu sorgulamayan, sorgulayamayan insanlar.. Böyle devam eder. Bu eğitimle, ne batarız ne çıkarız...

Kahvaltı etmeyen çocuk sayısı arttı
4+4+4 sistemine geçerken çok tartışmıştık. Uygulamada neler oldu?
Biz bir araştırma yaptık. Uygulama sürecinin yeteri derecede özenli planlamamasından dolayı ilk sene aksaklıklar var. Özellikle okul dönüşümlerinde, ikili öğretimin yarattığı sorunlar arasında öğrenciler arasında akran zorbalığının arttığını, öğrencilerin notlarının düştüğünü gördük. “Öğle yemeği yemedim,” “Kahvaltı etmedim” diyen çocuk sayısı arttı. Umarım bunların çoğu geçiş dönemi sıkıntılarıydı MEB’in müdahalesiyle ortadan kaldırılacaklar.


Olan geçiş sürecindeki çocuklara olacak, öyle mi?
Veriler, ilk sene politika değişikliklerine maruz kalan çocukların öğrenim hayatları boyunca çok sıkıntı çekeceğini gösteriyor. MEB o çocukları aceleciliğiyle riske attı. Hiçbir çocuk riske atılmadan bu iş yapılabilirdi. Ama tercih çocuklardan yana değil siyasetçilerin taleplerinden yana kullanıldı.

KİMDİR?

Stanford Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde yüksek lisans yapan Batuhan Aydagül, 2007’de UNICEF ve Açık Toplum Enstitüsü’nün girişimiyle Liberya’ya gitti ve Eğitim Bakanlığı’nda “Liberya İlköğretimi Yeniden Yapılandırma Programı”nın koordinatörlüğünü üstlendi. 2003’te Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi bünyesinde kurulan Eğitim Reformu Girişimi’ne katılan Aydagül, 2010’dan bu yana kurumun direktörü.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları