loading
close
SON DAKİKALAR

Medyada bir dönem kapandı

Medyada bir dönem kapandı
Tarih: 18.01.2013 - 09:19
Kategori: Gündem

Usta gazeteci, televizyoncu, yazar Mehmet Ali Birand'ın geçirdiği ameliyatın ardından vefat etti...

Gazeteci, yazar, köşe yazarı, haber sunucusu, televizyon yapımcısı Mehmet Ali Birand 1964 yılında Abdi İpekçi'nin vasıtasıyla Milliyet gazetesinde mesleğe başlamıştı. Uzun süre Brüksel'e yerleşerek buradan muhabirlik yaptı ve 1985 yılında TRT 1'de 32. Gün adlı bir aylık haber programı yapmaya başladı. Türkiye 'de televizyon gazeteciliğinin gelişmesinde öncülük etmiş usta ismi için arkadaşları konuştu.


YAŞAR KEMAL: BİR KARDEŞ YİTİRDİM


Bir kardeş yitirdim. En kötü günlerimde de en iyi günlerimde de yanımda olan, üzüntümü, öfkemi, sevincimi yüreğinde duyan bir kardeşin acısını yaşıyorum. Mehmet Ali tek kelimeyle iyi insandı. Yüreğini herkese açık tutardı. Sürekli de öğrenmek, anlamak ve paylaşmak isterdi. Röportajlarımı merak eder, hep sorular sorar, sanki onları birlikte yaşardık. Mehmet Ali Birand gerçek bir gazeteciydi. Çok sayıda gazeteci yetiştirdiği kadar okuru ve izleyiciyi de yetiştirdi. Gazetecilik yaratıcılıktır, gazetecilik namus, ilke ve tutku ister, inatla çalışmak ister ve çok cesaret ister, kapı kulundan gazeteci olmaz. Gazetecilik yapılmaz, yaşanır. Mehmet Ali Birand gazeteciliği böyle yaşadı. Darısı bayrağı ondan devralanların başına..


CENGİZ ÇANDAR: 40 SENE GÖZÜMÜN ÖNÜNDEN GEÇTİ 


Kendimde değilim açıkçası, gerçi sabah burada mucize beklentisi içerisindeydik. Durumunun umutsuz olduğunu biliyorduk ama dediğim gibi bir mucize beklentisiydi. Haberi aldıktan sonra her şey film şeridi gibi uzun yıllar yaklaşık 40 sene gözümün önünden geçti. Ve sanki hiç olmayacakmış gibi bizi yaşamaya alıştırmıştı. Daha ağır kanser ameliyatı geçirdikten sonra 1 buçuk yıl önce bile o nedenle öleceğine hiçbir zaman inanmadığını söyleyip giderek daha enerjik bir hayat sürmeye başladı. Hayata o kadar tutkun biriydi ki sanki hiç böyle bir şey olmayacakmış gibi dediğim gibi bizi onunla beraber yaşamaya alıştırdığı için hayatın yoksullaştığını son bir saattir hissediyorum bütün ülkenin hayatı çok yoksullaşacak gibi.


ORAL ÇALIŞLAR: EN ÇOK GÖRMEK İSTEDİĞİ ŞEY KÜRT BARIŞIYDI


Televizyon gazeteciliğinin ve haber gazeteciliğinin en önemli ismiydi. Barışçı tavrı, insan haklarına olan tutkusu, demokrasiye olan kuvvetli bağlılığı ile haberciliğini yapardı. En zor ve en çetrefilli soruları sempatik bir tavır kurarak soran önemli bir röpörtajcıydı. En çok görmek istediği şeylerden biri ve belki en önemlisi Kürt Barışıydı. Son zamanlarda Kürt kökenli olduğunu vurgulamayı çok severdi. Büyük haksızlıklara uğradı. Hayati tehlikeler atlattı ve bütün bunların dik durarak geldi.


MEHMET ALTAN: DÜNYAYI TÜRKİYE'YE GETİRDİ

Çok eski tanıdığım bir dostumdu. Brüksel muhabirliği dönemlerinden tanırım. Mehmet Ali Birand denildiği zaman benim aklıma, gazeteciliği meslek onuruna bağlı yaşadı. Bunu görebilmek için 32. Gün’e başladığı zamandan bugün yazdıklarına bakmak yeterlidir. Türkiye’nin dünyalı olmasını istedi. Bunun için çok fazla çaba harcadı. İçine kapalı bir ülkeyi dışarı açan ve dünyayı buraya getiren çabaları vardı. Evrensel bir meslek onuru ile yaşam enerjisi yüksek biriydi. Ölüm haberinden bir önceki gün gece haber sunuyor ve hastaneye döndüğünde de bunu tekrar yapmayı hayal ediyor. Mehmet Ali Birand bu hastalığında da dik durdu, asla yakınmadı ve bunu duyurmadı. Çok güçlü bir şekilde taşıdı. Çok taze ve yeni bir kayıp acısının hemen ardından ben Mehmet Ali Birand’a bakınca, çok değerli öğrenciler yetiştiren, evrensel standartlarda mesleğini icra eden ve yaşam kıvancını asla kaybetmeyen bir dost görüyorum.


