Türkiye Barış Meclisi, başlatılan Öcalan ile diyalog sürecinin sevindirici olduğunu açıkladı...
Türkiye Barış Meclisi Dönem Sözcüsü
Hakan Tahmaz konu ile ilgili yaptığı basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
"İnsan olmak barış/çözüm çabalarına desteği gerektirir.
Oslo sürecine benzer bir süreç 18 ay sonra yeniden başladı. Bu gelişme hiç kuşkusuz her şeye rağmen sevindiricidir. Bu sürecin gelişip derinleşmesi ve nihayetinde Kürt sorununun demokratik ve adil çözümü herkese büyük sorumluluk yüklüyor.
Bunun için daha önceki benzer iki süreçte yapılan hatalarla ve izlenen siyasetle yüzleşmek gerekiyor. Özellikle
Oslo görüşmelerinden doğru dersler çıkarmak yeni sürecin kaderini belirleyecektir.
Bu noktada sorunu PKK’nin silah bırakmasına indirgemek veya kamuoyunun böyle algılamasına yol açacak girişimlerde bulunmanın sürecin kesintiye uğramasına yol açacağı ve güvensizliği derinleştireceği unutulmamalıdır.
Çözüm beklenen sorunun Kürtlerin eşit yurttaşlık haklarının teslim edilmesi ve bunun Türkiye’nin demokratikleşmesi gibi devasa bir sorunun bir parçası olduğu, PKK ve şiddetin ise bu sorunun türevleri olduğu bilince çıkarılmalıdır. Çözüm projesi bu gerçeklikle barışık olmalıdır.
Oslo sürecinde olduğu gibi politik hesaplarla nefret söylemine, milliyetçi diskurlara başvurmak ve çözüm sürecinin aktörlerini şeytanlaştırma çabası, acılarımızın dinmesini ve yaralarımızın kabuk bağlamasını zorlaştırıyor. Her türden milliyetçilikten ve nefret söyleminden uzak durmadan demokratik ve kalıcı çözüme ulaşamayız.
Sürecin Kürt sorununun çözümünü getirecek bir biçimde ilerleyebilmesi, hükümetin demokratik çözüm projesine ve bunu en geniş toplumsal kesimlerin desteğini alarak yürütmesine doğrudan bağlıdır. Sorunun çözümüne katkı sunacak konumda olan herkesi sürece samimiyetle dâhil etmek hükümetin sorumluluğudur. Bu, demokratik siyasal zeminlerdeki aktörleri ötekileştirerek değil, etkili ve işlevli kılarak gerçekleşebilir. Bu noktada ana muhalefet partisine de tarihsel önemde görev ve sorumluluk düşüyor. Özetle, ben yaparım olur anlayışından hızla uzaklaşılmalıdır.”
Bu süreçte en büyük sorumluluklardan biri de medya organlarına düşmektedir. Toplumu yanıltan, abartılı beklenti yaratan ve gerçeklerle ilgisi olmayan haber ve yorumlardan kaçınılmalıdır.
Oslo sürecinin kesintiye uğramasının ve sonrasında yaşananların, toplumda yarattığı tahribatta medyanın payı tartışma kaldırmaz. Medya organlarının, “misyon
gazeteciliği” yerine barış gazeteciliği yapmayı yeğlemeleri toplumsal, büyük bir arzudur. Yeni başlayan süreçte bilgi kirliliği yaratmamaya medya ve sürecin aktörleri özellikle önem vermelidir.
Oslo sürecinde ve sonrasında yaşananların yarattığı güvensizlik bugün toplumun çok geniş bir kesiminin yeni sürece temkinli yaklaşması sonucunu doğurdu. Demokratik Açılım sürecinde hükümete açık destek veren birçok köşe yazarı, akademisyen ve aydın yeni süreci kuşkuyla izlemekte ve endişelerini ifade etmektedir. Özellikle “seçim kaygısı ve anayasa süreci nedeniyle böyle hareket ediyor” türünden endişeleri gidermesi gerek.
Bu sürecin de öncekilere benzememesi için, 18 aydır derinleşen güvensizliği giderici adımlar atılmalı, demokratik hayatı boğan siyasal atmosfer dağıtılmalı ve kalıcı barış yönünde inandırıcı siyasal bir jest yapılmalıdır. Şiddetin toplumsal ve siyasal yaşamımızdan çıkması için çaba gösteren herkese düşen görev de, barış için atılan küçük bir adıma dahi büyük bir içtenlikle sahip çıkmaktır."
Türkiye Barış Meclisi
Vişne Haber Ajansı