ERTUĞRUL ÖZKÖK: MODERN GAZETECİLİĞİN SEMBOLÜ

Mehmet Ali Birand ismi neyi temsil ediyor? Modern gazeteciliği... Türk gazeteciliğini Anglosakson standartlara çeken gazeteciliği...Kızmamayı, küsmemeyi...Kızdırsa da barışmayı... Barışsa da kızdırmayı... Ama bu insani duyguları hiçbir zaman “kin” ve “nefret” denilen duyuların sınırına taşımayan insan. Hastalıklar, sakatlıklar, yoksulluklarla geçen ıstırap dolu bir çocukluğa rağmen, hiç ezilmeyen bir kişilik. O küçücük mahalleden gelip de dünyanın en kudretli siyasetçilerinin karşısında samimi bir arkadaş gibi duran, seviyeyi hiçbir zaman bir alt basamağa indirmeyen bir gazeteci portresi.


ALTAN ÖYMEN: MEDYA İÇİN BÜYÜK BİR KAYIP

1967-68 yıllarında Milliyet’te çalışan genç bir muhabirdi. Kendisiyle o zaman tanıştım. Dostluğumuz hep devam etti. Bazen değişik gazetelerde birbirimizle rekabet ederdik, bazen beraber çalışırdık. Çetin bir gazeteciydi. Gazeteciliği de televizyonculuğu da mükemmeldi. Yıllarca Brüksel muhabirliği yaptı. Dünya olaylarının çoğunu Milliyet adına o takip etti. Türkiye’de televizyon yayınları başladığında televizyonumuzun dünyaya açılmasında öncü oldu. 32. Gün programı Türkiye’ye dünyayı gösteren penceresi gibiydi. Nerede bir olay çıkarsa 32. Gün onu yerinde izliyordu.

Ayrıca kitaplarıyla da birçok şeyin öncülüğünü yapmıştır. Türkiye’de silahlı kuvvetlerin yapısını gerçekçi bir şekilde ele alan, Kıbrıs hadisesinde tartışmalı konularının perde arkasını ilk açıklayan, Avrupa Birliğinin özelliklerini anlatan kitapları vardır. Bir de belgesellerini unutmamak lazım. Demokrat Parti dönemini 12 Mart’ı, 12 Eylül ve 28 Şubat sürecini anlatan belgesel dizileri yakın tarihimizin önemli olaylarını anlatan eserlerdir.

Ölümü Türk medyası için çok büyük bir kayıptır. Bir teselli noktası, Mehmet Ali Birand’ın birlikte çalıştığı birçok başarılı genç gazeteci ve televizyoncunun medyanın önemli görevlerindeki çalışmalarıyla onun gazetecilik anlayışının örneklerini vermeye devam ettirmeleridir.


SEDAT ERGİN: GAZETECİLERE KİTAP YAZMA GELENEĞİNİ YERLEŞTİRDİ


Türk basınında Mehmet Ali Birand pek çok nniteliksel sıçramayaptırdı. Önce Brüksel’de Türkiye’nin gerçek anlamdaki ilk yurtdışı muhabirliğini sergiledi. Sonra Türkiye’ye döndü ve televizyon gazeteciliğinin yerleşmesinde öncü bir rol oynadı. 32. Gün programı 1980’ler de başladığında Türkiye haberciliği için bir devrimdi. Ayrıca gazetecilerin belgesel ve kitap yazma geleneğini yerleştirdi. Çok sayıda öğrenci yetiştirdi. Bu yönüyle bir okuldu. Ondan söz ederken ayrıca Türkiye’de tabuların tartışılmasında ve de demokratik demokratik tartışma sınırlarının genişletilmesinde hayati bir rol oynadı. Bütün bunlar tek zamana ve hayata sığdırılacak bir şey değildir.


ALİ KIRCA: KENDİMİ ÇOK YALNIZ HİSSEDİYORUM

37 yıllık arkadaşım Birand ile haberleri izlerken aynı şeyi yapardık. Onunda karşısında komşu ekranlar vardı. O bana bakardı göz ucu ile, ben ona bakardım göz ucu ile. Şimdi Kanal D ekranına bakıyorum göz ucuyla Birand yok. Haberleri sunmuyor. Birand ile biz aslında hiçbir zaman rakip olmadık. 1982 yılında başladı bizim ortak yayıncılık hayatımız 'Yurttan, Dünyadan' programıyla. Türkiye'nin iyi kötü zamanlarını, dünyanın çirkin, güzel günlerini paylaştık onunla. Anlatmaya çalıştık Türkiye'ye... Özellikle 32. Gün bir dönüm noktasıydı. 32. Gün'de Türkiye'yi dönüştürme maceramız bütün zorluklar rağmen... O dönemi anlamak çok zor bugün yaşayanlar için dönüşte ama gerçekten çok zordu. Onun ölümünü Türkiye'ye gözyaşları içinde aktarmaya çalışan Umur koca adam olmuş. Biz Brüksel'de 32. Gün'e birlikte başlarken daha küçücük çocuktu. Elimizde büyüdü Umur ve bu akşam Türkiye'ye babasının ölüm haberini aktardı, içi yanarak elbette. Hiç rakip olmadık biz. Aslında hep paylaştık her şeyi. Yaptığımız şeyler, yapacağımız haberleri önceden haber verdik hep. O bana programların içeriğini sordu, ben ona sordum. Çünkü Türkiye'ye bir şeyler anlatmaya çalışıyorduk, 80'lerden bu yana. Aynı maceranın içindeydik aslında, aynı kaderi paylaşarak geldik. Öylesine bir dayanışmaydı ki bu, öylesine bir paylaşmaydı ki bu, biz izin günlerini bile birbirimize sorarak kararlaştırırdık. Geriye dönünce anlarsınız, o ekranda olmadığı zaman bende olmazdım. Çünkü biz konuşurduk bugün aramızda. Bugün ölüm haberini duyduğumuz ve yüreğimizin dağlandığı Birand, aslında çok zor bir süreci geçirdi son 2 yıl boyunca. Ağır bir hastalıktı onun ki ama inanın bana hastalığını hiç kimse ile paylaşmadı. Ne zaman telefon açsam, ne zaman karşılaşsak, sorsam 'nasılsın Mehmet Ali' diye, anlardı hastalığını sorduğumu. Ama 'iyiyiz' der geçip giderdi. Hiçbir zaman hastalığını öne çıkarmak istemedi. Türkiye'ye 80'lerden bu yana, yayıncılık alanında verdiği dersler gibi hayata dairde çok önemli bir ders vererek gitti. Dedi ki; herkese, hepimize, bütün Türkiye'ye, bütün insanlara, 'asılın hayata sonuna kadar. En ağır hastalıklar gelip sizi pençesine almak isteyebilir. Umursamayın onu, üstesinden gelin geçin, yoklayın, görmeyin, aslın hayata'. İşte onun için hiç aksatmadı programlarını, haberlerini, onun için daha 48 saat önce Kanal D Ana Haber ekranındaydı. Yine göz ucuyla baktım ona, göz ucuyla gördüm gülümsemesini ve aklımın ucundan geçmedi... Oysa bugün öğrendim ki haberler bittikten sonra hastaneye gitmiş, stend değiştirilmesi için. Rutin standart bir işlem ertesi sabaha kalmış. Ertesi sabah o rutin işlem sırasında ortaya çıkan bir komplikasyon kalbinin durmasına yol açmış. 32. Gün'ün adını vekaleten 32. Gün'ün adını Siyaset Meydanı'nda yaşatacağını belirterek, "Siyaset Meydanı'nda bugün 32. Gün logosu olacak. Bu akşam Siyaset Meydanı'nı 32. Gün içinde yapacağım. Merak etmesin Birand emanet bendedir. Biz yolculuğa beraber başladık vekaleten 32. Gün'ün adını Siyaset Meydanı'nda yaşatmaya devam edeceğiz. Yaşayacakta. Bunu herkes böyle bilsin. Ama kişisel bir duygumu da söylemek istiyorum, biz bu maceraya birlikte başladık dedim ya, birliktede gideceğini zannettik hep. Kişisel duygum şudur; bizim kuşağımızdan, beraber haberciliğe başladığımız kuşaktan Birand'da gitti. Ve şuanda kendimi çok yalnız hissediyorum. Yan ekrana bakıyorum ve Birand yok. Büyük bir yalnızlık benim için. 

radikal.com.tr

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları